Get the app

Limits and Punishments set by Allah (Hudood)

Sahih al-BukhariBook 86 of 9881 hadith
Read all of Sahih al-Bukhari offlineOffline, in the WhatSurah app. Free.Get the app
6772Abu HurayrahSahih

حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَبِي بَكْرِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ

أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «لَا يَزْنِي الزَّانِي حِينَ يَزْنِي وَهْوَ مُؤْمِنٌ، وَلَا يَشْرَبُ الْخَمْرَ حِينَ يَشْرَبُ وَهْوَ مُؤْمِنٌ، وَلَا يَسْرِقُ حِينَ يَسْرِقُ وَهْوَ مُؤْمِنٌ، وَلَا يَنْتَهِبُ نُهْبَةً يَرْفَعُ النَّاسُ إِلَيْهِ فِيهَا أَبْصَارَهُمْ وَهْوَ مُؤْمِنٌ».

وَعَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، وَأَبِي، سَلَمَةَ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِمِثْلِهِ، إِلاَّ النُّهْبَةَ

The Messenger of Allah (sallallahu alayhi wa sallam) said, “When an adulterer commits illegal sexual intercourse, then he is not a believer at the time he is doing it; and when somebody drinks an alcoholic drink, then he is not believer at the time of drinking, and when a thief steals, he is not a believer at the time when he is stealing; and when a robber robs and the people look at him, then he is not a believer at the time of doing it.”

Abu Hurayrah in another narration, narrated the same from the Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) with the exclusion of robbery.

আবূ হুরাইরাহ (রাঃ) হতে বর্ণিত। রাসূলুল্লাহ্ সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম বলেছেনঃ যিনাকার যখন যিনায় লিপ্ত হয় তখন সে মু’মিন থাকে না। কেউ যখন মদপান করে তখন সে মু’মিন থাকে না। যে চুরি করে চুরি করার সময় মু’মিন থাকে না এবং কোন ছিনতাইকারী এমনভাবে ছিনতাই করে যে, মানুষ তার দিকে অসহায় হয়ে তাকিয়ে থাকে; তখন সে মু’মিন থাকে না।[2] ইবনু শিহাব (রহ.) ..... আবূ হুরাইরাহ (রাঃ) সূত্রে নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম থেকে এরকমই বর্ণনা করেন। কিন্তু তাতে النُّهْبَةَ এর উল্লেখ নেই। [২৪৭৫]

مجھ سے یحییٰ بن بکیر نے بیان کیا، انہوں نے کہا ہم سے لیث نے بیان کیا، ان سے عقیل نے بیان کیا، ان سے ابن شہاب نے بیان کیا، ان سے ابوبکر بن عبدالرحمٰن نے بیان کیا اور ان سے ابوہریرہ رضی اللہ عنہ نے بیان کیا کہ رسول اللہ صلی اللہ علیہ وسلم نے فرمایا ”جب بھی زنا کرنے والا زنا کرتا ہے تو وہ مؤمن نہیں رہتا،

جب بھی کوئی شراب پینے والا شراب پیتا ہے تو وہ مؤمن نہیں رہتا، جب بھی کوئی چوری کرنے والا چوری کرتا ہے تو وہ مؤمن نہیں رہتا، جب بھی کوئی لوٹنے والا لوٹتا ہے کہ لوگ نظریں اٹھا اٹھا کر اسے دیکھنے لگتے ہیں تو وہ مؤمن نہیں رہتا۔“ اور ابن شہاب سے روایت ہے، ان سے سعید بن مسیب اور ابوسلمہ نے بیان کیا ان سے ابوہریرہ رضی اللہ عنہ نے نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم سے اسی طرح سوا لفظ «نهبة‏.‏» کے۔

Telah menceritakan kepada kami [Yahya bin Bukair] telah menceritakan kepada kami [Al Laits] dari [Uqail] dari [Ibnu Syihab] dari [Abu bakr bin Abdurrahman] dari [Abu Hurairah], bahwasanya Rasulullah Shallallahu'alaihiwasallam bersabda: "Tidaklah berzina orang yang berzina ketika ia berzina dalam keadaan beriman, dan tidaklah mencuri orang yang mencuri ketika ia mencuri dalam keadaan beriman, tidaklah ia meminum khamr ketika meminumnya ia dalam keadaan beriman, dan tidaklah ia merampas suatu rampasan yang berharga dan menjadi daya tarik manusia dalam keadaan beriman."

Dan dari [Ibnu Syihab] dari [Sa'id bin Musayyab] dan [Abu Salamah] dari [Abu Hurairah] dari Nabi shallallahu 'alaihi wasallam dengan hadits semisal, tanpa menyertakan kalimat rampasan

Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Zina eden kişi zina ettiği sırada mu'min olduğu halde zina edemez. İçki içen de içki içtiği sırada mu'min olarak içemez. Hırsız da hırsızlık yaptığı sırada mu'min olduğu halde hırsızlık edemez. Yağmacılık yapan kimse de insanların gözleri önünde yağmacılık ettiği zaman mu'min olarak yağmacılık ve çapulculuk edemez."

Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buhari'nin kullandığı bu başlık, zina etme ve şarap içmeden kaçın dırma anlamına gelmektedir. İbn Abbas'ın sözünü EbU Bekir b. Ebi Şeybe, Kitabu'l- iman'da Osman b. Ebu Safiyye vasıtasıyla mevsul olarak şöyle rivayet etmiştir: "İbn Abbas kölelerine gulam, gulam diye hitap eder ve şöyle derdi: Seni evlendireyim mi?

Zina eden hiçbir köle yoktur ki Allahu Teala ondan iman nurunu çekip almasın."(İbn Ebi Şeybe, Musannef, VI, 160) Bu hadisi Ebu Cafer et-Taberi Mücahid vasıtasıyla İbn Abbas'tan merfu olarak şöyle rivayet etmiştir: "Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimizi şöyle derken işittim: 'Kim zina ederse Allah onun kalbinden imanın nurunu çekip alır.

Eğer bu nuru ona geri vermek isterse geri verir. ,,, Bu hadisin Ebu Davud'da, Ebu Hureyre'den nakledilen şahidi bulunmaktadır. Yukarıdaki hadiste Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, imanın bulunmamasını zina fiilinin işlenmesi durumuyla kayıtlamıştır. Bunun gereği, kişi o fiili bitirdikten sonra imansızlık durumunun devam etmemesidir.

Doğru olan da budur. Hadisin manası, imansızlık durumunun sona ermesi kişinin o fiilden tam olarak vazgeçmesi durumunda sözkonusudur şeklinde de olabilir. Buna karşılık kişi sözkonusu günahta ısrarlı olduğu halde bu fiili bıraksa onu işleyen gibi olur. Bu gibi kimseden imansızlık durumunun devam etmesi daha isabetli olur. Muharibun bölümünde geleceği üzere hadisin bazı rivayet yollarında yer alan İbn Abbas'ın "Tövbe ederse imanı kendine döner" şeklindeki ifade de bu görüşü desteklemektedir.

Fakat Taberi'nin Nafi b. CUbeyr b. Mut'im vasıtasıyla nakline göre İbn Abbas şöyle demiştir: "Zina eden kişi zina ettiği sırada mu'min olduğu halde zina edemez. O fiili bitirdiğinde imanı kendisine geri döner. Bu rivayette "tövbe ettiğinde" şeklinde bir ifade mevcut değildir, fakat o fiili işlemeye ara vermesi sözkonusudur. Bu yaklaşımı günahta ısrarlı olan kimsenin durumunu söz konusu etmektedir.

Bir fiili işlemekte ısrarlı olan kimsenin günahı her ne kadar sürekli olsa bile bu günah, mesela hırsızlık fiilinde olduğu gibi onu doğrudan doğruya işleyen kimsenin ki gibi değildir. Hadiste geçen "nühbe" yağma edilmiş mal demektir. Bundan maksat, insanların elinden açıktan açığa ve cebren alınan mal demektir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "insanların gözleri önünde" ifadesiyle malları ellerinden alınan mağdurların durumuna işaret etmektedir.

Çünkü onlar mallarını ellerinden yağma eden kimselere bakmakta ancak buna mani olamadıkları gibi yalvaramamaktadırlar. Bu ifadenin yağmanın gizlenmeden yapılmasının kinaye olarak anlatım olması da muhtemeldir. Bu durumda ifade yağmanın vazgeçilmez bir niteliği olmaktadır. Hırsızlıkla, hile ve düzenbazlıkla malı zimmetine geçirmek (ihtilas) böyle değildir.

Çünkü bu fiiller gizlice yapılır. Yağmacılık ise hırsızlıktan daha beterdir. Zira bunda daha fazla bir cüret ve pervasızlık sözkonusudur. Nevevi şöyle demiştir: Bilginler bu hadisin manası üzerinde ihtilaf etmişlerdir. Araştırmacı bilginlerin ifade ettikleri isabetli ve doğru mana şudur: Bir kimse kamil bir iman halinde iken bu masiyetleri işleyemez.

Burada kullanılan ifade bir şeyin olmadığını belirten ifadelerdendir. Maksat ise onun kamil manada olmadığını ifade etmektir. Bu ifadenin benzeri şudur: Fayda veren hariç hiçbir ilim yoktur, ürün verip verimli olan hariç hiçbir mal yoktur, ahiret hayatı hariç hiçbir yaşantı yoktur. Hadisi bu şekilde açıklamamız, Ebu Zerr'in rivayet ettiği şu hadisten dolayıdır.

"La ilahe illAllah diyen kimse zina etmiş ve hırsızlık yapmış bile olsa cennete gider." Bir diğer hadis ise meşhur ve sahih olan Ubade hadisidir. Onun nakline göre "İnsanlar Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e hırsızlık yapmamak ve zina etmemek üzere bey'at etmişlerdir." Bu hadisin sonunda "Bu fiillerden herhangi birini işleyen kimse dünyada cezasını görür.

Bu ona kefaret olur. Dünyada ceza görmeyen kimsenin durumu ise Allahu Teala'a kalmıştır. Allah dilerse onu bağışlar, dilerse azap eder" cümlesi yer almaktadır. Bunun yanında bir de "Allah kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; Bundan başkasını, dilediği kimse için bağışlar"(Nisa 48) ayet-i kerimesi de vardır. Ayrıca ehl-i sünnetin büyük günah işleyen kimseler, şirk günahını işlemedikçe katir olmaz şeklinde icmaları vardır.

Burada yer verdiğimiz iki hadis, ayet-i kerime ve icma bizi bu ve benzeri hadisleri yukarıdaki şekilde açıklamak zorunda bırakmaktadır. Yaptığımız, doğru ve dil açısından uygun bir açıklama olup, dilde çok başvurulan bir yöntemdir. Nevevi son olarak şöyle der: Bazı alimler hadisi "Her kim haram olduğunu bile bile helal olduğuna inanarak zina ederse" şeklinde açıklamışlardır.

Hasan-ı Basri ve Muhammed b. Cerir et-Taberi şöyle demişlerdir: Hadisin manası o kişiden Allahu Teala'ın dostlarını isimlendirmiş olduğu övgü ismi çekilip alınır demektir. DQlayısıyla onun hakkında mu'min denemez. O kınanma ismini almaya layıktır. Bu yüzden ona hırsız, zinakar, facir ve fasık denir. İbn Abbas'ın "Böyle bir kişiden imanın nuru çekilip alınır" dediği nakledilmiştir.

Bu konuda merfu bir hadis bulunmaktadır. Mühelleb'in "Ondan Allah'a itaat noktasında basireti çekilip alınır" şeklinde mana verdiği nakledilmiştir. Hadisten Çıkan Sonuçlar ı. Zina eden bir kimse ister bekar, ister muhsan, ister zina ettiği kadın yabancı, ister mahremi olsun hadiste belirtilen tehdide dahil olur. Zinanın mahrem olan kadınla yapılmasının daha iğrenç, evli kimse tarafından yapılmasının daha büyük bir günah olduğunda hiç şüphe yoktur.

2. Haram olan dokunma gibi adına zina denilen fiiller hadiste belirtilen zina kavramına dahil değildir. Aynı şekilde haram olan öpme ve bakma da böyledir. Çünkü bunlara dinimizin örfünde her ne kadar zina denilse de burada zikri . geçen zinaya dahildeğildir. Sebebine gelince; bu fiiller "el-lemem" kelimesinin tefsirinde daha önce geçtiği üzere küçük günahlardandır.

3. Az veya çok çalan, hadiste sözü edilen tehdide dahildir. Yağmacılık yapan da böyledir. Ancak bu konu bizce tartışılır. Aralarında bazı Şafii alimleri olmak üzere bir grup bilgin gasbın büyük günah olması için gasbedilen maun nisab miktarı olmasını şart koşmuşlardır. Hırsızlıkta da bazıları kayıtsız şartsız olduğunu söyleseler de durum böyledir.

Mutlak ifade meşhur anlayışa paralel yorumlanmıştır. Sözkonusu anlayışa göre hırsızlıkta el kesmenin gerekliliği -nisap miktarından daha azı bile haram olmakla birlikte- nisap miktarının bulunmasına bağlıdır. 4.Başkasının malını haksız yere almak çok büyük bir günahtır. 5. Şarap içen kimse içtiği çok veya az olsun hadiste belirtilen tehdit kapsamına dahildir.

Çünkü az miktardaki şarap büyük günahlardan sayılmıştır. Gerçi yasak edilmiş içkinin doğurduğu akıl sakatlığı, aklı bozmayan şeyleri içmekten daha ağırdır. Düğünlerde gelinin başına saçılan şeyler örneğinde olduğu gibi sahibi izin verse bile yağma tümüyle haramdır diyen bilginler bu hadisi delilolarak göstermişlerdir. Fakat Hasan-ı Basri, İbrahim en-Nehai ve Katade, İbnü'l-münzir'in kendilerinden yaptığı bir nakle göre haramlığın şartı, yağmanın "mal sahibinin izni olmaksızın yapılmasıdır" demişlerdir.

Ebu Ubeyde bu meselede hüküm onların dedikleri gibidir demiştir. İhtilaflı olan yağma ise, hediyeleri saçan kişinin herkese eşit veya eşite yakın vermek maksadıyla izin verdiği yağmadır. Yağmacılardan güçlü olan zayıf olana galip geldiğinde ve mal sahibinin buna rızası olmadığında sözkonusu yağma mekruhtur ve bu harama kadar gider.

Maliki, Şafii ve çoğunluğu oluşturan fıkıh bilginleri bunun mekruh olduğunu açıkça belirtmişlerdir. Böyle bir fiilin mekruh olduğunu belirtenler arasında sahabilerden Ebu Mesud el-Bedri, tabiundan İbrahim en-Nehai ve İkrime bulunmaktadır

6773Anas ibn MalikSahih

حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ

أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ح حَدَّثَنَا آدَمُ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ حَدَّثَنَا قَتَادَةُ عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ رضى الله عنه أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ضَرَبَ فِي الْخَمْرِ بِالْجَرِيدِ وَالنِّعَالِ، وَجَلَدَ أَبُو بَكْرٍ أَرْبَعِينَ

The Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) beat a drunk with palm-leaf stalks and shoes. And Abu Bakr gave (such a sinner) forty lashes.

আনাস ইবনু মালিক (রাঃ) হতে বর্ণিত। নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম মদ পানের জন্য গাছের ডাল এবং জুতা দ্বারা মেরেছেন। আর আবূ বাকর (রাঃ) চল্লিশ চাবুক লাগিয়েছেন। [৬৭৭৬; মুসলিম ২৯/৮, হাঃ ১৭০৬, আহমাদ ১২৮০৫]

ہم سے حفص بن عمر نے بیان کیا، انہوں نے کہا ہم سے ہشام نے بیان کیا، ان سے قتادہ نے بیان کیا، ان سے انس بن مالک رضی اللہ عنہ نے بیان کیا، نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم (دوسری سند) ہم سے آدم نے بیان کیا، کہا ہم سے شعبہ نے بیان کیا، کہا ہم سے قتادہ نے بیان کیا، ان سے انس بن مالک رضی اللہ عنہ نے بیان کیا کہ نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے شراب پینے پر چھڑی اور جوتے سے مارا تھا اور ابوبکر رضی اللہ عنہ نے چالیس کوڑے مارے۔

Telah menceritakan kepada kami [Hafsh bin Umar] telah menceritakan kepada kami [Hisyam] dari [Qatadah] dari [Anas] bahwasanya Nabi shallallahu 'alaihi wasallam -sedang lewat jalur periwayatan lain-Telah menceritakan kepada kami [Adam bin Abi Iyas] telah menceritakan kepada kami [Syu'bah] telah menceritakan kepada kami [Qatadah] dari [Anas bin Malik] radliallahu 'anhu bahwasanya Nabi shallallahu 'alaihi wasallam pernah memukul peminum khamar dengan pelepah kurma dan sandal, dan Abu Bakar pernah mencambuknya sebanyak empat puluh kali

Enes b. Malik r.a.'in nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem içki içme suçunda yaprakları soyulmuş hurma değneği ve ayakkabılarla dövme cezası uygulamıştır. Sonra Ebu Bekir de içki içen kimseye kırk değnek vurmuştur. Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buhari'nin kullandığı bu başlık, içki içene verilecek tek cezanın ona sapa vurmak olduğu görüşünün aksine atılmıştır.

Başlığın amacı, vurulacak sopanın miktarı hakkındaki ihtilafı açıklamaktır. Bundan önce "Eşribe Bölümü"nde içkinin haramlığı, haramlığın getirildiği vakit, ilgili ayetin nüzul sebebi ve şarabın mahiyeti, müştak (türemiş) olup olmadığı ve müzekker bir kelime yapmanın caiz olup olmadığı konuları ele alınmıştı. Yukarıda yer verilen hadisi Müslim ve Nesai de Muhammed b.

Cafer vasıtasıyla Şu'be'den yukarıdaki rivayete benzer şekilde nakletmişlerdir. Ancak Şu'be'nin rivayetinde şöyle bir farklılık vardır: "Bunu Hz. Ebu Bekir de uygulamıştır. Hz. Ömer hilafete geldiğinde insanların görüşüne başvurmuş ve Abdurrahman b. Avf "Şer'ı cezaların en hafifi seksen değnektir" deyince, Hz. Ömer bunun vurulmasını emretmiştir

6774Uqbah ibn al-HarithSahih

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، عَنْ عُقْبَةَ بْنِ الْحَارِثِ

قَالَ جِيءَ بِالنُّعَيْمَانِ أَوْ بِابْنِ النُّعَيْمَانِ شَارِبًا، فَأَمَرَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَنْ كَانَ بِالْبَيْتِ أَنْ يَضْرِبُوهُ. قَالَ فَضَرَبُوهُ، فَكُنْتُ أَنَا فِيمَنْ ضَرَبَهُ بِالنِّعَالِ

An-Numan or the son of An-Numan was brought to the Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) on a charge of drunkenness. So the Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) ordered all the men present in the house, to beat him. So all of them beat him, and I was also one of them who beat him with shoes.

‘উকবাহ ইবনু হারিস (রাঃ) হতে বর্ণিত। তিনি বলেন, নু‘আয়মান অথবা (রাবীর সন্দেহ) নু‘আয়মানের পুত্রকে মদ্যপায়ী অবস্থায় আনা হল। তখন নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম-এর ঘরে যারা ছিল তাদেরকে নির্দেশ দিলেন তাকে প্রহার করার জন্যে। রাবী বলেন, তারা তাকে প্রহার করল, যারা তাকে জুতা মেরেছিল তাদের মাঝে আমিও ছিলাম।[1] [২৩১৬]

ہم سے قتیبہ نے بیان کیا، کہا ہم سے عبدالوہاب نے بیان کیا، ان سے ایوب نے، ان سے ابن ابی ملیکہ نے، ان سے عقبہ بن حارث رضی اللہ عنہ نے بیان کیا کہ نعیمان یا ابن نعیمان کو شراب کے نشہ میں لایا گیا تو رسول اللہ صلی اللہ علیہ وسلم نے گھر میں موجود لوگوں کو حکم دیا کہ انہیں ماریں، انہوں نے مارا عقبہ کہتے ہیں میں بھی ان لوگوں میں تھا جنہوں نے اس کو جوتوں سے مارا۔

Telah menceritakan kepada kami [Qutaibah] telah menceritakan kepada kami [Abdul Wahhab] dari [Ayyub] dari [Ibnu Abi Mulaikah] dari [Uqbah bin Al Harits] mengatakan, Nuaiman atau Ibnu Nuiman didatangkan karena minum khamar, lantas Nabi shallallahu 'alaihi wasallam memerintahkan orang-orang yang berada dirumah untuk memukuli. Kata Uqbah; mereka pun memukuli dan aku diantara yang memukuli dengan sandal

Ukbe b. Haris şöyle demiştir: "en-Nuayman veya en-Nuayman'ın oğlu içki içmiş olarak getirildi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem O anda orada bulunan kimselere onu dövmelerini emretti. Ukbe şöyle devam etti: Bu emir üzerine ona vurdular. Ben de ona ayakkabılarla vuranların içindeydim." Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buharl'nin kullandığı başlık, içki içme cezasının gizlice vurulamayacağını söyleyen görüşün aksidir.

Ebu Şahme'nin oğlunun olayı hakkında Hz. Ömer'den daha önce bir nakil geçmişti. Ebu Şahme'nin oğlu Mısır'da içki içince Amr b. eı-As ona evde içki içme cezası uyguladı. Hz. Ömer ise Amr'ın bu fiiline tepki gösterdi ve o kişiyi Medine'ye getirterek sözkonusu cezayı açıktan uyguladı. Bu haberi İbn Sa'd rivayet etmiştir. ez-ZUbeyr ise buna işaret etmiştir.

Sözkonusu haberi Abdurrezzak sahih bir isnadla uzun bir şekilde İbn Öiner' den rivayet etmiştir. Bilginlerin çoğunluğu ise evde verilen ceza ile yetinileceğini söylemişler ve Hz. Ömer'in uygulamasını, içki içme cezası ancak açıktan vurulursa sahih olur şeklinde değil de Ebu Şahme'nin oğlunu tedib etme konusunda mubalağada bulunma şeklinde yorumlamışlardır.

Yukarıdaki hadiste geçen "şariben=içmiş olarak" Vüheyb'in rivayetinde "sekran = sarhoş olarak" şeklinde yer almaktadır. Bazı bilginler içki içme cezasının kişiye sarhoşken uygulanabileceğinin caizliğini bu hadisten çıkarmışlardır. Bazı zahiri alimlerinin kanaati bu doğrultudadır. Çoğunluğu oluşturan fıkıh bilginleri ise bunun aksi görüştedirler.

Onlar sözkonusu hadisi, "Bundan maksat vurmanın sebebini belirtmektir. Bu nitelik (içmiş olmak) o kişiye ceza uygulanırken de mevcuttur" şeklinde yorumlamışlardır. Bilginler bunu ayrıca şöyle bir akıl yürütme ile de teyit etmişlerdir. Şer', cezayı uygularken suçluya vurmaktan maksat, caydırıcılığı sağlamak için ona bir parça acı vermektir.

Hadisten çıkan sonuçlar: 1. İçki içmek haramdır. 2. İçki içen kimseye ister çok, ister az içsin, ister sarhoş olsun, isterse olmasın ceza uygulamak gereklidir

6775Uqbah ibn al-HarithSahih

حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا وُهَيْبُ بْنُ خَالِدٍ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، عَنْ عُقْبَةَ بْنِ الْحَارِثِ

أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أُتِيَ بِنُعَيْمَانَ أَوْ بِابْنِ نُعَيْمَانَ وَهْوَ سَكْرَانُ فَشَقَّ عَلَيْهِ، وَأَمَرَ مَنْ فِي الْبَيْتِ أَنْ يَضْرِبُوهُ، فَضَرَبُوهُ بِالْجَرِيدِ وَالنِّعَالِ، وَكُنْتُ فِيمَنْ ضَرَبَهُ

An-Numan or the son of An-Numan was brought to the Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) in a state of intoxication. The Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) felt it hard (was angry) and ordered all those who were present in the house, to beat him. And they beat him, using palm-leaf stalks and shoes, and I was among those who beat him.

‘উকবাহ ইবনু হারিস (রাঃ) হতে বর্ণিত। একবার নু‘আয়মান অথবা (রাবীর সন্দেহ) নু‘আয়মানের পুত্রকে নেশাগ্রস্ত অবস্থায় নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম-এর কাছে আনা হল। তার অবস্থা দেখে তিনি দুঃখিত হলেন। তখন ঘরের ভিতরে যারা ছিল তিনি তাদেরকে হুকুম করলেন তাকে মারার জন্যে। তাই তারা তাকে গাছের ডাল এবং জুতা দিয়ে মারল। রাবী বলেন, যারা তাকে মেরেছিল, আমিও তাদের মাঝে ছিলাম। [২৩১৬]

ہم سے سلیمان بن حرب نے بیان کیا، کہا ہم سے وہیب بن خالد نے بیان کیا، ان سے ایوب نے، ان سے عبداللہ بن ابی ملکہ نے اور ان سے عقبہ بن حارث رضی اللہ عنہ نے کہ نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم کے پاس نعیمان یا ابن نعیمان کو لایا گیا، وہ نشہ میں تھا۔ نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم پر یہ ناگوار گزرا اور آپ نے گھر میں موجود لوگوں کو حکم دیا کہ انہیں ماریں۔

چنانچہ لوگوں نے انہیں لکڑی اور جوتوں سے مارا اور میں بھی ان لوگوں میں تھا جنہوں نے اسے مارا تھا۔

Telah menceritakan kepada kami [Sulaiman bin Harb] telah menceritakan kepada kami [Wuhaib bin Khalid] dari [Ayyub] dari [Abdullah bin Abi Mulaikah] dari [Uqbah bin Al Harits] bahwasanya Nabi Shallallahu'alaihiwasallam pernah diserahi Nu'aiman atau Ibnu Nu'aiman yang ketika itu dalam keadaan mabuk, beliau merasa keberatan, sehingga beliau menyuruh orang-orang yang berada dirumah untuk memukulinya, dan mereka memukulinya dengan pelepah kurma, sandal dan aku diantara yang memukulinya

Ukbe b. el-Haris şöyle anlatmıştır: Nuayman veya onun oğlu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e sarhoş olarak getirildi. Bu kendisine ağır geldi ve evde bulunan kimselere ona vurmalarını emretti. Oradakiler kendisini hurma değnekleri ve ayakkabılarla dövdüler. Ben de ona vuranlar arasında idim

6776Anas ibn MalikSahih

حَدَّثَنَا مُسْلِمٌ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، عَنْ أَنَسٍ

قَالَ جَلَدَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِي الْخَمْرِ بِالْجَرِيدِ وَالنِّعَالِ، وَجَلَدَ أَبُو بَكْرٍ أَرْبَعِينَ

The Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) lashed a drunk with dateleaf stalks and shoes. And Abu Bakr gave a drunk forty lashes.

আনাস (রাঃ) হতে বর্ণিত। তিনি বলেন, মদপানের অপরাধে নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম গাছের ডাল এবং জুতা দিয়ে পিটিয়েছেন। আবূ বাকর (রাঃ) চল্লিশটি চাবুক মেরেছেন। [৬৭৭৩]

ہم سے مسلم نے بیان کیا، کہا ہم سے ہشام نے بیان کیا، کہا ہم سے قتادہ نے بیان کیا، ان سے انس رضی اللہ عنہ نے بیان کیا کہ نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے شراب پینے پر چھڑی اور جوتوں سے مارا تھا اور ابوبکر رضی اللہ عنہ نے چالیس ( 40 ) کوڑے لگوائے تھے۔

Telah menceritakan kepada kami [Muslim] telah menceritakan kepada kami [Hisyam] telah menceritakan kepada kami [Qotadah] dari [Anas], dia menuturkan; Nabi shallallahu 'alaihi wasallam menjilid peminum khamer dengan pelepah kurma dan sandal, dan Abu Bakar menjilid sebanyak empat puluh kali

Enes b. Malik "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şarap içmede hurma dalları ve ayakkabılarla dövme cezası uyguladı. Ebu Bekir de kırk değnek vurdu" demiştir

6777Abu HurayrahSahih

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا أَبُو ضَمْرَةَ، أَنَسٌ عَنْ يَزِيدَ بْنِ الْهَادِ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضى الله عنه أُتِيَ

النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِرَجُلٍ قَدْ شَرِبَ قَالَ: «اضْرِبُوهُ». قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ فَمِنَّا الضَّارِبُ بِيَدِهِ، وَالضَّارِبُ بِنَعْلِهِ، وَالضَّارِبُ بِثَوْبِهِ، فَلَمَّا انْصَرَفَ قَالَ بَعْضُ الْقَوْمِ أَخْزَاكَ اللَّهُ. قَالَ: «لَا تَقُولُوا هَكَذَا لَا تُعِينُوا عَلَيْهِ الشَّيْطَانَ»

Abu Hurayrah said, “A man who drank wine was brought to the Prophet (sallallahu alayhi wa sallam). The Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) said, ‘Beat him!’ Abu Hurayrah added, ‘So some of us beat him with our hands, and some with their shoes, and some with their garments (by twisting it) like a lash, and then when we finished, someone said to him, ‘May Allah disgrace you!’

On that the Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) said, ‘Do not say so, for you are helping Satan to overpower him.’’”

আবূ হুরাইরাহ (রাঃ) হতে বর্ণিত। নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম এর কাছে এক লোককে আনা হল, সে মদ পান করেছিল। তিনি বললেনঃ তোমরা একে প্রহার কর। আবূ হুরাইরাহ (রাঃ) বলেন, তখন আমাদের মাঝে কেউ হাত দিয়ে প্রহার করল, কেউ জুতা দিয়ে মারল, আর কেউ কাপড় দিয়ে মারল। মার-ধোর যখন থামল তখন কেউ বলে উঠল, আল্লাহ্ তোমাকে লাঞ্ছিত করুন। নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম বললেনঃ এমন বলো না, শয়তানকে এর বিরুদ্ধে সাহায্য করো না। [৬৭৮১]

ہم سے قتیبہ نے بیان کیا، ان سے ابوضمرہ نے بیان کیا، ان سے انس نے بیان کیا، ان سے یزید بن الہاد نے بیان کیا، ان سے محمد بن ابراہیم نے بیان کیا، ان سے ابوسلمہ نے بیان کیا اور ان سے ابوہریرہ رضی اللہ عنہ نے کہ رسول اللہ صلی اللہ علیہ وسلم کے پاس ایک شخص کو لایا گیا جو شراب پیے ہوئے تھا تو آپ صلی اللہ علیہ وسلم نے فرمایا اسے مارو، ابوہریرہ رضی اللہ عنہ نے بیان کیا کہ ہم میں بعض وہ تھے جنہوں نے اسے ہاتھ سے مارا، بعض نے جوتے سے مارا اور بعض نے اپنے کپڑے سے مارا۔

جب مار چکے تو کسی نے کہا کہ اللہ تجھے رسوا کرے۔ نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے فرمایا کہ اس طرح کے جملے نہ کہو، اس کے معاملہ میں شیطان کی مدد نہ کر۔

Telah menceritakan kepada kami [Qutaibah] telah menceritakan kepada kami [Abu Dhamrah Anas] dari [Yazid bin Al Had] dari [Muhammad bin Ibrahim] dari [Abu Salamah] dari [Abu Hurairah] radliallahu 'anhu; Nabi shallallahu 'alaihi wasallam diserahi seseorang yang minum khamar. Lantas beliau berujar: "pukullah dia".

Abu Hurairah berkata; maka diantara kami ada yang memukulnya dengan dengan tangannya, ada yang memukul dengan sandalnya dan ada yang memukul dengan pakaiannya. Tatkala selesai, sebagian orang ada yang berkata; 'Kiranya Allah menghinakanmu!

' maka Nabi bersabda: "Janganlah kalian mengatakan yang demikian, janganlah kalian membantu setan memperdayakannya

Ebu Hureyre'nin nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e içki içmiş olan bir adam getirildi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Bunu dövünüz!" buyurdu. Ebu Hureyre şöyle devam etti: Artık aramızda eliyle, ayakkabısıyla vuran ve ihramı ile vuran kimseler vardı. Vurma işi bitince topluluktan bazı kimseler "Allah seni rezil rüsvay etsin" dediler.

Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem : "(Hayır) böyle söylemeyiniz! Bu adam'ın aleyhine şeytan'a yardım etmeyiniz" buyurdu

6778Ali ibn Abi TalibSahih

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الْوَهَّابِ، حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ الْحَارِثِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا أَبُو حَصِينٍ، سَمِعْتُ عُمَيْرَ بْنَ سَعِيدٍ النَّخَعِيَّ، قَالَ: سَمِعْتُ عَلِيَّ بْنَ أَبِي طَالِبٍ رضى الله عنه

قَالَ: مَا كُنْتُ لأُقِيمَ حَدًّا عَلَى أَحَدٍ فَيَمُوتَ، فَأَجِدَ فِي نَفْسِي، إِلاَّ صَاحِبَ الْخَمْرِ، فَإِنَّهُ لَوْ مَاتَ وَدَيْتُهُ، وَذَلِكَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لَمْ يَسُنَّهُ

I would not feel sorry for one who dies because of receiving a legal punishment, except the drunk, for if he should die (when being punished), I would give blood money to his family because no fixed punishment has been ordered by the Messenger of Allah (sallallahu alayhi wa sallam) for the drunk.

‘আলী ইবনু আবূ তালিব (রাঃ) হতে বর্ণিত। তিনি বলেন, আমি কাউকে শরীয়াতের দন্ড দেয়ার সময় সে তাতে মরে গেলে আমার দুঃখ হয় না। কিন্তু মদ পানকারী ছাড়া। সে মারা গেলে আমি জরিমানা দিয়ে থাকি। কেননা রাসূলুল্লাহ্ সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম এ শাস্তির ব্যাপারে কোন সীমা নির্ধারণ করেননি। [মুসলিম ২৯/৮, হাঃ ১৭০৭]

ہم سے عبداللہ بن عبدالوہاب نے بیان کیا، انہوں نے کہا ہم سے خالد بن الحارث نے بیان کیا، انہوں نے کہا ہم سے سفیان نے بیان کیا، ان سے ابوحصین نے، انہوں نے کہا کہ میں نے عمیر بن سعید نخعی سے سنا، کہا کہ میں نے علی بن ابی طالب رضی اللہ عنہ سے سنا، انہوں نے کہا کہ میں نہیں پسند کروں گا کہ حد میں کسی کو ایسی سزا دوں کہ وہ مر جائے اور پھر مجھے اس کا رنج ہو، سوا شرابی کے کہ اگر وہ مر جائے تو میں اس کی دیت ادا کر دوں گا کیونکہ رسول اللہ صلی اللہ علیہ وسلم نے اس کی کوئی حد مقرر نہیں کی تھی۔

Telah menceritakan kepada kami [Abdullah bin Abdul Wahhab] telah menceritakan kepada kami [Khalid bin Al Harits] telah menceritakan kepada kami [Sufyan] telah menceritakan kepada kami [Abu Hashin] aku mendengar [Umair bin Sa'id an Nakha'i] mengatakan; aku mendengar [Ali bin Abi Thalib] radliallahu 'anhu mengatakan; 'Aku tidak merasa menyesal jika menegakkan hukuman atas seseorang lantas dia meninggal, kecuali peminum khamar, sebab kalaulah dia meninggal, aku harus membayar diyatnya, yang demikian karena Rasulullah Shallallahu'alaihiwasallam tidak menyunnahkannya

Ali r.a. şöyle demiştir: "Herhangi bir kimseye had cezası uygulayıp da onun ölmesi ile üzüntü duymazdım. Ancak böyle bir üzüntüyü içki içen kimse hakkında duyardım. İçki içen kimse had cezasından dolayı ölseydi, muhakkak onun diyetini verirdim. Bunun sebebi şudur: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, içki içenin cezası hakkında bize sabit bir sayı ile vurarak had uygulamamız konusunda kesin bir hüküm bildirmemiştir

6779As-Saib ibn YazidSahih

حَدَّثَنَا مَكِّيُّ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ الْجُعَيْدِ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ خُصَيْفَةَ، عَنِ السَّائِبِ بْنِ يَزِيدَ

قَالَ كُنَّا نُؤْتَى بِالشَّارِبِ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَإِمْرَةِ أَبِي بَكْرٍ وَصَدْرًا مِنْ خِلَافَةِ عُمَرَ، فَنَقُومُ إِلَيْهِ بِأَيْدِينَا وَنِعَالِنَا وَأَرْدِيَتِنَا، حَتَّى كَانَ آخِرُ إِمْرَةِ عُمَرَ، فَجَلَدَ أَرْبَعِينَ، حَتَّى إِذَا عَتَوْا وَفَسَقُوا جَلَدَ ثَمَانِينَ

We used to strike the drunks with our hands, shoes, clothes (by twisting it into the shape of lashes) during the lifetime of the Prophet (sallallahu alayhi wa sallam), Abu Bakr and the early part of Umar’s caliphate. But during the last period of Umar’s caliphate, he used to give the drunk forty lashes; and when drunks became mischievous and disobedient, he used to scourge them eighty lashes.

সাইব ইবনু ইয়াযীদ (রাঃ) হতে বর্ণিত। তিনি বলেন, রাসূলুল্লাহ্ সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম-এর যুগে ও আবূ বাকর (রাঃ)-এর খিলাফাত কালে এবং ‘উমার (রাঃ)-এর খিলাফাতের প্রথম দিকে আমাদের কাছে যখন কোন মদ্যপায়ীকে আনা হত তখন আমরা তাকে হাত দিয়ে, জুতা দিয়ে এবং আমাদের চাদর দিয়ে মারতাম। অতঃপর ‘উমার (রাঃ)-তাঁর খিলাফাতের শেষ সময়ে চল্লিশটি ক’রে চাবুক মেরেছেন। আর এ সব মদ্যপায়ী যখন বাড়াবাড়ি করেছে এবং পাপে লিপ্ত হয়েছে তখন আশিটি করে চাবুক লাগিয়েছেন।

ہم سے مکی بن ابراہیم نے بیان کیا، ان سے جعید نے، ان سے یزید بن خصیفہ نے، ان سے سائب بن یزید نے بیان کیا کہ رسول اللہ صلی اللہ علیہ وسلم اور ابوبکر رضی اللہ عنہ اور پھر عمر رضی اللہ عنہ کے ابتدائی دور خلافت میں شراب پینے والا ہمارے پاس لایا جاتا تو ہم اپنے ہاتھ، جوتے اور چادریں لے کر کھڑے ہو جاتے ( اور اسے مارتے ) آخر عمر رضی اللہ عنہ نے اپنے آخری دور خلافت میں شراب پینے والوں کو چالیس کوڑے مارے اور جب ان لوگوں نے مزید سرکشی کی اور فسق و فجور کیا تو ( 80 ) اسی کوڑے مارے۔

Telah menceritakan kepada kami [Makki bin Ibrahim] dari [Al Ju'aid] dari [Yazid bin Hushaifah] dari [As Sa`ib bin Yazid] mengatakan; Pernah kami diserahi pemabok dimasa Rasulullah Shallallahu'alaihiwasallam, dimasa pemerintahan Abu bakar dan diawal-awal pemerintahan Umar, lantas kami mencambukinya dengan tangan, sandal, dan pakaian kami, hingga ketika diakhir-akhir kepemerintahan Umar, dia mencambuknya sebanyak empat puluh kali cambukan hingga jika ia masih membangkang dan fasiq, Umar mencambuknya delapan puluh kali

Saib b. Yezid şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in zamanında, Ebu Bekir'in halifeliğinde ve Ömer'in halifeliğinin ilk zamanlarında bize şarap içmiş olan sarhoş bir kişi getirildi de ona doğru kalkıp ellerimizle, ayakkabılarımızla ve ridalarımızla vurduk. Hz. Ömer, halifeliğinin son yıllarında o sarhoşa kırk değnek vurdu.

Nihayet insanlar içki içmek ve fesad çıkarmakta ileri gittiklerinde Ömer içki içenlere seksen değnek vurdu. Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buhari, attığı bu başlıkla değnekle vurmanın şart olmadığına işaret etmiştir. Bu konuda bilginler üç görüşe ayrılmışlardır. Bunlar Şafi mezhebinde tercihe değer üç görüştür. Bunların içinde en sahih olanı içki içen kimseye kamçıyla vurmanın caiz olduğudur.

Ellerle, ayakkabılarla ve elbiselerle vurmakla yetinmek caizdir. İkinci yaklaşıma göre tek çıkar yol sopayla vurmaktır. Üçüncüsüne göre ise tek seçenek vurmaktır. Tercihe değer olan görüşün yaklaşımı şudur: Bu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in zamanında uygulanmıştır. Nesh edildiği sabit değildir. Sapa vurma ise sahabe döneminde uygulanmıştır.

Dolayısıyla bu uygulama sopanın caiz olduğunu gösterir. Diğer görüşün delili ise İmam Şafii'nin elÜmm' deki şu ifadesidir: İçki içene kamçıyla ceza uygulansaydı öldüğü takdirde diyetin i vermek gerekirdi. Buna göre İmam Şafii sopayla vurmayla, ondan daha ağırını vurmayı eşit görmüştür. Bu da bize vurmada asıl aracın kamçıdan başka bir şeyolduğunu göstermektedir.

Ebü't-Tayyib ve ona tabi olan bilginler içki içme suçunda kamçıyla vurmanın caiz olmadığını açıkça belirtmişlerdir. Kadı Hüseyin ise kamçıyla vurmanın gerekli olduğunu belirtmiş ve bu konuda sahabenin icmaını delil olarak göstermiştir. Kadı Hüseyin nasstan kendi görüşüne uygun ifadeler nakletmiştir. Fakat sahabe iemaını delil olarak gösterme, bizce tartışılır.

İmam Nevevi, Müslim şerhinde şöyle demiştir: Bilginler hurma dalı, ayakkabı ve elbiselerin ucuyla vurmakla yetinileceği noktasında görüş birliği etmişlerdir. Nevevi' şöyle devam etmiştir: En sahih olanı, kamçıyla vurmanın caizliğidir. Bunun şart olduğunu söyleyen bilgin ise bilginlerin genelinden ayrı düşmüştür. Bu hatadır ve sahih hadislerle reddedilmiştir.

Bizim kanaatimize gelince, bazı müteahhirun bilginleri orta bir yol bulmuşlar ve kamçıyı içki içmekte inat edenlere, elbiselerin ucuyla ve ayakkabıyla vurmayı zayıflara özel kabul ederken, bunların dışındakiler için ise durumlarına uygun hareket edilmesi gerektiğini ifade etmişlerdir. Bu görüş de isabetlidir.

"(Hayır) böyle söylemeyiniz! Bu adamın aleyhine şeytana yardım etmeyiniz!" Onların böyle davranarak şeytana yardım etmeleri şu nedenledir: Şeytan, o kişiye günahı süslü göstermek suretiyle onun rezil ve rusvay olmasını istemektedir. Müslümanlar ona rezil ve rüsvay olması için beddua ettikleri takdirde sanki şeytanın hedefini gerçekleştirmiş olmaktadırlar.

Bu hadisten Allah'a isyan eden kimseye -lanet okuma örneğinde olduğu gibi- Allah'ın rahmetinden uzaklaşması bedduasında bulunmanın yasaklı ğı anlaşılmaktadır. "Fe yemlite fe ecide", "ecide" kelimesinin çeşitli manaları vardır. Bunlardan buraya en uygun olanı üzüntü duymaktır.

"İçki içen kimse uygulanan had sonunda dolayı ölseydi, onun diyetini verirdim. " Yani onun diyetini, bunu almaya hak sahibi olanlara verirdim demektir. "Lem yesunne" yani Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu konuda bize sabit bir adet kanunlaştırmamıştır. (Kısaca Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, içki içenin cezası hakkında bize, sabit bir sayı ile sarhoşa vurarak had uygulamamız konusunda kesin bir hüküm bildirmemiştir.)

(Önemli bilgi:) Fıkıh bilginleri içki içme cezası hariç şer'i' cezalar uygulanırken aldığı darbelerden dolayı ölen kimsenin katilinin herhangi bir tazminat ödemekle yükümlü olmayacağı konusunda ittifak etmişlerdir. Hz. AIi'den az önce belirttiğimiz şekilde bir görüş nakledilmiştir. İmam Şafil şöyle demiştir: Kamçı dışında bir şeyle vurmak durumunda herhangi bir tazminat gerekmez.

Ancak kamçıyla vurduğu takdirde bazı bilginlere göre diyet öderken, bazılarına göre kamçıyla vurmayla başka bir nesneyle vurma arasındaki farkı öder. Bu konudaki diyet, devlet başkanının akilesine aittir. Suçlu kırk sopadan daha fazla vurulduğu takdirde öldüğünde de hüküm böyledir.

"Ona doğru kalkar, ellerimizle, ayakkabılarımzia ve ridalarımızla vururduk." Yani bu sayılan şeylerle ona vururduk demektir. "Hz. Ömer'in halifeliğinin son yıllarında o sarhoşa kırk değnek vurdu." Bu ifadenin zahirinden anlaşılan kırk sopa belirlenmesi, Hz. Ömer'in halifeliğinin son yıllarında olmuştur. Oysa gerçek böyle değildir.

Çünkü Halid b. Velid kıssası ile onun Hz. Ömer' e yazı yazması olayı bize Hz. Ömer'in içki içene seksen sapa vurulması emrini halifeliğinin ortalarında verdiğini göstermektedir. Zira Halid b. Velid, Hz. Ömer'in halifeliğinin ortalarına doğru vefat etmiştir.

"lyLJ" yani Allah'a itaatin dışına çıktılar. "Seksen sapa vurdu." İmam Malik'in Muvatta'ında Sevr b. Yezid'den nakline göre Hz. Ömer içki içme cezası konusunda sahabelerle danıştı. Hz. Ali ona "Bizim görüşümüze göre bu cezayı seksen sopa olarak belirlemelisin. Zira içki içen kimse sarhoş olur. Sarhoş olan kimse abuk sabuk konuşur.

Böyle konuştuğunda da iftira eder" dedi. (Muvatta, Eşribe) Bunun üzerine Hz. Ömer içki içme cezasını seksen sapa olarak belirledi. Bu rivayet mu'daldır. Nesai ve Tahavı aynı rivayeti Yahya b. Fuleyh, Sevr, İkrime ve İbn Abbas isnadıyla daha uzun bir olarak nakletmişlerdir. Bu rivayet şöyledir: "İçki içenlere Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in döneminde el, ayakkabı ve sopa ile usanıncaya kadar vuruluyordu.

Hz. Ebu Bekir'in halifeliğinde içki içenler daha da çoğaldılar. Ebu Bekir, 'Onlar için bir ceza belirlesek'dedi ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in döneminde yapılan uygulamayı benimsedi ve içki içenlere kırk sopa vuruldu. Bu uygulama Hz. Ebu Bekir vefat edinceye kadar sürdü. Sonra Hz. Ömer'in dönemi geldi. O da aynı şekilde içki içenleri dövdürdü.

Nihayet bir gün içki içmiş bir adam getirildi. "(Nesai, Sünenu'l-Kübra, III, 252) İbn Abbas bu hadisin devamında sarhoş olarak yakalanan kimsenin hikayesine yer vermekte ve "İman eden ve iyi işler yapanlara ... (haram kılınmadan önce) tattıklarından dolayı günah yoktur"(Maide 93) ayetini kendi lehine delil olarak gösterdiğini, İbn Abbas'ın bu konuda onunla tartıştığını ve ayetin kalan kısmı olan "hakkıyla sakındıkları" ifadesini delil olarak gösterdiğini ve Allahu Teala'ın haram kıldığı bir şeyi işleyen kimsenin takva sahibi olamayacağını söylediğini ifade etmektedir.

Bunun üzerine Hz. Ömer "Görüşünüz nedir?" diye sorunca, Hz. Ali söz almış ve yukarıdaki yaklaşımını ifade etmiştir. O görüşünün sonunda "Abuk sabuk konuştuğunda iftira atar, iftira atana ise seksen sopa vurulur" deyince, Hz. Ömer bunu emretmiş ve içki içene seksen sopa vurulmaya başlanmıştır. Hz. Ömer'in içki içene seksen sapa vurma uygulaması içki içme cezasının seksen olduğuna delil gösterilmiştir.

Uç mezhep imamının görüşü bu doğrultudadır. Bu görüş İmam Şafii'nin iki görüşünden biridir. İbnü'l-Münzir de bunu tercih etmiştir. İmam Şafil'nin sahih olan diğer görüşü ise içki içme cezasının kırk sopa olduğu yolundadır. Burada bir hususu belirtelim: Ahmed b. Hanbel'den de yukarıda zikredilen iki görüş doğrultusunda görüş naklediimiştir.

Kadı lyaz şöyle demiştir: Fıkıh bilginleri içki içme de ceza verileceği noktasında görüş birliği etmişler, ancak bunun miktarı konusunda ihtilaf etmişlerdir. Çoğunluk, içki içme cezasının seksen sopa olduğu görüşünü benimsemiştir. Kendisinden meşhur olarak nakledilen bir rivayette İmam Şafiı, bir rivayete göre Ahmed b. Hanbel, Ebu Sevr ve Davud içki içme cezasının kırk sopa olduğunu söylemişlerdir.

İcmanın nakli konusunda İbn Dakik el-lyd, Nevevi ve onların paralelinde düşünen fıkıh bilginleri Kadı lyaz'a tabi olmuşlardır. Taberi, İbnü'l-Münzir ve başka bilginlerin bir grup bilginden naklettikleri görüş nedeniyle icma görüşü tenkit edilmiştir. Buna göre içki içmede herhangi bir had (şer'ı ceza) yoktur. Ancak tazir vardır. Bu bilginler yukarıda zikredilen hadisleri delil olarak göstermişlerdir.

Çünkü bu hadisler içki içme konusunda belli bir sayıdan söz etmemektedir. Sözkonusu hadislerin en açık olanı Enes hadisidir ve bu hadis herhangi bir sayıdan söz etmemektedir. İçki içme cezası Enes'ten gelen hadis yollarının tercihe en değer olanına göre kırktır. Abdurrezzak'ın Musannef'inde şöyle bir rivayet yer almaktadır: İbn Cüreyc ve Ma'mer'in nakline göre İbn Şihab'a "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem içki içme suçunda kaç sopa uyguladı?

diye sorulmuş, o da "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu konuda herhangi bir sınır belirlemedi. Yanında bulunanlara içki içen kimseye elleriyle ve ayakkabılarıyla vurmalarını emrediyordu ve sonunda da onlara 'tamam yeter' diyordu"(Abdurrezzak, Musannef, VII, 377) Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in içki içene hiç vurmadığı şeklinde bir rivayet de vardır.

Bu rivayet Ebu Davud ve Nesal'de güçlü bir senedie şu şekilde yer almaktadır: İbn Abbas'ın nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem içki içme suçunda herhangi bir sınır belirlemedi. İbn Abbas şöyle devam etmiştir: Adamın biri içki içti ve sarhoş oldu. Yakalanıp, Nebi s.a.v.'e getirilmek üzere yola çıkıldı. Adam Abbas'ın evinin hizasına gelince, onların elinden kurtuldu ve Abbas'ın evine girdi ve oraya sığındı.

Bu durum Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem' e arzedilince Efendimiz sallalliihu aleyhi ve selleın güldü ve o adam hakkında herhangi bir şeyi emretmedi.(Ebu Davud, Hudud; Nesai, Sünenu'l-kübra, III, 254) Taberl'nin bir başka yolla İbn Abbas'tan nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem içki içmeye ancak son zamanlarda vurma cezası uyguladı.

Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Tebuk gazvesine çıkmıştı. Geceleyin odasına bir sarhoş getirildi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Bu adamın koluna birisi girsin, elinden tutup onu evine götürsün" buyurdu. Bu rivayetıere verilecek cevap şudur: Bundan sonra içki içmeye had cezası uygulanacağı noktasında icma oluşmuştur.

Çünkü Hz. Ebu Bekir, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sarhoşa uyguladığı vurmayı araştırmış ve onu şer'ı cezc.\ olarak belirlemiştir ve bu uygulamaya devam etmiştir. Kendisinden sonra gelenler de -sayısında ihtilaf etmiş olsalar bile- bu uygulamaya devam ettiler. Kurtubi bu haberleri şu şekilde yorumlayarak cem ve telif etmiştir: İlk başlarda içki içme konusunda herhangi bir şer'ı ceza yoktu.

İbn Abbas'ın, Abbas'a sığınan kişi hakkındaki hadisi bu manada yorumlanır. Sonra içki içme cezası konusunda herhangi bir miktar belirtmeyen diğer hadislerde yer aldığı üzere tazir cezasına başlandı. Bunun ardından içki içmenin şer'i cezası (had) uygulandı. Sahabilerin ekserisi içki içmenin muayyen bir cezası olduğuna inandıkları halde açık ve net olarak bunun belirlendiğine muttali olmadılar.

Buradan hareketle Hz. Ebu Bekir, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzurunda yapılan uygulamayı esas aldı ve uygulama bu doğrultuda yerleşti. Sonra Hz. Ömer ve onun görüşüne katılanlar kırk sapanın arttırılması kanaatine vardılar. Bu ya hüküm çıkarma yoluyla şer'i ceza olarak ya da tazir cezası olarak arttırıldı. Burada bir hususa daha değinmek gerekir: Geriye hadiste bir kimse içki içtiğinde üç kez had cezası uygulanır.

Dördüncü kez içtiğinde öldürülür, bir rivayete göre ise beşinci kez içtiğinde öldürülür şeklindeki hüküm kalmaktadır. Bu, Sünen'lerde isnadları güçlü olan birçok yoldan rivayet edilmiş olan bir hadistir. Tirmizi, içki içen kimseye öldürme cezasının uygulanmayacağı şeklinde bir icma nakletmiştir. içki içenin öldürüleceğinden söz eden haber, -Ahmed b.

Hanbel, Hasan-ı Basri ve bazı zahiri müçtehidlerinin rivayet ettikleri üzere- Abdullah b. Amr gibi başkasının ondan buna dair sözünü nakletmesinden uzak olan kimsenin naklidir şeklinde yorumlanmıştır. Nevevi bu konuda daha da ileri gitmiş ve şöyle demiştir: Bu görüş batııdır ve sahabi ve ondan sonra gelenlerin iemaına muhalifiir.

Bu konuda varid olan hadis mensuhtur. Hadis ya "Üç sebepten biri olmadıkça bir Müslümanın kanı helalolmaz. " hadisiyle ya da onun nesh edildiğine dair icma ile nesh edilmiştir. Bizce nesih delili açıkça nasslarda vardır. Bu Ebu Davud'un, Zühri vasıtasıyla Kubaysa'dan bu konuda naklettiği şu haberdir: içki içmiş birisi getirildi ve ResuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona sapa cezası uyguladı.

Sonra aynı kişi içmiş olarak yine getirildi yine sapa cezası uyguladı. Ardından bir kez daha getirildi, yine sapa cezası uygulandı. Sonra bir kez daha getirildi, yine sapa cezası uygulandı. Böylece öldürme hükmü kaldırılmış oldu. Öldürme cezası bir ruhsattı."(Ebu Davud, HudCld) içki içme cezasının sabit olduğu ve bu konuda öldürme cezası bulunmadığı yolundaki icma yerleşik bir kuralalarak kalmıştır.

Kırk ve seksen sapa şeklindeki ihtilaf ise sürüp gitmiştir. Bu, Müslüman ve hür olan bir kimseye mahsustur. Zimmiye gelince, ona had cezası uygulanmaz. Ahmed b. Hanbel'den zimmiye de had uygulanacağına dair bir rivayet vardır. Yine ondan gelen bir başka rivayete göre sarhoş olduğu takdirde bu ceza uygulanır. Hanbelilerde sahih olan görüş çoğunluğun görüşü gibidir

6780Umar ibn al-KhattabSahih

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنِي اللَّيْثُ، قَالَ: حَدَّثَنِي خَالِدُ بْنُ يَزِيدَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي هِلَالٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ

أَنَّ رَجُلاً، عَلَى عَهْدِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ كَانَ اسْمُهُ عَبْدَ اللَّهِ، وَكَانَ يُلَقَّبُ حِمَارًا، وَكَانَ يُضْحِكُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، وَكَانَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَدْ جَلَدَهُ فِي الشَّرَابِ، فَأُتِيَ بِهِ يَوْمًا فَأَمَرَ بِهِ فَجُلِدَ، فَقَالَ رَجُلٌ مِنَ الْقَوْمِ اللَّهُمَّ الْعَنْهُ مَا أَكْثَرَ مَا يُؤْتَى بِهِ.

فَقَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «لَا تَلْعَنُوهُ، فَوَاللَّهِ مَا عَلِمْتُ أَنَّهُ يُحِبُّ اللَّهَ وَرَسُولَهُ»

During the lifetime of the Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) there was a man called Abdullah whose nickname was Donkey, and he used to make the Messenger of Allah (sallallahu alayhi wa sallam) laugh. The Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) lashed him because of drinking (alcohol). And one-day he was brought to the Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) on the same charge and was lashed.

On that, a man among the people said, “O Allah, curse him! How frequently he has been brought (to the Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) on such a charge)!” The Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) said, “Do not curse him, for by Allah, I know for he loves Allah and His Messenger.”

‘উমার ইবনু খাত্তাব (রাঃ) হতে বর্ণিত। নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম-এর যুগে এক লোক যার নাম ছিল ‘আবদুল্লাহ্ আর ডাকনাম ছিল হিমার। এ লোকটি রাসূলুল্লাহ্ সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম-কে হাসাত। রাসূলুল্লাহ্ সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম শরাব পান করার অপরাধে তাকে বেত্রাঘাত করেছিলেন। একদিন তাকে নেশাগ্রস্ত অবস্থায় আনা হল।

রাসূলুল্লাহ সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম তাকে চাবুক মারার আদেশ দিলেন। তাকে চাবুক মারা হল। তখন দলের মাঝ থেকে এক লোক বলল, হে আল্লাহ্! তার উপর লা‘নত বর্ষণ করুন! নেশাগ্রস্ত অবস্থায় তাকে কতবার যে আনা হল!

তখন নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম বললেনঃ তাকে লা‘নত করো না। আল্লাহর কসম! আমি জানি যে, সে আল্লাহ্ এবং তাঁর রাসূলকে ভালবাসে।[1]

ہم سے یحییٰ بن بکیر نے بیان کیا، کہا کہ مجھ سے لیث نے بیان کیا، کہا کہ مجھ سے خالد بن یزید نے بیان کیا، ان سے سعید بن ابی ہلال نے، ان سے زید بن اسلم نے، ان سے ان کے والد نے اور ان سے عمر بن خطاب رضی اللہ عنہ نے کہ نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم کے زمانہ میں ایک شخص، جس کا نام عبداللہ تھا اور «حمار» کے لقب سے پکارے جاتے تھے، وہ نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم کو ہنساتے تھے اور نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے انہیں شراب پینے پر مارا تھا تو انہیں ایک دن لایا گیا اور نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے ان کے لیے حکم دیا اور انہیں مارا گیا۔

حاضرین میں ایک صاحب نے کہا: اللہ اس پر لعنت کرے! کتنی مرتبہ کہا جا چکا ہے۔ نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے فرمایا کہ اس پر لعنت نہ کرو واللہ میں نے اس کے متعلق یہی جانا ہے کہ یہ اللہ اور اس کے رسول سے محبت کرتا ہے۔

Telah menceritakan kepada kami [Yahya bin Bukair] telah menceritakan kepadaku [Al Laits] mengatakan, telah menceritakan kepadaku [Khalid bin Yazid] dari [Sa'id bin Abi Hilal] dari [Zaid bin Aslam] dari [ayahnya] dari [Umar bin khattab], ada seorang laki-laki dimasa Nabi shallallahu 'alaihi wasallam Shallallahu'alaihiwasallam namanya Abdullah, dia dijuluki keledai, ia suka membuat Rasulullah shallallahu 'alaihi wasallam tertawa, dan Nabi shallallahu 'alaihi wasallam telah mencambuknya karena ia mabuk.

Suatu hari ia ditangkap lagi dan Nabi memerintahkan agar dia dicambuk. Lantas salah seorang sahabat berujar; 'Ya Allah, laknatilah dia, betapa sering ia ketangkap, ' Maka Nabi shallallahu 'alaihi wasallam bersabda: "janganlah kalian melaknat dia, demi Allah, setahuku dia mencintai Allah dan rasul-Nya

Ömer r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in zamanında Abdullah isminde bir adam vardı. İnsanlar tarafından "himar" (eşek) lakabı ile lakaplandırılmıştı. Bu kişi Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i arasıra güldürürdü. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona içki içtiği için sapa vurma cezası uygulamışt!.

Bir gün bu şahıs yine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna getirildi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona sapa cezası uygulanmasını emretti. Bunun üzerine değnekle dövüldü. Topluluktan birisi "Ya Rabbi şu adam'a lanet et, içki yüzünden ne kadar da çok huzura getiriliyor!"

dedi. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ona lanet okumayınız! VAllahi kesin olarak bilmişimdir ki bu zat Allah'ı ve Resulünü sevmektedir" buyurdu

6781Abu HurayrahSahih

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا أَنَسُ بْنُ عِيَاضٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ الْهَادِ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ

قَالَ أُتِيَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِسَكْرَانَ، فَأَمَرَ بِضَرْبِهِ، فَمِنَّا مَنْ يَضْرِبُهُ بِيَدِهِ، وَمِنَّا مَنْ يَضْرِبُهُ بِنَعْلِهِ، وَمِنَّا مَنْ يَضْرِبُهُ بِثَوْبِهِ، فَلَمَّا انْصَرَفَ قَالَ رَجُلٌ مَالَهُ أَخْزَاهُ اللَّهُ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «لَا تَكُونُوا عَوْنَ الشَّيْطَانِ عَلَى أَخِيكُمْ»

A drunk was brought to the Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) and he ordered him to be beaten (lashed). Some of us beat him with our hands, and some with their shoes, and some with their garments (twisted in the form of a lash). When that drunk had left, a man said, “What is wrong with him? May Allah disgrace him!” The Messenger of Allah (sallallahu alayhi wa sallam) said, “Do not help Satan against your (Muslim) brother.”

আবূ হুরাইরাহ (রাঃ) হতে বর্ণিত। তিনি বলেন, একবার নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম-এর নিকট একটি নেশাগ্রস্ত লোককে আনা হল। তিনি তাকে মারার জন্য দাঁড়ালেন। তখন আমাদের কেউ তাকে হাত দিয়ে, কেউ জুতা দিয়ে আর কেউ বা কাপড় দিয়ে মারল। লোকটি চলে গেলে, এক লোক বলল, এর কী হল, আল্লাহ্ তাকে অপমানিত করলেন। তখন রাসূলুল্লাহ্ সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম বললেনঃ আপন ভাইয়ের বিরুদ্ধে শয়তানের সাহায্যকারী হয়ো না। [৬৭৭৭]

ہم سے علی بن عبداللہ بن جعفر نے بیان کیا، انہوں نے ہم سے انس بن عیاض نے بیان کیا، ان سے ابن الہاد نے بیان کیا، ان سے محمد بن ابراہیم نے، ان سے ابوسلمہ نے بیان کیا اور ان سے ابوہریرہ رضی اللہ عنہ نے بیان کیا کہ نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم کے پاس ایک شخص نشہ میں لایا گیا تو نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے انہیں مارنے کا حکم دیا۔

ہم میں سے بعض نے انہیں ہاتھ سے مارا، بعض نے جوتے سے مارا اور بعض نے کپڑے سے مارا۔ جب مار چکے تو ایک شخص نے کہا، کیا ہو گیا اسے؟ اللہ اسے رسوا کرے۔ نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے فرمایا کہ اپنے بھائی کے خلاف شیطان کی مدد نہ کرو۔

Telah menceritakan kepada kami [Ali bin Abdullah bin Ja'far] telah menceritakan kepada kami [Anas bin 'Iyadh] telah menceritakan kepada kami [Ibnu Al Had] dari [Muhammad bin Ibrahim] dari [Abu Salamah] dari [Abu Hurairah], mengatakan; seorang pemabuk dihadapkan kepada Nabi shallallahu 'alaihi wasallam, Nabi menyuruhnya untuk dicambuk.

Diantara kami ada yang memukulnya dengan tangan, diantara kami ada yang memukulnya dengan sandal, dan diantara kami ada yang memukulnya dengan pakaiannya. Tatkala selesai, ada seorang sahabat mengatakan; 'sekiranya Allah menghinakan dia!

' Kontan Rasulullah Shallallahu'alaihiwasallam bersabda: "Janganlah kalian menjadi penolong setan untuk menjerumuskan kawan kalian

Ebu Hureyre r.a. şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e sarhoş bir adam getirildi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz onun dövülmesini emretti. Artık bizden kimimiz ona eliyle vuruyor, kimimiz ayakkabısıyla, kimimiz de elbisesiyle vuruyordu. Dövme işi bitince içimizden bir adam "Buna ne oluyor! Allah bunu rezil ve rüsvay etsin!"

dedi. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Kardeşinizin aleyhinde şeytanın yardımcıları olmayınız" buyurdu. Fethu'l-Bari Açıklaması: imam Buhari, içki içene lanet etmeyi yasaklayan hadisle, en başta "İçki içen içki içtiği sırada mu'min olarak içemez" hükmünün birbiriyle nasıl cem ve telif edileceğine işaret etmektedir.

Onun anlayışına göre maksat, içki içen kişinin tam olarak imandan çıktığı değil, kamil bir imana sahip olmadığıdır. imam Buhari burada "mekruhluk"la laneti hak etmiş kimse hakkındaki lanet yasaklığının tenzihi olduğuna işaret etmektedir. Ancak bunun için lanet okuyan kimsenin onun gerçek manası olan Allah'ın rahmetinden uzak kılınması değil, sadece ona ağır bir söz kullanma manası kastedilmelidir.

Buna karşılık bir kimse lanet okuduğu şahsın Allah'ın rahmetinden uzak olmasını kastederse bu haram olur. Özellikle laneti hak etmeyen kimse hakkında söylenmişse hüküm böyledir. Allah'ı ve Resulünü seven ve özellikle de had cezası kendisine uygulanan kimseye lanet okumak böyledir. Bu gibi kimseye tövbe etmesi ve Allah' ın affına ermesi için dua etmek mendubtur.

Bu ayrıntılı sebepten dolayı imam Buhari başlıkta "içki içene lanet okumanın mekruhluğu" yerine "içki içene lanet okumanın mekruh olanı" demiştir. Buhari bununla sözkonusu ayrıntıya işaret etmiştir. Bu açıklamaya göre muayyen bir fasığa mutlak olarak lanet okunmayacağına bir delil yoktur. Bazıları şöyle demişlerdir: Yasaklık, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzurunda vaki olana mahsustur.

Çünkü lanet okumaya tepki gösterilmediği takdirde içki içen kimse kendisinin buna layık olduğu vehmine kapılabilir. Belki de şeytan onun kalbine kendisini fitneye düşürebileceği bir kanaat verebilir. Ebu Hureyre hadisinde yer alan "Kardeşinizin aleyhinde şeytanın yardımcıları olmayınız" şeklindeki ifade ile bu noktaya işaret edilmektedir.

Bazı bilginlere göre içki içme cezası uygulanmış olan kimselere mutlak olarak lanet okunamaz. Çünkü ceza onun sözkonusu günahına kefaret olmuştur. Bazıları ise hata eden kimse hakkında mutlak olarak lanet okunamaz demişlerdir. Mutlak caizlik, suçu açıktan açığa işleyenler hakkındadır. ibnü'l-Müneyyir, mutlak lanet okuma yasaklığının muayyen kimse hakkında, caizliğin muayyen olmayan kimse hakkında olduğunu doğrulamış ve şöyle demiştir: Çünkü muayyen olmayan kimse hakkında okunacak lanet, bu fiilin yapılmasını engeller.

Muayyen kişi hakkındaki lanet ise ona eziyet verir ve kendisine kötü söz söyleme anlamı taşır. Oysa Müslümana eziyet vermek yasaklanmıştır. Muayyen bir kimseye lanet okumaya cevaz veren bilginler delilolarak şöyle demişlerdir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem laneti hak edene lanet okumuştur. Dolayısıyla bu konuda muayyen olanla olmayan arasında herhangi bir fark yoktur.

Bu görüş söz konusu kimse lanete gayr-i muayyenlik vasfıyla layık olmuştur denilerek tenkide uğramıştır. Şayet had cezası uygulanmadan önce o kişiye lanet okumak caiz olsaydı, ceza uygulandıktan sonra bu devam ederdi. Tıpkı sopa cezası yanında sürgüne göndermenin sakıt olmadığı gibi. Öte yandan muayyen olmayan kimsenin bu lanetten alacağı pay, son derece küçük ve hafiftir.

Doğruyu en iyi Allahu Teala bilir. Nevevi, el-Ezkar isimli eserinde şöyle demiştir: Herhangi bir günahı işlemekle nitelenmiş muayyen bir insana beddua etmeye gelince, hadisin zahiri bunun haram olmadığını göstermektedir. Nevevi'nin de ifade ettiği üzere hadisler bunun caiz olduğunu göstermektedir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem birisine "Sağ elinle ye" buyurmuş, o kişi "bunu yapamıyorum" deyince, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Yapamayasın!"

demiştir. Bu hadis, şer't hükme muhalif olan kimseye beddua etmenin caiz olduğunu göstermektedir.(Müslim, Eşribe) "Bu kişi Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'ı ara sıra güldürürdü" Yani söz konusu şahıs, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzurunda bir şeyler söyler ya da onu güldürecek birtakım hareketlerde bulunurdu. Ebu Ya']a'nın Hişam b.

Sa'd vasıtasıyla Zeyd b. Eslem'den yukarıdaki isnadla nakline göre adamın biri "himar= eşek" lakabı ile lakaplandırılmıştı. Bu kişi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem' e bir tulum yağ ve bal hediye etti. Arkadaşı gelip, kendisinden alacağını isteyince onu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem' e getirdi ve "Buna malını ver" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem gülümsemekten başka bir şey yapmadı ve isteği üzerine tulum, sahibine geri verildi.

"(Ebu Ya'la, Müsned, I, 161) Hadisten Çıkan Sonuçlar 1. insanlara lakap takmak caizdir. 2. Hadis büyük günah işleyen kimsenin kafir olacağını iddia edenlere cevap teşkil etmektedir. Zira hadiste büyük günah işleyen kimselere lanet okumanın yasaklı ğı ve onlara dua edilmesi emri yer almaktadır. Hadisten anlaşıldığına göre yasak bir fiili işleme ile Allah ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem sevgisinin o kimsenin kalbinde bulunması arasında herhangi bir çelişki yoktur.

Çünkü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem O kişinin sözkonusu yasaklığı işlemiş olmasına rağmen Allah'ı ve Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem' ı sevdiğini haber vermektedir. 3. Resulullah s.a.v. bir de günahı tekrar tekrar işleyen kimsenin kalbinden Allah ve Resulullah s.a.v. sevgisinin çekilip alınmayacağını bildirmektedir.

4. İçki içen kimsenin o anda imana sahip olmayacağı yolundaki haberden maksat, imanın tamamıyla kalbinden gittiği değil, tam aksine -daha önce işaret edildiği üzere- imanının kamil bir iman olmadığıdır. Allah' a isyan eden bir kalpte Allah ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem sevgisinin var olmaya devam etmesi, sözkonusu kişinin işlediği günahtan pişman olması, kendisine ceza uygulanıp, bunun o günaha kefaret olması ile kayıtlı bulunması ihtimali vardır.

İşlediği günaha pişman olmayıp, ceza da görmeyen kimse böyle değildir. Çünkü onun tekrar günah işlemek suretiyle kalbine bir şey gelmesinden ve imanını çekip almasından korkulur. Allahu Teala'tan bağış ve afiyet dileriz

6782Ibn AbbasSahih

حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ دَاوُدَ، حَدَّثَنَا فُضَيْلُ بْنُ غَزْوَانَ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ رضى الله عنهما عَنِ

النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «لَا يَزْنِي الزَّانِي حِينَ يَزْنِي وَهْوَ مُؤْمِنٌ، وَلَا يَسْرِقُ حِينَ يَسْرِقُ وَهْوَ مُؤْمِنٌ»

The Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) said, “When (a person) an adulterer commits illegal sexual intercourse then he is not a believer at the time he is doing it; and when somebody steals, then he is not a believer at the time he is stealing.”

ইবনু ‘আব্বাস (রাঃ) সূত্রে নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম হতে বর্ণিত। তিনি বলেন, ব্যভিচারী যখন ব্যভিচার করে, তখন সে মু’মিন থাকে না। এবং চোর যখন চুরি করে তখন সে মু’মিন থাকে না।[1] [৬৮০৯]

ہم سے عمرو بن علی نے بیان کیا، انہوں نے کہا ہم سے عبداللہ بن داؤد نے بیان کیا، انہوں نے کہا ہم سے فضیل بن غزوان نے بیان کیا، ان سے عکرمہ نے اور ان سے عبداللہ بن عباس رضی اللہ عنہما نے بیان کیا کہ نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے فرمایا ”جب زنا کرنے والا زنا کرتا ہے تو وہ مومن نہیں رہتا اور اسی طرح جب چور چوری کرتا ہے تو وہ مومن نہیں رہتا۔“

Telah menceritakan kepadaku [Amru bin Ali] telah menceritakan kepada kami [Abdullah bin Dawud] telah menceritakan kepada kami [Fudhail bin Ghazwan] dari [Ikrimah] dari [Ibnu Abbas] radliallahu 'anhuma, dari Nabi shallallahu 'alaihi wasallam bersabda: "Tidaklah berzina orang yang berzina ketika ia berzina dalam keadaan beriman, dan tidaklah mencuri orang yang mencuri ketika ia mencuri dalam keadaan beriman

İbn Abbas'ın nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Zina eden kişi zina ettiği sırada mu'min olduğu halde zina edemez. Hırsız kişi de hırsızlık ettiği sırada mu'min olduğu halde hırsızlık yapamaz" buyurmuştur. İmam Buhari bu konuda İbn Abbas hadisini zikretmişti. Bu hadisin açıklaması HudCıd bölümünün baş tarafında yapılmıştı

6783Abu HurayrahSahih

حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصِ بْنِ غِيَاثٍ، حَدَّثَنِي أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، قَالَ: سَمِعْتُ أَبَا صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ

عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «لَعَنَ اللَّهُ السَّارِقَ، يَسْرِقُ الْبَيْضَةَ فَتُقْطَعُ يَدُهُ، وَيَسْرِقُ الْحَبْلَ فَتُقْطَعُ يَدُهُ». قَالَ الأَعْمَشُ كَانُوا يَرَوْنَ أَنَّهُ بَيْضُ الْحَدِيدِ، وَالْحَبْلُ كَانُوا يَرَوْنَ أَنَّهُ مِنْهَا مَا يَسْوَى دَرَاهِمَ

The Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) said, “Allah curses a man who steals an egg and gets his hand cut off, or steals a rope and gets his hands cut off.” Al-Amash said, “People used to interpret the Baida as an iron helmet, and they used to think that the rope may cost a few dirhams.”

আবূ হুরাইরাহ (রাঃ) সূত্রে নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম হতে বর্ণিত। তিনি বলেন, চোরের উপর আল্লাহর লা‘নত হোক, যখন সে একটি হেলমেট চুরি করে এবং এ জন্য তার হাত কাটা হয় এবং সে একটি রশি চুরি করে এ জন্য তার হাত কাটা হয়। আ’মাশ (রহ.) বলেন, তারা মনে করত যে, হেলমেট লোহার হতে হবে আর রশির ব্যাপারে তারা ধারণা করত তা কয়েক দিরহামের সমমূল্যের হবে। [৬৭৯৯; মুসলিম ২৯/১, হাঃ ১৬৮৭, আহমাদ ৭৪৪০]

ہم سے عمرو بن حفص بن غیاث نے بیان کیا، انہوں نے کہا مجھ سے میرے والد نے بیان کیا، انہوں نے کہا ہم سے اعمش نے بیان کیا، کہا کہ میں نے ابوصالح سے سنا، ان سے ابوہریرہ رضی اللہ عنہ نے کہ نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے فرمایا کہ اللہ نے چور پر لعنت بھیجی کہ ایک انڈا چراتا ہے اور اس کا ہاتھ کاٹ لیا جاتا ہے، ایک رسی چراتا ہے اس کا ہاتھ کاٹ لیا جاتا ہے۔

اعمش نے کہا کہ لوگ خیال کرتے تھے کہ انڈے سے مراد لوہے کا انڈا ہے اور رسی سے مراد ایسی رسی سمجھتے تھے جو کئی درہم کی ہو۔

Telah menceritakan kepada kami [Umar bin Hafsh bin Ghiyats] telah menceritakan kepadaku [ayahku] Telah menceritakan kepada kami [Al A'masy] mengatakan; aku mendengar [Abu Shalih] dari [Abu Hurairah] dari Nabi shallallahu 'alaihi wasallam bersabda: "Allah melaknat si pencuri telur sehingga tangannya dipotong, dan Allah melaknat si pencuri tali hingga dipotong tangannya."

Al A'masy mengatakan, para sahabat berpendapat bahwa yang dimaksud telur disini adalah besi dan yang dimaksud tali adalah jika senilai beberapa dirham

Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Allah hırsız kişiye lanet etsin ki o bir miğfer çalar da o nedenle eli kesilir, bir ip çalar o yüzden eli kesilir.

" A'meş'in ifadesine göre hadisi rivayet edenler, hadisteki "beyda"nın demir miğfer ve "habl"in ip olduğunu ve bunların içinde değeri birkaç dirhem olan çeşitli değerde olduğuni ifade etmişlerdir. Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buharl'nin kullandığı bu başlıktaki "hırsız" dan maksat, belli olmayan hırsızdır. İmam Buhari böylece -daha önce açıklandığı üzere- muayyen içki içen kimseye lanet okuma yasaklığı ile bu bölümde geçen hadisi cem ve telif etmeye/ aralarında uyum sağlamağa işaret etmektedir.

İbn Battal şöyle demiştir: Hadise göre günah işleyen kimseleri isim isim belirtmek ve yüzlerine karşı lanet okumak uygun değildir. Uygun olanı, onları caydırmak ve alıkoymak için bu tür fiilleri işleyene genelolarak lanet okumaktır. Muayyen bir kişiye Allah'tan ümit kesmemesi için lanet okumak isabetli değildir. İbn Battal şöyle devam eder: İmam Buhari'nin maksadı buysa, bu isabetli değildir.

Çünkü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem içki içen kimseye lanet okumayı yasaklamış ve kendisine gerekli ceza verildikten sonra "Kardeşinizin aleyhinde şeytanın yardımcıları olmayınız" buyurmuştur. Bu konunun açıklaması az önce geçmişti. TIbı, burada lanetten maksat her halde kişinin hakir ve zelil olmasıdır demiştir. İyad ise şöyle demiştir: Bazı bilginler şer'ı ceza uygulanmadığı sürece belli bir kişiye lanet okumaya cevaz vermişlerdir.

Çünkü şer'ı ceza (had) kefarettir. lyaz'a göre bu yaklaşım isabetli değildir. Zira Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem genelde lanet okumayı yasaklamıştır. Bunu muayyen bir kişiye yorumlamak daha isabetli ve uygundur. Bazıları şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in günah işleyen kimselere laneti, o fiil işlenmeden önce kendilerini sakındırmaya yöneliktir.

Fiili işlediklerinde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlar için istiğfar etmiş ve tövbekar olmaları için dua etmiştir. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bir kimsenin işlediği fiile karşılık ağır konuşup, lanet ettiği kimseye gelince, o lanetin genel şartına dahildir. Çünkü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Rabbimden o kişiye lanetimi kefaret ve rahmet kılmasını diledim."

Bu konu hakkında daha önce gerekli açıklamalarda bulunmuştuk. Orada Müslim'in Sahih'inde kaydettiği üzere bu sözün Ianeti hak etmemiş kimse hakkında söylendiğini açıklamıştık.

" 'el-habl'in ip olduğunu ve bunların içinde değeri birkaçdirhem olan değerli çeşitleri olduğuni ifade etmişlerdir." Bu hadisin ifade ediliş sebebi hırsızlığı kınamak, bu fiiHn iğrenç olduğunu vurgulamak ve gerek az, gerek çok olsun hırsızlık fiilinin akıbetinin kötü olduğu noktasında uyarıda bulunmaktır. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem adeta şöyle demektedir: Bir kişi değersiz bir miğfer ve eski püskü bir ip gibi basit bir şeyi çalmayı adet haline getirdiğinde ve bunu sürekli yaptığında sözkonusu alışkanlığın o kişiyi daha değerli bir şeyi çalmaya götüreceği şüphesizdir.

Çaldığı mal karşılığında hırsıza el kesilme cezası uygulanacak bir miktara ulaşır ve eli kesilir. Sanki Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle demektedir:. Kişi bu fiilden kaçınsın ve hırsızlık karekterine hakim olmadan ve bunu alışkanlık haline getirmeden önce onu bıraksın, böylece o fiilin kötü sonucundan ve vahim sonucundan yakasım kurtarmış olur

6784Ubadah ibn as-SamitSahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا ابْنُ عُيَيْنَةَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ أَبِي إِدْرِيسَ الْخَوْلَانِيِّ، عَنْ عُبَادَةَ بْنِ الصَّامِتِ رضى الله عنه

قَالَ كُنَّا عِنْدَ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِي مَجْلِسٍ فَقَالَ: «بَايِعُونِي عَلَى أَنْ لَا تُشْرِكُوا بِاللَّهِ شَيْئًا وَلَا تَسْرِقُوا، وَلَا تَزْنُوا». وَقَرَأَ هَذِهِ الآيَةَ كُلَّهَا «فَمَنْ وَفَى مِنْكُمْ فَأَجْرُهُ عَلَى اللَّهِ وَمَنْ أَصَابَ مِنْ ذَلِكَ شَيْئًا فَعُوقِبَ بِهِ، فَهْوَ كَفَّارَتُهُ، وَمَنْ أَصَابَ مِنْ ذَلِكَ شَيْئًا، فَسَتَرَهُ اللَّهُ عَلَيْهِ، إِنْ شَاءَ غَفَرَ لَهُ، وَإِنْ شَاءَ عَذَّبَهُ»

We were with the Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) in a gathering and he said, ‘Swear allegiance to me that you will not worship anything besides Allah, Will not steal, and will not commit illegal sexual intercourse.’ And then (the Prophet (sallallahu alayhi wa sallam)) recited the whole Verse (i.e. 60:12).

The Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) added, ‘And whoever among you fulfills his pledge, his reward is with Allah; and whoever commits something of such sins and receives the legal punishment for it, that will be considered as the expiation for that sin, and whoever commits something of such sins and Allah screens him, it is up to Allah whether to excuse or punish him.’

‘উবাদাহ ইবনু সামিত (রাঃ) হতে বর্ণিত। তিনি বলেন, আমরা একবার নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম-এর নিকট এক মজলিসে ছিলাম। তখন তিনি বললেনঃ তোমরা আমার কাছে এ বায়‘আত কর যে, আল্লাহর সঙ্গে কোন কিছু শরীক করবে না, চুরি করবে না এবং ব্যভিচার করবে না। এরপর তিনি এ আয়াত পুরো তিলাওয়াত করলেনঃ ‘‘তোমাদের মধ্যে যে ব্যক্তি (বায়‘আতের শর্তসমূহ) পুরো করে তার বিনিময় আল্লাহর কাছে।

আর যে ব্যক্তি এত্থেকে কিছু ক’রে বসে আর তার জন্য শাস্তি দেয়া হয়, তবে এটা তার জন্য কাফ্ফারা হয়ে যায়। আর যদি কেউ এত্থেকে কিছু করে বসে আর আল্লাহ্ তা গোপন রাখেন তবে এটা তাঁর ইচ্ছেধীন। তিনি ইচ্ছে করলে তাকে ক্ষমা করবেন, ইচ্ছে করলে শাস্তি দিবেন।’’ [৮১]

ہم سے محمد بن یوسف نے بیان کیا، کہا ہم سے ابن عیینہ نے بیان کیا، ان سے زہری نے، ان سے ابوادریس خولانی نے اور ان سے عبادہ بن صامت رضی اللہ عنہ نے بیان کیا کہ ہم نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم کے یہاں ایک مجلس میں بیٹھے تھے تو نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے فرمایا کہ مجھ سے عہد کرو اللہ کے ساتھ کوئی شریک نہیں ٹھہراؤ گے،

چوری نہیں کرو گے اور زنا نہیں کرو گے اور آپ نے یہ آیت پوری پڑھی ”پس تم میں سے جو شخص اس عہد کو پورا کرے گا اس کا ثواب اللہ کے یہاں ہے اور جو شخص ان میں سے غلطی کر گزرا اور اس پر اسے سزا ہوئی تو وہ اس کا کفارہ ہے اور جو شخص ان میں سے کوئی غلطی کر گزرا اور اللہ تعالیٰ نے اس کی پردہ پوشی کر دی تو اگر اللہ چاہے گا تو اسے معاف کر دے گا اور اگر چاہے گا تو اس پر عذاب دے گا۔“

Telah menceritakan kepada kami [Muhammad bin Yusuf] telah menceritakan kepada kami [Ibnu Uyainah] dari [Az Zuhri] dari [Abu Idris Al Khaulani] dari [Ubadah bin Ash Shamit] radliallahu 'anhu mengatakan; kami disisi Nabi shallallahu 'alaihi wasallam di sebuah majlis, beliau bersabda: "Berbaiatlah kalian kepadaku untuk tidak menyekutukan Allah dengan sesuatu apapun,

tidak mencuri, tidak berzinah, " beliau membacakan ayat ini semuanya, "maka siapa diantara kalian yang menunaikannya maka pahalanya dari Allah, dan barangsiapa yang melanggarnya kemudian dihukum, maka hukuman itu sebagai penebus dosanya, dan barangsiapa yang melanggarnya kemudian Allah menutupinya, maka Allah akan mengampuni jika Dia berkehendak, dan Allah akan menyiksanya, jika berkehendak

Ubade b. es-Samit şöyle anlatmıştır: Bizler bir mecliste Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanında idik. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bizlere 'Allah' a (ibadette) hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık etmemek ve zina etmemek üzere bana bey'at ediniz" dedi. Bundan sonra "Ey Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem! İnanmış kadınlar, Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleriyle ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemek ...

hususunda sana bey'at etmeye geldikleri zaman biatlarını kabul et"(Mumtehine 12) ayetini okudu. Sonra şöyle dedi: "İçinizden bu ahd ve sözünde duran ın ecri Allah'a aittir. Bu dediklerimden birini yapıp da ondan dolayı dünyada cezaya uğratılırsa bu ceza ona kefarettir. Bunlardan bir suçu yapıp da yaptığı fiili Allah Teala örterse (onun işi de Allah'a aittir.) Allah dilerse onu mağfiret eder, dilerse onu azaplandırır."

Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buhari burada Ubade b. es-Samit hadisine yer vermiştir. Ahmed b. Hanbel'in, Huzeyme b. Sabit'ten nakline göre Resulullah s.a.v. "Kim bir günah işler ve bu günahın cezası kendisine uygulanırsa bu ona kefarettir" buyurmuştur. (Ahmed b. Hanbel, V, 214) Hadisin senedi hasendir. Yukarıdaki hadisi Sahih-i Buharinin baş tarafında iman bölümünün onuneu kısmında uzun uzadıya açıklamıştık

6785Muhammad ibn ZaydSahih

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا عَاصِمُ بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا عَاصِمُ بْنُ مُحَمَّدٍ، عَنْ وَاقِدِ بْنِ مُحَمَّدٍ، سَمِعْتُ أَبِي

قَالَ عَبْدُ اللَّهِ، قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِي حَجَّةِ الْوَدَاعِ «أَلَا أَىُّ شَهْرٍ تَعْلَمُونَهُ أَعْظَمُ حُرْمَةً».

قَالُوا أَلَا شَهْرُنَا هَذَا. قَالَ: «أَلَا أَىُّ بَلَدٍ تَعْلَمُونَهُ أَعْظَمُ حُرْمَةً». قَالُوا أَلَا بَلَدُنَا هَذَا. قَالَ: «أَلَا أَىُّ يَوْمٍ تَعْلَمُونَهُ أَعْظَمُ حُرْمَةً». …

قَالُوا أَلَا يَوْمُنَا هَذَا. قَالَ: «فَإِنَّ اللَّهَ تَبَارَكَ وَتَعَالَى قَدْ حَرَّمَ دِمَاءَكُمْ وَأَمْوَالَكُمْ وَأَعْرَاضَكُمْ، إِلاَّ بِحَقِّهَا، كَحُرْمَةِ يَوْمِكُمْ هَذَا، فِي بَلَدِكُمْ هَذَا، فِي شَهْرِكُمْ هَذَا، أَلَا هَلْ بَلَّغْتُ». ثَلَاثًا كُلُّ ذَلِكَ يُجِيبُونَهُ أَلَا نَعَمْ قَالَ: «وَيْحَكُمْ أَوْ وَيْلَكُمْ لَا تَرْجِعُنَّ بَعْدِي كُفَّارًا، يَضْرِبُ بَعْضُكُمْ رِقَابَ بَعْضٍ»

The Messenger of Allah (sallallahu alayhi wa sallam) said in Hajjat-al-Wada, “Which month (of the year) do you think is most sacred?” The people said, “This current month of ours (the month of Dhull-Hijja).”

He said, “Which town (country) do you think is the most sacred?” They said, “This city of ours (Mecca).” He said, “Which day do you think is the most sacred?” The people said, “This day of ours.” …

He then said, “Allah, the Blessed, the Supreme, has made your blood, your property and your honor as sacred as this day of yours in this town of yours, in this month of yours (and such protection cannot be slighted) except rightfully.”

He then said thrice, “Have I conveyed Allah’s Message (to you)?” The people answered him each time saying, ‘Yes.’ The Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) added, ‘May Allah be merciful to you (or, woe on you)! Do not revert to disbelief after me by cutting the necks of each other.’

‘আবদুল্লাহ্ ইবনু মাস‘ঊদ (রাঃ) হতে বর্ণিত যে, তিনি বলেন, রাসূলুল্লাহ্ সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম বিদায় হাজ্জে বললেনঃ আচ্ছা বলতো কোন্ মাসকে তোমরা সবচেয়ে সম্মানিত বলে জান?

তাঁরা বললেন, আমাদের এ মাস নয় কি? তিনি আবার বললেনঃ তোমরা কোন্ শহরকে সর্বাধিক সম্মানিত বলে জান? তাঁরা বললেন, আমাদের এ শহর নয় কি? তিনি বললেনঃ বলতো! কোন্ দিনকে তোমরা সর্বাধিক সম্মানিত বলে জান? …

তাঁরা বললেন, আমাদের এ দিন নয় কি? তখন রাসূলুল্লাহ্ সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম বললেনঃ আল্লাহ্ তোমাদের রক্ত, ধন-সম্পদ ও সম্মানকে শারী‘আতের হক ব্যতীত এমন পবিত্র করে দিয়েছেন, যেমন পবিত্র তোমাদের এ মাসে এ শহরের মাঝে আজকের এ দিনটি। ওহে! আমি কি পৌঁছে দিয়েছি?

এ কথাটি তিনি তিনবার বললেন। প্রত্যেকবারেই তারা উত্তর দিলেন, হ্যাঁ। তিনি বললেনঃ তোমাদের জন্য আফসোস অথবা ধ্বংস! তোমরা আমার পরে একে অপরের গর্দান মেরে কাফির হয়ে পেছনের দিকে ফিরে যেও না।[1] ১৭৪২

مجھ سے محمد بن عبداللہ نے بیان کیا، انہوں نے کہا ہم سے عاصم بن علی نے بیان کیا، انہوں نے کہا ہم عاصم بن محمد نے بیان کیا، ان سے واقد بن محمد نے بیان کیا، انہوں نے اپنے والد سے سنا کہ عبداللہ رضی اللہ عنہ نے کہا کہ رسول اللہ صلی اللہ علیہ وسلم نے حجۃ الوداع کے موقع پر فرمایا ”ہاں تم لوگ کس چیز کو سب سے زیادہ حرمت والی سمجھتے ہو؟“ لوگوں نے کہا کہ اپنے اسی مہینہ کو۔

نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے فرمایا ”ہاں، کس شہر کو تم سب سے زیادہ حرمت والا سمجھتے ہو؟“ لوگوں نے جواب دیا کہ اپنے اسی شہر کو۔ نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے دریافت فرمایا ”ہاں، کس دن کو تم سب سے زیادہ حرمت والا خیال کرتے ہو؟“ لوگوں نے کہا کہ اپنے اسی دن کو۔ …

نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے اب فرمایا ”پھر بلاشبہ اللہ نے تمہارے خون، تمہارے مال اور تمہاری عزتوں کو حرمت والا قرار دیا ہے، سوا اس کے حق کے، جیسا کہ اس دن کی حرمت اس شہر اور اس مہینہ میں ہے۔ ہاں! کیا میں نے تمہیں پہنچا دیا۔“ تین مرتبہ آپ صلی اللہ علیہ وسلم نے فرمایا اور ہر مرتبہ صحابہ نے جواب دیا کہ جی ہاں، پہنچا دیا۔

نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے فرمایا ”افسوس میرے بعد تم کافر نہ بن جانا کہ ایک دوسرے کی گردن مارنے لگو۔“

Telah menceritakan kepadaku [Muhammad bin Abdullah] telah menceritakan kepada kami ['Ashim bin Ali] telah menceritakan kepada kami ['Ashim bin Muhammad] dari [Waqid bin Muhammad], aku mendengar [Ayahku] mengatakan; ['Abdullah] mengatakan, Rasulullah shallallahu 'alaihi wasallam bersabda ketika haji wada'; "ketahuilah, bulan apa yang kalian ketahui yang paling mulia?"

Para sahabat menjawab; 'bulan kita ini, ' Nabi bertanya: "ketahuilah, negeri mana yang kalian ketahui paling mulia?" Para sahabat menjawab; 'negeri kita ini.' Nabi bertanya; "ketahuilah, hari apa yang kalian ketahui paling mulia?" …

Para sahabat menjawab; 'Hari kita ini.' Nabi melanjutkan; "Sesungguhnya Allah tabaaraka wata'ala telah mengharamkan atas kalian darah-darah kalian, harta-harta kalian, dan kehormatan-kehormatan kalian, kecuali dengan haknya, sebagaimana kehormatan hari kalian ini, negeri kalian ini, dan bulan kalian ini, bukankah telah kusampaikan?"

(Nabi mengulangi pertanyaannya tiga kali). Semua pertanyaannya, di jawab oleh para sahabat dengan; 'Benar.' kemudian Nabi meneruskan: "celakalah kalian -atau- binasalah kalian, jangan sampai kalian sepeninggalku kembali menjadi kafir, sebagian kalian memenggal leher sebagian yang lain

Abdullah b. Ömer r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem veda haccında şöyle buyurmuştur: "Dikkat edin! Hürmetçe en büyük bildiğiniz ay hangisidir?" Sahabiler "Bu hac ayımız değil midir?" dediler. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Hürmetçe en büyük bildiğiniz belde hangisidir?"

diye sordu. Sahabiler "Bu Mekke beIdemiz değil midir?" diye cevap verdiler. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Hürmetçe en büyük bildiğiniz gün hangisidir?" diye sordu. Sahabiler "Bu hac günlerimiz değil midir?" dediler. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle devam etti: "Şüphesiz Allahu Teala sizlere bu gününüzün, bu beldenizin ve bu ayınızın haram olduğu gibi karılannızı, mallarınızı ve namuslarınızı dokunulmaz kılmıştır. …

Ancak bir hak karşılığında olmak müstesnadır. Dikkat edin bunlan sizlere tebliğ ettim mi?" Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu soruyu üç kere sordu. Sahabiler her defasında ona "Evet, tebliğ ettinı" diye cevap verdiler.

Sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle dedi: "Sizlere yazık -yahut- sizlere veyl olsun sakın benden sonra birbirlerinin boyunlarını vuran kafirler almayınız." Fethu'l-Bari Açıklaması: Bir mu'minin sırtının dokunulmaz olması, ona eziyet verilmekten korunmuş olduğu anlamına gelir.

"Bir hak veya şer't bir ceza olması hariç" Yani bir Müslümanın sırtına onu tedib etmek maksadıyla had ve tazir cezası yoluyla olanı hariç vurulmaz ve o kişi aşağılanmaz.

"Benden sonra ... dönmeyiniz" emriyle ilgili olarak ileride "Fiten" bölümünde gerekli açıklama yapılacaktır

6786Aishah bint Abi BakrSahih

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ رضى الله عنها

قَالَتْ: مَا خُيِّرَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بَيْنَ أَمْرَيْنِ إِلاَّ اخْتَارَ أَيْسَرَهُمَا، مَا لَمْ يَأْثَمْ، فَإِذَا كَانَ الإِثْمُ كَانَ أَبْعَدَهُمَا مِنْهُ، وَاللَّهِ مَا انْتَقَمَ لِنَفْسِهِ فِي شَىْءٍ يُؤْتَى إِلَيْهِ قَطُّ، حَتَّى تُنْتَهَكَ حُرُمَاتُ اللَّهِ، فَيَنْتَقِمُ لِلَّهِ

Whenever the Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) was given an option between two things, he used to select the easier of the tow as long as it was not sinful; but if it was sinful, he would remain far from it. By Allah, he never took revenge for himself concerning any matter that was presented to him, but when Allah’s Limits were transgressed, he would take revenge for Allah’s Sake.

‘আয়িশাহ (রাঃ) হতে বর্ণিত। তিনি বলেন, নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম কে যখনই (আল্লাহর নিকট থেকে) দু’টো কাজের মধ্যে একটিকে বেছে নেয়ার সুযোগ দেয়া হত, তখন তিনি দু’টোর সহজটি বেছে নিতেন, যতক্ষণ না সেটা গুনাহর কাজ হত। যদি সেটা গুনাহর কাজ হত তাহলে তিনি তাত্থেকে বহু দূরে থাকতেন। আল্লাহর কসম! তিনি কখনও তাঁর ব্যক্তিগত কারণে কোন কিছুর প্রতিশোধ গ্রহণ করেননি, যতক্ষণ না আল্লাহর হারামসমূহকে ছিন্ন করা হত। সেক্ষেত্রে আল্লাহর জন্য তিনি প্রতিশোধ নিতেন।[1] [৩৫৬০]

ہم سے یحییٰ بن بکیر نے بیان کیا، کہا ہم سے لیث نے، ان سے عقیل نے، ان سے شہاب نے، ان سے عروہ نے اور ان سے عائشہ رضی اللہ عنہا نے بیان کیا کہ نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم کو جب بھی دو چیزوں میں سے ایک کے اختیار کرنے کا حکم دیا گیا تو آپ نے ان میں سے آسان ہی کو پسند کیا، بشرطیکہ اس میں گناہ کا کوئی پہلو نہ ہو، اگر اس میں گناہ کا کوئی پہلو ہوتا تو آپ اس سے سب سے زیادہ دور ہوتے۔

اللہ کی قسم! نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے کبھی اپنے ذاتی معاملہ میں کسی سے بدلہ نہیں لیا، البتہ جب اللہ کی حرمتوں کو توڑا جاتا تو آپ اللہ کے لیے بدلہ لیتے تھے۔

Telah menceritakan kepada kami [Yahya bin Bukair] telah menceritakan kepada kami [Al Laits] dari [Uqail] dari [Ibnu Syihab] dari [Urwah] dari [Aisyah] radliallahu 'anha, mengatakan; "Rasulullah Shallallahu'alaihiwasallam tidak pernah diberi tawaran untuk memilih dua perkara, melainkan beliau memilih yang paling ringan selama tidak mengandung dosa, namun jika mengandung dosa, beliau adalah manusia yang paling jauh darinya.

Demi Allah, beliau tidak pernah marah karena kepentingan pribadi, dan jika kehormatan Allah dilanggar, beliau marah karenanyaan

Aişe r.anha şöyle demiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem dünya işlerinde iki iş arasında muhayyer kılındığında, -o iş günah olmadığı sürece- muhakkak durumların en kolay olanını tercih ederdi. Eğer söz konusu şey, günah türünden olursa Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onların ikisinden de insanların en uzak bulunanı olurdu.

Allah'a yemin ederim ki o, kendisine getirilen hiçbir şeyde kendi nefsi için intikam almazdı. O ancak Allah'ın haramlarının çiğnenmesi durumunda Allah için (öfkelenir), intikam alırdı." Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buhari, attığı bu başlık altında Aişe r.anha hadisine yer vermiştir. Bu hadis Menakıb bölümünde Nebi s.a.v.'in niteliği başlığı altında geniş bir biçimde açıklanmıştı.

İbn Battal şöyle demiştir: Buradaki muhayyer kılma, Allahu Teala tarafından yapılmış değildir. Çünkü Allahu Teala Nebi s.a.v.'ini birisi günah olan iki şey karşısında muhayyer kılmaz. Ancak dinde iki seçenek olur ve bunlardan biri -haddi aşma örneğinde olduğu gibi- kişiyi günaha sürükleyici nitelikte bulunursa, bu müstesnadır. Çünkü haddi aşmak kınanmıştır.

Mesela bir kimse kendisini çok ağır bir ibadet i yapmakla yükümlü tutsa ve sonra da onu yapmaktan aciz kalsa bu, haddi aşmaya örnek olur. Buradan hareketle Nebi s.a.v. sahabilerine dünyadan el etek çekmelerini yasaklamıştır. İbnü't-TIn şöyle demiştir: Hadiste muhayyer bırakmaktan maksat, dünya ile ilgili meselelerde sözkonusudur.

Ahiretle ilgili işlere gelince, bunlar ne kadar zor olursa o kadar sevabı fazla olur. Ancak İbn Battal'ın söylediği daha iyidir. Bu iki görüşten daha uygun olanı, bunun dünya işleri konusunda olduğudur. Çünkü dünyanın bazı işleri insanı çoğunlukla günaha sürükleyebilir. Akla en yakın ihtimal muhayyer bırakanın insanoğlu olduğudur.

Bunu anlamak gayet açıktır. Örnekleri çoktur. Özellikle muhayyer bırakma bir kafir tarafından yapıldığında sonucu ve uygulaması gayet açıktır

6787Usamah ibn ZaydSahih

حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ أُسَامَةَ

كَلَّمَ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِي امْرَأَةٍ فَقَالَ: «إِنَّمَا هَلَكَ مَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ أَنَّهُمْ كَانُوا يُقِيمُونَ الْحَدَّ عَلَى الْوَضِيعِ، وَيَتْرُكُونَ الشَّرِيفَ، وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لَوْ فَاطِمَةُ فَعَلَتْ ذَلِكَ لَقَطَعْتُ يَدَهَا»

Usamah approached the Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) on behalf of a woman (who had committed theft). The Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) said, “The people before you were destroyed because they used to inflict the legal punishments on the poor and forgive the rich. By Him in Whose Hand my soul is! If Fatima (the daughter of the Prophet (sallallahu alayhi wa sallam)) did that (i.e. stole), I would cut off her hand.”

‘আয়িশাহ (রাঃ) হতে বর্ণিত যে, উসামাহ (রাঃ) এক মহিলার ব্যাপারে নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম-এর কাছে সুপারিশ করলেন। তখন তিনি বললেনঃ তোমাদের আগেকার সম্প্রদায়সমূহ ধ্বংস হয়ে গেছে। কারণ তারা নিম্নশ্রেণীর লোকদের উপর শারী‘আতের শাস্তি কায়িম করত। আর শরীফ লোকদের অব্যাহতি দিত। ঐ সত্তার কসম, যাঁর হাতে আমার জান, ফাতিমাও যদি এমন কাজ করত, তাহলে অবশ্যই আমি তার হাত কেটে দিতাম।[1] [২৬৪৮]

ہم سے ابوالولید نے بیان کیا، کہا ہم سے لیث نے بیان کیا، ان سے ابن شہاب نے، ان سے عروہ نے اور ان سے عائشہ رضی اللہ عنہا نے کہ اسامہ رضی اللہ عنہ نے نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم سے ایک عورت کی ( جس پر حدی مقدمہ ہونے والا تھا ) سفارش کی تو نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے فرمایا کہ تم سے پہلے کے لوگ اس لیے ہلاک ہو گئے کہ وہ کمزوروں پر تو حد قائم کرتے اور بلند مرتبہ لوگوں کو چھوڑ دیتے تھے۔

اس ذات کی قسم جس کے ہاتھ میں میری جان ہے۔ اگر فاطمہ ( رضی اللہ عنہا ) نے بھی ( چوری ) کی ہوتی تو میں اس کا بھی ہاتھ کاٹ لیتا۔

Telah menceritakan kepada kami [Abul Walid] telah menceritakan kepada kami [Al Laits] dari [Ibn Syihab] dari ['Urwah] dari [Aisyah], bahwa Usamah pernah mengajak Nabi shallallahu 'alaihi wasallam berdialog untuk memberi keringanan terhadap seorang wanita, maka Nabi bersabda: "hanyasanya telah binasa orang-orang sebelum, mereka menegakkan hukuman kepada orang-orang yang lemah, dan meninggalkan hukuman bagi orang bangsawan, Demi Dzat yang jiwaku berada di tangan-NYA, jika Fathimah melakukan hal itu, aku potong tangannya

Aişe r.anhs-'nın nakline göre Usame, Kureyş'in Mahzum soyuna mensup olup, hırsızlık yapmış bir kadın hakkında (aracılık yapmak üzere) Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e konuşmuştu. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Sizden önceki ümmetler ancak şundan helak olmuşlardır: Onlar haddi (cezayı) sade ve sıradan kimseye uygularken, itibariz olan kimseyi bırakırlardı.

Kudreti ile yaşadığım Allah'a yemin ederim ki eğer (Muhammed'in kızı) Fatıma bu işi yapmış olsaydı, muhakkak onun elini de keserdim." Hadiste geçen "vadi'" eksiklik ve noksanlık anlamınadır ki burada maksat sıradan, sade insanlar demektir

6788Aishah bint Abi BakrSahih

حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ سُلَيْمَانَ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ رضى الله عنها

أَنَّ قُرَيْشًا، أَهَمَّتْهُمُ الْمَرْأَةُ الْمَخْزُومِيَّةُ الَّتِي سَرَقَتْ فَقَالُوا: مَنْ يُكَلِّمُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَمَنْ يَجْتَرِئُ عَلَيْهِ إِلاَّ أُسَامَةُ حِبُّ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ. فَكَلَّمَ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ: «أَتَشْفَعُ فِي حَدٍّ مِنْ حُدُودِ اللَّهِ».

ثُمَّ قَامَ فَخَطَبَ قَالَ: «يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّمَا ضَلَّ مَنْ قَبْلَكُمْ أَنَّهُمْ كَانُوا إِذَا سَرَقَ الشَّرِيفُ تَرَكُوهُ، وَإِذَا سَرَقَ الضَّعِيفُ فِيهِمْ أَقَامُوا عَلَيْهِ الْحَدَّ، وَايْمُ اللَّهِ لَوْ أَنَّ فَاطِمَةَ بِنْتَ مُحَمَّدٍ سَرَقَتْ لَقَطَعَ مُحَمَّدٌ يَدَهَا»

The Quraish people became very worried about the Makhzumiya lady who had committed theft. They said, “Nobody can speak (in favor of the lady) to the Messenger of Allah (sallallahu alayhi wa sallam) and nobody dares do that except Usamah who is the favorite of the Messenger of Allah (sallallahu alayhi wa sallam).

‘ When Usamah spoke to the Messenger of Allah (sallallahu alayhi wa sallam) about that matter, the Messenger of Allah (sallallahu alayhi wa sallam) said, ‘Do you intercede (with me) to violate one of the legal punishment of Allah?’ Then he got up and addressed the people, saying, ‘O people! The nations before you went astray because if a noble person committed theft, they used to leave him, but if a weak person among them committed theft, they used to inflict the legal punishment on him. By Allah, if Fatima, the daughter of Muhammad committed theft, Muhammad will cut off her hand.!’’”

‘আয়িশাহ (রাঃ) হতে বর্ণিত। মাখযুমী গোত্রের এক মহিলার ব্যাপারে কুরাইশ বংশের লোকদের খুব দুশ্চিন্তায় ফেলে দিয়েছিল যে চুরি করেছিল। সহাবাগণ বললেন, রাসূলুল্লাহ্ সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম-এর সঙ্গে কে কথা বলতে পারবে? আর রাসূলুল্লাহ্ সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম-এর প্রিয় জন উসামাহ (রাঃ) ছাড়া এটা কেউ করতে পারবে না।

তখন উসামাহ (রাঃ) রাসূলুল্লাহ্ সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম-এর সঙ্গে কথা বললেন। এতে তিনি বললেনঃ তুমি আল্লাহর শাস্তির বিধানের ব্যাপারে সুপারিশ করছ? এরপর তিনি দাঁড়িয়ে খুৎবাহ দিলেন এবং বললেনঃ হে মানবমন্ডলী! নিশ্চয়ই তোমাদের আগের লোকেরা গুমরাহ হয়ে গিয়েছে। কারণ, কোন সম্মানী ব্যক্তি যখন চুরি করত তখন তারা তাকে ছেড়ে দিত।

আর যখন কোন দুর্বল লোক চুরি করত তখন তার উপর শরীয়াতের শাস্তি কায়েম করত। আল্লাহর কসম! মুহাম্মাদ সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম-এর কন্যা ফাতিমাও যদি চুরি করে তবে অবশ্যই মুহাম্মাদ সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম তাঁর হাত কেটে দেবে।[1] [২৬৪৮]

ہم سے سعید بن سلیمان نے بیان کیا، انہوں نے کہا ہم سے لیث نے بیان کیا، ان سے ابن شہاب نے بیان کیا، ان سے عروہ نے بیان کیا اور ان سے عائشہ رضی اللہ عنہا نے بیان کیا کہ ایک مخزومی عورت کا معاملہ جس نے چوری کی تھی، قریش کے لوگوں کے لیے اہمیت اختیار کر گیا اور انہوں نے کہا کہ نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم سے اس معاملہ میں کون بات کر سکتا ہے اسامہ رضی اللہ عنہ کے سوا، جو نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم کو بہت پیارے ہیں اور کوئی آپ سے سفارش کی ہمت نہیں کر سکتا؟

چنانچہ اسامہ رضی اللہ عنہ نے نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم سے بات کی تو نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے فرمایا ”کیا تم اللہ کی حدوں میں سفارش کرنے آئے ہو۔“ پھر آپ صلی اللہ علیہ وسلم کھڑے ہوئے اور خطبہ دیا اور فرمایا ”اے لوگو! تم سے پہلے کے لوگ اس لیے گمراہ ہو گئے کہ جب ان میں کوئی بڑا آدمی چوری کرتا تو اسے چھوڑ دیتے لیکن اگر کمزور چوری کرتا تو اس پر حد قائم کرتے تھے اور اللہ کی قسم!

اگر فاطمہ بنت محمد نے بھی چوری کی ہوتی تو محمد ( صلی اللہ علیہ وسلم ) اس کا ہاتھ ضرور کاٹ ڈالتے۔

Telah menceritakan kepada kami [Sa'id bin Sulaiman] telah menceritakan kepada kami [Al Laits] dari [Ibnu Syihab] dari [Urwah] dari [Aisyah] radliallahu 'anha; bahwa orang-orang Qurasy diresahkan seorang wanita bani Makhzum yang mencuri. kemudian mereka berujar; 'tidak ada yang bisa bicara dengan Rasulullah Shallallahu'alaihiwasallam dan tidak ada yang berani (mengutarakan masalah ini) kepadanya selain Usamah bin Zaid, kekasih Rasulullah shallallahu 'alaihi wasallam.'

Akhirnya Usamah berbicara kepada Rasulullah shallallahu 'alaihi wasallam, tetapi Rasulullah bertanya; "apakah kamu hendak memberikan syafa'at (pembelaan) dalam salah satu perkara had (hukuman) Allah?" kemudian beliau berdiri dan berkhutbah: "Wahai manusia, hanyasanya orang-orang sebelum kalian tersesat karena, sesungguhnya mereka jika mencuri orang terhormat mereka membiarkannya, namun jika yang mencurinya orang lemah, mereka menegakkan hukuman terhadapnya.

Demi Allah, kalaulah Fathimah binti Muhammad Shallallahu'alaihiwasallam mencuri, niscaya Muhammad yang memotong tangannya

Aişe r.anha şöyle anlatmıştır: Kureyş'in Mahzumoğullarından hırsızlık yapmış bir kadının durumu Kureyş'i bir hayli üzmüştü. Kureyşliler "Bu kadın hakkında Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile kim konuşabilir? Bu hususta söz söylemeye Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in en çok sevdiği kişilerden birisi olan Usame'den başka kim cesaret edebilir?"

dediler. Nihayet Usame bu konuda Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile konuştu. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle dedi: ''Allah 'ın belirlediği cezalardan bir ceza hakkında aracılık mı ediyorsun?" Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem sonra ayağa kalkıp şöyle bir konuşma yaptı: "Ey insanlar! Sizden öncekiler ancakşu sebepten dolayı sapmışlardır: Onlar aralarında itibarlı bir kimse çaldığı zaman onu bırakırlardı, zayıf olan çaldığı zaman ona ceza uygularlardı.

Allah'a yemin ederim ki eğer Muhammed'in kızı Fatıma çalmış olsaydı, hiç şüpheniz olmasın onun da elini keserdim." Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buhari yukarıdaki başlıkla "Allah 'ın belirlediği cezalardan bir ceza hakkında aracılık mı ediyorsun?" şeklindeki bölüm hadisindeki mutiaklığı kayıtlamıştır. Bu kayıt açık ve net değildir.

İmam Buhari sanki böyle yaparak hadisin bazı rivayet yollarında açıkça gelen hükme işaret etmektedir. Bu işaret etmiş olduğum Hab!b b. Ebu Sabit'in mürselinde yer almaktadır. Sözkonusu habere göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Usame kendisine o konuda aracılık edince şöyle buyurmuştur: 'Şer'f bir ceza hususunda aracılık etme!

Çünkü hadler bana ulaştığında artık uygulanmaması sözkonusu değildir." Bu haberin Amr b. Şuayb'ın babası vasıtasıyla dedesinden merfu olarak naklettiği bir şahidi bulunmaktadır. O rivayet şöyledir: "Hadleri kendi aranızda tutunuz, yetkili makama intikal ettirmeyiniz. Herhangi bir şer'f cezalık suç, bana intikal etti mi onu uygulamak gerekli olur.

"(Ebu Davud, Hudud) Ebu Davud bu hadisin üzerine "Yetkili makama (Sultan) İletilmediği Sürece Haddin Affı" şeklinde bir başlık atmıştır. Hakim, hadisi sahih olarak kabul etmiştir. Hadisin Amr b. Şuayb'a ulaşan isnadı sahihtir. Ebu Davud, Ahmed b. Hanbel ve "sahihtir" değerlendirmesiyle Hakim'in nakillerine göre Yahya b. Raşid şöyle anlatmıştır: Bir gün İbn Ömer yanımıza çıkageldi ve ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in "Kim Allah'ın hadlerinden birisine aracılık edip engellerse Allahu Teala'ın emrine karşı gelmiş olur" buyurduğu nu işittim, dedi.

(Ebu Davud, Akdiye; Ahmed b. Hanbel, II, 70; Hakim, el-Müstedrek, II, 32) Taberani'nin nakline göre Urve b. ZUbeyr şöyle anlatmıştır: "ZUbeyr, bir hırsızla karşılaştı ve affedilmesi için aracılık (şefaat) etti. Kendisine "Bu, yetkili makama (Sultan) iletilinceye kadardır" denildi.

ZUbeyr şöyle dedi: "Bir suç yetkili makama (Sultan) iletildiğinde Allah aracılık edene de, edilene de lanet etsin." Bu hadis İbn Ebi Şeybe'de hasen bir isnadla ZUbeyr'in sözü olarak yer almaktadır. Sahih bir isnadla yapılan nakle göre İkrime şöyle anlatmıştır: İbn Abbas, Ammar ve ZUbeyr, bir hırsızı yakaladılar, sonra da salıverdiler.

İbn Abbas'a "Bu adamı salıvermekle ne kötü bir şey yaptınız" dedim. O şöyle cevap verdi: "Anasız kalasıca! Onun yerinde sen olsaydın salıverilmek seni mutlu etmez miydi?" Darekutnl'nin mevsul ve merfu bir isnadla ZUbeyr'den nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Suç yetkili makama (valiye) ulaşmadıkça aracılık edebilirsiniz.

Ona ulaştığında bu suçu affederse, Allah onu affetmesin. "(Darekutni, Sünen, III, 204) Ancak mevkuf olan rivayet güvenilirdir. Bu konuda bunun dışında bir de Saffan b. Umeyye hadisi vardır. Bu hadis Ahmed b. Hanbel, Ebu Davud, Nesai, İbn Mace ve Hakim'in eserlerinde yer almakta ve ridası çalınan Saffan'ın hikayesini konu almaktadır.

Saffan daha sonra o kişinin elinin kesilmemesini isteyince, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona "Bunu onu bana getirmeden önce yapamaz mıydın?" demiştir.(Ahmed b. Hanbel, III, 401; Ebu Davud, Hudud; Nesai, Kat'u's-Sarik; İbn Mace, Hudud) Bu hadisten tazir gerektiren bir suçta aracılıkta bulunmanın caiz olduğu anlaşılmaktadır.

İbn Abdilberr ve başkaları bu konuda bilginler arasında ittifak olduğunu naklederler. Bir Müslümanın suçunun gizlenmesini teşvik eden diğer hadisler de bu kategoriye girer. Tazirlik suçları gizleme de aynı şekilde "yetkili makama (Sultan) intikal etmediği sürece" şeklinde yorumlanmıştır.

"kadının durumu Kureyş'i bir hayli üzmüştü." Yani hırsızlık yapan kadın onlara üzüntü getirmiş veya yaptığı hırsızlıktan dolayı onları üzüntülü bir duruma sokmuştu. Ebu Davud, Nesai ve Sahih'inde Ebu Avane'nin, Eyyub ve Nafi isnadıyla İbn Ömer' den nakillerine göre Mahzum soyundan bir kadın bir eşyayı ödünç alır, sonra inkar ederdi.

Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu kadının elinin kesilmesini emretti.(Ebu Davud, Hudud; Nesai, Kat'u's-Sarik) Nesai ve Ebu Avane'nin bir başka isnadla Ubeydullah b. Ömer vasıtasıyla Nafi'den yaptıkları nakilde "Zınet eşyası ödünç almıştı" ifadesi yer almaktadır. Bilginlerin bu konudaki görüşleri farklıdır. Kendisinden gelen iki rivayetin en meşhuruna göre Ahmed b.

Hanbel ve İshak, bu haberin zahirini esas almıştır. Zahiri mezhebinden İbn Hazm da onu desteklemiştir. Çoğunluğu oluşturan fıkıhbilginlerine göre ise ödünç bir malın inkarı nedeniyle el kesme cezası uygulanmaz. Bu görüş, aynı zamanda Ahmed b. Hanbel'den de nakledilmiştir. Çoğunluğu oluşturan bilginler, emaneti inkar etme dolayısıyla el kesilmesini hükme bağlayan hadise "çalmıştı" şeklindeki rivayetin daha tercihe değer olduğu şeklinde cevap vermişlerdir.

İbnü'l-Münzir'in bazı alimlerden nakline göre olayaynı kadınla ilgilidir. Bu kadın hem ödünç alıp inkar etmiş ve hem de çalmıştı. Eli ödünçten dolayı değil, hırsızlık nedeniyle kesilmişti. İbnü'l-Münzir bizim kanaatimiz de bu doğrultudadır demiştir. Hattabi, Mealimu's-Sünen'de bilginlerin ihtilafına yer verdikten sonra İbnü'l-Münzir'in anlattığına işaret eder ve şöyle der: Bu olayda ödünç alma ve inkar, sözkonusu kadının özel niteliğini tanıtmak için zikredilmiştir.

Zira o bunu çok yapardı. Ayrıca o kadının Mahzum soyundan olduğu da bilinmektedir. Kadının ödünç alıp, inkarı çok yapması dolayısıyla işi hırsızlık yapmaya kadar vardırmış ve buna cesaret etmiştir. Bu hadisten ortaya çıkan hükümlerden birisi de hadlerde aracılığın (şefaat) yasak olduğudur. İmam Buharl'nin attığı başlıkta aracılık (şefaat) yasaklığının, mesele yetkili makama (ulu'l-emr) intikal etmesiyle kayıtlı olduğu daha önce geçmişti.

Bilginler bu konuda ihtilaf etmişlerdir. Ebu Ömer b. Abdilberr şöyle demiştir: Günah işleyen kimselere mesele yetkili makama (ulu'l-emr) intikal etmediği sürece aracılık (şefaat) etmenin' güzel bir fiil olduğu, yetkili makamın (ulu'l-emr) suç kendisine intikal ettiğinde cezayı uygulamak zorunda olduğu noktasında bilginler arasında herhangi bir ihtilaf olduğunu ben bilmiyorum.

Hattabi ve başkalarının nakline göre İmam Malik, insanlara eziyet vermekle meşhur olan kimselerle, böyle olmayanlar arasında fark görmüş ve şöyle demiştir: İnsanlara eziyet vermekle meşhur olmuş kimseye suçu ister yetkili makama (ulu'l-emr) ister intikal etsin, isterse etmesin mutlak olarak aracılık (şefaat) edilmez. Ama böyle tanınmayan bir kimseye suçu yetkili makama intikal etmediği sürece şefaat etmekte herhangi bir sakınca yoktur.

İmam Malik delilolarak iffete iftira eden kimsenin suçu yetkili makama (devlet başkanına) intikal ettiğinde iftiraya uğrayan affetse bile cezanın uygulanması gerektiğini ifade eden hadisi esas almıştır. Hanefilerle, Sevri ve Evzal'nin görüşü bu doğrultudadır. İmam Malik, Şafii ve Ebu Yusuf ise şöyle demişlerdir: Mutlak olarak affetmek caizdir.

Böylece şer'i ceza düşer. Zira yetkili makam (devlet başkanı) mağdurun affından sonra iftiracıyı yakalasa onun doğru söylediğine delil sunması caizdir. Bu da güçlü bir şüphedir. Hadisten hırsızlık suçunun uygulanması açısından kadınlarla erkeklerin eşit oldukları anlaşılmaktadır. Hadiste hırsızın tövbesinin kabul edildiği, Usame'nin menkıbesi yer almaktadır.

Hadis cezayı uygulamak gerekli olan kimseye -bu kişinin çocuğu, yakını ya da itibarı yüksek bir kişi bile olsa- ceza uygulanırken kayırma yapılamayacağını ve bu konuda titiz de davranmak gerektiğini ifade etmekte ve bu konuda ruhsat veren veya ceza alması gerekli olan kimseye şefaate kalkışan kimseye tepki koymaktadır. Hadisten geçmiş ümmetierin durumları ve özellikle dinin emrine aykırı hareket edenlerin başlarına gelenler ibret dersi olarak yer almaktadır

6789Aishah bint Abi BakrSahih

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عَمْرَةَ، عَنْ عَائِشَةَ

قَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «تُقْطَعُ الْيَدُ فِي رُبُعِ دِينَارٍ فَصَاعِدًا». تَابَعَهُ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ خَالِدٍ وَابْنُ أَخِي الزُّهْرِيِّ وَمَعْمَرٌ عَنِ الزُّهْرِيِّ

The Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) said, “The hand should be cut off for stealing something that is worth a quarter of a Dinar or more.”

‘আয়িশাহ (রাঃ) হতে বর্ণিত। তিনি বলেন, নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম বলেছেনঃ দ্বীনারের চার ভাগের এক ভাগ বা এর বেশি বা ততোধিক চুরি করলে হাত কাটা যাবে। ‘আবদুর রহমান ইবনু খালিদ (রহ.) ইবনু ‘আখী যুহরী (রহ.) ও মা‘মার (রহ.).....যুহরী (রহ.) থেকে ইবরাহীম ইবনু সা‘দ (রহ.) এর অনুসরণে বর্ণনা করেছেন। [৬৭৯০, ৬৭৯১; মুসলিম ২৯/১, হাঃ ১৬৮৪, আহমাদ ২৪৭৭৯]

ہم سے عبداللہ بن مسلمہ نے بیان کیا، کہا ہم سے ابراہیم بن سعد نے بیان کیا، ان سے ابن شہاب نے بیان کیا، ان سے عمرہ نے بیان کیا اور ان سے ام المؤمنین عائشہ رضی اللہ عنہا نے کہ نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے فرمایا ”چوتھائی دینار یا اس سے زیادہ پر ہاتھ کاٹ لیا جائے گا۔“ اس روایت کی متابعت عبدالرحمٰن بن خالد زہری کے بھتیجے اور معمر نے زہری کے واسطہ سے کی۔

telah menceritakan kepada kami [Abdullah bin Maslamah] telah menceritakan kepada kami [Ibrahim bin Sa'd] dari [Ibnu Syihab] dari ['Amrah] dari ['Aisyah] mengatakan; Nabi Shallallahu'alaihiwasallam bersabda; "Tangan pencuri dipotong jika senilai seperempat dinar keatas." Hadits ini diperkuat oleh [Abdurrahman bin Khalid] dan [Ibnu Akhi Az Zuhri] dan [Ma'mar] dari [Az Zuhri]

Aişe r.anha'nın nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Hırsızın eli çeyrek dinar ve daha fazlasını çaldığı zaman kesilir" buyurmuştur

6790Aishah bint Abi BakrSahih

حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ أَبِي أُوَيْسٍ، عَنِ ابْنِ وَهْبٍ، عَنْ يُونُسَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، وَعَمْرَةَ، عَنْ عَائِشَةَ

عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «تُقْطَعُ يَدُ السَّارِقِ فِي رُبُعِ دِينَارٍ»

The Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) said, “The hand of a thief should be cut off for stealing a quarter of a Dinar.”

‘আয়িশাহ (রাঃ) সূত্রে নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম হতে বর্ণিত। তিনি বলেনঃ এক দ্বীনারের চার ভাগের এক ভাগ চুরি করলে হাত কাটা হবে। [৬৭৮৯]

ہم سے اسماعیل بن ابی اویس نے بیان کیا، ان سے ابن وہب نے بیان کیا، ان سے یونس نے، ان سے ابن شہاب نے، ان سے عروہ بن زبیر نے، ان سے عمرہ نے اور ان سے ام المؤمنین عائشہ رضی اللہ عنہا نے بیان کیا کہ نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے فرمایا ”چور کا ہاتھ ایک چوتھائی دینار پر کاٹ لیا جائے گا۔“

Telah menceritakan kepada kami [Isma'il bin Abi Uwais] dari [Ibnu Wahb] dari [Yunus] dari [Ibnu Syihab] dari [Urwah bin Zubair] dan ['Amrah] dari ['Aisyah] dari Nabi shallallahu 'alaihi wasallam bersabda; "tangan pencuri dipotong jika curian senilai seperempat dinar

Aişe r.anha'nın nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Hırsızın eli çeyrek dinar çaldığı zaman kesilir" buyurmuştur

6791Aishah bint Abi BakrSahih

حَدَّثَنَا عِمْرَانُ بْنُ مَيْسَرَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، حَدَّثَنَا الْحُسَيْنُ، عَنْ يَحْيَى، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الأَنْصَارِيِّ، عَنْ عَمْرَةَ بِنْتِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، حَدَّثَتْهُ أَنَّ عَائِشَةَ رضى الله عنها حَدَّثَتْهُمْ عَنِ

النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «يُقْطَعُ فِي رُبُعِ دِينَارٍ»

The Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) said, “The hand should be cut off for stealing a quarter of a Dinar.”

‘আয়িশাহ (রাঃ) সূত্রে নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম হতে বর্ণিত। তিনি বলেছেনঃ এক দ্বীনারের চার ভাগের এক ভাগ (মূল্যের দ্রব্য) চুরি করলে হাত কাটা যাবে। [৬৭৮৯; মুসলিম ২৯/১, হাঃ ১৬৮৪, আহমাদ ২৪৭৭৯]

ہم سے عمران بن میسرہ نے بیان کیا، انہوں نے کہا ہم سے عبدالوارث نے بیان کیا، انہوں نے کہا ہم سے حسین نے بیان کیا، ان سے یحییٰ نے بیان کیا، ان سے محمد بن عبدالرحمٰن انصاری نے بیان کیا، ان سے عمرہ بنت عبدالرحمٰن نے بیان کیا اور ان سے عائشہ رضی اللہ عنہا نے بیان کیا کہ نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے فرمایا ”چوتھائی دینار پر ہاتھ کاٹا جائے گا۔“

Telah menceritakan kepada kami [Imran bin Maisarah] telah menceritakan kepada kami ['Abdul Warits] telah menceritakan kepada kami [Al Husain] dari [Yahya bin Abi Katsir] dari [Muhammad bin Abdurrahman Al Anshari] dari ['Amrah binti Abdurrahman] dia menceritakan kepadanya, bahwa ['Aisyah] radliallahu 'anha menceritakan kepada mereka, dari Nabi Shallallahu'alaihi wa sallam, beliau bersabda; "Tangan pencuri dipotong jika curian senilai seperempat dinar

Amra bnt. Abdurrahman'ın Hz. Aişe r.anha'dan nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Çeyrek dinar çalındığında el kesilir" buyurmuştur

6792Aishah bint Abi BakrSahih

حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدَةُ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ: أَخْبَرَتْنِي عَائِشَةُ

أَنَّ يَدَ السَّارِقِ، لَمْ تُقْطَعْ عَلَى عَهْدِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِلاَّ فِي ثَمَنِ مِجَنٍّ حَجَفَةٍ أَوْ تُرْسٍ حَدَّثَنَا عُثْمَانُ، حَدَّثَنَا حُمَيْدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، مِثْلَهُ

The hand of a thief was not cut off during the lifetime of the Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) except for stealing something equal to a shield in value. A similar hadith is narrated from Aishah through another chain.

‘আয়িশাহ (রাঃ) হতে বর্ণিত। নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম-এর যামানায় কোন চামড়া নির্মিত ঢাল বা সাধারণ ঢালের সমান মূল্যের জিনিস চুরি করা ব্যতীত হাত কাটা হত না। (আধুনিক প্রকাশনী- ৬৩২৩, ইসলামিক ফাউন্ডেশন- ৬২২২) ‘উসমান, হুমায়দ ইবনু ‘আবদুর রহমান ...... ‘আয়িশাহ (রাঃ) থেকে ঐ রকম বর্ণনা করেছেন। [মুসলিম ২৯/১, হাঃ ১৬৮৫]

ہم سے عثمان بن ابی شیبہ نے بیان کیا، کہا ہم سے عبدہ نے بیان کیا، ان سے ہشام نے، ان سے ان کے والد نے بیان کیا اور انہیں عائشہ رضی اللہ عنہا نے خبر دی کہ نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم کے زمانہ میں چور کا ہاتھ بغیر لکڑی کے چمڑے کی ڈھال یا عام ڈھال کی چوری پر ہی کاٹا جاتا تھا۔

ہم سے عثمان نے بیان کیا، کہا ہم سے حمید بن عبدالرحمٰن نے بیان کیا، ان سے ہشام نے بیان کیا، ان سے ان کے والد نے، ان سے عائشہ رضی اللہ عنہا نے اسی طرح ( بیان کیا ) ۔

Telah menceritakan kepada kami ['Utsman bin Abi Syaibah] telah menceritakan kepada kami ['Abdah] dari [Hisyam bin 'Urwah] dari [ayahnya] mengatakan, telah mengabarkan kepadaku ['Aisyah]; bahwa tangan pencuri tidak dipotong di zaman Nabi shallallahu 'alaihi wasallam kecuali jika telah mencapai senilai harga perisai. Telah menceritakan kepada kami [Utsman] telah menceritakan kepada kami [Humaid bin Abdurrahman] telah menceritakan kepada kami [Hisyam] dari [ayahnya] dari ['Aisyah] semisalnya

Hişam'ın babası vasıtasıyla nakline göre Aişe r.anha Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem zamanında hırsızın elinin ancak hacefe veya türs denilen kalkan değerinde bir mal çalındığında kesilirdi diye haber vermiştir

6793Aishah bint Abi BakrSahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مُقَاتِلٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا هِشَامُ بْنُ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ

قَالَتْ لَمْ تَكُنْ تُقْطَعُ يَدُ السَّارِقِ فِي أَدْنَى مِنْ حَجَفَةٍ أَوْ تُرْسٍ، كُلُّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا ذُو ثَمَنٍ

A thief’s hand was not cut off for stealing something cheaper than a Hajafa or a Turs (two kinds of shields), each of which was worth a (respectable) price.

‘আয়িশাহ (রাঃ) হতে বর্ণিত। তিনি বলেন, চামড়ার ঢাল বা সাধারণ ঢাল যার প্রতিটির মূল্য আছে, এর চেয়ে কম চুরি করলে [রাসূলুল্লাহ্ সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম-এর যামানায়] হাত কাটা হত না। [৬৭৯৩, ৬৭৯৪]

ہم سے محمد بن مقاتل نے بیان کیا، انہوں نے کہا ہم کو عبداللہ نے خبر دی، انہوں نے کہا ہم کو ہشام بن عروہ نے خبر دی، انہیں ان کے والد نے اور ان سے عائشہ رضی اللہ عنہا نے بیان کیا کہ چور کا ہاتھ لکڑی کے چمڑے کی ڈھال یا عام ڈھال کی قیمت سے کم پر نہیں کاٹا جاتا تھا۔

یہ دونوں ڈھال قیمت سے ملتی تھیں۔ اس کی روایت وکیع اور ابن ادریس نے ہشام کے واسطے سے کی، ان سے ان کے والد نے مرسلاً روایت کیا۔

Telah menceritakan kepada kami [Muhammad bin Muqatil] telah mengabarkan kepadaku ['Abdullah] telah mengabarkan kepada kami [Hisyam bin 'Urwah] dari [ayahnya] dari ['Aisyah] mengatakan; tangan pencuri tidak dipotong jika kurang dari senilai perisai yang dinamakan hajafah atau perisai yang dinamakan tirs, masing-masing keduanya mempunyai harga. Hadits ini diriwayatkan oleh [Waki'] dan [Ibnu Idris] dari [Hisyam] dari [ayahnya] secara mursal

Aişe r.anha "Hırsızın eli hacefeden veya türsten daha aşağı bir mal için kesilmezdi. Bunların her biri kıymetli şeylerdi" demiştir

6794Aishah bint Abi BakrSahih

حَدَّثَنِي يُوسُفُ بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، قَالَ هِشَامُ بْنُ عُرْوَةَ أَخْبَرَنَا عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ رضى الله عنها

قَالَتْ لَمْ تُقْطَعْ يَدُ سَارِقٍ عَلَى عَهْدِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِي أَدْنَى مِنْ ثَمَنِ الْمِجَنِّ، تُرْسٍ أَوْ حَجَفَةٍ، وَكَانَ كُلُّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا ذَا ثَمَنٍ

A thief’s hand was not cut off for stealing something worth less than the price of a shield, whether a Turs or Hajafa (two kinds of shields), each of which was worth a (respectable) price.

‘আয়িশাহ (রাঃ) হতে বর্ণিত। তিনি বলেন, নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম-এর যামানায় কোন চোরের হাত কাটা হত না যদি সে একটি চামড়ার ঢাল বা সাধারণ ঢালের প্রতিটির মূল্যের চেয়ে কম মূল্যের কিছু চুরি করত। [৬৭৯২; মুসলিম ২৯/১, হাঃ ১৬৮৫] (আধুনিক প্রকাশনী- ৬৩২৫, ইসলামিক ফাউন্ডেশন- ৬৩৩৭) ওয়াকী' (রহ.) ও ইবনু ইদরিস (রহ.) ‘উরওয়াহ (রহ.) থেকে মুরসাল সূত্রে বর্ণনা করেছেন।

مجھ سے یوسف بن موسیٰ نے بیان کیا، انہوں نے کہا ہم سے ابواسامہ نے بیان کیا، انہوں نے کہا ہشام بن عروہ نے، ہم کو ان کے والد (عروہ بن زبیر) نے خبر دی، انہوں نے عائشہ رضی اللہ عنہا سے، انہوں نے بیان کیا نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم کے زمانہ میں چور کا ہاتھ ڈھال کی قیمت سے کم پر نہیں کاٹا جاتا تھا۔ لکڑی کے چمڑے کی ڈھال ہو یا عام ڈھال، یہ دونوں چیزیں قیمت والی تھیں۔

Telah menceritakan kepadaku [Yusuf bin Musa] telah menceritakan kepada kami [Abu usamah], dia menuturkan; [Hisyam bin Urwah] telah mengabarkan kepada kami dari [ayahnya] dari ['Aisyah] radliallahu 'anha menuturkan; "Tangan pencuri tidak dipotong semasa Nabi shallallahu 'alaihi wasallam jika kurang dari senilai harga perisai yang dinamakan mijan atau perisai yang dinamakan hajafah, keduanya mempunyai harga

Aişe r.anha şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem zamanında hiçbir hırsızın eli micenn veya hacefe denilen bir kalkan bedelinden daha aşağı bir mal için kesilmemiştir. Halbuki bu kalkanlardan her biri kıymetli şeylerdi

6795Abdullah ibn UmarSahih

حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، حَدَّثَنِي مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ، عَنْ نَافِعٍ، مَوْلَى عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ رضى الله عنهما

أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَطَعَ فِي مِجَنٍّ ثَمَنُهُ ثَلَاثَةُ دَرَاهِمَ تَابَعَهُ مُحَمَّدُ بْنُ إِسْحَاقَ وَقَالَ اللَّيْثُ حَدَّثَنِي نَافِعٌ قِيمَتُهُ

The Messenger of Allah (sallallahu alayhi wa sallam) cut off the hand of a thief for stealing a shield that was worth three Dirhams.

‘আবদুল্লাহ্ ইবনু ‘উমার (রাঃ) হতে বর্ণিত যে, রাসূলুল্লাহ্ সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম ঢাল চুরির বেলায় হাত কেটেছেন, যার মূল্য ছিল তিন দিরহাম। মুহাম্মাদ ইবনু ইসহাক এবং লায়স বলেন, নাফি‘ বলেছেনঃ তার মূল্যমান। [৬৭৯২; মুসলিম ২৯/১, হাঃ ১৬৮৬, আহমাদ ৪৫০৩]

ہم سے اسماعیل نے بیان کیا، انہوں نے کہا کہ مجھ سے مالک بن انس نے بیان کیا، ان سے عبداللہ بن عمر رضی اللہ عنہما کے آزاد کردہ غلام نافع نے بیان کیا، ان سے عبداللہ بن عمر رضی اللہ عنہما نے بیان کیا کہ رسول اللہ صلی اللہ علیہ وسلم نے ایک ڈھال پر ہاتھ کاٹا تھا جس کی قیمت تین درہم تھی۔

Telah menceritakan kepada kami [Isma'il] telah menceritakan kepadaku [Malik bin Anas] dari [Nafi' maula Abdullah bin 'Umar] dari ['Abdullah bin 'Umar] radliallahu 'anhuma; Rasulullah Shallallahu'alaihiwasallam memotong tangan pencuri karena mencuri perisai yang harganya tiga dirham. Hadits ini diperkuat oleh [Muhammad bin Ishaq] dan [Al Laits] mengatakan; telah menceritakan kepadaku [Nafi'] nilai perisai itu

Abdullah b. Ömer r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem fiyatı üç dirhem olan bir kalkan hırsızlığında hırsızın elini kestirmiştir

6796Abdullah ibn UmarSahih

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا جُوَيْرِيَةُ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ

قَالَ قَطَعَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِي مِجَنٍّ ثَمَنُهُ ثَلَاثَةُ دَرَاهِمَ

The Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) cut off the hand of a thief for stealing a shield that was worth three Dirhams.

ইবনু ‘উমার (রাঃ) হতে বর্ণিত যে, নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম ঢাল চুরির ব্যাপারে হাত কেটেছেন, যার মূল্য ছিল তিন দিরহাম। [৬৭৯৬, ৬৭৯৮]

ہم سے موسیٰ بن اسماعیل نے بیان کیا، کہا ہم سے جویریہ نے بیان کیا، ان سے نافع نے، ان سے ابن عمر رضی اللہ عنہما نے بیان کیا کہ نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے ایک ڈھال کی چوری پر ہاتھ کاٹا تھا جس کی قیمت تین درہم تھی۔

Telah menceritakan kepada kami [Musa bin Isma'il] telah menceritakan kepada kami [Juwairiyah] dari [Nafi'] dari [Ibnu Umar] mengatakan, Nabi shallallahu 'alaihi wasallam pernah memotong tangan seseorang yang mencuri perisai, yang nilainya tiga dirham

İbn Ömer'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem fiyatı üç dirhem olan bir kalkan hırsızlığında hırsızın elini kestirmiştir

6797Abdullah ibn UmarSahih

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، قَالَ: حَدَّثَنِي نَافِعٌ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ

قَالَ قَطَعَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِي مِجَنٍّ ثَمَنُهُ ثَلَاثَةُ دَرَاهِمَ

The Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) cut off the hand of a thief for stealing a shield that was worth three Dirhams.

‘আবদুল্লাহ্ ইবনু ‘উমার (রাঃ) হতে বর্ণিত। তিনি বলেন, নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম ঢাল চুরির ব্যাপারে হাত কেটেছেন, যার মূল্য ছিল তিন দিরহাম। [৬৭৯৫]

ہم سے مسدد نے بیان کیا، کہا ہم سے یحییٰ نے بیان کیا، ان سے عبیداللہ نے بیان کیا، کہا مجھ سے نافع نے بیان کیا، ان سے عبداللہ رضی اللہ عنہ نے کہا کہ نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے ایک ڈھال پر ہاتھ کاٹا تھا جس کی قیمت تین درہم تھی۔

Telah menceritakan kepada kami [Musaddad] telah menceritakan kepada kami [Yahya] dari [Ubaidullah] mengatakan, telah menceritakan kepadaku [Nafi'] dari [Abdullah] Nabi shallallahu 'alaihi wasallam pernah memotong tangan seseorang karena mencuri perisai yang nilainya tiga dirham

Abdullah b. Ömer r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem fiyatı üç dirhem olan bir kalkan hırsızlığında hırsızın elini kestirmiştir

6798Abdullah ibn UmarSahih

حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْمُنْذِرِ، حَدَّثَنَا أَبُو ضَمْرَةَ، حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ عُقْبَةَ، عَنْ نَافِعٍ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ رضى الله عنهما

قَالَ قَطَعَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَدَ سَارِقٍ فِي مِجَنٍّ ثَمَنُهُ ثَلَاثَةُ دَرَاهِمَ تَابَعَهُ مُحَمَّدُ بْنُ إِسْحَاقَ، وَقَالَ اللَّيْثُ حَدَّثَنِي نَافِعٌ «قِيمَتُهُ»

The Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) cutoff the hand of a thief for stealing a shield that was worth three Dirhams.

‘আবদুল্লাহ্ ইবনু ‘উমার (রাঃ) হতে বর্ণিত। তিনি বলেন, নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম তিন দিরহাম মূল্যের ঢাল চুরির জন্য চোরের হাত কেটেছেন। মুহাম্মাদ ইবনু ইসহাক এবং লায়স বলেন, নাফি‘ বলেছেনঃ তার মূল্যমান। [৬৭৯৫; মুসলিম ২৯/১, হাঃ ১৬৮৬, আহমাদ ৪৫০৩]

مجھ سے ابراہیم بن المنذر نے بیان کیا، کہا ہم سے ابوضمرہ نے بیان کیا، کہا ہم سے موسیٰ بن عقبہ نے بیان کیا، ان سے نافع نے اور ان سے عبداللہ بن عمر رضی اللہ عنہما نے بیان کیا کہ نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے ایک چور کا ہاتھ ایک ڈھال پر کاٹا تھا جس کی قیمت تین درہم تھی، اس روایت کی متابعت محمد بن اسحاق نے کی اور لیث نے بیان کیا کہ مجھ سے نافع نے ( «ثمنه» کے بجائے ) لفظ «قيمته» کہا۔

telah menceritakan kepadaku [Ibrahim bin Al Mundzir] telah menceritakan kepada kami [Abu Dlamrah] telah menceritakan kepada kami [Musa bin 'Uqbah] dari [Nafi'] bahwasanya [Abdullah bin Umar] radliallahu 'anhuma mengatakan; Nabi shallallahu 'alaihi wasallam pernah memotong tangan pencuri karena mencuri perisai yang harganya tiga dirham. Hadits ini diperkuat oleh [Muhammad bin Ishaq] dan [Al Laits] mengatakan; telah menceritakan kepadaku [Nafi'] harga perisai tersebut

Abdullah b. Ömer r.a.'in nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem" fiyatı üç dirhem olan bir kalkan hırsızlığında hırsızın elini kestirmiştir

6799Abu HurayrahSahih

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، قَالَ: سَمِعْتُ أَبَا صَالِحٍ، قَالَ: سَمِعْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ

قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «لَعَنَ اللَّهُ السَّارِقَ، يَسْرِقُ الْبَيْضَةَ فَتُقْطَعُ يَدُهُ، وَيَسْرِقُ الْحَبْلَ فَتُقْطَعُ يَدُهُ»

The Messenger of Allah (sallallahu alayhi wa sallam) said, “Allah curses the thief who steals an egg (or a helmet) for which his hand is to be cut off, or steals a rope, for which his hand is to be cut off.”

আবূ হুরাইরাহ (রাঃ) হতে বর্ণিত। তিনি বলেন, রাসূলুল্লাহ্ সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম বলেছেন, আল্লাহর লা‘নত বর্ষিত হয় চোরের উপর যে একটি ডিম চুরি করেছে তাতে তার হাত কাটা গেছে বা একটি দড়ি চুরি করেছে যার ফলে তার হাত কাটা গেছে। [৬৭৮৩]

ہم سے موسیٰ بن اسماعیل نے بیان کیا، انہوں نے کہا ہم سے عبدالواحد نے بیان کیا، انہوں نے کہا ہم سے اعمش نے بیان کیا، کہا کہ میں نے ابوصالح سے سنا، کہا کہ میں نے ابوہریرہ رضی اللہ عنہ سے سنا کہ رسول اللہ صلی اللہ علیہ وسلم نے فرمایا ”اللہ تعالیٰ نے چور پر لعنت کی ہے کہ ایک انڈا چراتا ہے اور اس کا ہاتھ کاٹا جاتا ہے , ایک رسی چراتا ہے اور اس کا ہاتھ کاٹا جاتا ہے۔

Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Allah şu hırsıza lanet etsin ki o bir miğfer çalar da eli kesilir. Bir ip çalar da eli kesilir.

" Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buharl'nin başlıkta yer verdiği ayette el anlamına gelen "el-yedd" kelimesi mutlak olarak söylenmektedir. Bilginler bundan maksadın mevcutsa sağ el olduğu noktasında görüş birliği etmişlerdir. Fıkıh bilginleri bir kimsenin kasten veya yanlışlıkla sol eli kesildiği takdirde bunun yeterli olup olamayacağı lçonusunda ihtilaf etmişlerdir.

Ayette kadın hırsızdan önce erkek hırsızdan söz edilirken, zina konusunda önce kadına yer verilmiştir. Çünkü hırsızlık genellikle erkeklerin başvurduğu bir suç iken, zinaya çağıran ses dişilerde daha fazladır. Çünkü dişi zinanın meydana gelmesine sebeptir. Zira zina genellikle dişinin bunu istemesiyle gerçekleşir. Hırsızlık gizlice almak demektir.

Dinı bir terim olarak hırsızlık, bir kimsenin başkasına ait bir malı yetkisi olmadığı halde gizlice alması demektir. Malın koruma altında olmasını şart koşan çoğunluğu oluşturan fıkıh bilginleri, buna bir de o malın benzerinin korunduğu gibi korunması şartını eklemişlerdir. Mazerı ve onun paralelinde düşünen bilginler şöyle demişlerdir: Allahu Teala hırsızın elini kesme cezası getirmek suretiyle malları korurken bunu sadece hırsızlık suçuna mahsus kılmıştır.

Çünkü hırsızlığın dışındaki diğer yağmalama ve gasp gibi suçlar hırsızlığa oranla daha az işlenir. Bir de hırsızlığın dışındaki suçları delil getirerek ispat etmek daha kolaydır. Allah Teala caydırma unsuru çok güçlü olsun diye hırsızlıkta cezayı ağır belirlemiştir. Buna karşılık bir cinayet nedeniyle elin kopması durumunda onun diyetini, eli saldırıdan korumak amacıyla hırsızlıkta çalınan malın nisabı gibi belirlememiştir.

Ancak el hain davrandığında bu değerini kaybeder. Bu açıklama Ebü'l-Ala el-Maarrl'ye nispet edilen şüpheye işaret etmektedir. Şair bir beytinde şöyle der: Bir el ki beş yüz altındır diyet bedeli Çalınca çeyrek dinar, kesiliyor ne demeli? Maliki alimlerinden Kadı Abdulvehhab bu bey te yine beyitle şöyle cevap vermiştir: Organı korumaktır amacı beş yüz altının, Çeyrek dinar korur malı, hikmeti budur yaratıcının!

Bunun açıklaması şudur: Eğer el kesme suçunun diyeti çeyrek dinar olsaydı, millet o cezayı verir ve çok el keserdi. Şayet hırsızlıkta çalınan malın nisabı beş yüz dinar olsaydı, mala karşı çok hırsızlık cinayeti işlenirdi. Böylece Allahu Teala'ın her iki açıdan hikmeti ortaya çıkmaktadır. Bu uygulamada hem eli, hem de malı koruma vardır.

''Ali hırsızın elini avuçtan kesmiştir." İmam Buhari bu haberle elin nereden ,.esileceği noktasında bilginler arasındaki ihtilafa işaret etmiştir. Gerçek anlamda din sınırlarının nereden başlayıp, nerede bittiği noktasında bilginler ihtilaf etmişlerdir. Bazıları omuzdan aşağısı eldir derken, bazı bilginler dirsekten aşağısı eldir demişlerdir.

Başka bazı bilginler ise elin bilekten başladığını söylerlerken, bazıları da parmak dibinden itibaren başlar demişlerdir. Bu dört görüşten birincisinin dayanağı Arapların omuzdan aşağıya el demeleridir. İkinci görüş ise abdest ayetine dayanmaktadır. Allahu Teala bu ayette "ve eydiyekum ile'l-merafiki= dirseklerinize kadar ellerinizi"(Maide 6) buyurmaktadır.

Üçüncü görüş ise teyemmüm ayetini delil olarak almıştır. Kur'an-ı Kerim'de" yüzünüzü ve ellerinizi onunla mesh edin" buyurmaktadır.(Maide 6) İlgili yerde daha önce geçtiği üzere sünnet, teyemmüm ederken, kişinin sadece iki avuçlarını mesh edeceğini beyan etmiştir. Bazı HaridIer birinci görüşün zahirini esas almışlardır. Said b. el-Müseyyeb' den de böyle bir görüş nakledilmiştir.

Ancak çoğunluk, bunu benimsemiştir. İkinci görüşü hırsızlık suçunda hangi bilginin söylediğini bilmiyoruz. Üçüncü görüş, çoğunluğu oluşturan bilginlerin benimsediği görüştür. Bazı alimlerden bu konuda icma olduğu nakledilmiştir. Dördüncü ise Hz. Ali'den nakledilmiştir. Ebu Sevr bunu güzel görmüştür. Ancak bu yaklaşım, parmakları dibinde n kesilmiş olan bir kimseye ne Arap dili açısından ve ne de halkın kullemmı (örf) açısından "eli kesik" denmez, "parmakları kesik" denilir denilerek reddedilmiştir.

"Katade, hırsızlık yapmış bir kadının yalnız sol eli kesildi, onda başka bir kesme olmadı, demiştir." Bu haberi Abdurrezzak, Ma'mer vasıtasıyla Katade' den nakletmiştir ve Şa'bı'nin görüşü gibi bir görüş zikretmiştir. Buna göre sol eli kesilen hırsıza had cezası uygulanmıştır. Başka bir şey yapmaya gerek yoktur. İmam Buhari bu rivayet e yer vermekle asıl prensibe işaret etmiştir.

Buna göre hırsızın önce sağ eli kesilir. Çoğunluğun görüşü çle bu doğrultudadır. İbn Mesud hırsızlık cezasından söz eden ayeti " 4111.9 = onların sağ ellerini kesiniz" şeklinde okumuştur. Said b. Mansur'un sahih bir isnadla nakline göre İbrahim en-Nehaı şöyle demiştir: Bu, bizim yani İbn Mesud ashabının kıraatıdır. Iyaz bu konuda icma nakletmiştir.

Ancak bu görüş tenkit edilmiştir. Katade'den yapılan naklin zahirinden de anlaşılacağı üzere sol el kesilmişse bu mutlak olarak hırsızlık cezası için yeterlidir diyen bilginler• kural dışı konuşmuşlardır. İmam Malik ise şöyle demiştir: Sol el kasten kesilmişse onu kesen kişiye kısas uygulamak ve sağ eli hırsızlık cezası olarak kesmek gerekir.

Şayet bir yanlışlık eseri olmuşsa diyet vermek gerekir ve bu hırsızlık cezası olarak yeterlidir. İmam Ebu Hanıfe de böyle söylemiştir. İmam Şafiı ve Ahmed b. Hanbel' den hırsızlık konusunda iki görüş nakledilmiştir. Selef bilginleri bir kez çalıp eli kesilen, sonra ikinci kez çalan hırsıza ne muamele yapılacağı noktasında ihtilaf etmişlerdir.

Çoğunluk, ikinci kez çalarsa, sol ayağı kesilir. Sonra bir kez daha çalarsa sol eli kesilir. Bir kez daha çalarsa sağ ayağı kesilir, demiştir. Onların delilleri hirabe ayeti ve sahabilerin uygulamasıdır. Sahabiler ayetten şunu anlamışlardır: EI kesme, suçun ilk işlenmesindedir. Hırsız bir kez daha çalarsa yine kesmek gerekir. Bu işlem kesilecek yeri kalmayıncaya kadar devam eder.

Sonra yine çalarsa tazir edilir ve hapse atılır. "ResuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem zamanında hiçbir hırsızın eli micenn veya hacefe denilen bir kalkan bedelinden daha aşağı bir mal için kesilmemiştir."

"Micenn" kelimesi "idinan" kökündendir. Bu, gizlenen kimsenin sakındığı şeyden kendisini gizlemesi anlamınadır. "Cehafe" ise kalkan olup, ahşaptan veya kemikten yapılmaktadır. Bu deri veya başka bir şeyle kaplanır. (Önemli Bilgi:) "ResuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, değeri üç dirhem olan bir kalkan hırsızlığında hırsızın elini kesmiştir" haberinde geçen "kesmiştir" fiilinin manası, "kesilmesini emretmiştir" demektir.

Çünkü ResuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bizzat kendisi kesmemiştir. Bu haberi koruma altındaki bir malı çalmamış bile olsa hırsızın elinin kesilmesi gerektiğine delilolarak göstermişlerdir. Zahirilerin ve Mutezile mezhebinden Ebu Ubeydullah el-Basri'nin görüşü bu doğrultudadır. Çoğunluk ise bunlara muhalif olmuştur. Onlar çeyrek dinarın mutlak söylenmesini, altından çeyrek dinar denilebilecek miktarın çalınması durumunda el kesmenin gerekli olduğuna delilolarak göstermişlerdir. Bu altın ister basılmış, ister basılmamış, ister kaliteli, ister kalitesiz olsun hiç farketmez

6800Aishah bint Abi BakrSahih

حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ: حَدَّثَنِي ابْنُ وَهْبٍ، عَنْ يُونُسَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ

أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَطَعَ يَدَ امْرَأَةٍ. قَالَتْ عَائِشَةُ وَكَانَتْ تَأْتِي بَعْدَ ذَلِكَ، فَأَرْفَعُ حَاجَتَهَا إِلَى النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَتَابَتْ وَحَسُنَتْ تَوْبَتُهَا

The Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) cut off the hand of a lady, and that lady used to come to me, and I used to convey her message to the Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) and she repented, and her repentance was sincere.

‘আয়িশাহ (রাঃ) হতে বর্ণিত, নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম এক মহিলার হাত কেটেছেন। ‘আয়িশাহ (রাঃ) বলেন, সে মহিলাটি এরপরও আসত। আর আমি তার প্রয়োজনকে নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম-এর কাছে তুলে ধরতাম। মহিলাটি তওবা করেছিল এবং সুন্দর হয়েছিল তার তওবা। [২৬৪৮]

ہم سے اسماعیل بن عبداللہ نے بیان کیا، کہا کہ مجھ سے ابن وہب نے بیان کیا، ان سے یونس نے، ان سے ابن شہاب نے، ان سے عروہ نے اور ان سے عائشہ رضی اللہ عنہا نے کہ نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے ایک عورت کا ہاتھ کٹوایا۔ عائشہ رضی اللہ عنہا نے بیان کیا کہ وہ عورت بعد میں بھی آتی تھی اور میں اس کی ضرورتیں نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم کے سامنے رکھتی تھی , اس عورت نے توبہ کر لی تھی اور حسن توبہ کا ثبوت دیا تھا۔

Telah menceritakan kepada kami [Isma'il bin 'Abdullah] mengatakan; Telah menceritakan kepadaku [Ibnu Wahb] dari [Yunus] dari [Ibnu Syihab] dari [Urwah] dari ['Aisyah], bahwasanya Nabi shallallahu 'alaihi wasallam pernah memotong tangan seorang wanita. 'Aisyah menuturkan; wanita tersebut di kemudian hari datang sehingga kulaporkan keperluannya kepada Nabi shallallahu 'alaihi wasallam, maka ia bertobat dan melakukan taubatnya dengan baik

Aişe r.anha'nın nakline göre ResuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem hırsızlık eden bir kadının elini kestirmiştir. Aişe şöyle demiştir: "Artık bundan sonra o kadın bana gelir, ben de onun ihtiyacını Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e arzederdim. Kendisi bu hadiseden sonra tövbe etti ve tövbesi de güzel oldu

6801Ubadah ibn as-SamitSahih

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ الْجُعْفِيُّ، حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ أَبِي إِدْرِيسَ، عَنْ عُبَادَةَ بْنِ الصَّامِتِ رضى الله عنه

قَالَ بَايَعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِي رَهْطٍ، فَقَالَ: «أُبَايِعُكُمْ عَلَى أَنْ لَا تُشْرِكُوا بِاللَّهِ شَيْئًا، وَلَا تَسْرِقُوا، وَلَا تَقْتُلُوا أَوْلَادَكُمْ، وَلَا تَأْتُوا بِبُهْتَانٍ تَفْتَرُونَهُ بَيْنَ أَيْدِيكُمْ وَأَرْجُلِكُمْ، وَلَا تَعْصُونِي فِي مَعْرُوفٍ، فَمَنْ وَفَى مِنْكُمْ فَأَجْرُهُ عَلَى اللَّهِ، وَمَنْ أَصَابَ مِنْ ذَلِكَ شَيْئًا فَأُخِذَ بِهِ فِي الدُّنْيَا فَهْوَ كَفَّارَةٌ لَهُ وَطَهُورٌ، وَمَنْ سَتَرَهُ اللَّهُ فَذَلِكَ إِلَى اللَّهِ، إِنْ شَاءَ عَذَّبَهُ وَإِنْ شَاءَ غَفَرَ لَهُ»

I gave the pledge of allegiance to the Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) with a group of people, and he said, “I take your pledge that you will not worship anything besides Allah, will not steal, will not commit infanticide, will not slander others by forging false statements and spreading it, and will not disobey me in anything good.

And whoever among you fulfill all these (obligations of the pledge), his reward is with Allah. And whoever commits any of the above crimes and receives his legal punishment in this world, that will be his expiation and purification. But if Allah screens his sin, it will be up to Allah, Who will either punish or forgive him according to His wish.”

Abu Abdullah said: “If a thief repents after his hand has been cut off, the his witness well be accepted. Similarly, if any person upon whom any legal punishment has been inflicted, repents, his witness will be accepted.”

‘উবাদাহ ইবনু সামিত (রাঃ) হতে বর্ণিত। তিনি বলেন, আমি একটি দলের সঙ্গে রাসূলুল্লাহ্ সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম এর কাছে বায়‘আত করেছি। তিনি বললেনঃ আমি তোমাদের এ মর্মে বায়‘আত করছি যে, তোমরা আল্লাহর সাথে কোন কিছুকে শরীক করবে না, চুরি করবে না, তোমাদের সন্তান হত্যা করবে না, সামনে বা পিছনে কারো অপবাদ দিবে না, শারীয়াত সম্মত কাজে আমার অবাধ্যতা করবে না, তোমাদের মধ্যে যে আপন ওয়াদাগুলো মেনে চলবে তার বিনিময় আল্লাহর নিকট।

আর যে এগুলো থেকে কিছু করে ফেলবে আর সে জন্য দুনিয়াতে যদি তার শাস্তি হয়ে যায়, তাহলে এটি হবে তার জন্য গুনাহর কাফ্ফারা এবং গুনাহর পবিত্রতা। আর যার (দোষ) আল্লাহ্ গোপন রেখেছেন তার ব্যাপারটি আল্লাহর উপর। (আল্লাহ্) ইচ্ছা করলে তাকে শাস্তি দিতে পারেন। আবার ইচ্ছা করলে তাকে ক্ষমাও করে দিতে পারেন।

আবূ ‘আবদুল্লাহ্ [ইমাম বুখারী (রহ.)] বলেন, চোর যদি হাত কেটে দেয়ার পর তওবা করে তবে তার সাক্ষ্য গ্রহণযোগ্য হবে। তেমনি শরীয়াতের শাস্তিপ্রাপ্ত প্রত্যেকটি লোকের ব্যাপারেই এ বিধান প্রযোজ্য যখন সে তওবা করবে, তখন তার সাক্ষ্য গ্রহণীয় হবে। [১৮]

ہم سے عبداللہ بن محمد الجعفی نے بیان کیا، انہوں نے کہا ہم سے ہشام بن یوسف نے بیان کیا، انہوں نے کہا ہم کو معمر نے خبر دی، انہیں زہری نے، انہیں ابوادریس نے اور ان سے عبادہ بن صامت رضی اللہ عنہ نے بیان کیا کہ میں نے رسول اللہ صلی اللہ علیہ وسلم سے ایک جماعت کے ساتھ بیعت کی تھی۔

نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے اس پر فرمایا کہ میں تم سے عہد لیتا ہوں کہ تم اللہ کا کسی کو شریک نہیں ٹھہراؤ گے، تم چوری نہیں کرو گے، اپنی اولاد کی جان نہیں لو گے، اپنے دل سے گھڑ کر کسی پر تہمت نہیں لگاؤ گے اور نیک کاموں میں میری نافرمانی نہ کرو گے۔

پس تم میں سے جو کوئی وعدے پورا کرے گا اس کا ثواب اللہ کے اوپر لازم ہے اور جو کوئی ان میں سے کچھ غلطی کر گزرے گا اور دنیا میں ہی اسے اس کی سزا مل جائے گی تو یہ اس کا کفارہ ہو گی اور اسے پاک کرنے والی ہو گی اور جس کی غلطی کو اللہ چھپا لے گا تو اس کا معاملہ اللہ کے ساتھ ہے، چاہے تو اسے عذاب دے اور چاہے تو اس کی مغفرت کر دے۔

ابوعبداللہ امام بخاری رحمہ اللہ نے کہا کہ ہاتھ کٹنے کے بعد اگر چور نے توبہ کر لی تو اس کی گواہی قبول ہو گی۔ یہی حال ہر اس شخص کا ہے جس پر حد جاری کی گئی ہو کہ اگر وہ توبہ کر لے گا تو اس کی گواہی قبول کی جائے گی۔

Telah menceritakan kepada kami ['Abdullah bin Muhammad Al Ju'fi] Telah menceritakan kepada kami [Hisyam bin Yusuf] telah mengabarkan kepada kami [Ma'mar] dari [Az Zuhri] dari [Abu Idris] dari [Ubadah bin Ash Shamit] radliallahu 'anhu mengatakan, aku berbaiat kepada Rasulullah shallallahu 'alaihi wasallam bersama rombongan beberapa orang,

maka Nabi bersabda: "Saya membai'at kalian untuk tidak menyekutukan Allah dengan sesuatu apapun, tidak mencuri, tidak berzina, tidak membunuh anak kalian dan tidak mengada-adakan kebohongan yang kalian ada-adakan diantara tangan dan kaki kalian, dan janganlah kalian bermaksiat kepadaku dalam perkara yang ma'ruf, barangsiapa diantara kalian yang memenuhi bai'atnya, maka pahalanya disisi Allah, dan barangsiapa diantara kalian melanggar kemudian dihukum di dunia, maka hukuman itu sebagai kaffarat baginya di dunia dan pensuci, dan barangsiapa Allah menutupinya, maka yang demikian terserah Allah, jika Allah berkehendak akan menyiksanya dan jika berkehendak akan mengampuninya."

Abu Abdullah mengatakan; 'Jika pencuri bertaubat setelah tangannya dipotong, persaksiannya diterima dan setiap orang yang terkena hukuman had juga seperti ini, jika ia bertaubat, kesaksiannya diterima

Ubade b. es-Samit şöyle anlatmıştır: Ben bir topluluk içinde ResuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile bey'atlaştım. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana şöyle buyurdu: "Ben sizlerle şu şartlar üzerine Bey'atlaşıyorum: Allah'a hiçbir şeyi ortak kılmamanız, hırsızlık yapmamanız, çocuklarınızı öldürmemeniz, ellerinizle ayaklarınız arasından bir iftira düzüp getirmemeniz, hiçbir maruf işte bana isyan etmemeniz.

Sizden her kim bu sözünde durursa, onun ecri Allah'ın zimmetindedir. Bu dediklerimden birini yapıp da ondan dolayı dünyada yakalanırsa bu onun için bir kefarettir ve bir temizliktir. Bunlardan birini yapıp da yaptığı fiili Allah örterse onun bu işi de Allah'a kalır. Allah isterse onu azaplandınr, isterse affeder.

" Ebu Abdullah el-Buhari şöyle demiştir: Hırsız, eli kesildikten sonra tövbe ederse şahitliği kabul edilir. Şer'ı ceza uygulanmış her suçlunun, tövbe ettiği takdirde şahitliği kabul edilir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Hırsızın tövbe Etmesi." Bu başlığın açılımı şöyledir: Bir hırsız tövbe ettiğinde tövbesi fasıklık lekesini ondan kaldırıp da şahitliği kabul edilir mi yoksa edilmez mi?

Beyhakl'nin nakline göre İmam Şafil şöyle demiştir: Tövbe ile bütün Allah haklarının düşme ihtimali bulunmaktadır. İmam Şafil bunu Hudud bölümünde kesin bir dille ifade etmiştir. er-Rebl'in ondan nakline göre zina cezası tövbe ile düşmez. Leys ve Hasan-ı BasrI'nin had cezalarından hiçbiri tövbe ile asla düşmez dedikleri nakledilmiştir.

Beyhaki, İmam Malik'in görüşü de bu doğru1tudadır demiştir. Hanefilerden nakledilen bir görüşe göre içki içme hariç tövbe ile Allah hakları sakıt olur. Tahavi ise yol kesme suçundan başka hiçbir suç tövbe ile düşmez. Yol kesme suçunda ise nass vardır demiştir. Doğruyu en iyi Allahu Teala bilir. Tahavi bu konuda hırsızlık yapan kadının olayından söz eden Aişe r.anha hadisine yer vermiştir. Bu hadisin açıklaması biraz önce geniş bir şekilde verilmişti

6802Anas ibn MalikSahih

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ، حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ أَبِي كَثِيرٍ، قَالَ: حَدَّثَنِي أَبُو قِلَابَةَ الْجَرْمِيُّ، عَنْ أَنَسٍ رضى الله عنه

قَالَ قَدِمَ عَلَى النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ نَفَرٌ مِنْ عُكْلٍ، فَأَسْلَمُوا فَاجْتَوَوُا الْمَدِينَةَ، فَأَمَرَهُمْ أَنْ يَأْتُوا إِبِلَ الصَّدَقَةِ، فَيَشْرَبُوا مِنْ أَبْوَالِهَا وَأَلْبَانِهَا، فَفَعَلُوا فَصَحُّوا، فَارْتَدُّوا وَقَتَلُوا رُعَاتَهَا وَاسْتَاقُوا، فَبَعَثَ فِي آثَارِهِمْ فَأُتِيَ بِهِمْ، فَقَطَعَ أَيْدِيَهُمْ وَأَرْجُلَهُمْ وَسَمَلَ أَعْيُنَهُمْ، ثُمَّ لَمْ يَحْسِمْهُمْ حَتَّى مَاتُوا

Some people from the tribe of Ukl came to the Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) and embraced Islam. The climate of Medina did not suit them, so the Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) ordered them to go to the (herd of milch) camels of charity and to drink, their milk and urine (as a medicine). They did so, and after they had recovered from their ailment (became healthy) they turned renegades (reverted from Islam) and killed the shepherd of the camels and took the camels away.

The Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) sent (some people) in their pursuit and so they were (caught and) brought, and the Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) s ordered that their hands and legs should be cut off and that their eyes should be branded with heated pieces of iron, and that their cut hands and legs should not be cauterized, till they die.

আনাস (রাঃ) হতে বর্ণিত। তিনি বলেন, উক্‌ল গোত্রের একদল লোক নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম-এর নিকট হাজির হয়ে ইসলাম গ্রহণ করল। কিন্তু মদিনার আবহাওয়া তাদের অনুকূল হল না। তাই তিনি তাদেরকে সদাকাহর উটপালের কাছে গিয়ে সেগুলোর প্রস্রাব ও দুধপান করার আদেশ করলেন। তারা তা-ই করল। ফলে তারা সুস্থ হয়ে গেল। শেষে তারা দ্বীন ত্যাগ করে উটপালের রাখালদেরকে হত্যা করে সেগুলো নিয়ে চলল।

এদিকে তিনি তাদের পিছনে লোক পাঠালেন। তাদেরকে (ধরে) আনা হল। আর তাদের হাত-পা কাটলেন ও লোহার শলাকা দিয়ে তাদের চোখগুলো ফুঁড়ে দিলেন। কিন্তু তাদের ক্ষতস্থানে লোহা পুড়ে দাগ দিলেন না। শেষতক তারা মারা গেল।[1] [২৩৩]

ہم سے علی بن عبداللہ مدینی نے بیان کیا، کہا ہم سے ولید بن مسلم نے بیان کیا، کہا کہ مجھ سے ابوقلابہ جرمی نے بیان کیا، ان سے انس رضی اللہ عنہ نے بیان کیا کہ نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم کے پاس قبیلہ عکل کے چند لوگ آئے اور اسلام قبول کیا لیکن مدینہ کی آب و ہوا انہیں موافق نہیں آئی ( ان کے پیٹ پھول گئے ) تو نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے ان سے فرمایا کہ صدقہ کے اونٹوں کے ریوڑ میں جائیں اور ان کا پیشاب اور دودھ ملا کر پئیں۔

انہوں نے اس کے مطابق عمل کیا اور تندرست ہو گئے لیکن اس کے بعد وہ مرتد ہو گئے اور ان اونٹوں کے چرواہوں کو قتل کر کے اونٹ ہنکا لے گئے۔ نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے ان کی تلاش میں سوار بھیجے اور انہیں پکڑ کے لایا گیا پھر ان کے ہاتھ پاؤں کاٹ دئیے گئے اور ان کی آنکھیں پھوڑ دی گئیں ( کیونکہ انہوں نے اسلامی چرواہے کے ساتھ ایسا ہی برتاؤ کیا تھا ) اور ان کے زخموں پر داغ نہیں لگوایا گیا یہاں تک کہ وہ مر گئے۔

Telah menceritakan kepada kami ['Ali bin Abdullah] telah menceritakan kepada kami [Al Walid bin Muslim] telah menceritakan kepada kami [Al Auza'i] telah menceritakan kepadaku [Yahya bin Abu Katsir] mengatakan, telah menceritakan kepadaku [Abu Qilabah Al Jarmi] dari [Anas] radliallahu 'anhu mengatakan, beberapa orang dari kabilah 'Ukli menemui Nabi shallallahu 'alaihi wasallam menyatakan keIslamannya, tetapi mereka tidak cocok dengan iklim Madinah sehingga Nabi memerintahkan mereka untuk mendatangi unta-unta sedekah untuk meminum air kencingnya dan susunya.

Mereka melakukan perintah tersebut dan mereka pun sembuh. Namun mereka murtad dan membunuh penggembalanya, merampok unta-untanya. Maka Nabi mengutus (pasukan) untuk meyusuri jejak mereka sehingga mereka bisa ditangkap. Kemudian Nabi memotong tangan dan kaki mereka serta mencongkel mata mereka, dan Nabi tidak menghentikan penghukuman terhadap mereka hingga mereka tewas

Enes şöyle anlatmıştır: "Ukl kabilesinden bir topluluk Medine'ye gelip Müslüman oldular. Medine'nin havasına alışamadılar. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem zekat develerinin otlatıldığı yere gidip, onların idrarlarından ve sütlerinden içmelerini tavsiye etti. Bunu yapıp sağlıklarına kavuştular. Sonra İslamdan döndüler.

Develerin çobanlarını katledip, sürüyü önlerine kattılar. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onların arkasından bir askeri birlik gönderdi ve yakalanıp Medine'ye getirildiler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onların ellerini ve ayaklarını kestirip, gözlerine mil çekilmesini emretti. Ancak kesilen yerlerin ateşle dağlamasını emretmedi.

sonunda onlar öldüler." Fethu'l-Bari Açıklaması: İbn Battal şöyle demiştir: İmam Buhari hirabe ayetinin kafirler ve mürtedler hakkında indiği kanaatine varmıştır. Bu yüzden o Ureynelilerden söz eden olay yer vermiştir. Bu hadiste hirabe cezasının sadece kafir ve mürtediere uygulanacağına dair bir açıklık yoktur. Fakat Abdurrezzak, Ma'mer vasıtasıyla Katade'den Ureyneliler hadisini nakletmiştir.

Bu hadisin son kısmında şöyle denilmektedir: "Bize ulaşan habere göre 'Allah ve Resulüne karşı savaşanların ve yeryüzünde düzeni bozmaya çalışanların cezası. .. ' ayeti Ureyne'liler hakkında inmiştir. Bu şekilde görüş bildiren bilginler arasında Hasan-ı Basri, Ata, Dahhak ve Zühri bulunmaktadır. Katade şöyle demiştir: Fıkıh bilginlerinin çoğunluğu, bu ayetin Müslümanlardan yola çıkıp, yeryüzünde fesad peşinde koşan ve yol kesen kimseler hakkında indiği kanaatine varmışlardır.

İmam Malik, Şafii ve KOfeli bilginIerin görüşü bu doğrultudadır. Katade şöyle devam etmiştir: Bu, birinci görüşe çelişik değildir. Çünkü ayet bizzat Ureyneliler hakkında inmiş bile olsa lafzı geneldir ve onların yaptığı gibi devlete savaş açıp fesad çıkaran herkes bu ayetin kapsamına dahildir. Bizim kanaatimize göre bu iki görüş birbirine zıttır.

Bu konuda esas alınması gereken hirabeden neyin kastedildiğidir. Bunu kafirlik şeklinde yorumlayanlar ayet i kafirlerle tahsis etmişlerdir. Ayeti masiyet ve günah şeklinde yorumlayanlar ise genel kılmışlardır. Daha sonra İbn Battal, İsmail el-Kadl'den şöyle bir görüş nakletmiştir: Kur'an'ın zahiri ve Müslümanların geçmiş uygulamaları bize ayette sözü edilen cezanın Müslümanlar hakkında indiğini göstermektedir.

Kafirlere gelince, onların hakkında "İnkar edenlerle karşılaştığımz zaman boyunlanm vurun"(Muhammed 4) cümlesiyle başlayan ayet-i kerime inmiştir. Dolayısıyla kafirlerin hükmü bunun dışındadır. YüceAllah, hirabe ayetinde "Ancak siz kendilerini yenip ele geçirmeden önce tövbe edenler müstesna"(Maide 34) buyurmaktadır. Bu ayet savaşçıların içinden tövbe edenlerden işlediği cinayete karşılık belirtilen isteğin düştüğünü göstermektedir.

Bu ayet kafirler hakkında olsaydı, hirabe ona fayda verirdi ve kafir, kafir olmasına rağmen hirabe suçunu işlediğinde ayette zikredilen uygulamayla yetinirdik ve o kafir kendini katledilmekten kurtarır ve hirabe kendisinden katledilme cezasını kaldırarak hafifletirdi. Bu probleme şöyle cevap verilmiştir: Mesela mürted olan bir savaşçıya bu cezaların uygulanması yeniden islama dönmesi talebini veya katledilmesini düşürmez.

imam Buhari bundan sonra Ureyneliler hakkındaki Enes hadisine yer vermektedir. Bu hadisin açıklaması Taharet bölümünde "Develerin idrarı" başlığı altında yapılmıştı

6803Anas ibn MalikSahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الصَّلْتِ أَبُو يَعْلَى، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ، حَدَّثَنِي الأَوْزَاعِيُّ، عَنْ يَحْيَى، عَنْ أَبِي قِلَابَةَ، عَنْ أَنَسٍ

أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَطَعَ الْعُرَنِيِّينَ وَلَمْ يَحْسِمْهُمْ حَتَّى مَاتُوا

The Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) cut off the hands and feet of the men belonging to the tribe of Uraina and did not cauterise (their bleeding limbs) till they died.

আনাস (রাঃ) হতে বর্ণিত যে, নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম ‘উরাইনা গোত্রীয় লোকদের (হাত, পা) কাটলেন, অথচ তাদের ক্ষতস্থানে লোহা পুড়ে দাগ দেননি। শেষতক তারা মারা গেল। [২৩৩]

ہم سے ابویعلیٰ محمد بن صلت نے بیان کیا، کہا ہم سے ولید نے بیان کیا، کہا مجھ سے اوزاعی نے بیان کیا، ان سے یحییٰ نے، ان سے ابوقلابہ نے اور ان سے انس رضی اللہ عنہ نے کہ نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے عرینیوں کے ( ہاتھ پاؤں ) کٹوا دئیے لیکن ان پر داغ نہیں لگوایا، یہاں تک کہ وہ مر گئے۔

Telah menceritakan kepada kami [Muhammad bin Shalt Abu Ya'la] telah menceritakan kepada kami [Al Walid] telah menceritakan kepadaku [Al Auza'i] dari [Yahya] dari [Abu Qilabah] dari [Anas], bahwasanya Nabi shallallahu 'alaihi wasallam pernah memotong tangan orang-orang bani 'Urainah dan tidak menghentikan penghukuman atas mereka, hingga mereka tewas

Enes'in nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ureynelilerin Ellerini ve ayaklarını kestirmiş ve kesilen yeri dağlamayarak onları ölüme terk etmiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: Yukarıdaki hadiste geçen "hasm", kan ın dinmesi için kesilen yeri ateşle dağlamak demektir.

"Hasemtu'l-ırka" damarın kanını kestim ve akmasını engelledim demektir. Davudı şöyle demiştir: Bu hadiste geçen "el-hasm", elin kesildikten sonra kızgın yağa batırılmasıdır. Bizim kanaatimize göre bu tarif edilen hasmın çeşitlerinden sadece birisidir ve hasm sadece bu demek değildir. İmam Buhari bu konuda Ureynelilerin olayından bahseden hadisin bir kısmına yer vermiş ve "kesilen yeri dağlamayarak onları ölüme terk etmiştir" demiştir.

ibn Battal, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in dağlama yaptırmaması, ölmelerini i;;tediğindendir. Buna karşılık hırsızlık suçunun cezası olarak bir el kesildiğinde kesilen yeri dağlamak gereklidir. Çünkü böyle yapılmazsa kişinin kan kaybından genellikle ölmeyeceğinden emin olunamaz

6804Anas ibn MalikSahih

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، عَنْ وُهَيْبٍ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ أَبِي قِلَابَةَ، عَنْ أَنَسٍ رضى الله عنه

قَالَ قَدِمَ رَهْطٌ مِنْ عُكْلٍ عَلَى النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ كَانُوا فِي الصُّفَّةِ، فَاجْتَوَوُا الْمَدِينَةَ فَقَالُوا: يَا رَسُولَ اللَّهِ أَبْغِنَا رِسْلاً.

فَقَالَ: «مَا أَجِدُ لَكُمْ إِلاَّ أَنْ تَلْحَقُوا بِإِبِلِ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ». فَأَتَوْهَا فَشَرِبُوا مِنْ أَلْبَانِهَا وَأَبْوَالِهَا حَتَّى صَحُّوا وَسَمِنُوا، وَقَتَلُوا الرَّاعِيَ وَاسْتَاقُوا الذَّوْدَ، فَأَتَى النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ الصَّرِيخُ، فَبَعَثَ الطَّلَبَ فِي آثَارِهِمْ، فَمَا تَرَجَّلَ النَّهَارُ حَتَّى أُتِيَ بِهِمْ، فَأَمَرَ بِمَسَامِيرَ فَأُحْمِيَتْ فَكَحَلَهُمْ وَقَطَعَ أَيْدِيَهُمْ وَأَرْجُلَهُمْ، وَمَا حَسَمَهُمْ، ثُمَّ أُلْقُوا فِي الْحَرَّةِ يَسْتَسْقُونَ فَمَا سُقُوا حَتَّى مَاتُوا. قَالَ أَبُو قِلَابَةَ سَرَقُوا وَقَتَلُوا وَحَارَبُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ

A group of people from Ukl (tribe) came to the Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) and they were living with the people of As- Suffa, but they became ill as the climate of Medina did not suit them, so they said, “O Messenger of Allah (sallallahu alayhi wa sallam)! Provide us with milk.”

The Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) said, I see no other way for you than to use the camels of the Messenger of Allah (sallallahu alayhi wa sallam). So they went and drank the milk and urine of the camels, (as medicine) and became healthy and fat. Then they killed the shepherd and took the camels away. When a help-seeker came to the Messenger of Allah (sallallahu alayhi wa sallam), he sent some men in their pursuit, and they were captured and brought before mid day. …

The Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) ordered for some iron pieces to be made red hot, and their eyes were branded with them and their hands and feet were cut off and were not cauterized. Then they were put at a place called Al- Harra, and when they asked for water to drink they were not given till they died.

(Abu Qilaba said, “Those people committed theft and murder and fought against Allah and His Messenger).”

আনাস (রাঃ) হতে বর্ণিত। তিনি বলেন, উক্‌ল গোত্রের একদল লোক নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম এর নিকট আসল। তারা সুফ্ফায় থাকত। মদিনার আবহাওয়া তাদের অনুকূলে না হওয়ার করণে তারা বলল, হে আল্লাহর রাসূল! আমাদের জন্য দুধের ব্যবস্থা করুন।

তিনি বললেনঃ আমি তোমাদের জন্য এ ব্যতীত কিছু পাচ্ছি না যে, তোমরা রাসূলুল্লাহ্ সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম-এর উটপালের কাছে যাবে। তারা সেগুলোর কাছে আসল। আর সেগুলোর দুধ প্রস্রাব পান করল। ফলে তারা সুস্থ ও মোটা তাজা হয়ে উঠল ও রাখালকে হত্যা করে উটগুলো হাঁকিয়ে নিয়ে চলল। নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম-এর কাছে খবর আসলে তাদের খোঁজে লোক পাঠালেন। …

রোদ প্রখর হবার আগেই তাদেরকে আনা হল। তখন তিনি লৌহশলাকা আনার আদেশ দিলেন। তা গরম করে তা দিয়ে তাদের চোখ ফুঁড়ে দিলেন এবং তাদের হাত-পা কেটে দেয়া হল। অথচ লোহা গরম করে দাগ লাগাননি। এরপর তাদেরকে তপ্ত মরুভূমিতে ফেলে দেয়া হল। তারা পানি পান করতে চাইল কিন্তু পান করানো হল না। অবশেষে তারা মারা গেল।

আবূ ক্বিলাবাহ (রহ.) বলেন, তারা চুরি করেছিল, হত্যাও করেছিল, আর আল্লাহ্ ও তাঁর রাসূলের বিরুদ্ধে বিদ্রোহ করেছিল। [২৩৩]

ہم سے موسیٰ بن اسماعیل نے بیان کیا، ان سے وہیب بن خالد نے بیان کیا، ان سے ایوب سختیانی نے، ان سے ابوقلابہ نے اور ان سے انس رضی اللہ عنہ نے بیان کیا کہ قبیلہ عکل کے کچھ لوگ نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم کے پاس سنہ ۶ ھ میں آئے اور یہ لوگ مسجد کے سائبان میں ٹھہرے۔

مدینہ منورہ کی آب و ہوا انہیں موافق نہیں آئی۔ انہوں نے کہا: یا رسول اللہ! ہمارے لیے دودھ کہیں سے مہیا کرا دیں، نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے فرمایا کہ یہ تو میرے پاس نہیں ہے۔ البتہ تم لوگ ہمارے اونٹوں میں چلے جاؤ۔ چنانچہ وہ آئے اور ان کا دودھ اور پیشاب پیا اور صحت مند ہو کر موٹے تازے ہو گئے۔ …

پھر انہوں نے چرواہے کو قتل کر دیا اور اونٹوں کو ہنکا لے گئے۔ اتنے میں نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم کے پاس فریادی پہنچا اور نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے ان کی تلاش میں سوار بھیجے۔ ابھی دھوپ زیادہ پھیلی بھی نہیں تھی کہ انہیں پکڑ کر لایا گیا پھر نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم کے حکم سے سلائیاں گرم کی گئیں اور ان کی آنکھوں میں پھیر دی گئیں اور ان کے ہاتھ پاؤں کاٹ دئیے گئے اور ان کے ( زخم سے خون کو روکنے کے لیے ) انہیں داغا بھی نہیں گیا۔

اس کے بعد وہ حرہ ( مدینہ کی پتھریلی زمین ) میں ڈال دئیے گئے، وہ پانی مانگتے تھے لیکن انہیں پانی نہیں دیا گیا۔ یہاں تک کہ وہ مر گئے۔

ابوقلابہ نے کہا کہ یہ اس وجہ سے کیا گیا تھا کہ انہوں نے چوری کی تھی، قتل کیا تھا اور اللہ اور اس کے رسول سے غدارانہ لڑائی لڑی تھی۔

Telah menceritakan kepada kami [Musa bin Isma'il] dari [Wuhaib] dari [Ayyub] dari [Abu Qilabah] dari [Anas] radliallahu 'anhu, mengatakan; Sekelompok orang dari kabilah 'Ukl menemui Nabi shallallahu 'alaihi wasallam, mereka pada awal mulanya disinggahkan di serambi masjid, namun mereka alergi dengan iklim Madinah. Maka mereka mengusulkan; "Ya Rasulullah, carikanlah air susu untuk kami."

Nabi menjawab: "aku tak bisa berbuat apa-apa selain menyarankan kalian untuk mendatangi unta Rasulullah!" Lantas mereka pun mendatanginya, meminum air susunya dan air kencingnya hingga sehat dan gemuk. Tetapi mereka malah membantai penggembala dan merampok sekawanan unta-unta tersebut. seorang juru seru menemui Nabi shallallahu 'alaihi wasallam, maka beliau mengutus pasukan untuk memburu jejak mereka. …

Belum juga siang berganti malam, mereka berhasil tertangkap. Maka Nabi memerintahkan diberi paku yang dipanaskan, kemudian beliau mencongkel mata mereka, memotong tangan-tangan dan kaki mereka, dan beliau tidak menghentikan penghukuman kepada mereka, kemudian mereka dibuang di harrah. Mereka minta minum namun tidak dipenuhi hingga tewas. Abu Qilabah mengatakan dengan redaksi; mereka mencuri, membunuh dan memerangi Allah dan Rasul-NYA

Enes şöyle demiştir: Ukl kabilesinden bir topluluk Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna geldi ve Suffa'da ikamet etmeye başladı. Ancak Medine'nin havası onlara iyi gelmedi ve burada kalmak istemediler. Bunun üzerine "Ya Resulallah! Bize süt arayıver!" dediler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de "Ben sizin için süt bulamam.

Ancak Allah'ın Resulünün deve sürülerinin yanına gitmeniz çaresini bulabilirim" dedi. Bundan sonra onlar deve sürülerinin bulunduğu yere gittiler. Orada develerin sütlerinden ve idrarlarından içtiler. Nihayet böylece sağlıklarına kavuştular, semizlenip, kuvvetlendiler. Sonra da çobanı öldürdüler ve develeri önlerinekatıp, sürüp götürdüler. …

Bundan sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e imdat isteyen bir kişi gelip, haber verince Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onların izleri üzerine bir askeri birlik gönderdi. Gün yükselmeden onları yakalayıp getirdiler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz demir çubuk getirilmesini emretti. Demir çubuklar ateşte kızdırıldı.

Bunlarla suçluların gözlerine mil çektirdi, ellerini ve ayaklarını kestirtti, kesilen yerlere kanı dindirici bir dağlama tedavisi uygulamadı. Sonra bu caniler Harre denilen kara taşlık bir yere atıldılar. Bunlar orada su istediler fakat kendilerine su verilmedi, nihayet ölüp gittiler. Ebu Kılabe bunlarla ilgili olarak şöyle der: Bu kişiler hırsızlık yaptılar, insan öldürdüler, Allah ve Resulüne karşı savaş açtılar.

Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nebi s.a.v. onların gözlerine mil çektirdL" Bu haberde geçen "..." hakkında lyaz şu açıklamayı yapmıştır: "........" ifadesi gözünü kızgın kızgın demir çubuk ile dağladı demektir. Fiil bu durumda "......." fiili ile aynı olmuş olur. Zira bu fiil şu şekilde tefsir edilmiştir: Göze kızgın bir demir yaklaştırılır ve böylece görme gücü gider.

Bu açıklama "r---" fiiline uygun düşmektedir. Çünkü "r---" sözkonusu demirin çivi olmasını ifade etmektedir. (Önemli Bir Bilgi:) Hirabe ayetindeki "Bu onların dünyadaki rüsvaylığıdır. Onlar için ahirette de büyük azap vardır"(Maide 33) ifadesi ile Ubade'nin dünyada şer' ı ceza almış kimseye aldığı ceza kefaret olur mealindeki hadisi ile anlam problemi doğmaktadır.

Çünkü hirabe ayetinin zahiri, iki hususu (dünyada rezalet, ahirette ceza) birden ifade etmektedir. Buna verilecek cevap şudur: Ubade hadisi Müslümanlara mahsustur. Zira hadiste şirk ona katılan masiyetle birlikte yer almaktadır. Katir şirki üzere öldürüldüğünde müşrik olarak ölürse bu katlin onun için kefaret olmayacağı yolunda icma vardır.

Ehl-i sünnet günahkar kimselere had cezası uygulandığında bunun o günah için kefaret olacağı yolunda icma etmişlerdir. Bu hususu çözüme kavuşturan Allahu Teala'ın şu ifadesidir: "Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; Bundan başkasını, dilediği kimse için bağışlar. "(Nisa)

6805Anas ibn MalikSahih

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ أَبِي قِلَابَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ

أَنَّ رَهْطًا، مِنْ عُكْلٍ أَوْ قَالَ عُرَيْنَةَ وَلَا أَعْلَمُهُ إِلاَّ قَالَ: مِنْ عُكْلٍ قَدِمُوا الْمَدِينَةَ، فَأَمَرَ لَهُمُ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِلِقَاحٍ، وَأَمَرَهُمْ أَنْ يَخْرُجُوا فَيَشْرَبُوا مِنْ أَبْوَالِهَا وَأَلْبَانِهَا، فَشَرِبُوا حَتَّى إِذَا بَرِئُوا قَتَلُوا الرَّاعِيَ وَاسْتَاقُوا النَّعَمَ،

فَبَلَغَ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ غُدْوَةً فَبَعَثَ الطَّلَبَ فِي إِثْرِهِمْ، فَمَا ارْتَفَعَ النَّهَارُ حَتَّى جِيءَ بِهِمْ، فَأَمَرَ بِهِمْ فَقَطَعَ أَيْدِيَهُمْ وَأَرْجُلَهُمْ وَسَمَرَ أَعْيُنَهُمْ، فَأُلْقُوا بِالْحَرَّةِ يَسْتَسْقُونَ فَلَا يُسْقَوْنَ.

قَالَ أَبُو قِلَابَةَ هَؤُلَاءِ قَوْمٌ سَرَقُوا، وَقَتَلُوا، وَكَفَرُوا بَعْدَ إِيمَانِهِمْ، وَحَارَبُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ

They were from Ukl came to Medina and (they became ill, so) the Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) ordered them to go to the herd of (Milch) she-camels and told them to go out and drink the camels urine and milk (as a medicine). So they went and drank it, and when they became healthy, they killed the shepherd and drove away the camels.

This news reached the Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) early in the morning, so he sent (some) men in their pursuit and they were captured and brought to the Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) before midday. He ordered to cut off their hands and legs and their eyes to be branded with heated iron pieces and they were thrown at Al-Harra, and when they asked for water to drink, they were not given water.

(Abu Qilaba said, “Those were the people who committed theft and murder and reverted to disbelief after being believers (Muslims), and fought against Allah and His Messenger”).

আনাস ইবনু মালিক (রাঃ) হতে বর্ণিত যে, উক্ল গোত্রের একদল (অথবা তিনি বলেন উরাইনা গোত্রের- জানামতে তিনি উক্ল গোত্রেরই বলেছেন) মদিনা্য় এলো, তখন নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম তাদেরকে দুধেল উটের কাছে যাবার হুকুম দিলেন। তাদেরকে আরো নির্দেশ করলেন যেন তারা সে সব উটের কাছে গিয়ে সেগুলোর দুধ ও পেশাব পান করে।

তারা তা পান করল। শেষে যখন তারা সুস্থ হয়ে গেল,তখন রাখালকে হত্যা করে উটগুলো হাঁকিয়ে নিয়ে চলল। ভোরে নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম-এর কাছে এ খবর পৌঁছল। তিনি তাদের খোঁজে লোক পাঠালেন। রোদ বাড়ার আগেই তাদেরকে নিয়ে আসা হল। তাদের ব্যাপারে তিনি আদেশ করলেন,তাদের হাত-পা কাটা হল। লোহার শলাকা দিয়ে তাদের চোখগুলো ফুঁড়া হল।

এরপর প্রখর রোদে ফেলে রাখা হল। তারা পানি পান করতে চাইল। কিন্তু পান করানো হল না। [২৩৩] আবূ ক্বিলাবাহ (রহ.) বলেন, ঐ লোকগুলো এমন একটি দল যারা চুরি করেছিল, হত্যাও করেছিল, ঈমান আনার পর কুফরী করেছিল আর আল্লাহ্ ও তাঁর রাসূলের বিরুদ্ধে বিদ্রোহ করেছিল।

ہم سے قتیبہ بن سعید نے بیان کیا، کہا ہم سے حماد بن زید نے بیان کیا، ان سے ایوب سختیانی نے، ان سے ابوقلابہ نے اور ان سے انس بن مالک رضی اللہ عنہ نے کہ قبیلہ عکل یا عرینہ کے چند لوگ میں سمجھتا ہوں عکل کا لفظ کہا، مدینہ آئے اور نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے ان کے لیے دودھ دینے والی اونٹنیوں کا انتظام کر دیا اور فرمایا کہ وہ اونٹوں کے گلہ میں جائیں اور ان کا پیشاب اور دودھ پئیں۔

چنانچہ انہوں نے پیا اور جب وہ تندرست ہو گئے تو چرواہے کو قتل کر دیا اور اونٹوں کو ہنکا لے گئے۔ نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم کے پاس یہ خبر صبح کے وقت پہنچی تو آپ نے ان کے پیچھے سوار دوڑائے۔ ابھی دھوپ زیادہ پھیلی بھی نہیں تھی کہ وہ پکڑ کر لائے گئے۔

چنانچہ نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم کے حکم سے ان کے بھی ہاتھ پاؤں کاٹ دئیے گئے اور ان کی بھی آنکھوں میں سلائی پھیر دی گئی اور انہیں حرہ میں ڈال دیا گیا۔ وہ پانی مانگتے تھے لیکن انہیں پانی نہیں دیا جاتا تھا۔

ابوقلابہ نے کہا کہ یہ وہ لوگ تھے جنہوں نے چوری کی تھی، قتل کیا تھا، ایمان کے بعد کفر اختیار کیا تھا اور اللہ اور اس کے رسول سے غدارانہ لڑائی لڑی تھی۔

Telah menceritakan kepada kami [Qutaibah bin Sa'id] telah menceritakan kepada kami [Hammad] dari [Ayyub] dari [Abu Qilabah] dari [Anas bin Malik]; ada sekelompok orang dari kabilah 'Ukl --atau dia mengatakan kabilah 'Urainah, namun setahuku dia mengatakan 'Ukl- datang ke Madinah, Nabi shallallahu 'alaihi wasallam memerintahkan mereka untuk mendatangi sekelompok unta dan menyuruh mereka keluar dan meminum air kencing dan susunya.

Mereka meminumnya hingga mereka sembuh, tetapi mereka membunuh penggembala dan merampok unta-unta itu. Berita ini sampai kepada Nabi shallallahu 'alaihi wasallam dipagi hari. Serta merta beliau mengutus pasukan untuk memburu jejak mereka. Siang belum meninggi mereka pun berhasil ditangkap, dan Nabi memerintahkan mereka untuk dipotong tangan dan kakinya dan mata mereka dicongkel, kemudian mereka dihempaskan begitu saja di harrah, mereka minta minum namun tak dipenuhi.

Abu Qilabah mengatakan; mereka adalah kaum yang mencuri, membunuh, kafir setelah iman dan memerangi Allah dan rasul-Nya

Enes b. Malik'in nakline göre Ukl veya Ureyne kabilelerinden bir topluluk -Ravi: Ben onun ancak Ukl'den dediğini biliyorum, demiştir- Medine'ye geldiler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlar için sütlü develer emretti. Onlara sadaka develerinin bulundukları yere çıkmalarım, onların idrarlarından ve sütlerinden içmelerini emretti.

Onlar gidip o develerin sütlerinden ve idrarlarından içtiler, nihayet hastalıklarından kurtulup iyileşti kle ri zaman çobanı öldürdüler de develeri sürüp götürdüler. Bu haber kuşluk vakti Nebi (s.a.v.)'e ulaşınca, hemen arkalarından arayıcılar gönderdi. Gündüz yükselmeden yakalanıp getirildiler. Nebi onlarla ilgili emrini verdi.

Onların ellerini, ayaklarını kestirdi, gözlerini çıkarttı. Sonra onlar Harre mevkiine atıldılar. Onlar su istediler, fakat kendilerine su verilmedi

6806Abu HurayrahSahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَلَامٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، عَنْ خُبَيْبِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ حَفْصِ بْنِ عَاصِمٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ

عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «سَبْعَةٌ يُظِلُّهُمُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فِي ظِلِّهِ، يَوْمَ لَا ظِلَّ إِلاَّ ظِلُّهُ إِمَامٌ عَادِلٌ، وَشَابٌّ نَشَأَ فِي عِبَادَةِ اللَّهِ، وَرَجُلٌ ذَكَرَ اللَّهَ فِي خَلَاءٍ فَفَاضَتْ عَيْنَاهُ، وَرَجُلٌ قَلْبُهُ مُعَلَّقٌ فِي الْمَسْجِدِ، وَرَجُلَانِ تَحَابَّا فِي اللَّهِ، وَرَجُلٌ دَعَتْهُ امْرَأَةٌ ذَاتُ مَنْصِبٍ وَجَمَالٍ إِلَى نَفْسِهَا قَالَ إِنِّي أَخَافُ اللَّهَ.

وَرَجُلٌ تَصَدَّقَ بِصَدَقَةٍ فَأَخْفَاهَا، حَتَّى لَا تَعْلَمَ شِمَالُهُ مَا صَنَعَتْ يَمِينُهُ»

The Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) said, “Seven (people) will be shaded by Allah by His Shade on the Day of Resurrection when there will be no shade except His Shade. (They will be), a just ruler, a young man who has been brought up in the worship of Allah, a man who remembers Allah in seclusion and his eyes are then flooded with tears, a man whose heart is attached to mosques (offers his compulsory congregational prayers in the mosque), two men who love each other for Allah’s Sake, a man who is called by a charming lady of noble birth to commit illegal sexual intercourse with her, and he says, ‘I am afraid of Allah,’ and (finally), a man who gives in charity so secretly that his left hand does not know what his right hand has given.”

আবূ হুরাইরাহ (রাঃ) হতে বর্ণিত। নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম বলেছেনঃ সাত রকমের লোক, যাদেরকে আল্লাহ্ কিয়ামতের দিন তাঁর ছায়ায় আশ্রয় দেবেন, যেদিন তাঁর ছায়া ছাড়া অন্য কোন ছায়া হবে না। ১. ন্যায়পরায়ণ বাদশাহ্; ২. আল্লাহর ‘ইবাদাতে লিপ্ত যুবক; ৩. এমন যে ব্যক্তি আল্লাহকে নির্জনে স্মরণ করে আর তার চোখ দু’টি অশ্রুসিক্ত হয়; ৪. এমন ব্যক্তি যার অন্তর মসজিদের সঙ্গে লেগে থাকে; ৫. এমন দু’ব্যক্তি যারা আল্লাহর উদ্দেশে পরস্পর ভালোবাসা রাখে; ৬. এমন ব্যক্তি যাকে কোন সম্ভ্রান্ত রূপসী নারী নিজের দিকে ডাকল আর সে বলল, আমি আল্লাহকে ভয় করি; ৭. এমন ব্যক্তি যে সদাকাহ করল আর এমনভাবে করল যে, তার বাম হাত জানে না যে তার ডান হাত কী করে। [৬৬০]

ہم سے محمد بن سلام نے بیان کیا، کہا ہم کو عبداللہ بن مبارک نے خبر دی، انہیں عبیداللہ بن عمر عمری نے، انہیں خبیب بن عبدالرحمٰن نے، انہیں حفص بن عاصم نے اور انہیں ابوہریرہ رضی اللہ عنہ نے کہ نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے فرمایا ”سات آدمی ایسے ہیں جنہیں اللہ تعالیٰ قیامت کے دن اپنے عرش کے نیچے سایہ دے گا جبکہ اس کے عرش کے سایہ کے سوا اور کوئی سایہ نہیں ہو گا۔

عادل حاکم، نوجوان جس نے اللہ کی عبادت میں جوانی پائی، ایسا شخص جس نے اللہ کو تنہائی میں یاد کیا اور اس کی آنکھوں سے آنسو نکل پڑے، وہ شخص جس کا دل مسجد میں لگا رہتا ہے، وہ آدمی جو اللہ کے لیے محبت کرتے ہیں، وہ شخص جسے کسی بلند مرتبہ اور خوبصورت عورت نے اپنی طرف بلایا اور اس نے جواب دیا کہ میں اللہ سے ڈرتا ہوں اور وہ شخص جس نے اتنا پوشیدہ صدقہ کیا کہ اس کے بائیں ہاتھ کو بھی پتہ نہ چل سکا کہ دائیں نے کتنا اور کیا صدقہ کیا ہے۔“

Telah menceritakan kepada kami [Muhammad bin Salam] telah mengabarkan kepada kami [Abdullah] dari [Ubaidillah bin Umar] dari [Khubaib bin Abdurrahman] dari [Hafsh bin 'Ashim] dari [Abu Hurairah] dari Nabi shallallahu 'alaihi wasallam bersabda; "Ada tujuh golongan yang Allah melindungi mereka dalam lindungan-NYA pada hari kiamat, di hari ketika tiada perlindungan selain perlindungan-NYA,

yaitu; imam yang adil, pemuda yang tumbuh dalam beribadah kepada Allah, seseorang yang senantiasa mengingat Allah saat sendiri sehingga matanya berlinang, seseorang yang hatinya selalu terkait dengan masjid, dua orang yang saling mencintai karena Allah, seseorang yang diajak berkencan oleh wanita bagsawan dan rupawan, namun ia menjawab; 'Saya takut kepada Allah', serta seseorang yang bersedekah secara sembunyi-sembunyi, sehingga tangan kirinya tidak tahu menahu terhadap amalan tangan kanannya

Hafs b. Asım'ın Ebu Hureyre'den nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Yedi kimseyi Allah kendi gölgesinden başka hiçbir gölgenin olmadığı kıyamet gününde kendi gölgesi altında gölgelendirecektir. Adil devlet başkanı, Allah'a ibadet içinde yetişen genç, tenha bir yerde Allah'ı anıp da gözleri yaş akıtan kimse, kalbi mescidlere bağlı olan kimse, Allah yolunda birbirini seven iki kimse, mevki ve güzellik sahibi olan bir kadın kendisini nefsini tatmine çağırdığı zaman 'Ben Allah'tan korkarım' diyen erkek, bir sadaka verdiğinde bunu sol eli, sağ elinin yaptığı işi bilmeyecek kadar gizli olarak veren kimse

6807Sahl ibn Sad as-SaidiSahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ أَبِي بَكْرٍ، حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ عَلِيٍّ. وَحَدَّثَنِي خَلِيفَةُ، حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا أَبُو حَازِمٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ السَّاعِدِيِّ

قَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «مَنْ تَوَكَّلَ لِي مَا بَيْنَ رِجْلَيْهِ وَمَا بَيْنَ لَحْيَيْهِ، تَوَكَّلْتُ لَهُ بِالْجَنَّةِ»

The Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) said, “Whoever guarantees me (the chastity of) what is between his legs (i.e. his private parts), and what is between his jaws (i.e., his tongue), I guarantee him Paradise.”

সাহল ইবনু সা‘দ সা‘ঈদী (রাঃ) হতে বর্ণিত। নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম বলেছেনঃ যে কেউ আমার জন্য তার দু’পা ও দু’চোয়ালের মাঝের স্থানের দায়িত্ব নেবে, আমি তার জন্য জান্নাতের দায়িত্ব নেব।[1] [৬৪৭৪]

ہم سے محمد بن ابی بکر نے بیان کیا، کہا ہم سے عمر بن علی نے بیان کیا۔ (دوسری سند امام بخاری رحمہ اللہ نے کہا) اور مجھ سے خلیفہ بن حیاط نے بیان کیا، ان سے عمر بن علی نے، ان سے ابوحازم سلمہ بن دینار نے بیان کیا، ان سے سہل بن سعد ساعدی نے کہ نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے فرمایا ”جس نے مجھے اپنے دونوں پاؤں کے درمیان یعنی ( شرمگاہ ) کی اور اپنے دونوں جبڑوں کے درمیان ( یعنی زبان ) کی ضمانت دے دی تو میں اسے جنت میں جانے کا بھروسہ دلاتا ہوں۔“

Telah menceritakan kepada kami [Muhammad bin Abi Bakar] Telah menceritakan kepada kami [Umar bin Ali] -lewat jalur periwayatan lain- telah menceritakan kepadaku [Khalifah] telah menceritakan kepada kami [Umar bin 'Ali] telah menceritakan kepada kami [Abu Hazim] dari [Sahl bin Sa'd As Sa'idi], Nabi Shallallahu'alaihiwasallam bersabda: "Barangsiapa menjamin untukku keselamatan apa yang ada diantara kedua kaki dan apa yang diantara kedua jenggotnya, maka aku jamin untuknya dengan surga

Sehl b. Sa'd es-Saidl'nin nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Kim bana iki bacağı arasındaki ile iki çene kemiği arasındakini günahtan korumayı garanti ederse, ben de o kimseye cenneti garanti ederim." Fethu'l-Bari Açıklaması: Yukarıdaki hadiste çirkinlik anlamına kullanılan "fevahiş", "fahişe" kelimesinin çoğuludur.

Fahişe -gerek mı, gerek söz- çok çirkin olan günahlardır. "elFahşa" ve "el-fuhş" kelimeleri de aynı anlamadır. "el-kelamu'l-fahiş" deyimi bu kökten türemedir. Genellikle zinaya "fahişe" denir. Nitekim Allahu Teala "velCi takrabu'z-zina innehu kCine fahişe= zinaya yaklaşmayın. Zira o, birhayasızlıktır ve çok kötü bir yoldur"(İsra 32) ayetinde kelimeyi bu manada kullanmıştır.

İmam Buhari daha sonra bu konuda iki hadise yer vermiştir. Bunlardan birisi YüceAllah'ın kendi gölgesi altında gölgelendirecek olduğu yedi kişi hakkındaki Ebu Hureyre hadisidir. Bu hadiste konumuzia ilgili olan kısım "Mevki ve güzellik sahibi olan bir kadın kendisini nefsini tatmin etmeye çağırdığı zaman 'ben Allah'tan korkarım' diyen erkek" cümlesidir.

Bu hadisin açıklaması Zekat bölümünde daha önce geniş şekilde yapılmıştı. Hadiste geçen "tevekkele li" ifadesi "bana tekeffül etti, garanti etti" demektir. ".J lo = iki bacağı arasındaki" den maksat cinselorgandır.

"...... " sakal bitimi anlamına olup, iki çene demektir. Bundan maksat dildir. Bazıları konuşmadır demişlerdir. İmam Buhari Rikak bölümünde bu hadise "Dilini muhafaza" başlığını atmıştı. Hadisin geniş bir açıklaması orada geçmişti

6808Anas ibn MalikSahih

أَخْبَرَنَا دَاوُدُ بْنُ شَبِيبٍ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، عَنْ قَتَادَةَ، أَخْبَرَنَا أَنَسٌ

قَالَ لأُحَدِّثَنَّكُمْ حَدِيثًا لَا يُحَدِّثُكُمُوهُ أَحَدٌ بَعْدِي، سَمِعْتُهُ مِنَ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: سَمِعْتُ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: «لَا تَقُومُ السَّاعَةُ وَإِمَّا قَالَ: مِنْ أَشْرَاطِ السَّاعَةِ أَنْ يُرْفَعَ الْعِلْمُ وَيَظْهَرَ الْجَهْلُ، وَيُشْرَبَ الْخَمْرُ، وَيَظْهَرَ الزِّنَا، وَيَقِلَّ الرِّجَالُ، وَيَكْثُرَ النِّسَاءُ، حَتَّى يَكُونَ لِلْخَمْسِينَ امْرَأَةً الْقَيِّمُ الْوَاحِدُ»

I will narrate to you a narration which nobody will narrate to you after me. I heard that from the Prophet (sallallahu alayhi wa sallam). I heard the Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) saying, “The Hour will not be established” or said: “From among the portents of the Hour is that the religious knowledge will betaken away (by the death of religious Scholars) and general ignorance (of religion) will appear; and the drinking of alcoholic drinks will be very common, and (open) illegal sexual intercourse will prevail, and men will decrease in number while women will increase so much so that, for fifty women there will only be one man to look after them.”

ক্বাতাদাহ (রহ.) হতে বর্ণিত। তিনি বলেন, আমাদেরকে আনাস (রাঃ) বলেছেন যে, আমি তোমাদেরকে এমন এক হাদীস বর্ণনা করব যা আমার পরে তোমাদেরকে কেউ বর্ণনা করবে না। আমি নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম-কে বলতে শুনেছি যে, ক্বিয়ামাত (কিয়ামত) সংঘটিত হবে না অথবা তিনি বলেছেন, কিয়ামতের আগের নিদর্শনগুলোর মধ্যে হল এই যে, ইল্ম উঠিয়ে নেয়া হবে, মূর্খতার বিস্তার ঘটবে, মদ পান করা হবে, ব্যাপকভাবে যিনা হবে, পুরুষের সংখ্যা কমবে, নারীর সংখ্যা এমনভাবে বৃদ্ধি পাবে যে, পঞ্চাশ জন নারীর কর্তৃত্বে থাকবে একজন পুরুষ। [৮০]

ہمیں داؤد بن شبیب نے خبر دی، کہا ہم سے ہمام نے بیان کیا، ان سے قتادہ نے، کہا ہم کو انس رضی اللہ عنہ نے خبر دی ہے کہ میں تم سے ایک ایسی حدیث بیان کروں گا کہ میرے بعد کوئی اسے نہیں بیان کرے گا۔ میں نے یہ حدیث نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم سے سنی ہے۔

میں نے نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم کو یہ کہتے سنا کہ قیامت اس وقت تک قائم نہیں ہو گی یا یوں فرمایا کہ قیامت کی نشانیوں میں سے یہ ہے کہ علم دین دنیا سے اٹھ جائے گا اور جہالت پھیل جائے گی، شراب بکثرت پی جانے لگے گی اور زنا پھیل جائے گا۔ مرد کم ہو جائیں گے اور عورتوں کی کثرت ہو گی۔

حالت یہاں تک پہنچ جائے گی کہ پچاس عورتوں پر ایک ہی خبر لینے والا مرد رہ جائے گا۔

Telah memberitakan kepada kami [Dawud bin Syabib] telah menceritakan kepada kami [Hammam] dari [Qatadah] Telah mengabarkan kepada kami [Anas] mengatakan; Saya ceritakan kepada kalian sebuah hadits yang tak seorangpun sesudahku menceritakan kepada kalian, aku mendengarnya dari Nabi shallallahu 'alaihi wasallam, aku mendengar Nabi Shallallahu'alaihiwasallam bersabda: "Hari kiamat tidak terjadi -atau ia mengatakan dengan redaksi; diantara tanda kiamat adalah- sehingga ilmu diangkat, kebodohan merajalela, khamer ditenggak, zina mewabah, (jumlah) laki-laki menyusut dan (jumlah) wanita melimpah ruah, hingga jika ada lima puluh wanita itu berbanding dengan seorang laki-laki

Katade'nin nakline göre Enes şöyle demiştir: Ben size Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den işittiğim öyle bir hadis söyleyeceğim ki, benden sonra onu size hiçbir kimse söylemeyecektir. Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den işittim şöyle buyuruyordu: "(Şunlar olmadıkça) kıyamet kopmaz."

Ya da şöyle buyurdu: "İlmin kaldırılması, cahilliğin meydana çıkıp kökleşmesi, şarabin içilmesi, zina'nın aşikare yapılması, erkeklerin azalıp, kadınların çoğalması kıyamet alametlerindendir. Kadınlar o kadar çoğalacak ki, elli kadın için bir kayyım olacaktır

6809Ibn AbbasSahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، أَخْبَرَنَا إِسْحَاقُ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا الْفُضَيْلُ بْنُ غَزْوَانَ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ رضى الله عنهما

قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «لَا يَزْنِي الْعَبْدُ حِينَ يَزْنِي وَهْوَ مُؤْمِنٌ، وَلَا يَسْرِقُ حِينَ يَسْرِقُ وَهْوَ مُؤْمِنٌ، وَلَا يَشْرَبُ حِينَ يَشْرَبُ وَهْوَ مُؤْمِنٌ، وَلَا يَقْتُلُ وَهْوَ مُؤْمِنٌ».

قَالَ عِكْرِمَةُ قُلْتُ لاِبْنِ عَبَّاسٍ كَيْفَ يُنْزَعُ الإِيمَانُ مِنْهُ قَالَ هَكَذَا وَشَبَّكَ بَيْنَ أَصَابِعِهِ ثُمَّ أَخْرَجَهَا فَإِنْ تَابَ عَادَ إِلَيْهِ هَكَذَا وَشَبَّكَ بَيْنَ أَصَابِعِهِ

The Messenger of Allah (sallallahu alayhi wa sallam) said, “When a slave (of Allah) commits illegal sexual intercourse, he is not a believer at the time of committing it; and if he steals, he is not a believer at the time of stealing; and if he drinks an alcoholic drink, when he is not a believer at the time of drinking it; and he is not a believer when he commits a murder,” Ikrima said: I asked Ibn Abbas, “How is faith taken away from him?”

He said, Like this, by clasping his hands and then separating them, and added, “But if he repents, faith returns to him like this, by clasping his hands again.”

ইবনু ‘আব্বাস (রাঃ) হতে বর্ণিত। তিনি বলেন, রাসূলুল্লাহ্ সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম বলেছেনঃ মু’মিন থাকা অবস্থায় কোন ব্যক্তি ব্যভিচারে লিপ্ত হয় না। মু’মিন থাকা অবস্থায় কোন চোর চুরি করে না। মু’মিন থাকা অবস্থায় কেউ মদ্য পান করে না। মু’মিন থাকা অবস্থায় কেউ হত্যা করে না।

‘ইক্বরিমাহ (রহ.) বলেন, আমি ইবনু ‘আব্বাস (রাঃ)-কে জিজ্ঞেস করলাম, তার থেকে ইমান কিভাবে ছিনিয়ে নেয়া হয়? তিনি বললেনঃ এভাবে। আর অঙ্গুলিগুলো পরস্পর জড়ালেন, এরপর অঙ্গুলিগুলো বের করলেন। যদি সে তওবা করে তবে আগের অবস্থায় এভাবে ফিরে আসে। এ ব’লে অঙ্গুলিগুলো আবার পরস্পর জড়ালেন। [৬৭৮২]

ہم سے محمد بن مثنیٰ نے بیان کیا، انہوں نے کہا ہم کو اسحاق بن یوسف نے خبر دی، کہا ہم کو فضیل بن غزوان نے خبر دی، انہیں عکرمہ نے اور ان سے ابن عباس رضی اللہ عنہما نے بیان کیا کہ رسول اللہ صلی اللہ علیہ وسلم نے فرمایا ”بندہ جب زنا کرتا ہے تو وہ مومن نہیں رہتا۔

بندہ جب چوری کرتا ہے تو وہ مومن نہیں رہتا اور بندہ جب شراب پیتا ہے تو وہ مومن نہیں رہتا اور جب وہ قتل ناحق کرتا ہے تو وہ مومن نہیں رہتا۔

عکرمہ نے کہا کہ میں نے ابن عباس رضی اللہ عنہما سے پوچھا کہ ایمان اس سے کس طرح نکال لیا جاتا ہے؟ آپ صلی اللہ علیہ وسلم نے فرمایا کہ وہ اس طرح اور اس وقت آپ ان نے اپنی انگلیوں کو دوسرے ہاتھ کی انگلیوں میں ڈال کر پھر الگ کر لیا پھر اگر وہ توبہ کر لیتا ہے تو ایمان اس کے پاس لوٹ آتا ہے، اس طرح اور آپ نے اپنی انگلیوں کو دوسرے ہاتھ کی انگلیوں میں ڈالا۔

Telah menceritakan kepada kami [Muhammad bin Al Mutsanna] Telah mengabarkan kepada kami [Ishaq bin Yusuf] Telah mengabarkan kepada kami [Al Fudhail bin Ghazwan] dari [Ikrimah] dari [Ibnu Abbas] radliallahu 'anhuma mengatakan, Rasulullah shallallahu 'alaihi wasallam bersabda: "Tidaklah berzina seorang hamba yang berzina ketika ia berzina dalam keadaan beriman, dan tidaklah mencuri ketika ia mencuri dalam keadaan beriman, tidaklah ia meminum khamr ketika meminumnya dan ia dalam keadaan beriman, dan tidaklah dia membunuh sedang dia dalam keadaan beriman."

Kata Ikrimah, saya bertanya kepada 'Ibnu 'Abbas; 'bagaimana iman bisa dicabut padanya? ' ia menjawab; 'begini', sambil menjalinkan jari-jemarinya, kemudian ia keluarkan, 'maka jika ia bertaubat, iman itu kembali kepadanya, ' sambil ia menjalin jari jemarinya

İbn Abbas'ın nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Kul zina ettiği sırada (kamil) bir mu'min olduğu halde zina edemez. Hırsızlık yaptığı sırada mu'min olduğu halde hırsızlık edemez. İçki içerken de mu'min olduğu halde içki içemez. (Haksız olarak birini öldürdüğünde de) mu'min olarak öldüremez.

" İkrime şöyle dedi: Ben İbn Abbas'a "Bu günahları işlerken ondan iman nasıl sökülüp çıkarılır?" diye sordum. İbn Abbas "İşte şöyle" dedi ve parmaklarını birbirine geçirdi, sonra onları çıkardı.

Ardından şöyle dedi: "Kişi tövbe ederse iman tekrar ona döner" ve bu dönüşü de parmaklarını birbirine geçirerek "işte böyle döner" diye gösterdi

6810Abu HurayrahSahih

حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ ذَكْوَانَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ

قَالَ: قَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «لَا يَزْنِي الزَّانِي حِينَ يَزْنِي وَهْوَ مُؤْمِنٌ، وَلَا يَسْرِقُ حِينَ يَسْرِقُ وَهْوَ مُؤْمِنٌ، وَلَا يَشْرَبُ حِينَ يَشْرَبُهَا وَهْوَ مُؤْمِنٌ، وَالتَّوْبَةُ مَعْرُوضَةٌ بَعْدُ»

The Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) said, “The one who commits an illegal sexual intercourse is not a believer at the time of committing illegal sexual intercourse and a thief is not a believer at the time of committing theft and a drinker of alcoholic drink is not a believer at the time of drinking. Yet, (the gate of) repentance is open thereafter.”

আবূ হুরাইরাহ (রাঃ) হতে বর্ণিত। তিনি বলেন, নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম বলেছেনঃ যিনাকারী যিনা করার সময় মু’মিন থাকে না। চোর চুরি করার সময় মু’মিন থাকে না। মদপানকারী মদ পানের সময় মু’মিন থাকে না। তবে তারপরও তওবা উন্মুক্ত। [২৪৭৫]

ہم سے آدم نے بیان کیا، انہوں نے کہا ہم سے شعبہ نے بیان کیا، ان سے اعمش نے بیان کیا، ان سے ذکوان نے بیان کیا، اور ان سے ابوہریرہ رضی اللہ عنہ نے بیان کیا کہ نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے فرمایا ”زنا کرنے والا جب زنا کرتا ہے تو وہ مومن نہیں رہتا، وہ چور جب چوری کرتا ہے تو وہ مومن نہیں رہتا، شرابی جب شراب پیتا ہے تو وہ مومن نہیں رہتا۔ پھر ان سب آدمیوں کے لیے توبہ کا دروازہ بہرحال کھلا ہوا ہے۔“

Telah menceritakan kepada kami [Adam] telah menceritakan kepada kami [Syu'bah] dari [Al A'masy] dari [Dzakwan] dari [Abu Hurairah] mengatakan, Nabi Shallallahu'alaihiwasallam bersabda: Tidaklah berzina orang yang berzina ketika ia berzina dalam keadaan beriman, dan tidaklah mencuri orang yang mencuri ketika ia mencuri dalam keadaan beriman, tidaklah ia meminum khamr ketika meminumnya dan ia dalam keadaan beriman, dan taubat terhampar setelah itu

Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Zina eden kimse, zina ettiği sırada mu'min olduğu halde zina edemez; Hırsızlık eden kişi de hırsızlık yaparken mu'min olduğu halde hırsızlık yapamaz. İçki içen içki içerken mu'min olduğu halde içemez. O bu günahları işledikten sonra tövbe (kapısı) hala önündedir

6811Abdullah ibn MasudSahih

حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ: حَدَّثَنِي مَنْصُورٌ، وَسُلَيْمَانُ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ أَبِي مَيْسَرَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ رضى الله عنه

قَالَ قُلْتُ: يَا رَسُولَ اللَّهِ أَىُّ الذَّنْبِ أَعْظَمُ قَالَ: «أَنْ تَجْعَلَ لِلَّهِ نِدًّا وَهْوَ خَلَقَكَ». قُلْتُ ثُمَّ أَىٌّ قَالَ: «أَنْ تَقْتُلَ وَلَدَكَ مِنْ أَجْلِ أَنْ يَطْعَمَ مَعَكَ».

قُلْتُ ثُمَّ أَىٌّ قَالَ: «أَنْ تُزَانِيَ حَلِيلَةَ جَارِكَ» قَالَ يَحْيَى وَحَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنِي وَاصِلٌ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قُلْتُ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، مِثْلَهُ، قَالَ عَمْرٌو فَذَكَرْتُهُ لِعَبْدِ الرَّحْمَنِ وَكَانَ حَدَّثَنَا عَنْ سُفْيَانَ عَنِ الأَعْمَشِ وَمَنْصُورٍ وَوَاصِلٍ عَنْ أَبِي وَائِلٍ عَنْ أَبِي مَيْسَرَةَ قَالَ دَعْهُ دَعْهُ

I said, “O Messenger of Allah (sallallahu alayhi wa sallam)! Which is the biggest sin?” He said, “To set up rivals to Allah by worshipping others though He alone has created you.” I asked, “What is next?” He said, “To kill your child lest it should share your food.” I asked, “What is next?” He said, “To commit illegal sexual intercourse with the wife of your neighbor.”

‘আবদুল্লাহ্ (রাঃ) হতে বর্ণিত। তিনি বলেন, আমি বললাম, হে আল্লাহর রাসূল! কোন্ পাপটি সব থেকে বড়? তিনি বললেনঃ তুমি আল্লাহর কোন সমকক্ষ স্থির করবে। অথচ তিনিই তোমাকে সৃষ্টি করেছেন।

আমি বললাম, তারপর কোনটি? তিনি বললেনঃ তোমার সঙ্গে আহার করবে এ ভয়ে তোমার সন্তানকে হত্যা করা। আমি বললাম, তারপর কোনটি? তিনি বললেনঃ তোমার প্রতিবেশির স্ত্রীর সাথে যিনা করা।

[৪৪৭৭] ইয়াহ্ইয়া (র.)- ‘আবদুল্লাহ্ (রাঃ) আমি বললাম, হে আল্লাহর রাসূল!... এরকম বর্ণনা করেছেন। আমর (রহ.)- আবূ মায়সারা (রহ.) বলেন, ছাড় এটাকে, ছাড় এটাকে।

ہم سے عمرو بن علی نے بیان کیا، کہا ہم سے یحییٰ نے بیان کیا، کہا ہم سے سفیان نے بیان کیا، کہا کہ مجھ سے منصور اور سلیمان نے بیان کیا، ان سے ابوائل نے، ان سے ابومیسرہ نے اور ان سے عبداللہ بن مسعود رضی اللہ عنہ نے بیان کیا کہ میں نے پوچھا: یا رسول اللہ!

کون سا گناہ سب سے بڑا ہے۔ فرمایا یہ کہ تم اللہ کا کسی کو شریک بناؤ، حالانکہ اسی نے تمہیں پیدا کیا ہے۔ میں نے پوچھا: اس کے بعد؟ فرمایا یہ کہ تم اپنی اولاد کو اس خطرے سے مار ڈالو کہ وہ تمہارے کھانے میں تمہارے ساتھ شریک ہو گی۔

میں نے پوچھا: اس کے بعد؟ فرمایا یہ کہ تم اپنے پڑوسی کی بیوی سے زنا کرو، یحییٰ نے بیان کیا، ان سے سفیان نے بیان کیا، ان سے واصل نے بیان کیا، ان سے ابووائل نے اور ان سے عبداللہ بن مسعود رضی اللہ عنہ نے کہ میں نے عرض کیا: یا رسول اللہ! پھر اسی حدیث کی طرح بیان کیا۔

عمرو نے کہا کہ پھر میں نے اس حدیث کا ذکر عبدالرحمٰن بن مہدی سے کیا اور انہوں نے ہم سے یہ حدیث سفیان ثوری سے بیان کی، ان سے اعمش، منصور اور واصل نے، ان سے ابوائل نے اور ان سے ابومیسرہ نے۔ عبدالرحمٰن بن مہدی نے کہا کہ تم اس سند کو جانے بھی دو۔

Telah menceritakan kepada kami ['Amr bin Ali] telah menceritakan kepada kami [Yahya] telah menceritakan kepada kami [Sufyan] mengatakan, telah mengabarkan kepadaku [Manshur] dan [Sulaiman] dari [Abu Wa`il] dari [Abu Maisarah] dari [Abdullah] radliallahu 'anhu mengatakan; Saya bertanya; 'ya Rasullah, Dosa apa yang paling besar?

' Beliau menjawab: "engkau menjadikan tandingan bagi Allah padahal Dia-lah yang menciptakanmu." 'kemudian apa? ' tanyaku. Beliau menjawab; "engkau membunuh anakmu karena khawatir akan makan bersamamu." Lanjutku; 'kemudian apa?

' beliau menjawab; "engkau berzina dengan istri tetanggamu." Yahya mengatakan; dan telah menceritakan kepada kami [Sufyan] telah menceritakan kepada kami [Washil] dari [Abu Wa`il] dari [Abdullah], saya bertanya; 'ya Rasulullah, ' dan selanjutnya semisal hadits diatas. [Amru] mengatakan; maka aku menyebutkannya kepada ['Abdurrahman] yang telah menceritakan kepada kami dari [Sufyan] dari [Al A'masy] dari [Manshur] dan [Washil] dari [Abi Wa`il] dari [Abu Maisarah] ia mengatakan; 'Biarkan dia, biarkan dia

Abdullah b. Mes'ud şöyle demiştir: Ben "Ya Resulallah! Hangi günah en büyüktür?" diye sordum. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem 'Allah seni yarattığı halde, Allah'a bir ortak uydurmandır" buyurdu. Ben "Sonra hangi (günah büyüktür)?" diye sordum. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Seninle beraber yemek yemesinden korktuğu için çocuğunu öldürmendir" buyurdu.

Ben "Bundan sonra hangisi (büyüktür)?" dedim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Komşunun eşiyle zina etmendir" buyurdu. Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buharl'nin başlığındaki "zünad" kelimesi "zanı" kelimesinin çoğuludur. Tıpkı "rumat"ın "ramin"in çoğulu olduğu gibi. İmam Buhari "Onlar zina etmezler" cümlesi ile Furkan suresindeki ayete işaret etmektedir.

Bu ayetin baş tarafı "Yine onlar ki Allah ile beraber başka bir tanrıya yalvarmazlar" şeklindedir. Ayetin buraya alınmasından maksat, içinde yer alan "Bunları yapan günahımın cezasını) bulur" cümlesidir. İmam Buhari bu bölümde dört hadise yer vermiştir. Bunlardan birinci hadisin açıklaması İlim bölümünde geçmişti. İkincisi "Kul zina ettiği sıra (kamil) bir mu'min olduğu halde zina edemez" şeklindeki İbn Abbas hadisidir.

Bu hadisin açıklaması da Hudud bölümünün başındaki Ebu Hureyre hadisi açıklanırken geniş bir şekilde yapılmıştı. Tirmizi, Ebu Hureyre hadisini naklettikten sonra şöyle der: "Zina eden kimse, zina ettiği sırada mu'min olduğu halde zina edemez" hadisinin açıklaması sadedinde hiç kimsenin zina, hırsızlık ve içki içme fiilinden dolayı herhangi bir kişiyi kafir kabul ettiğini bilmiyoruz.

Tirmizi şöyle devam eder: Ebu Cafer Muhammed el-Bakır' ın bu konuda böyle bir kişi imandan çıkıp, İslama girer dediği rivayet edilir. Buna göre Muhammed el-Bakır, imanı İslamın içinde daha dar bir çerçeve olarak kabul etmiş olmaktadır. Kişi iman dairesinden çıkınca geriye daha geniş olan İslam dairesi kalmaktadır. Bu yaklaşım, çoğunluğun buradaki imandan maksat, imanın aslı değil, kamil alanıdır şeklindeki görüşlerine uygun düşmektedir.

Doğruyu en iyi Allahu Teala bilir. "Hangi günah daha büyüktür?" İbn Battal'ın nakline göre Mühelleb şöyle demiştir: Bazı günahların bu hadiste şirkten sonra sıralanan iki günahın her birinden daha büyük olması mümkündür. Çünkü bilginler arasında homoseksüelliğin (livata), zinadan daha günah olduğu noktasında ihtilaf yoktur. Nebi s.a.v.

burada sanki en büyük kelimesiyle çok işlenen ve o anda açıklamasına ihtiyaç beliren günahı kastetmiş gibidir. Tıpkı Abdulkays heyeti geldiğinde kendi beldelerinde çok yaygın olduğu için onlara içki içmeyle ilgili yasaklar getirmekle yetindiği gibi. Bize göre ise Mühelleb'in bu yaklaşımı birkaç yönden tartışıhr: 1. Önce onun sözünü ettiği icmadan başlayalım.

Her halde o iddiasına bir tek imamdan açık ve sahih bir nakil getiremez. Tam tersine bilginler topluluğundan nakledilen görüş onun iddia ettiğinin aksidir. Zira çoğunluğa göre had cezası zina fiili için sözkonusudur. Bu konuda ileri sürülen görüşlerden tercih edilene göre had cezası homoseksüellikte zinaya kıyaslanarak sabittir.

Kuralolarak makisu'n-aleyh (zina), makis'ten (livata) daha büyük olur veya onunla eşit olur. Livata suçunda aktif ve pasif olanın katledileceklerine veya recm edileceklerine dair haber zayıftır. 2. Homoseksüellikte ne gibi bir mefsedet varsa onun aynısı zinada da bulunmaktadır. Hatta daha beteri mevcuttur. Sözkonusu hadiste zikredilen mefsedet dışında bir kötülük olmasa bile zinadaki mefsedet son derece ağırdır.

Bunun bir benzeri başka bir günahta olamaz. Var olduğunu kabul etsek bile bu mefsedet, zina mefsedetinden daha ağır olamaz. 3. Böyle bir yaklaşım hiç zorunluluk yokken büyük günahı ifade eden açık ve net nasla çatışma sözkonusudur. 4. Onun içki içme yasaklığı ile ilgili olarak verdiği örneğe gelecek olursak, Nebi s.a.v. Abdulkays heyetine bazı yasakları bildirmekle yetinmiştir.

Ancak bu ifadede sadece o günahla yetindiğine dair açık bir beyan olmadığı gibi işaret de yoktur. Anlaşılan hadiste sözü edilen üç günah, büyüklük açısından orada sıralandığı gibidir. Nebi s.a.v.'in belirtmediği günah içinde daha büyük olarak nitelenecek bir başka günah olsaydı, verilen cevap sorulan soruya uygun düşmezdi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in zikretmediği günahlardan zikrettiğine eşit derecede olan bulunması mümkündür.

Bunu biz de kabul edebiliriz. Bu durumda şöyle bir günah takdir etmek mümkündür: Söz gelimi hadiste zikredilen kişinin çocuğunu öldürmesi fiilinden sonra ikinci mertebede çirkinlikte de onun aynısı veya benzeri (ancak adı zikredilmeyen) bir Jünah daha bulunabilir. Fakat bu, Nebi s.a.v.'in ikinci mertebede zikretmediği günahlar arasında üçüncü mertebede zikrettiğinden daha büyük bir günah olmasını gerektirir.

Bunda herhangi bir sakınca yoktur. Edep bölümünde ana ve babaya asi olmanın büyük günahların en büyüğü olduğu yolundaki ifadeye gelince, o J vav harfiyle zikredilmiştir. Dolayısıyla bu günahın kendisinden aşağıdakilerden daha büyük bir günah olarak dördüncü mertebede bulunması mümkündür. Bu hadisin kalan kısmının açıklaması tevhid bölümünde inşaallah gelecektir

6812Ali ibn Abi TalibSahih

حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا سَلَمَةُ بْنُ كُهَيْلٍ، قَالَ: سَمِعْتُ الشَّعْبِيَّ، يُحَدِّثُ عَنْ عَلِيٍّ

رضى الله عنه حِينَ رَجَمَ الْمَرْأَةَ يَوْمَ الْجُمُعَةِ وَقَالَ قَدْ رَجَمْتُهَا بِسُنَّةِ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ

From Ali when the latter stoned a lady to death on a Friday. Ali said, “I have stoned her according to the tradition of the Messenger of Allah (sallallahu alayhi wa sallam).”

শা’বী (রহ.) হতে বর্ণিত। তিনি ‘আলী (রাঃ) থেকে বর্ণনা করেন যে, ‘আলী (রাঃ) জুম‘আর দিন এক মহিলাকে যখন পাথর মেরে হত্যা করেন তখন বলেন, আমি তাকে রাসূলুল্লাহ্ সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম-এর সুন্নাত অনুযায়ী পাথর মেরে হত্যা করলাম।

ہم سے آدم بن ابی ایاس نے بیان کیا، کہا ہم سے شعبہ نے بیان کیا، کہا ہم سے سلمہ بن کہیل نے بیان کیا، کہا کہ میں نے شعبی سے سنا، انہوں نے علی رضی اللہ عنہ سے بیان کیا کہ جب انہوں نے جمعہ کے دن عورت کو رجم کیا تو کہا کہ میں نے اس کا رجم رسول اللہ صلی اللہ علیہ وسلم کی سنت کے مطابق کیا ہے۔

Telah menceritakan kepada kami [Adam] telah menceritakan kepada kami [Syu'bah] telah menceritakan kepada kami [Salamah bin Kuhail] mengatakan; aku mendengar [Asy Sya'bi] menceritakan dari ['Ali] radliallahu 'anhu; ketika dia merajam seorang wanita hari jumat, dia berkata; 'aku merajamnya dengan sunnah Rasulullah Shallallahu'alaihiwasallam

Ali r.a.'in bir Cuma günü bir kadına recm cezası uyguladığında "Bu kadını Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sünneti ile recm ettim" dediği naklediImiştir

6813Abdullah ibn Abi Awfa Hal RajamSahih

حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ، حَدَّثَنَا خَالِدٌ، عَنِ الشَّيْبَانِيِّ، سَأَلْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ أَبِي أَوْفَى هَلْ رَجَمَ

رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: نَعَمْ. قُلْتُ قَبْلَ سُورَةِ النُّورِ أَمْ بَعْدُ قَالَ: لَا أَدْرِي

I asked Abdullah ibn Abi Aufa, ‘Did the Messenger of Allah (sallallahu alayhi wa sallam) carry out the Rajam penalty (i.e., stoning to death)?’ He said, “Yes.” I said, “Before the revelation of Surat-an-Nur or after it?” He replied, “I don’t Know.”

শায়বানী (রহ.) হতে বর্ণিত। তিনি বলেন, আমি ‘আবদুল্লাহ্ ইবনু আবূ আওফা (রাঃ)-কে জিজ্ঞেস করলাম, রাসূলুল্লাহ্ সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম পাথর মেরে হত্যা করেছেন কি? তিনি উত্তর দিলেন, হ্যাঁ। আমি বললাম, সূরায়ে নূর-এর আগে না পরে? তিনি বললেন, আমি জানি না। [৬৮৪০; মুসলিম ২৯/৬, হাঃ ১৭০২]

مجھ سے اسحاق واسطی نے بیان کیا، کہا ہم سے خالد طحان نے بیان کیا، ان سے شیبانی نے کہا میں نے عبداللہ بن ابی اوفی رضی اللہ عنہ سے پوچھا کیا رسول اللہ صلی اللہ علیہ وسلم نے کسی کو رجم کیا تھا؟ انہوں نے کہا کہ ہاں میں نے پوچھا: سورۃ النور سے پہلے یا اس کے بعد کہا کہ یہ مجھے معلوم نہیں ( امر نامعلوم کے لیے اظہار لاعلمی کر دینا بھی امر محمود ہے ) ۔

Telah menceritakan kepadaku [Ishaq] telah menceritakan kepada kami [Khalid] dari [Asy Syaibani], aku bertanya kepada ['Abdullah bin Abi Auwfa]; 'Pernahkah Rasulullah Shallallahu'alaihiwasallam merajam? ' 'ya pernah' jawabnya. Saya bertanya lagi; 'apakah sebelum surat an-Nur diturunkan atau sesudahnya? ' dia menjawab; 'saya tidak tahu

Şeybanı şöyle anlatmıştır: Abdullah İbn Ebu Evfa'ya "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem recm cezası uyguladı mı?" diye sordum. O da "evet" dedi. Ben tekrar "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem en-Nur suresinin inmesinden önce mi, yoksa sonra mı recm etti?" diye sordum. Abdullah b. Ebu Evfa "Bunu bilmiyorum" dedi

6814Jabir ibn AbdullahSahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مُقَاتِلٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ: حَدَّثَنِي أَبُو سَلَمَةَ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ الأَنْصَارِيِّ

أَنَّ رَجُلاً، مِنْ أَسْلَمَ أَتَى رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَحَدَّثَهُ أَنَّهُ قَدْ زَنَى، فَشَهِدَ عَلَى نَفْسِهِ أَرْبَعَ شَهَادَاتٍ، فَأَمَرَ بِهِ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَرُجِمَ، وَكَانَ قَدْ أُحْصِنَ

A man from the tribe of Bani Aslam came to the Messenger of Allah (sallallahu alayhi wa sallam) and Informed him that he had committed illegal sexual intercourse and bore witness four times against himself. The Messenger of Allah (sallallahu alayhi wa sallam) ordered him to be stoned to death as he was a married Person.

জাবির ইবনু ‘আবদুল্লাহ্ আনসারী (রাঃ) হতে বর্ণিত যে, আসলাম গোত্রের এক লোক রাসূলুল্লাহ্ সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম-এর কাছে এল। এসে বলল, সে যিনা করেছে এবং নিজের বিরুদ্ধে চারবার সাক্ষ্য দিল। তারপর রাসূলুল্লাহ্ সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম তার ব্যাপারে আদেশ দিলেন, তাকে পাথর মেরে হত্যা করা হলো। সে ছিল বিবাহিত।[1] [৫২৭০]

ہم سے محمد بن مقاتل نے بیان کیا، کہا ہم کو عبداللہ بن مبارک نے خبر دی، کہا ہم کو یونس نے خبر دی، ان سے ابن شہاب نے بیان کیا، کہا کہ مجھ سے ابوسلمہ بن عبدالرحمٰن نے بیان کیا، ان سے جابر بن عبداللہ انصاری رضی اللہ عنہما نے کہ قبیلہ اسلم کے ایک صاحب ماعز نامی رسول اللہ صلی اللہ علیہ وسلم کی خدمت میں آئے اور کہا کہ میں نے زنا کیا ہے۔

پھر انہوں نے اپنے زنا کا چار مرتبہ اقرار کیا تو نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے ان کے رجم کا حکم دیا اور انہیں رجم کیا گیا، وہ شادی شدہ تھے۔

Telah menceritakan kepada kami [Muhammad bin Muqatil] Telah mengabarkan kepada kami [Abdullah] telah mengabarkan kepada kami [Yunus] dari [Ibnu Syihab] mengatakan; telah menceritakan kepadaku [Abu Salamah bin Abdurrahman] dari [Jabir bin Abdullah Al Anshary], ada seorang laki-laki dari kabilah Aslam menemui Rasulullah Shallallahu'alaihiwasallam, ia menceritakkanya bahwa laki-laki itu telah berzina dan ia sendiri bersaksi empat kali, maka Rasulullah Shallallahu'alaihiwasallam memerintahkan untuk merajamnya, karena laki-laki itu telah menikah

Cabir b. Abdullah şöyle demiştir: "Eslem kabilesinden bir adam Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e geldi. Ona zina ettiğini söyledi ve kendisine aleyhine dört kez şehadette bulundu. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem recm edilmesini emretti ve o kişi recm edildi. Bu adam evli olduğu halde zina etmişti." Fethu'l-Bari Açıklaması: Muhsan, "ihsan" kökünden türemedir.

Bu kelime iffet, evli olma, Müslüman ve hür olma anlamına gelir. Çünkü bu özelliklerden her biri mükellefin zina işlemesine mani olur. İbnü'l-Münzir şöyle demiştir: Bilginler, fasid nikahla şüphe üzerine birleşmenin kişiyi muhsan yapmayacağı noktasında görüş birliği etmişlerdir. Ebu. Sevr onlara muhalif kalmış ve bu durumda kişi muhsan olur demiştir.

Ebu. Sevr'in deIili şudur: Fasid nikaha sahih nikahın doğurduğu mehir yükümlülüğü, iddet beklemenin gerekliliği, doğacak çocuğun nesebinin sabit oluşu ve o kadının başka kocadan olan kızıyla evlenmenin haramlığı gibi hükümler bağlanmaktadır. Ebu. Sevr' e "Hadleri şüphelerle düşürünüz" hadisinin genellik ifade ettiği şeklinde cevap verilmiştir.

İbnü'l-Münzir şöyle devam eder: Bilginler sırf nikah akdi yapmış olmakla kişinin muhsan olmayacağı noktasında görüş birliği etmişlerdir. Kişi kadınla gerdeğe girip, ilişkiye girmediğini iddia ettiğinde muhsan olup olmayacağı noktasında ihtilaf etmişlerdir. İbnü'l-Münzir şöyle der: Bu konuda bir beyyine bulunduğunda veya kişi ilişkiye girdiğini ikrar ettiğinde ya da bu kadından çocuğunun olduğu bilindiğinde muhsan olur.

Maliki alimlerinden birisi şöyle demiştir: Bir erkek bir kadın ta zina eder ve ilişkinin gerçekleştiği konusunda ihtilafa düşerlerse, zina eden erkek -sadece bir gece geçirmiş olsalar bile- tasdik edilmez. Zina öncesine gelince -erkek o kadınla kaldığı kadar kalsa bile- bununla muhsan olmaz. Bilginler hür bir erkeğin cariye ile evlenmesi durumunda cariyenin kendisini muhsan haline getirip getirmeyeceği konusunda ihtilaf etmişlerdir.

Çoğunluk, kişinin böyle bir evlilikle muhsan olacağı kanaatini benimsemiştir. Ata, Hasan-ı Basri, Katade, Sevrı, Ko.fe bilginleri, Ahmed b. Hanbel ve İshak böyle bir ilişkiyle kişinin muhsan olamayacağını söylemişlerdir. Fıkıh bilginleri bir erkeğin ehli kitap kadınla evlenmesi durumunda muhsan olup olmayacağı konusunda ihtilaf etmişlerdir.

İbrahim en-Nehaı, Tavo.s ve Şa'bı, ehl-i kitap kadını erkeği muhsan yapmaz görüşünü benimsemişlerdir. Hasan-ı Basri ise o erkek, ehl-i kitap olan kadınla Müslüman olduktan sonra birleşmezse bu kadın onu muhsan yapmaz demiştir. Bu iki görüşü İbn Ebi Şeybe nakletmiştir.(İbn Ebi Şeybe, Musannef, V, 536) Cabir b. Zeyd'le İbnü'l-Müseyyeb'in ehl-İ kitap kadınının erkeği muhsan yapacağı görüşünü benimsedikleri nakledilmiştir.

Ata ve Said b. CUbeyr'in görüşü de bu doğrultudadır. İbn Battal şöyle demiştir: Sahabe ve belli başlı merkezlerin önde gelen fıkıh bilginleri (fukahu'l-emsar) muhsan olan bir erkeğin kasten, bile bile, kendi tercihiyle zina ettiği takdirde ona recm cezası uygulanacağı noktasında görüş birliği etmişlerdir. Hariciler ile bazı Mutezile bilginleri bu görüşü kabul etmezler.

Onlar buna gerekli olarak recmin Kur' an' da zikredilmediğini ileri sürmüşlerdir. İbnü'l-Arabı Mağriblilerden karşılaştığı bir zümrenin de bu görüşte olduklarını nakletmiştir. Sözkonusu zümre Haricilerin kalıntılarıdır. Çoğunluğu oluşturan fıkıh bilginlerinin delili ise Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ve kendisinden sonraki imamların recm cezasını uygulamış olmasıdır.

Bundan dolayı Hz. Ali yukarıdaki hadisin baş tarafında "Bu kadını ResuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sünnetiyle recm ettim" demiştir. Müslim'in Sahih'inde Ubade'nin nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Hükümleri benden alınız. Allahu Teala o kadınlar için bir yol belirlemiştir. Dul dulla zina ettiğinde cezası recmdir."

(Müslim, "Hudud) Bu hadis, ileride zinadan hamile kalan kadının recmi konusunda gelecektir. "Kızkardeşiyle zina eden kişinin cezası, zina edene uygulanan cezadır." İbn Ebi Şeybe'nin nakline göre meşhur tabıun alimi Cabir b. Zeyd Ebü'ş-Şa'sa, evlenmesi haram olan bir kadınla (mahrem) zina eden kişi hakkında "Onun boynu vurulur" demiştir.

Hz. Ali'nin "Bu kadını Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sünneti ile recm ettim" şeklindeki ifadesi de buna delalet etmektedir. Çünkü Hz. Ali zinanın mahrem olan veya olmayan bir kadınla yapılıp yapılmaması arasında fark gözetmemiştir. İmam Buhari, mahremiyle zina eden kişinin katledilmesi şeklinde gelen haberin zayıflığına işaret etmiştir.

"Bu kadını Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sünneti ile recm ettim." el-Hazimı şöyle demiştir: Ahmed b. Hanbel, İshak, Oavud, İbnü'l-Münzir, zina eden muhsan kişiye önce sapa cezası tatbik edileceği, sonra recm edileceği kanaatini benimsemişlerdir. Çoğunluğu oluşturan fıkıh bilginleri -bu görüş Ahmed b. Hanbel'den de rivayet edilmiştir- hem sapa, hem recm birlikte uygulanmaz demişlerdir.

Bu bilginler Ubade hadisinin mensuh olduğunu söylemişlerdir. Ubade hadisi ile Müslim'in "Dul, dulla zina ettiğinde yüz sapa vurulup recm edilir. Bekar, bekarla zina ettiğinde yüz sapa vurulur ve sürgün cezası uygulanır" (Müslim, "Hudud) hadisini kastetmektedirler. Bu hadisi nesh eden ise -Maiz alayında belirtildiği üzere- Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in onu recm etmesidir.

Söz konusu hadiste Maiz'e sapa cezası vuruldu ğu zikredilmemektedir. İmam Şafil şöyle der: Sünnet, be kar olan kişiye sapa cezası uygulanırken, dulolana uygulanmayacağını göstermiştir. Maiz olayının Ubade hadisinden daha sonra olduğuna delil ise Ubadehadisinin zina eden kişinin evlerde hapsedileceği yolunda yapılan ilk uygulamayı nesh ettiğidir.

Zina edenin evlerde hapsedilmesi hükmü, sopa cezası hükmüyle nesh edilmiştir ve hadis dulolup, zina edene recm cezası eklemiştir. Bu, Ubade hadisinde gayet açık ve nettir. Sonra sopa cezası dul hakkında nesh edilmiştir. Bu hüküm Maiz olayında sadece recmle yetinilmesi uygulamasından alınmıştır. Aynı şey el-Gamidiyye, el-Cühenıyye ve iki Yahudi olayında da yapılmıştır.

Bu olaylarda recm cezasıyla birlikte sopa vurmadan söz edilmemiştir. İbnü'l-Münzir şöyle der: İmam Şafil bunların bazılarına itiraz etmiş ve şöyle demiştir: Sopa cezası Allah'ın kitabında, recm ise -Hz. Ali'nin dediği gibi- Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sünnetinde yer almaktadır. Ubade hadisinde bu iki uygulama birlikte yer almış ve Hz.

Ali buna göre amel etmiş, Ubey de ona katılmıştır. Maiz olayı ile onunla birlikte zikredilen diğer ceza uygulamalarında recm edilen kişiden sopa cezasının düştüğüne dair açık bir ifade yoktur. Çünkü bu, açık ve net olup, temel prensip olduğu için zikredilmemiş olabilir. Açıkça ifade edilmiş olan bir şey, ihtimale açık bir hükümle reddedilemez.

"en-Nur suresinin inmesinden önce mi, yoksa sonra mı recm etti?" Bu sorunun yararı şudur: Recm cezası en-Nur suresinin inmesinden önce uygulanmışsa eş-Şeybanl'nin -ayette zina cezası olarak sopadan söz edilmesi dolayısıyla- recm uygulamasının nesh edildiğini iddia etmesi imkan dahiline girer. Şayet bu surenin inmesinden sonra uygulanmışsa sopa cezasının muhsan açısından nesh edildiğine bunu delil göstermesi mümkündür.

Fakat burada kendisine bu durumda Kur'an'ın sünnetle nesh edildiği şeklinde bir itiraz gelebilir. Kur'an'ın sünnetle neshi ise ihtilaflıdır. Bu yaklaşıma şöyle cevap verilmiştir: Kabul edilmeyen, Kur'an'ın ahad yolla gelen sünnetle nesh edilmesidir. Meşhur sünnete gelince, bunda herhangi bir engel yoktur. Öte yandan ortada bir nesih de mevcut değildir.

Yapılan sopa cezasının muhsanolmayanlara tahsisinden ibarettir. "Abdullah b. Ebu Evfa bunu bilmiyorum dedi." Bu sözün ne anlama geldiği birkaç başlık sonra gelecektir. Recm uygulamasının en-Nur suresinden sonra yapıldığına delil mevcuttur. Zira en-Nur suresi, ifk olayı üzerine inmiştir. Bilginler daha önce de değindiğimiz üzere bu olayın hicretin dört veya beş ya da altıncı yılında meydana geldiği noktasında ihtilaf etmişlerdir.

Recm uygulaması bundan sonra olmuştur. Bu uygulama sırasında Ebu Hureyre oradaydı. O, hicretin yedinci yılında Müslüman olmuştu. İbn Abbas ise annesiyle birlikte Medine'ye hicretin dokuzuncu yılında gelmiştir

6816Abu HurayrahSahih

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، وَسَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضى الله عنه

قَالَ أَتَى رَجُلٌ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَهْوَ فِي الْمَسْجِدِ فَنَادَاهُ فَقَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي زَنَيْتُ. فَأَعْرَضَ عَنْهُ، حَتَّى رَدَّدَ عَلَيْهِ أَرْبَعَ مَرَّاتٍ، فَلَمَّا شَهِدَ عَلَى نَفْسِهِ أَرْبَعَ شَهَادَاتٍ، دَعَاهُ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ: «أَبِكَ جُنُونٌ».

قَالَ لَا. قَالَ: «فَهَلْ أَحْصَنْتَ». قَالَ: نَعَمْ. فَقَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «اذْهَبُوا بِهِ فَارْجُمُوهُ» قَالَ ابْنُ شِهَابٍ فَأَخْبَرَنِي مَنْ، سَمِعَ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ فَكُنْتُ فِيمَنْ رَجَمَهُ فَرَجَمْنَاهُ بِالْمُصَلَّى، فَلَمَّا أَذْلَقَتْهُ الْحِجَارَةُ هَرَبَ، فَأَدْرَكْنَاهُ بِالْحَرَّةِ فَرَجَمْنَاهُ

A man came to the Messenger of Allah (sallallahu alayhi wa sallam) while he was in the mosque, and he called him, saying, “O Messenger of Allah! I have committed illegal sexual intercourse.” The Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) turned his face to the other side, but that man repeated his statement four times, and after he bore witness against himself four times, the Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) called him, saying, “Are you mad?”

The man said, “No.” The Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) said, “Are you married?” The man said, “Yes.” Then the Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) said, ‘Take him away and stone him to death.’

Jabir ibn Abdullah said: I was among the ones who participated in stoning him and we stoned him at the Musalla. When the stones troubled him, he fled, but we over took him at Al-Harra and stoned him to death.

ইবনু শিহাব (রহ.) বলেন, আমাকে এমন এক লোক ব্যক্তি বর্ণনা করেছেন, যিনি জাবির ইবনু ‘আবদুল্লাহ্ (রাঃ)-কে বলতে শুনেছেন যে, তাকে পাথর মেরে হত্যাকারীদের মধ্যে আমি একজন ছিলাম। আমরা তাকে জানাযা আদায়ের স্থানে রজম করি। পাথরের আঘাত যখন তার অসহ্য হচ্ছিল তখন সে পালাতে লাগল। আমরা হার্রা নামক স্থানে তাকে ধরলাম। আর সেখানে তাকে পাথর মেরে হত্যা করলাম। [৫২৭০; মুসলিম ২৯/৫, হাঃ ১৬৯১, আহমাদ ১৪৪৬৯]

Telah menceritakan kepada kami [Yahya bin Bukair] telah menceritakan kepada kami [Al Laits] dari ['Uqail] dari [Ibnu Syihab] dari [Abu Salamah] dan [Sa'id bin Musayyab] dari [Abu Hurairah] radliallahu 'anhu mengatakan; Seseorang mendatangi Rasulullah yang ketika itu sedang berada di masjid.

Dia menyeru beliau dan berkata; 'Aku telah berzina.' Rasulullah berpaling darinya tetapi dia tetap mengulanginya sebanyak empat kali, setelah ia bersaksi empat kali atas dirinya, maka Nabi shallallahu 'alaihi wasallam memanggilnya dan bertanya; "apakah kamu mengalami sakit gila?" 'Tidak' jawabnya."Kamu sudah menikah?" Tanya Nabi.

'Ya' jawabnya. Maka Nabi shallallahu 'alaihi wasallam bersabda: "pergilah kalian bersama orang ini, dan rajamlah ia!" Ibnu Syihab mengatakan; kemudian [orang yang] mendengar [Jabir bin Abdullah] mengabariku, dan Jabir berkata; 'Aku diantara yang merajamnya, kami merajamnya di tanah lapang. Setelah dia terkena lemparan batu, dia melarikan diri, maka kami menangkapnya di Harrah dan kami merajamnya

Ebu Hureyre şöyle anlatmıştır: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem mescidde iken bir adam geldi ve şöyle seslendi: "Ya Resulallah' Ben zina ettim!" Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ondan yüz çevirdi. Adam bu şekilde kendi aleyhindeki itirafını dört kere tekrar etti. Kendi aleyhine dört kere şehadet edince Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onu çağırdı ve "Sende akıl hastalığı var mı?"

diye sordu. O kişi "Hayır (yoktur)" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Muhsan mısın?" diye sordu. O kişi "Evet (evliyim)" dedi. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem orada bulunanlara "Bunu götürünüz ve recmediniz" buyurdu

6817Aishah bint Abi BakrSahih

حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ رضى الله عنها

قَالَتِ اخْتَصَمَ سَعْدٌ وَابْنُ زَمْعَةَ فَقَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «هُوَ لَكَ يَا عَبْدُ بْنَ زَمْعَةَ، الْوَلَدُ لِلْفِرَاشِ، وَاحْتَجِبِي مِنْهُ يَا سَوْدَةُ». زَادَ لَنَا قُتَيْبَةُ عَنِ اللَّيْثِ «وَلِلْعَاهِرِ الْحَجَرُ»

Sad ibn Abi Waqqas and Abd ibn Zama quarrelled with each other (regarding a child). The Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) said, “The boy is for you, O Abd ibn Zama, for the boy is for (the owner) of the bed. O Sauda! Screen yourself from the boy.” The sub-narrator, Al-Laith added (that the Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) also said), “And the stone is for the person who commits an illegal sexual intercourse.”

‘আয়িশাহ (রাঃ) হতে বর্ণিত। তিনি বলেন, সা‘দ ও ইবনু যাম‘আহ (রাঃ) ঝগড়া করলেন। তখন নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম বললেনঃ হে আব্দ ইবনু যাম‘আহ! এ সন্তান তোমারই। সন্তান বিছানার মালিকের। আর হে সাওদা! তুমি তার থেকে পর্দা কর। কুতাইবাহ (রহ.) লায়স (রহ.) থেকে আমাদেরকে এ বাক্যটি অধিক বলেছেন যে, যেনাকারীর জন্য পাথর। [২০৫৩]

ہم سے ابوالولید نے بیان کیا، کہا ہم سے لیث بن سعد نے بیان کیا، ان سے ابن شہاب نے، ان سے عروہ نے اور ان سے عائشہ رضی اللہ عنہا نے بیان کیا کہ سعد بن ابی وقاص اور عبد بن زمعہ رضی اللہ عنہما نے آپس میں ( ایک بچے عبدالرحمٰن نامی میں ) اختلاف کیا تو نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے فرمایا ”عبد بن زمعہ!

بچہ تو لے لے بچہ اسی کو ملے گا جس کی جورو یا لونڈی کے پیٹ سے وہ پیدا ہوا اور سودہ! تم اس سے پردہ کیا کرو۔“ امام بخاری رحمہ اللہ نے کہا کہ قتیبہ نے لیث سے اس زیادہ کے ساتھ بیان کیا کہ زانی کے حصہ میں پتھر کی سزا ہے۔

Telah menceritakan kepada kami [Abul Walid] telah menceritakan kepada kami [Al Laits] dari [Ibnu Syihab] dari ['Urwah] dari ['Aisyah] radliallahu 'anha mengatakan, Sa'd dan Ibnu Zam'ah bersengketa, lantas Nabi shallallahu 'alaihi wasallam bersabda: "Anak laki-laki itu milikmu hai Abd bin Zam'ah, karena anak itu milik pemilik kasur, dan berhijablah engkau darinya ya Saudah!" Sedang [Qutaibah] menambah redaksi kepada kami dari [Al Laits]; "dan bagi pezina adalah batu

Aişe r.anha'nın nakline göre Sa'd b. Ebi Vakkas ile Abd b. Zem'a (bir çocuğun nesebi hakkında) anlaşmazlığa düştüler ve davalarını Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem' e arz ettiler. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ey Abd b. Zem'a! Çocuk kimin döşeğinde dünyaya gelmişse onundur. Ey Sevde! Sen de bu çocuğun karşısında tesettürde bulun" buyurdu

6818Abu HurayrahSahih

حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ زِيَادٍ، قَالَ: سَمِعْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ

قَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «الْوَلَدُ لِلْفِرَاشِ، وَلِلْعَاهِرِ الْحَجَرُ»

The Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) said, “The boy is for (the owner of) the bed and the stone is for the person who commits illegal sexual intercourse.”

আবূ হুরাইরাহ (রাঃ) হতে বর্ণিত যে, নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম বলেছেনঃ বিছানা যার সন্তান তার আর যেনাকারীর জন্য পাথর। [৬৭৫০]

ہم سے آدم بن ابی ایاس نے بیان کیا، کہا ہم سے شعبہ نے بیان کیا، کہا ہم سے محمد بن زیاد نے بیان کیا، کہا کہ میں نے ابوہریرہ رضی اللہ عنہ سے سنا کہ نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے فرمایا ”لڑکا اسی کو ملتا ہے جس کی جورو یا لونڈی کے پیٹ سے ہوا ہو اور حرام کار کے لیے صرف پتھر ہیں۔“

Telah menceritakan kepada kami [Adam] telah menceritakan kepada kami [Syu'bah] telah menceritakan kepada kami [Muhammad bin Ziyad], dia berkata; aku mendengar [Abu Hurairah] menuturkan; Nabi shallallahu 'alaihi wasallam bersabda: "anak bagi pemilik kasur dan bagi pezina adalah batu

Ebu Hureyre'nin nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem" Çocuk kimin döşeğinde dünyaya geImişse onundur ve zina eden için ancak mahrumiyet vardır" buyurmuştur. Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buhari bu konuda Zem'a'nın oğlunun oğlu olayı hakkında Aişe r.anha hadisine yer vermiştir. Bu hadisin açıklaması Feraiz bölümünün sonlarında geniş bir şekilde yapılmıştı.

Hadisin burada başlık olarak kullanılması, İmam Buharl'nin hadiste geçen "el-hacer" kelimesi için zina edene atılan taş anlamını tercih ettiğine işaret etmek içindir. Bu konu daha önce geçmişti. Bundan maksat, recmin her zina edene değil, şartlarını taşıyan kişilere yapılacağını vurgulamaktır

6819Abdullah ibn UmarSahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عُثْمَانَ، حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ مَخْلَدٍ، عَنْ سُلَيْمَانَ، حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ دِينَارٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ رضى الله عنهما

قَالَ أُتِيَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِيَهُودِيٍّ وَيَهُودِيَّةٍ قَدْ أَحْدَثَا جَمِيعًا فَقَالَ لَهُمْ «مَا تَجِدُونَ فِي كِتَابِكُمْ».

قَالُوا: إِنَّ أَحْبَارَنَا أَحْدَثُوا تَحْمِيمَ الْوَجْهِ وَالتَّجْبِيَةَ. قَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَلَامٍ ادْعُهُمْ يَا رَسُولَ اللَّهِ بِالتَّوْرَاةِ. فَأُتِيَ بِهَا فَوَضَعَ أَحَدُهُمْ يَدَهُ عَلَى آيَةِ الرَّجْمِ، وَجَعَلَ يَقْرَأُ مَا قَبْلَهَا وَمَا بَعْدَهَا فَقَالَ لَهُ ابْنُ سَلَامٍ ارْفَعْ يَدَكَ. …

فَإِذَا آيَةُ الرَّجْمِ تَحْتَ يَدِهِ، فَأَمَرَ بِهِمَا رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَرُجِمَا. قَالَ ابْنُ عُمَرَ فَرُجِمَا عِنْدَ الْبَلَاطِ، فَرَأَيْتُ الْيَهُودِيَّ أَجْنَأَ عَلَيْهَا

A Jew and a Jewess were brought to the Messenger of Allah (sallallahu alayhi wa sallam) on a charge of committing an illegal sexual intercourse. The Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) asked them.

“What is the legal punishment (for this sin) in your Book (Torah)?” They replied, “Our priests have innovated the punishment of blackening the faces with charcoal and Talbiya.” …

Abdullah ibn Salam said, “O Messenger of Allah (sallallahu alayhi wa sallam), tell them to bring the Torah.” The Torah was brought, and then one of the Jews put his hand over the Divine Verse of the Rajam (stoning to death) and started reading what preceded and what followed it.

On that, Ibn Salam said to the Jew, “Lift up your hand.” Behold! The Divine Verse of the Rajam was under his hand. So the Messenger of Allah (sallallahu alayhi wa sallam) ordered that the two (sinners) be stoned to death, and so they were stoned. Ibn Umar added: So both of them were stoned at the Balat and I saw the Jew sheltering the Jewess.

ইবনু ‘উমার (রাঃ) হতে বর্ণিত। তিনি বলেন, রাসূলুল্লাহ্ সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম-এর কাছে এক ইয়াহূদী পুরুষ ও এক ইয়াহূদী নারীকে আনা হল। তারা দু’জনেই যিনা করেছে।

তিনি তাদেরকে জিজ্ঞেস করলেন, এ সম্পর্কে তোমরা তোমাদের কিতাবে কী পাচ্ছ? তারা বলল, আমাদের পাদ্রীরা চেহারা কালো করার ও দু’জনকে গাধার পিঠে উল্টো বসিয়ে প্রদক্ষিণ করার নিয়ম চালু করেছেন। …

‘আবদুল্লাহ্ ইবনু সালাম (রাঃ) বললেন, হে আল্লাহর রাসূল সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম তাদেরকে তাওরাত নিয়ে আসতে বলুন। এরপর তা নিয়ে আসা হল। তাদের একজন রজমের আয়াতের উপর নিজের হাত রেখে দিল এবং এর আগে-পিছে পড়তে লাগল।

তখন ইবনু সালাম (রাঃ) তাকে বললেন, তোমার হাত উঠাও। দেখা গেল তার হাতের নিচে রয়েছে রজমের আয়াত। তারপর রাসূলূল্লাহ্ সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম তাদের দু’জনের ব্যপারে আদেশ দিলেন, উভয়কে পাথর মেরে হত্যা করা হল।

ইবনু ‘উমার বলেন, তাদের উভয়কে সমতল স্থানে রজম করা হয়েছে। তখন ইয়াহূদী পুরুষটাকে দেখেছি ইয়াহূদী স্ত্রীলোকটির উপর উপুড় হয়ে পড়ে আছে। [১৩২৯; মুসলিম ৬/৬, হাঃ ১৬৯৯, আহমাদ ৪৪৯৮]

ہم سے محمد بن عثمان نے بیان کیا، کہا ہم سے خالد بن مخلد نے بیان کیا، ان سے سلیمان بن بلال نے، ان سے عبداللہ بن دینار نے بیان کیا اور ان سے عبداللہ بن عمر رضی اللہ عنہما نے بیان کیا کہ رسول اللہ صلی اللہ علیہ وسلم کے پاس ایک یہودی مرد اور ایک یہودی عورت کو لایا گیا، جنہوں نے زنا کیا تھا۔

نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے ان سے پوچھا کہ تمہاری کتاب تورات میں اس کی سزا کیا ہے؟ انہوں نے کہا کہ ہمارے علماء نے ( اس کی سزا ) چہرہ کو سیاہ کرنا اور گدھے پر الٹا سوار کرنا تجویز کی ہوئی ہے۔ …

اس پر عبداللہ بن سلام رضی اللہ عنہ نے کہا: یا رسول اللہ! ان سے توریت منگوائیے۔ جب توریت لائی گئی تو ان میں سے ایک نے رجم والی آیت پر اپنا ہاتھ رکھ لیا اور اس سے آگے اور پیچھے کی آیتیں پڑھنے لگا۔

عبداللہ بن سلام رضی اللہ عنہ نے اس سے کہا کہ اپنا ہاتھ ہٹاؤ ( اور جب اس نے اپنا ہاتھ ہٹایا تو ) آیت رجم اس کے ہاتھ کے نیچے تھی۔ نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے ان دونوں کے متعلق حکم دیا اور انہیں رجم کر دیا گیا۔ ابن عمر رضی اللہ عنہما نے بیان کیا کہ انہیں بلاط ( مسجد نبوی کے قریب ایک جگہ ) میں رجم کیا گیا۔ میں نے دیکھا کہ یہودی عورت کو مرد بچانے کے لیے اس پر جھک جھک پڑتا تھا۔

Telah menceritakan kepada kami [Muhammad bin Utsman bin Karamah] telah menceritakan kepada kami [Khalid bin Makhlad] dari [Sulaiman] telah menceritakan kepadaku [Abdullah bin Dinar] dari [Ibnu Umar] radliallahu 'anhuma mengatakan, Rasulullah Shallallahu'alaihiwasallam diserahi laki-laki yahudi dan wanita yahudi yang berzina, lantas beliau mengatakan kepada orang-orang yahudi: "Hukum apa yang kalian temukan dalam kitab suci kalian?"

Mereka menjawab; 'Biarawan-biarawan kami biasanya menghukum mereka dengan menghitami wajahnya, kemudian dinaikkan keatas kendaraan, dengan punggung saling membelakangi.' Abdullah bin Salam menyela; 'ya Rasulullah, ajaklah mereka untuk berhukum dengan kitab taurat.' Kitab taurat pun didatangkan, kemudian salah seorang dari mereka menutupi ayat-ayat yang menetapkan hukum rajam dengan tangannya sehingga yang ia baca hanyalah tulisan sebelum atau sesudahnya, maka Abdullah bin Salam menegur; 'angkat tanganmu! …

' Maka ayat yang berisi perintah rajam pun kelihatan dibawah tangannya. Rasulullah Shallallahu'alaihiwasallam pun memerintahkan keduanya untuk dirajam, maka hukuman itu pun di laksanakan. Ibnu Umar mengatakan; keduanya dirajam di lantai, dan kulihat si yahudi membungkukkan punggungnya untuk melindungi teman kencangnya

İbn Ömer şöyle anlatmıştır: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e birbiriyle zina etmiş olan bir Yahudi erkekle, kadın getirildi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara "Sizler kitabınız Tevrafta zina edenler için ne cezası buluyorsunuz?"

diye sordu. Yahudiler "Bizim alimlerimiz, zina edenin yüzünü kömürle karartma ve bir eşek üzerine (yüzleri birbirine gelecek şekilde) ters bindirme bid'atını Çıkardılar" diye cevap verdiler. Abdullah b. Selam "Ya Resulallah! Onlara Tevrat'ı getirmelerini emret!" …

dedi. Tevrat getirildi. Yahudilerden biri elini recm ayeti üzerine koyup onun öncesini ve sonrasını okumaya başladı. Abdullah b. Selam ona "Kaldır elini!" dedi. Bir de baktılar ki recm ayeti elinin altındadır. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem zina eden o iki kimsenin recm edilmesini emretti ve onlar recm edildiler.

İbn Ömer "Zina eden o erkekle kadın, mescidin yanında düz taşlarla döşenip, kaplanmış olan balat denilen yerde recm edildiler. Ben erkek yahudinin kadını taşlardan korumak için üzerine kapandığını gördüm" demiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: Hadiste geçen "Balat", Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem mescidinin kapısı yanında taşlarla döşenmiş yerin adıdır.

Nitekim "balat denilen yerde recm edildiler" ifadesi bu yaklaşımı teyid etmektedir. İbn Battal yukarıda başlık olarak kullanılan cümlede sorun olduğunu ileri sürerek şöyle demiştir: Bu konuda Nebi s.a.v. mescidinin kapısı yanındaki taş döşeli yerle bir başkası arasında fark yoktur. İbnü'l-Müneyyir buna şöyle cevap vermiştir: İmam Buhari bu başlıkla recm cezasının herhangi bir belirli mekana mahsus olmadığına dikkat çekmek istemiştir.

Zira recm emri bazen namazgahta, bazen bir başka taşlık yerde verilmiştir. İbnü'l-Müneyyir şöyle devam etmiştir: İmam Buharl'nin bu başlığı atmakla recm cezası uygulanacak kimseler için çukur kazmanın şart olmadığına dikkat çekmek istemiş olabilir. Çünkü taşlık mekana çukur kazılamaz. İbnü'l-Kayyim de bunu vurgulamıştır.

"Tahmimu'l-vecih=yüzünü karartma", kişinin üzerine külle karışık kaynar su dökülmek suretiyle yapılır. Bundan maksat, kişinin yüzünü kömürle karartmak demektir. Hadiste yer alan "teebiye" ise kişiyi hayvana ters bindirmek demektir. lyaz şöyle demiştir: Tecbiye kelimesi şöyle açıklanmıştır: Zina eden erkekle kadına sopa cezası uygulanır, yüzleri karartılır ve bir hayvan üzerine yüzyüze ve ters bindirilir.

Bu konuda itimat edilecek olan görüş Ebu Ubeyde'nindir. Ona göre tecbiye, zina eden kişi ayakta olduğu halde ellerini dizleri üzerine koyar ve rüku eder bir konuma girer. Aynı şekilde secde eder gibi yüz üstü kapaklanır.

"Ben Yahudinin kadını taşlardan korumak için üzerine kapandığını gördüm." İbnü'l-Katta şöyle demiştir: "Cenee ale'ş-şey'i" sırtını onun üzerine eğdi demektir

6820Jabir ibn AbdullahSahih

حَدَّثَنِي مَحْمُودٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ جَابِرٍ

أَنَّ رَجُلاً، مِنْ أَسْلَمَ جَاءَ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَاعْتَرَفَ بِالزِّنَا فَأَعْرَضَ عَنْهُ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ حَتَّى شَهِدَ عَلَى نَفْسِهِ أَرْبَعَ مَرَّاتٍ.

قَالَ لَهُ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «أَبِكَ جُنُونٌ». قَالَ لَا. قَالَ: «آحْصَنْتَ». قَالَ: نَعَمْ. فَأَمَرَ بِهِ فَرُجِمَ بِالْمُصَلَّى، فَلَمَّا أَذْلَقَتْهُ الْحِجَارَةُ فَرَّ، فَأُدْرِكَ فَرُجِمَ حَتَّى مَاتَ، فَقَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ خَيْرًا وَصَلَّى عَلَيْهِ. لَمْ يَقُلْ يُونُسُ وَابْنُ جُرَيْجٍ عَنِ الزُّهْرِيِّ فَصَلَّى عَلَيْهِ

A man from the tribe of Aslam came to the Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) and confessed that he had committed an illegal sexual intercourse. The Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) turned his face away from him till the man bore witness against himself four times.

The Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) said to him, “Are you mad?” He said “No.” He said, “Are you married?” He said, “Yes.” Then the Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) ordered that he be stoned to death, and he was stoned to death at the Musalla. When the stones troubled him, he fled, but he was caught and was stoned till he died. The Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) spoke well of him and offered his funeral prayer.

জাবির (রাঃ) হতে বর্ণিত। আসলামা গোত্রের এক লোক নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম-এর কাছে এসে যিনার কথা স্বীকার করল। তখন নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম তাঁর থেকে মুখ ফিরিয়ে নিলেন। এভাবে সে নিজের বিপক্ষে চারবার সাক্ষ্য দিল।

নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম তাকে বললেনঃ তুমি কি পাগল? সে বলল, না। তিনি তার সম্পর্কে আদেশ দিলেন। তখন তাকে ঈদগাহে পাথর মেরে হত্যা করা হল। পাথর যখন তাকে অসহনীয় যন্ত্রণা দিচ্ছিল, তখন সে পালাতে লাগল। তারপর তাকে ধরা হল ও পাথর মেরে হত্যা করা হল। অবশেষে সে মারা গেল। নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম তার সম্পর্কে ভালো মন্তব্য করলেন ও তার সালাতে জানাযা আদায় করলেন।

ইউনুস ও ইবনু জুরাইজ (রহ.) যুহরী (রহ.) থেকে فَصَلَّى عَلَيْهِ বাক্যটি বলেননি। [৫২৭০] আবূ ‘আবদুল্লাহ্ বুখারী (রহ.)-কে প্রশ্ন করা হয়েছে صَلَّى عَلَيْهِ বর্ণনাটি কি বিশুদ্ধ?

তিনি বললেন, এটিকে মা’মার বর্ণনা করেছেন। তাঁকে জিজ্ঞেস করা হলো এটিকে মা’মার ছাড়া আর কেউ বর্ণনা করেছে কি? তিনি বললেন, না।

مجھ سے محمود نے بیان کیا، کہا ہم سے عبدالرزاق نے بیان کیا، کہا ہم کو معمر نے خبر دی، انہیں زہری نے، انہیں ابوسلمہ بن عبدالرحمٰن نے اور انہیں جابر بن عبداللہ رضی اللہ عنہما نے کہ قبیلہ اسلم کے ایک صاحب ( ماعز بن مالک ) نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم کے پاس آئے اور زنا کا اقرار کیا۔

لیکن نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے ان کی طرف سے اپنا منہ پھیر لیا۔ پھر جب انہوں نے چار مرتبہ اپنے لیے گواہی دی تو نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے ان سے پوچھا کیا تم دیوانے ہو گئے ہو؟

انہوں نے کہا کہ نہیں۔ پھر آپ نے پوچھا کیا تمہارا نکاح ہو چکا ہے؟ انہوں نے کہا کہ ہاں۔ چنانچہ آپ کے حکم سے انہیں عیدگاہ میں رجم کیا گیا۔ جب ان پر پتھر پڑے تو وہ بھاگ پڑے لیکن انہیں پکڑ لیا گیا اور رجم کیا گیا یہاں تک کہ وہ مر گئے۔ پھر نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے ان کے حق میں کلمہ خیر فرمایا اور ان کا جنازہ ادا کیا اور ان کی تعریف کی جس کے وہ مستحق تھے۔

Telah menceritakan kepadaku [Mahmud] telah menceritakan kepada kami ['Abdurrazaq] Telah mengabarkan kepada kami [Ma'mar] dari [Az Zuhri] dari [Abu Salamah] dari [Jabir], ada seorang laki-laki dari kabilah Aslam menemui Nabi shallallahu 'alaihi wasallam dan mengakui perzinahannya. Nabi shallallahu 'alaihi wasallam berpaling darinya hingga ia bersaksi empat kali atas dirinya.

Nabi Shallallahu'alaihiwasallam bertanya: "Apa kamu terkena penyakit gila?" 'Tidak, jawabnya."Apa kamu sudah menikah?" Tanya Nabi. 'ya, ' Jawabnya. Nabi shallallahu 'alaihi wasallam pun menyuruh untuk merajamnya, dan dilangsungkan di tanah lapang. Tatkala ia merasakan kesakitan karena lemparan batu, ia kabur. Kemudian ia ditangkap dan dirajam hingga meninggal.

Dan Nabi shallallahu 'alaihi wasallam mengomentari orang itu dengan ucapan-ucapan baik dan menyalatinya. Sedang [Yunus] dan [Ibnu Juraij] dari [Az Zuhri] tidak mengatakan; "beliau menyalatinya.' Abu Abdullah pernah ditanya; apakah lafadz; 'maka menyalatinya' itu benar?

' dia menjawab; 'hadits ini diriwayatkan Ma'mar.' Dan ia ditanya; 'Apa selain Ma'mar meriwayatkannya? ' 'Tidak" Jawabnya

Cabir b. Abdullah şöyle demiştir: Eslem kabilesinden bir kişi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek zina ettiğini itiraf etti. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ondan yüz çevirdi. Adam kendi aleyhine dört kez şehadet edince, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "akıl hastalığı var mı?"

diye sordu. O kişi "hayır" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Muhsan mısın?" deyince, adam "evet (evliyim)" dedi. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem O kişinin recm edilmesini emretti ve o musallada recm edildi. Taşlar kendisine isabetedip, acıtınca adam kaçmaya başladı. Ancak kendisine yetiştiler ve ölünceye kadar taşlandl.

Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem O kişiyi hayırla yad etti ve cenaze namazını kıldırdl. Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buharl'nin kullandığı başlıktan maksat namazgahın yanında recm demektir. Hadiste geçen musalladan kastedilen ise bayram ve cenaze namazlarının kılındığı namazgah demektir. Burası Cennetu'I-Bakl mezarlığı tarafında bulunuyordu.

"Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem O kişiyi hayırla yad etti." Yani ondan güzellikle bahsetti. Müslim' de yer alan Büreyde hadisine göre insanlar Maiz recm edildikten sonra iki gruba ayrıldılar. Bazıları "O helak olup gitti. Günahı kendisini çepeçevre kuşattı" derken, bazıları "Maiz'in tövbesinden daha üstün bir tövbe yoktur" dediler.

Aradan üç gün geçtikten sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem geldi ve şöyle dedi: "Maiz b. Malik'e istiğfar ediniz. "(Müslim, Hudud) Yine Büreyde'nin bir başka nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Maiz öyle bir tövbe etti ki ümmete taksim edilse herkese yeterdi" buyurmuştur. Fıkıh bilginleri bu meselede ihtilaf etmişlerdir.

İmam Malik "Yetkili makam (devlet başkanı) zina eden kimsenin recm edilmesini emreder. Bizzat kendisi yapmaz. Ölünceye kadar taşlamaya ara verilmez. Öldüğünde yıkamaları ve namazını kılmaları için cenaze ailesine verilir. Masiyet işleyen kimseler, recmedilerek öldürüleni namazı kılınmaz kimselerdendir diye biliyorlarsa devlet başkanı onları caydırmak ve o fiili işlemeye cüretlerini kırmak maksadıyla onun namazını kılmaz.

Maliki alimlerinden biri şöyle demiştir: Devlet başkanı recm edilip ölen kimsenin cenaze namazını kılabilir. İmam Malik'ten nakledilen meşhur görüşe göre devlet başkanının ve fazilet ehli kimselerin recm edilerek öldürülmüş olan kimsenin namazını kılmaları mekruhtur. Ahmed b. Hanbel'in görüşü de bu doğrultudadır. İmam Şafil'ye göre ise devlet başkanı ve faziletli kimselerin böyle bir kişinin namazını kılmaları mekruh değildir.

Bu aynı zamanda çoğunluğun da görüşüdür. Bir rivayete göre Zührı, recm edilerek öldürülenle intihar edenin cenaze namazı kılınmaz demiştir. [yaz mutlak konuşmuş ve şöyle demiştir: Bilginler fasık, masiyet ehli kişilerle, had cezası neticesinde öldürülmüş olanların cenaze namazıarının kılınabileceği konusunda ihtilaf etmemişlerdir.

Ancak bazı bilginler fazilet ehli kimselerin bu kişilerin namazını kılmalarını mekruh görmüştür. İmam Ebu Hanıfe, hirabe suçu işleyip, öldürülenlerin cenaze namazı kılınmaz derken, Hasan-ı Basri zinadan çocuk doğurup, loğusa iken ölen kadının cenaze namazı kılınmaz demiştir. Fasık, masiyet işlemiş ve had cezaları uygulaması neticesi ölmüş kimselerin cenazelerinin kılınacağı hükmüne Zührı ve Katade de muhalif kalmışlardır.

[yaz şöyle demiştir: Yukarıda Gamidiyye olayı hakkında zikredilen hadis, çoğunluğa delil teşkil etmektedir. Doğruyu en iyi Allahu Teala bilir]

6821Abu HurayrahSahih

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ حُمَيْدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضى الله عنه

أَنَّ رَجُلاً، وَقَعَ بِامْرَأَتِهِ فِي رَمَضَانَ، فَاسْتَفْتَى رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ: «هَلْ تَجِدُ رَقَبَةً». قَالَ لَا. قَالَ: «هَلْ تَسْتَطِيعُ صِيَامَ شَهْرَيْنِ». قَالَ لَا. قَالَ: «فَأَطْعِمْ سِتِّينَ مِسْكِينًا»

A person had sexual relation with his wife in the month of Ramadan (while he was fasting), and he came to the Messenger of Allah (sallallahu alayhi wa sallam) seeking his verdict concerning that action.

The Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) said (to him), “Can you afford to manumit a slave?” The man said, “No.” The Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) said, “Can you fast for two successive months?” He said, “No.” The Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) said, “Then feed sixty poor persons.”

আবূ হুরাইরাহ (রাঃ) হতে বর্ণিত যে, এক লোক রমযানে আপন স্ত্রীর সাথে যৌন সংযোগ করে ফেললো। তারপর রাসূলুল্লাহ্ সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম-এর কাছে ফতোয়া জানতে চাইল। তখন তিনি জিজ্ঞেস করলেন, একটি গোলাম আযাদ করার সামর্থ্য তোমার আছে কি? সে বলল, না। তিনি বললেনঃ তাহলে কি দু’মাস সিয়াম পালন করতে পারবে? সে বলল, না। তিনি বললেনঃ তাহলে ষাটজন মিসকীনকে খাদ্য খাওয়াও। [১৯৩৬]

ہم سے قتیبہ بن سعید نے بیان کیا، ان سے لیث بن سعد نے بیان کیا، ان سے ابن شہاب نے، ان سے حمید بن عبدالرحمٰن نے اور ان سے ابوہریرہ رضی اللہ عنہ نے کہ ایک صاحب نے رمضان میں اپنی بیوی سے ہمبستری کر لی اور پھر رسول اللہ صلی اللہ علیہ وسلم سے اس کا حکم پوچھا تو نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے فرمایا کیا تمہارے پاس کوئی غلام ہے؟

انہوں نے کہا کہ نہیں۔ اس پر نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے دریافت فرمایا دو مہینے روزے رکھنے کی تم میں طاقت نہیں؟ انہوں نے کہا کہ نہیں۔

نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے اس پر کہا کہ پھر ساٹھ محتاجوں کو کھانا کھلاؤ۔

{Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre bir adam Ramazan ayında oruçlu iken hanımı ile cins'?} ilişkide bulundu. Sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelip, bunun hükmünü sordu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona "Bir köle bulabilir misin?" diye sordu. Adam "hayır (bulamam)" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "İki ay peşpeşe oruç tutabilir misin?" diye sordu. Adam "hayır" deyince, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Öyle ise altmış fakiri doyur" buyurdu

6822Aishah bint Abi BakrSahih

وَقَالَ اللَّيْثُ عَنْ عَمْرِو بْنِ الْحَارِثِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْقَاسِمِ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ جَعْفَرِ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ عَبَّادِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ عَائِشَةَ

أَتَى رَجُلٌ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِي الْمَسْجِدِ قَالَ احْتَرَقْتُ. قَالَ: «مِمَّ ذَاكَ». قَالَ وَقَعْتُ بِامْرَأَتِي فِي رَمَضَانَ.

قَالَ لَهُ «تَصَدَّقْ». قَالَ: مَا عِنْدِي شَىْءٌ. فَجَلَسَ وَأَتَاهُ إِنْسَانٌ يَسُوقُ حِمَارًا وَمَعَهُ طَعَامٌ قَالَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ مَا أَدْرِي مَا هُوَ إِلَى النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ: «أَيْنَ الْمُحْتَرِقُ». …

فَقَالَ هَا أَنَا ذَا. قَالَ: «خُذْ هَذَا فَتَصَدَّقْ بِهِ». قَالَ عَلَى أَحْوَجَ مِنِّي مَا لأَهْلِي طَعَامٌ قَالَ: «فَكُلُوهُ»

A man came to the Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) in the mosque and said, “I am burnt (ruined)!” The Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) asked him, “With what (what have you done)?”

He said, “I have had sexual relation with my wife in the month of Ramadan (while fasting).” The Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) said to him, “Give in charity.” …

He said, “I have nothing.” The man sat down, and in the meantime there came a person driving a donkey carrying food to the Prophet (sallallahu alayhi wa sallam)… (The sub-narrator, Abdur Rahman added: I do not know what kind of food it was).

On that the Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) said, “Where is the burnt person?” The man said, “Here I am.” The Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) said to him, “Take this (food) and give it in charity (to someone).”

The man said, “To a poorer person than l? My family has nothing to eat.” Then the Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) said to him, “Then eat it yourselves.”

লায়স (রহ.)-এর সূত্রে ‘আয়িশাহ (রাঃ) হতে বর্ণিত আছে যে, এক লোক নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম-এর কাছে মসজিদে আসল। তখন সে বলল, আমি ধ্বংস হয়ে গেছি। তিনি বললেনঃ তা কার সঙ্গে?

সে বলল, আমি রমাযানের ভিতর আমার স্ত্রীর সঙ্গে সহবাস করে ফেলেছি। তখন তিনি তাকে বললেনঃ তুমি সদাকাহ কর। সে বলল, আমার কাছে কিছুই নেই। সে বসে থাকল। এমন সময় এক লোক একটি গাধা হাঁকিয়ে নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম-এর কাছে এল। আর তার সঙ্গে ছিল খাদ্যদ্রব্য। …

‘আবদুর রহমান (রহ.) বলেন, আমি জানি না, নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম-এর কাছে কী আসল? অতঃপর তিনি জিজ্ঞেস করলেনঃ ধ্বংসপ্রাপ্ত লোকটি কোথায়? সে বলল, এই তো আমি।

তিনি বললেনঃ এগুলো নিয়ে সদাকাহ করে দাও। সে বলল, আমার চেয়ে অধিক অভাবী লোকদের (ভিতর সাদকা করব)? আমার পরিবারের কাছে সামান্য খাবারও নেই। তিনি বললেনঃ তাহলে তোমরাই খাও। [১৯৩৫; মুসলিম ১৩/১৪, হাঃ ১১১২]

اور لیث نے بیان کیا، ان سے عمرو بن الحارث نے، ان سے عبدالرحمٰن بن القاسم نے، ان سے محمد بن جعفر بن زبیر نے، ان سے عباد بن عبداللہ بن زبیر نے اور ان سے عائشہ رضی اللہ عنہا نے کہ ایک صاحب نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم کے پاس مسجد میں آئے اور عرض کیا میں تو دوزخ کا مستحق ہو گیا۔

نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے پوچھا کیا بات ہوئی؟ کہا کہ میں نے اپنی بیوی سے رمضان میں جماع کر لیا ہے۔ نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے ان سے کہا کہ پھر صدقہ کر۔ …

انہوں نے کہا کہ میرے پاس کچھ بھی نہیں۔ پھر وہ بیٹھ گیا اور اس کے بعد ایک صاحب گدھا ہانکتے لائے جس پر کھانے کی چیز رکھی تھی۔ عبدالرحمٰن نے بیان کیا کہ مجھے معلوم نہیں کہ وہ کیا چیز تھی۔ ( دوسری روایت میں یوں ہے کہ کھجور لدی ہوئی تھی ) اسے نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم کے پاس لایا جا رہا تھا۔

نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے پوچھا کہ آگ میں جلنے والے صاحب کہاں ہیں؟ وہ صاحب بولے کہ میں حاضر ہوں۔ نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے فرمایا کہ اسے لے اور صدقہ کر دے۔

انہوں نے پوچھا کیا اپنے سے زیادہ محتاج کو دوں؟ میرے گھر والوں کے لیے تو خود کوئی کھانے کی چیز نہیں ہے۔ نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے فرمایا کہ پھر تم ہی کھا لو۔

عبداللہ امام بخاری رحمہ اللہ نے کہا کہ پہلی حدیث زیادہ واضح ہے جس میں «أطعم أهلك» کے الفاظ ہیں۔

Telah menceritakan kepada kami [Qutaibah] telah menceritakan kepada kami [Al Laits] dari [Ibnu Syihab] dari [Humaid bin Abdurrahman] dari [Abu Hurairah] radliallahu 'anhu; ada seorang laki-laki menyetubuhi isterinya di bulan Ramadhan, maka ia bertanya kepada Rasulullah Shallallahu'alaihiwasallam, tetapi Nabi bertanya; 'Apa kamu mempunyai seorang budak?

' 'Tidak' Jawabnya. Tanya Nabi; 'Apa kamu bisa berpuasa dua bulan berturut-turut? ' 'Tidak' jawabnya. Nabi bersabda: "kamu beri makan enam puluh orang miskin." Dan [Al Laits] mengatakan dari ['Amru bin Al Harits] dari ['Abdurrahman bin Al Qasim] dari [Muhammad bin Ja'far bin Zubair] dari ['Abbad bin 'Abdullah bin Zubair] dari ['Aisyah] dengan redaksi; ada seorang laki-laki mendatangi Nabi shallallahu 'alaihi wasallam di masjid dan mengatakan; 'Aku terbakar? …

' Nabi bertanya: "kenapa bisa demikian?" ia menjawab: 'aku telah menyetubuhi isteriku di siang ramadhan.' Nabi berujar; 'bersedekahlah! ' Orang tadi menjawab; 'Saya tak punya apa-apa! ' Lantas ia duduk dan didatangi seseorang yang menuntun keledai sambil membawa makanan. -Abdurrahman mengatakan 'Saya tidak tahu apakah ia menemui Nabi shallallahu 'alaihi wasallam ataukah tidak.- maka Nabi berujar; "Mana orang yang terbakar tadi?"

Orang itu menjawab: 'aku orangnya! ' Nabi berujar: "Ambil ini dan sedekahkanlah! ' Orang tadi menjawab; 'Untuk orang yang lebih membutuhkan daripada aku? Sungguh keluargaku tak punya makanan!

' maka Nabi bersabda: "makanlah." Abu Abdullah mengatakan, hadits pertama lebih jelas yaitu dengan sabda beliau Shallallahu'alaihiwasallam: "Berilah makanan untuk keluargamu

Aişe r.anha'nın nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem mescidde iken yanına bir adam geldi ve "yandım" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Neden yandın?"

dedi. Adam "Ramazanda oruçlu iken eşi ml e cinsel ilişkide bulundum" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem "tasadduk et" buyurdu. Adam "Benim yanımda (tasadduk edecek) hiçbir şey yoktur" dedi ve orada oturdu. O sırada Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bir kişi üzerinde yiyecek bir şey bulunan bir eşeği sürerek geldi. …

Abdurrahman, ben o yiyecek şeyin ne olduğunu bilmiyorum dedi. Hadisin konumuzIa ilgili olan son kısmı şöyledir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "O yanan adam nerededir?" diye seslendi.

Adam "O benim, işte buradayım" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Bunu al ve tasadduk et" dedi. Adam "Benden daha muhtaç olana mı? Benim ailemin yiyecek hiçbir şeyi yoktur" dedi. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Öyleyse bunu sizler yiyin" buyurdu. Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buharl'nin kullandığı başlıkta işlenen günahın "hadten daha hafif" olarak nitelenmesi, işlediği günah had cezasını gerektiren bir kimseye -tövbe etmiş bile olsa- ceza verilmesini gerektirmektedir.

Bu konudaki ihtilaf Hudıld bölümünün baş taraflarında geçmişti. Ata "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem öyle bir kimseye ceza vermedi demiştir." Yani bir günah işlemiş olduğunu haber veren kimseyi Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem mühlet vermeksizin cezalandırmamıştır ve ona kıldığı namazın günahlarına kefaret olduğunu bildirmiştir.

"İbn Cüreyc'in ifadesine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ramazanda eşiyle ilişkiye girdiğini söyleyen kişiye ceza vermemiştir. Bu hadisin açıklaması Savm / Oruç bölümünde genişçe yapılmıştı.

"Hz. Ömer de ihramlı olduğu halde ceylan avlayan kimseye ceza uygulamamıştır. " İmam Buhari bu ifadesiyle İmam Malik' in munkatı olarak zikrettiği ve Said b. Mansur'un sahih bir isnadla Kubaysa b. Cabir'den naklettiği şu habere işaret ediyor gibidir: Hac yapmak üzere yola çıktık. Sonra karşımıza bir ceylan çıktı. Ben ona bir taş attım ve öldü.

Mekke'ye geldiğimizde bunu Hz. Ömer'e sorduk. O da Abdurrahman b. Avf'a sordu. Sonra her ikisi bu konuda ceza olarak bir keçi kurban etmemiz gerektiğine hükmettiler. Ben "mu'minierin emiri ne diyeceğini bilmediği için başkasına sordu" dedim. Hz. Ömer bana kamçısını çekerek "Harem bölgesinde av öldürüp, sonra hakemin ehliyetsiz olduğunu mu söylüyorsun?"

dedi. Sonra devamla Allahu Teala 'İçinizden adalet sahibi iki kişi hükmeder'(Maide, 95) buyurmaktadır. Bu Abdurrahman b. Avf'tır, ben de Ömer' im" dedi. Bu hüküm Buharl'nin attığı başlıktaki had suçundan hafif günah işleyenlere ceza verilemeyeceği ifadesiyle çelişmez. Hz. Ömer'in ona kamçısını çekmesi, verilen hükme dil uzatmasından dolayıdır.

Aksi takdirde sözkonusu Hil işlendi diye ona ceza vermek gerekli olsaydı, Hz. Ömer bunu asla ertelemezdi

6823Anas ibn MalikSahih

حَدَّثَنِي عَبْدُ الْقُدُّوسِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ عَاصِمٍ الْكِلَابِيُّ، حَدَّثَنَا هَمَّامُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ رضى الله عنه

قَالَ كُنْتُ عِنْدَ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَجَاءَهُ رَجُلٌ فَقَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي أَصَبْتُ حَدًّا فَأَقِمْهُ عَلَىَّ.

قَالَ وَلَمْ يَسْأَلْهُ عَنْهُ. قَالَ وَحَضَرَتِ الصَّلَاةُ فَصَلَّى مَعَ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَلَمَّا قَضَى النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ الصَّلَاةَ قَامَ إِلَيْهِ الرَّجُلُ فَقَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي أَصَبْتُ حَدًّا، فَأَقِمْ فِيَّ كِتَابَ اللَّهِ.

قَالَ: «أَلَيْسَ قَدْ صَلَّيْتَ مَعَنَا». قَالَ: نَعَمْ. قَالَ: «فَإِنَّ اللَّهَ قَدْ غَفَرَ لَكَ ذَنْبَكَ». أَوْ قَالَ: «حَدَّكَ»

While I was with the Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) a man came and said, “O Messenger of Allah (sallallahu alayhi wa sallam)! I have committed a legally punishable sin; please inflict the legal punishment on me.” The Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) did not ask him what he had done. Then the time for the prayer became due and the man offered prayer along with the Prophet (sallallahu alayhi wa sallam), and when the Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) had finished his prayer, the man again got up and said, “O Messenger of Allah (sallallahu alayhi wa sallam)!

I have committed a legally punishable sin; please inflict the punishment on me according to Allah’s Laws.” The Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) said, “Haven’t you prayed with us?”

He said, “Yes.” The Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) said, “Allah has forgiven your sin.” or said, “…your legally punishable sin.”

আনাস ইবনু মালিক (রাঃ) হতে বর্ণিত। তিনি বলেন, আমি নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম-এর কাছে ছিলাম। তখন এক লোক তাঁর কাছে এসে বলল, হে আল্লাহর রাসূল! আমি শাস্তিযোগ্য অপরাধ করে ফেলেছি। তাই আমাকে শাস্তি দিন।

কিন্তু তিনি তাকে অপরাধ সম্পর্কে জিজ্ঞেস করলেন না। আনাস (রাঃ) বলেন তখন সালাতের সময় এসে গেল। লোকটি নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম-এর সঙ্গে সালাত আদায় করল। যখন নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম সালাত আদায় করলেন, তখন লোকটি তাঁর কাছে গিয়ে দাঁড়াল এবং বলল, হে আল্লাহর রাসূল! আমি শাস্তিযোগ্য অপরাধ করে ফেলেছি।

তাই আমাকে আল্লাহর কিতাব অনুযায়ী শাস্তি দিন। তিনি বললেনঃ তুমি কি আমার সাথে সালাত আদায় করনি? সে বলল, হ্যাঁ। তিনি বললেন নিশ্চয় আল্লাহ্ তোমার গুনাহ্ ক্ষমা করে দিয়েছেন। অথবা বললেনঃ তোমার শাস্তি (ক্ষমা করে দিয়েছেন)।[1] [মুসলিম ৪৯/৭, হাঃ ২৭৬৪]

مجھ سے عبدالقدوس بن محمد نے بیان کیا، ان سے عمرو بن عاصم کلابی نے بیان کیا، ان سے ہمام بن یحییٰ نے بیان کیا، ان سے اسحاق بن عبداللہ بن ابی طلحہ نے بیان کیا، ان سے انس بن مالک رضی اللہ عنہ نے بیان کیا کہ میں نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم کے پاس تھا کہ ایک صاحب کعب بن عمرو آئے اور کہا: یا رسول اللہ!

مجھ پر حد واجب ہو گئی ہے۔ آپ مجھ پر حد جاری کیجئے۔ نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے اس سے کچھ نہیں پوچھا۔ بیان کیا کہ پھر نماز کا وقت ہو گیا اور ان صاحب نے بھی نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم کے ساتھ نماز پڑھی۔ جب آپ صلی اللہ علیہ وسلم نماز پڑھ چکے تو وہ پھر نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم کے پاس آ کر کھڑے ہو گئے اور کہا: یا رسول اللہ!

مجھ پر حد واجب ہو گئی ہے آپ کتاب اللہ کے حکم کے مطابق مجھ پر حد جاری کیجئے۔ نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے اس پر فرمایا کہ کیا تم نے ابھی ہمارے ساتھ نماز نہیں پڑھی ہے۔

انہوں نے کہا کہ جی۔ نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے فرمایا کہ پھر اللہ نے تیرا گناہ معاف کر دیا یا فرمایا کہ تیری غلطی یا حد ( معاف کر دی ) ۔

Telah menceritakan kepada kami ['Abdul Quddus bin Muhammad] telah menceritakan kepadaku ['Amru bin 'Ashim Al Kalbi] telah menceritakan kepada kami [Hamam bin Yahya] telah menceritakan kepada kami [Ishaq bin Abdullah bin Abi Thalhah] dari [Anas bin Malik] radliallahu 'anhu, mengatakan; aku berada di dekat Nabi shallallahu 'alaihi wasallam, seorang laki-laki mendatangi beliau dan berujar: 'ya Rasulullah, Saya telah melanggar hukum had, maka tegakkanlah atasku!

' Nabi tidak menanyainya. Ketika tiba waktu shalat pun, ia pun ikut shalat bersama Nabi shallallahu 'alaihi wasallam. Selesai Nabi shallallahu 'alaihi wasallam mendirikan shalat, laki-laki itu menemuinya dan berkata; 'ya Rasulullah, aku telah melanggar had, maka tegakkanlah atasku sesuai kitabullah.'

Nabi bersabda: "Bukankah engkau shalat bersama kami?" 'Benar' Jawabnya. Nabi bersabda: "Allah telah mengampuni dosamu -atau dengan redaksi-mengampuni hukuman had (yang menimpa) mu

Enes b. Malik r.a. şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanında bulunduğum bir sırada bir adam çıkageldi ve "Ya Resulallah! Ben had cezası gerektirecek bir suç işledim. Bana cezasını uygulama!"

dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem O adama işlediği günahın ne olduğunu sormadı. Bu sırada namaz vakti geldi. O adam Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimizle birlikte namaz kıldı. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem namazı bitirince aynı kişi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e doğru yöneldi ve "Ya Resulallah! Ben had cezası gerektirecek bir günah işledim.

Bana Allah'ın kitabını uygula" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Sen şimdi bizimle birlikte namaz kılmadın mı?" dedi. Adam "evet" diye cevap verdi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Şüphesiz ki Allah senin lehine günahını -yahut cezanı- bağışlamıştır" buyurdu. Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buharl'nin başlığında geçen "....'

lem yubeyyin" açıklamadı anlamına gelir. Hadis metnindeki" .......' lem yes'elhu anhu" ise, açıklamasını istemedi, demektir ... "Sen şimdi bizimle birlikte namaz kılmadın mı?" Ümame'nin rivayetine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Evinden çıktığında abdest alıp, onu da güzelce almadın mı?" diye sormuş o kişi de "evet, aldım" diye cevap vermiştir.

Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Sonra bizimle birlikte namazda bulunmadın mı?" demiş Adam "evet, bulundum" cevabını vermiştir. "Şüphesiz ki Allah senin lehine günahını -yahut cezanı- bağışlamıştır." Bilginler bu meselenin hükmü konusunda ihtilaf etmişlerdir. İmam Buharl'nin attığı başlığın zahiri, onun bunu "Bir kimse haddi gerektiren bir suç işlediğini ikrar eder ve ne olduğunu açıklamazsa" şeklinde yorumladığinl göstermektedir.

Bu durumda devlet başkanının (yetkili makamın) suçu işleyen kişi tövbe ettiği takdirde kendisine ceza uygulaması gerekli değildir. Hattabl'nin anlayışına göre ise Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem vahiy yoluyla o kişiyi Allahu Teala' ın bağışlamış olduğunu öğrenmiş olabilir. Çünkü işlenen suç belirli bir olaydır. Aksi takdirde o kişinin işlediği suçu soruşturur ve kendisine had cezasını uygulardı.

Hattabi bir de şunu söylemiştir: Bu hadisten anlaşıldığına göre had cezası gerektiren fiiller açığa dökülmez, aksine mÜİnkün mertebe gizlenir. Nebi s.a.v.'e gelen kişi kendisine had cezası uygulamak gereken bir fiili açığa çıkarmamıştır. Belki de günahı küçük bir mı işlemiş, ama kendisi bunun had uygulamak gereken büyük bir günah olduğunu zannetmiştir.

Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de ona bunu açıklamamıştır. Zira haddin gereği olan ceza, ihtimale açık olduğu takdirde sabit olmaz. Hz. Peıgamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kendisine gelen o kişiye işlediği suçun ne olduğunu sormaması, ya bunun yasak olan gizlilikleri araştırma (tecessüs) fiiline girmesindendir ya da o kişinin fiilini örtmeyi tercih etmesi ve kişinin kendisine had cezası uygulanmayı istemesinin pişman olduğu ve günahtan döndüğü anlamını taşıdığını düşünmesindendir.

Bilginler had uygulamak gereken bir günahı işlediğini ikrar eden kimseye ikrarından dönme telkini yapılmasını güzel görmüşlerdir. Bu telkin ya üstü kapalı yapılır ya da had cezasının düşmesi için bundan daha açık ve net yapılır. İmam Nevevi' ve bir grup fıkıh bilgini, Nebi s.a.v.'e gelen kişinin işlediği günahın küçük günahlardan olduğu kanaatine varmışlardır.

Onların delili hadisin devamında o kişinin kıldığı namazın günahına kefaret olduğunun bildirilmesidir. Zira namazın kefaret olduğu günahlar, büyük değil, küçük günahlardır. En çok ve yaygın olan da günahın bu türüdür. Namaz bazen büyük günahlara da kefaret olabilir. Mesela bir kimse çok nafile namaz kılar ve bunlar birçok küçük günahın bağışlanmasına vesile olabilecek çoklukta olur.

Ancak o kişinin küçük günahı ya hiç bulunmaz veya çok az bulunur, buna karşılık bir büyük günahı bulunur. İşte kıldığı namazıar, o günahına kefaret olur. Çünkü Allahu Teala güzel amel işleyen kimsenin ecrini ve sevabını zayi etmez. el-Huda müellifi yukarıdaki haberin zahirini esas almış ve şöyle demiştir: Bilginler yukarıda zikredilen Ebu Ümame hadisi açısından üç farklı kanaati benimsemişlerdir.

Bunlardan birincisine göre had cezası, tam olarak belirlendikten ve işleyen kişinin bunu ısrarla ikrarından sonra gereklidir. İkincisine göre ise bu uygulama, yukarıdaki olayda adı geçen kişiye özel bir durumdur. Üçüncüsü ise had cezası tövbe ile düşer. Aynı müellif şöyle demiştir: Bu, sayılan üç yolun en sahih olanıdır. el-Hüda müellifi bu görüşün daha güçlü olduğunu şu anlayışa dayandırmıştır: O kişinin sırf Allah korkusuyla kendi isteği ile suçunu itiraf etme şeklinde yapmış olduğu gÜzel amel, daha önce işlemiş olduğu kötülüğe karşı durur.

Çünkü hadlerin hikmeti, insanları o suçu işlemekten caydırmaktır. Suçu işleyen kimsenin bu şekilde davranması onun bu suçtan vazgeçtiğini gösterir. Dolayısıyla ondan had cezasını kaldırmak uygun düşmüştür. Doğruyu Allahu Teala bilir

6824Ibn AbbasSahih

حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ الْجُعْفِيُّ، حَدَّثَنَا وَهْبُ بْنُ جَرِيرٍ، حَدَّثَنَا أَبِي قَالَ، سَمِعْتُ يَعْلَى بْنَ حَكِيمٍ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ رضى الله عنهما

قَالَ لَمَّا أَتَى مَاعِزُ بْنُ مَالِكٍ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ لَهُ «لَعَلَّكَ قَبَّلْتَ أَوْ غَمَزْتَ أَوْ نَظَرْتَ». قَالَ: لَا يَا رَسُولَ اللَّهِ. قَالَ: «أَنِكْتَهَا». لَا يَكْنِي. قَالَ فَعِنْدَ ذَلِكَ أَمَرَ بِرَجْمِهِ

When Maiz ibn Malik came to the Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) (in order to confess), the Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) said to him, “Probably you have only kissed (the lady), or winked, or looked at her?”

He said, “No, O Messenger of Allah (sallallahu alayhi wa sallam)!” The Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) said, using no euphemism, “Did you have sexual intercourse with her?”

The narrator added: At that, (i.e. after his confession) the Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) ordered that he be stoned (to death).

ইবনু ‘আব্বাস (রাঃ) হতে বর্ণিত। তিনি বলেন, যখন মায়িয ইবনু মালিক নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম-এর কাছে এল তখন তাকে বললেন সম্ভবত তুমি চুম্বন করেছ অথবা ইশারা করেছ অথবা (খারাপ দৃষ্টিতে) তাকিয়েছ? সে বলল, না, হে আল্লাহর রাসূল! তিনি বললেনঃ তাহলে কি তার সঙ্গে তুমি সঙ্গম করেছ? কথাটি তিনি তাকে অস্পষ্টভাবে জিজ্ঞেস করেননি, (বরং স্পষ্টভাবে জিজ্ঞেস করেছেন)। সে বলল, হ্যাঁ। তখন তাকে রজম করার নির্দেশ দিলেন।

مجھ سے عبداللہ بن محمد الجعفی نے بیان کیا، کہا ہم سے وہب بن جریر نے بیان کیا، کہا ہم سے ہمارے والد نے کہا کہ میں نے یعلیٰ بن حکیم سے سنا، انہوں نے عکرمہ سے اور ان سے ابن عباس رضی اللہ عنہما نے بیان کیا کہ جب ماعز بن مالک نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم کے پاس آئے تو نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے ان سے فرمایا کہ غالباً تو نے بوسہ دیا ہو گا یا اشارہ کیا ہو گا یا دیکھا ہو گا۔

انہوں نے کہا کہ نہیں یا رسول اللہ! نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے اس پر فرمایا کیا پھر تو نے ہمبستری ہی کر لی ہے؟ اس مرتبہ آپ نے کنایہ سے کام نہیں لیا۔ بیان کیا کہ اس کے بعد نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے انہیں رجم کا حکم دیا۔

Telah menceritakan kepada kami [Abdullah bin Muhammad Al Ju'fi] Telah menceritakan kepada kami [Wahb bin Jarir] telah menceritakan kepada kami [Ayahku] ia mengatakan; aku mendengar [Ya'la bin Hakim] dari ['Ikrimah] dari [Ibnu 'Abbas] radliallahu 'anhuma mengatakan; 'Ketika Ma'iz bin Malik menemui Nabi shallallahu 'alaihi wasallam, Nabi bertanya: "bisa jadi kamu hanya sekedar mencium, meremas, atau memandang!"

Ma'iz menjawab; 'Tidak ya Rasulullah! ' -beliau bertanya lagi; "apakah kamu benar-benar menyetubuhinya?" -beliau tidak menggunakan bahasa kiasan.- maka pada saat itu dia pun dirajam

İbn Abbas r.a. şöyle demiştir: Maiz b. Malik, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e getirilince, Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona "Belki öpmüşsündür yahut ellemiş ya da bakmışsındır?"

dedi. Maiz "Hayır Ya Resulallah!" dedi. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem herhangi bir kinayeli sözcük kullanmayarak açıkça "Sen onunla cinsel ilişkiye girdin mi?"

diye sordu. İbn Abbas şöyle der: Maiz zina ettiğini açıkça ikrar edince, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem recm edilmesini emretti. Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buharl'nin atmış olduğu bu başlık, devlet başkanının (yetkili makamını had suçunu ikrar eden kişiye bu cezayı kendisinden savuşturacak şeyi telkin etmesinin caiz olduğunu vurgulama amaçlıdır. Bazı bilginler bu uygulamanın devlet başkanının zina kelimesini kullanırken hata ettiğini veya anlamını bilmediğini düşündüğü kimselere mahsus olduğunu söylemişlerdir.

....... Lealleke kabbeite" yani belki o kadını öpmüşsündür, "......" ev ğamezte" yani gözünle veya elinle işaret etmişsindir ya da elinle dokunmuş veya ellemişsindir demektir)

6825Abu HurayrahSahih

حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عُفَيْرٍ، قَالَ: حَدَّثَنِي اللَّيْثُ، حَدَّثَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ خَالِدٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنِ ابْنِ الْمُسَيَّبِ، وَأَبِي، سَلَمَةَ أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ

قَالَ أَتَى رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ رَجُلٌ مِنَ النَّاسِ وَهْوَ فِي الْمَسْجِدِ فَنَادَاهُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي زَنَيْتُ. يُرِيدُ نَفْسَهُ، فَأَعْرَضَ عَنْهُ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَتَنَحَّى لِشِقِّ وَجْهِهِ الَّذِي أَعْرَضَ قِبَلَهُ فَقَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي زَنَيْتُ.

فَأَعْرَضَ عَنْهُ، فَجَاءَ لِشِقِّ وَجْهِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ الَّذِي أَعْرَضَ عَنْهُ، فَلَمَّا شَهِدَ عَلَى نَفْسِهِ أَرْبَعَ شَهَادَاتٍ دَعَاهُ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ: «أَبِكَ جُنُونٌ». …

قَالَ: لَا يَا رَسُولَ اللَّهِ. فَقَالَ: «أَحْصَنْتَ». قَالَ: نَعَمْ يَا رَسُولَ اللَّهِ. قَالَ: «اذْهَبُوا فَارْجُمُوهُ» قَالَ ابْنُ شِهَابٍ أَخْبَرَنِي مَنْ، سَمِعَ جَابِرًا، قَالَ فَكُنْتُ فِيمَنْ رَجَمَهُ، فَرَجَمْنَاهُ بِالْمُصَلَّى، فَلَمَّا أَذْلَقَتْهُ الْحِجَارَةُ جَمَزَ حَتَّى أَدْرَكْنَاهُ بِالْحَرَّةِ فَرَجَمْنَاهُ

A man from among the people, came to the Messenger of Allah (sallallahu alayhi wa sallam) while the Messenger of Allah (sallallahu alayhi wa sallam) was sitting in the mosque, and addressed him, saying, “O Messenger of Allah (sallallahu alayhi wa sallam)! I have committed an illegal sexual intercourse.” The Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) turned his face away from him.

The man came to that side to which the Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) had turned his face, and said, “O Messenger of Allah (sallallahu alayhi wa sallam)! I have committed an illegal intercourse.” The Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) turned his face to the other side, and the man came to that side, and when he confessed four times, the Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) called him and said, “Are you mad?” …

He said, “No, O Messenger of Allah (sallallahu alayhi wa sallam)!” The Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) said, “Are you married?” He said, “Yes, O Messenger of Allah (sallallahu alayhi wa sallam).”

The Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) said (to the people), “Take him away and stone him to death.” Ibn Shihab added, “I was told by one who heard Jabir, that Jabir said, ‘I was among those who stoned the man, and we stoned him at the Musalla (Id praying Place), and when the stones troubled him, he jumped quickly and ran away, but we overtook him at Al-Harra and stoned him to death (there).’”

ইবনু শিহাব (রহ.) বলেন, আমাকে এ হাদীস এমন ব্যক্তি বর্ণনা করেছেন যিনি জাবির ইবনু ‘আবদুল্লাহ্ (রাঃ)-কে বলতে শুনেছেন যে, তাকে পাথর মেরে হত্যাকারীদের মধ্যে আমিও একজন ছিলাম। আমরা তাকে ঈদগাহে বা জানাযাহ আদায়ের স্থানে রজম করেছি। পাথরের আঘাত যখন তাকে অস্থির করে তুলল, তখন সে দ্রুত পালাতে লাগল। শেষে আমরা হার্রা নামক স্থানে তাকে পেলাম এবং তাকে পাথর মেরে হত্যা করলাম। [৫২৭০]

Telah menceritakan kepada kami [Sa'id bin 'Ufair] mengatakan, telah menceritakan kepadaku [Al Laits] telah menceritakan kepadaku [Abdurrahman bin Khalid] dari [Ibnu Syihab] dari [Ibnu Al Musayyab] dan [Abi Salamah], bahwasanya [Abu Hurairah] mengatakan, Rasulullah Shallallahu'alaihiwasallam didatangi oleh seseorang yang ketika itu beliau tengah berada di masjid.

Orang itu memanggil-manggil; 'Ya Rasulullah, aku telah berzina' -maksudnya dirinya sendiri--. Nabi shallallahu 'alaihi wasallam memalingkan mukanya, namun orang itu mendatangi dari arah mukanya yang lain dan berujar; 'Ya Rasulullah, aku telah berzina! ' Nabi tetap berpaling, namun orang itu datang lagi dari sebelah muka beliau yang sebelumnya dipalingkan. …

Dikala ia sudah bersaksi empat kali, Nabi shallallahu 'alaihi wasallam memanggilnya dan bertanya; "Mungkin kau terkena penyakit gila?" 'Tidak, ya Rasulullah' Jawabnya.

Nabi bertanya: "Kamu sudah menikah?" 'Iya, ya Rasulullah' Jawabnya. Maka Nabi shallallahu 'alaihi wasallam bersabda: "bawalah orang ini dan rajamilah!" [Ibnu Syihab] mengatakan; Telah mengabarkan kepadaku [orang] yang mendengar [Jabir], ia mengatakan; 'Aku diantara orang-orang yang merajamnya, dan kami merajamnya di tanah lapang.

Dikala ia merasa kesakitan karena lemparan batu, ia kabur hingga kami menangkapnya di Harrah, dan kami meneruskan merajamnya

Ebu Hureyre r.a. şöyle anlatmıştır: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e mescidde bulunduğu bir sırada adamın birisi çıkageldi ve ona seslenerek "Ya Resulallah! Ben zina ettim" dedi. Adam bununla kendini kastediyordu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ondan yüz çevirdi. Bu sefer o adam Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yüzünü çevirdiği yöne geçerek yine "Ya Resulallah!

Ben zina ettim" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ondan yine yüz çevirdi. O da yine ResuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yüzünü döndürdüğü tarafa geçti, bu itirafını tekrarladı. Nihayet kendi aleyhine dört kere şehadet edince Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz onu çağırdı. …

"Sende akıl hastalığı var mı?" diye sordu. Adam "hayır yoktur Ya Resulallah!" dedi. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Sen muhsan mısın" diye sordu. O kişi "evet, muhsanım" diye cevap verdi. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem yanında bulunanlara "Bunu götürün ve recm edin" buyurdu

6828Sufyan ibn UyaynahSahih

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ

قَالَ حَفِظْنَاهُ مِنْ فِي الزُّهْرِيِّ قَالَ: أَخْبَرَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ أَنَّهُ سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ وَزَيْدَ بْنَ خَالِدٍ قَالَا كُنَّا عِنْدَ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَامَ رَجُلٌ فَقَالَ أَنْشُدُكَ اللَّهَ إِلاَّ قَضَيْتَ بَيْنَنَا بِكِتَابِ اللَّهِ.

فَقَامَ خَصْمُهُ وَكَانَ أَفْقَهَ مِنْهُ فَقَالَ اقْضِ بَيْنَنَا بِكِتَابِ اللَّهِ وَأْذَنْ لِي. قَالَ: «قُلْ». قَالَ: إِنَّ ابْنِي كَانَ عَسِيفًا عَلَى هَذَا، فَزَنَى بِامْرَأَتِهِ، فَافْتَدَيْتُ مِنْهُ بِمِائَةِ شَاةٍ وَخَادِمٍ، ثُمَّ سَأَلْتُ رِجَالاً مِنْ أَهْلِ الْعِلْمِ، فَأَخْبَرُونِي أَنَّ عَلَى ابْنِي جَلْدَ مِائَةٍ وَتَغْرِيبَ عَامٍ، وَعَلَى امْرَأَتِهِ الرَّجْمَ. …

فَقَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لأَقْضِيَنَّ بَيْنَكُمَا بِكِتَابِ اللَّهِ جَلَّ ذِكْرُهُ، الْمِائَةُ شَاةٍ وَالْخَادِمُ رَدٌّ، وَعَلَى ابْنِكَ جَلْدُ مِائَةٍ وَتَغْرِيبُ عَامٍ، وَاغْدُ يَا أُنَيْسُ عَلَى امْرَأَةِ هَذَا، فَإِنِ اعْتَرَفَتْ فَارْجُمْهَا».

فَغَدَا عَلَيْهَا فَاعْتَرَفَتْ فَرَجَمَهَا. قُلْتُ لِسُفْيَانَ لَمْ يَقُلْ فَأَخْبَرُونِي أَنَّ عَلَى ابْنِي الرَّجْمَ. فَقَالَ أَشُكُّ فِيهَا مِنَ الزُّهْرِيِّ، فَرُبَّمَا قُلْتُهَا وَرُبَّمَا سَكَتُّ

While we were with the Prophet (sallallahu alayhi wa sallam), a man stood up and said (to the Prophet (sallallahu alayhi wa sallam)), “I beseech you by Allah, that you should judge us according to Allah’s Laws.” Then the man’s opponent who was wiser than him, got up saying (to the Messenger of Allah (sallallahu alayhi wa sallam)) “Judge us according to Allah’s Law and kindly allow me (to speak).”

The Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) said, “‘Speak.’ He said, ‘My son was a laborer working for this man and he committed an illegal sexual intercourse with his wife, and I gave one-hundred sheep and a slave as a ransom for my son’s sin. …

Then I asked a learned man about this case and he informed me that my son should receive one hundred lashes and be exiled for one year, and the man’s wife should be stoned to death.’

The Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) said, ‘By Him in Whose Hand my soul is, I will judge you according to the Laws of Allah. Your one-hundred sheep and the slave are to be returned to you, and your son has to receive one-hundred lashes and be exiled for one year. O Unais! Go to the wife of this man, and if she confesses, then stone her to death.’ Unais went to her and she confessed. He then stoned her to death.”

আবূ হুরাইরাহ ও যায়দ ইবনু খালিদ (রাঃ) হতে বর্ণিত। তিনি বলেন, আমরা নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম-এর কাছে ছিলাম। এক লোক দাঁড়িয়ে বলল, আমি আপনাকে (আল্লাহর) কসম দিয়ে বলছি। আপনি আমাদের মাঝে আল্লাহর কিতাব মত ফায়সালা করুন। তখন তার বিপক্ষের লোকটি দাঁড়াল। আর সে ছিল তার চেয়ে বুদ্ধিমান।

তাই সে বলল, আপনি আমাদের ফায়সালা আল্লাহর কিতাব মুতাবিক করে দিন। আর আমাকে অনুমতি দিন। তিনি বললেনঃ বল। সে বলল, আমার ছেলে ঐ ব্যক্তির অধীনে চাকর ছিল। সে তার স্ত্রীর সাথে যিনা করে ফেলে। আমি একশ’ ছাগল ও একজন গোলামের বিনিময়ে তার সঙ্গে মীমাংসা করি। …

তারপর আমি আলিমদের অনেককে জিজ্ঞেস করলে তাঁরা আমাকে বললেন যে, আমার ছেলের শাস্তি একশ’ বেত্রাঘাত ও এক বছরের নির্বাসন। আর পাথর মেরে হত্যা হলো তার স্ত্রীর শাস্তি।

তখন নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম বললেনঃ কসম ঐ সত্তার যাঁর হাতে আমার প্রাণ! অবশ্যই আমি আল্লাহর কিতাব অনুযায়ী তোমাদের ফায়সালা করব। একশ’ ছাগল ও গোলাম তোমাকে ফিরিয়ে দেয়া হবে। আর তোমার ছেলের উপর একশ’ বেত্রাঘাত ও এক বছরের নির্বাসন। হে উনাইস! তুমি সকালে ঐ লোকের স্ত্রীর কাছে যাবে। যদি সে স্বীকার করে তবে তাকে পাথর মেরে হত্যা করবে।

পরদিন সকালে তিনি তার কাছে গেলেন। আর সে স্বীকার করল। ফলে তাকে পাথর মেরে হত্যা করা হল। আমি সুফ্ইয়ান (রহ.)-কে জিজ্ঞেস করলাম, ঐ লোকটি এ কথা বলেনি যে, লোকেরা আমাকে বলেছে যে, আমার ছেলের ওপর রজম হবে।

তখন তিনি বললেন, যুহরী (রহ.) থেকে এ কথা শুনেছি কিনা, এ ব্যাপারে আমার সন্দেহ আছে। তাই কোন সময় এ কথা বর্ণনা করি আর কোন সময় চুপ থাকি। [২৩১৪, ২৩১৫]

Telah menceritakan kepada kami ['Ali bin Abdullah] telah menceritakan kepada kami [Sufyan] mengatakan, kami menghapalnya dari orang yang berada di majlis [Az Zuhri] mengatakan, telah mengabarkan kepadaku [Ubaidullah] ia mendengar [Abu Hurairah] dan [Zaid bin Khalid] mengatakan; Kami disisi Nabi shallallahu 'alaihi wasallam, tiba-tiba seorang laki-laki datang dan berujar; 'Saya bersumpah atas nama Allah kepadamu, putuskanlah perkara diantara kami dengan kitabullah.'

Lantas berdirilah lawan sengketanya yang lebih faqih dari dia dan berkata; 'Putuskanlah diantara kami dengan kitabullah, dan izinkanlah aku untuk bicara." Nabi berkata; "bicaralah". Lanjutnya; 'Anakku menjadi pekerja laki-laki ini, kemudian anakku berzina dengan isterinya, maka aku menebusnya dengan seratus ekor kambing dan satu pembantu, kemudian aku bertanya kepada beberapa ahli ilmu, mereka mengabariku bahwa anakku berkewajiban didera seratus kali dan diasingkan selama setahun, sedang isterinya harus dirajam.' …

Maka Nabi shallallahu 'alaihi wasallam bersabda: "Demi Dzat yang jiwaku berada di Tangan-Nya, aku akan memutuskan diantara kalian dengan kitabullah yang agung sebutan-Nya. seratus ekor unta dan pembantu dikembalikan kepadamu, anakmu di cambuk sebanyak seratus kali dan disaingkan selama setahun, dan pergilah Unais Al Aslami ke istri orang ini, jikau dia mengakuinya, maka rajamilah dia."

Unais akhirnya pergi menemui istri orang tersebut, dan dia mengakuinya, maka ia merajamnya.' Saya bertanya kepada Sufyan; apakah dia tidak berkata; 'mereka mengabariku bahwa anakku terkena rajam?

' Sufyan menjawab; 'keraguanku itu berasal dari Az Zuhri, maka terkadang saya katakan dan terkadang saya tinggalkan

Ubeydullah'ın nakline göre Ebu Hureyre ve Zeyd b. Halid şöyle anlatmışlardır: Bizler Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanında bulunuyorduk. Bir adam ayağa kalktı ve "(Ya Resulallah!) Sana Allah adına soruyorum. Aramızda yalnız Allah'ın kitabıyla hüküm vermeni istiyorum" dedi. Davalı olan şahıs da ayağa kalktı. Daha anlayışlı birisi olarak "(Evet) aramızda Allah'ın kitabı ile hükmet ve (davamı arzetmek üzere) bana izin ver!"

dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona "Söyle!" buyurdu. O da şöyle anlattı: Benim oğlum bu adamın yanında ücretli çalışıyordu. Onun hanımı ile zina etmiş. Ben bu adama yüz koyun ve bir de hizmetçi fidye verip oğlumu kurtardım. Sonra bu meseleyi ilim sahibi olan kimselere sordum. Onlar bana henüz bekar olan oğluma yüz değnekle bir yıl sürgüne gönderme cezası, bunun karısına da recm cezası gerektiğini anlattılar, dedi. …

Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Kudreti sayesinde yaşadığım AIlah'a yemin ederim ki sizin aranızda elbette AIlah 'ın kitabı ile hüküm vereceğim. Yüz koyunla hizmetçi sana geri verilecek, oğluna da yüz değnek vurulacak ve bir yıl sürgüne gönderilecek." Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem daha sonra Uneys'e "Ya Uneys!

Bu adamın karısına git! Zina suçunu itiraf ederse, onu recm et!" diye emretti. Uneys kadına gitti. O da zina ettiğini itiraf edince, kadını recm etti

6829Ibn AbbasSahih

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ رضى الله عنهما

قَالَ: قَالَ عُمَرُ لَقَدْ خَشِيتُ أَنْ يَطُولَ بِالنَّاسِ زَمَانٌ حَتَّى يَقُولَ قَائِلٌ لَا نَجِدُ الرَّجْمَ فِي كِتَابِ اللَّهِ. فَيَضِلُّوا بِتَرْكِ فَرِيضَةٍ أَنْزَلَهَا اللَّهُ، أَلَا وَإِنَّ الرَّجْمَ حَقٌّ عَلَى مَنْ زَنَى، وَقَدْ أَحْصَنَ، إِذَا قَامَتِ الْبَيِّنَةُ، أَوْ كَانَ الْحَمْلُ أَوْ الاِعْتِرَافُ قَالَ سُفْيَانُ كَذَا حَفِظْتُ أَلَا وَقَدْ رَجَمَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَرَجَمْنَا بَعْدَهُ

Umar said, “I am afraid that after a long time has passed, people may say, ‘We do not find the Verses of the Rajam (stoning to death) in the Holy Book,’ and consequently they may go astray by leaving an obligation that Allah has revealed. Lo! I confirm that the penalty of Rajam be inflicted on him who commits illegal sexual intercourse, if he is already married and the crime is proved by witnesses or pregnancy or confession.”

Sufyan added, “I have memorized this narration in this way.” Umar added, “Surely the Messenger of Allah (sallallahu alayhi wa sallam) carried out the penalty of Rajam, and so did we after him.”

ইবনু ‘আব্বাস (রাঃ) হতে বর্ণিত। তিনি বলেন, ‘উমার (রাঃ) বলেছেন, আমার আশঙ্কা হচ্ছে যে, দীর্ঘ যুগ পার হবার পর কোন লোক এ কথা বলতে পারে যে, আমরা আল্লাহর কিতাবে পাথর মেরে হত্যার বিধান পাচ্ছি না। ফলে এমন একটি ফরজ ত্যাগ করার কারণে তারা পথভ্রষ্ট হবে যা আল্লাহ্ অবতীর্ণ করেছেন। সাবধান! যখন প্রমাণ পাওয়া যাবে অথবা গর্ভ বা স্বীকারোক্তি পাওয়া যাবে তখন যিনাকারীর জন্য পাথর মেরে হত্যার বিধান নিঃসন্দেহে অবধারিত।

সুফিয়ান (রহ.) বলেন, এরকমই আমি স্মরণ রেখেছি। সাবধান! রাসূলুল্লাহ্ সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম পাথর মেরে হত্যা করেছেন, আর আমরাও তারপরে পাথর মেরে হত্যা করেছি। [২৪৬২]

ہم سے علی بن عبداللہ نے بیان کیا، کہا ہم سے سفیان نے بیان کیا، ان سے زہری نے، ان سے عبیداللہ نے اور ان سے ابن عباس رضی اللہ عنہما نے بیان کیا کہ عمر رضی اللہ عنہ نے کہا میں ڈرتا ہوں کہ کہیں زیادہ وقت گزر جائے اور کوئی شخص یہ کہنے لگے کہ کتاب اللہ میں تو رجم کا حکم ہمیں کہیں نہیں ملتا اور اس طرح وہ اللہ کے ایک فریضہ کو چھوڑ کر گمراہ ہوں جسے اللہ تعالیٰ نے نازل کیا ہے۔

آگاہ ہو جاؤ کہ رجم کا حکم اس شخص کے لیے فرض ہے جس نے شادی شدہ ہونے کے باوجود زنا کیا ہو بشرطیکہ صحیح شرعی گواہیوں سے ثابت ہو جائے یا حمل ہو یا کوئی خود اقرار کرے۔ سفیان نے بیان کیا کہ میں نے اسی طرح یاد کیا تھا آگاہ ہو جاؤ کہ رسول اللہ صلی اللہ علیہ وسلم نے رجم کیا تھا اور آپ کے بعد ہم نے رجم کیا تھا۔

Telah menceritakan kepada kami ['Ali bin Abdullah] telah menceritakan kepada kami [Sufyan] dari [Az Zuhri] dari ['Ubaidullah] dari [Ibnu 'Abbas] radliyallahu'anhuma, mengatakan; [Umar] mengatakan; "aku khawatir jika waktu telah berlalu sekian lama, kemudian ada orang yang mengatakan; 'kami tidak menemukan rajam dalam kitabullah.'

Sehingga mereka tersesat dengan meninggalkan kewajiban yang Allah turunkan, ketahuilah bahwasanya rajam adalah keharusan bagi yang berzina dan telah menikah, ada bukti yang menguatkan, atau ada kehamilan atau ada pengakuan."

Sufyan mengatakan, demikian aku menghafalnya; (Umar berkata;) "ketahuilah, bahwasanya Rasulullah Shallallahu'alaihiwasallam pernah merajam, maka kami pun merajam sepeninggalnya

Abdullah b. Abbas'ın nakline göre Hz. Ömer şöyle demiştir: Uzun bir zaman sonra bazı kimselerin "Biz Allah'ın kitabında recm cezasını bulmuyaruz" demesinden ve böylece Allah'ın indirmiş olduğu bir farızayı terk etmek suretiyle sapmalarından endişe etmişimdir. Dikkat edinizi Evli olduğu halde zina eden kimse üzerine buna dair bir beyyine bulunduğu yahut gebelik veya itiraf olduğunda recm cezası sabit olmuş bir haktır.

Süfyan b. Uyeyne: Ben bunu böylece ezberledim dedikten sonra Ömer "Dikkat edin! Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem recm yaptı, ondan sonra da biz yaptık" dedi, demiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buhari "Zina İtirafı" başlığını yukarıya aldığımız iki hadiste "itiraf" kelimesi yer aldığı için kullanmıştır. Maiz olayının açıklamasında zina ikrarının tekrarlanmasının şaıt olup olmadığı incelenmişti.

Bir kez yapılan ikrara ceza uygulanacağı kanaatini taşıyan bilginler bu hadisteki itirafın mutlak olarak yer almasına dayanmışlardır. Maiz kıssasında zina itirafının tekrarlanması bu haberle çelişmez. Çünkü bu olay -daha önce geçtiği üzere- özel bir uygulamadır.

".......'' Enşudukellahe" yani Aııah adına sana soruyorum demektir. "........' Kane aslfen ala haza" Bu ikinci işaret, şikayette bulunan davacının -hasmına yöneliktir. Bu kişi zina eden kadının kocasıdır. Şuayb rivayetinde "el-asıf el-edr = ücret karşılığı hizmetçi" tabirini kullanmıştır. Bu açıklama, habere dışarıdan katılmıştır.

"Yüz koyun ve hizmetçi." Hizmetçiden maksat, hizmet için tahsis edilen cariye demektir. "Oğluna da yüz değnek vurulacak ve bir yıl sürgüne gönderilecek." Nevevi bunu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu şekilde hüküm vermesinin nedeni o çocuğun bekar olduğunu bilmesi ve zinayı itiraf etmesi dolayısıyladır diye açıklanmıştır. Hadisten Çıkan Sonuçlar 1.

Bir olayı hükme bağlarken gerek nassa (ayet veya hadis) bakma, gerekse hüküm çıkarma (istinbat) şeklinde olsun Allah'ın kitabına başvurmak gerekir. 2. Bir meseleyi pekiştirmek için onun üzerine yemin etmek caizdir, 3.Yemin verilmediği halde yemin etmek de mümkündür. 4. Nebi s.a.v. güzel ahlak sahibi idi ve kendisine aksinin daha evla olduğu bir tarzda hitap eden kişiye sabırlı davranırdl.

5. "Aramızda hakka göre hüküm ver" şeklinde hitapta bulunan kimseye canı sıkılmayan hakim örneğinde olduğu gibi Nebi s.a.v.'in yolundan giden hakimler övülür. Beydavi şöyle demiştir: Kadının kocasıyla çocuğun babasının Nebi s.a.v.'in Allah'ın hükmünden başka bir şekilde hükmetmeyeceğini bilmelerine rağmen Allah'ın kitabına göre hüküm vermesini istemek üzere gelmeleri, Resulullah s.a.v.'in aralarında hüküm verirken -karşılıklı sulh yoluyla veya dostane olanı tercih etme şeklinde değil- hak neyse ona göre hüküm vermesi içindir.

Çünkü hüküm veren hakim tarafların rızasıyla sulh yoluyla veya dostça olanı tercih etme şekilde hüküm verebilir. 6. Büyüklere hitap ederken güzel edep, dava görülürken davalı kişi daha sonra gelmiş bile olsa sözü ona vermeyi gerektirir. 7. Devlet başkanı (yetkili makam) dava esnasında taraflar birlikte gelmiş ve onlardan her birinin davacı olması mümkün bile olsa dava görülürken aralarından dilediğine söz verebilir.

8. Davacının hakimden, fetva soranın alimden konuşmak için izin alması müstehabtır. 9. Had cezasını gerektiren bir suçu itiraf eden kimseye -kendisine ortak olan kişi bunu itiraf etmese bile- devlet başkanının (yetkili makamın) gerekli cezayı uygulaması gereklidir. 10. İnsanların içine çıkmayı adet haline getirmemiş, hep evde oturan bir kadın (muhaddere) duruşma meclisine gelmekle yükümlü tutulamaz.

Tam tersine böyle bir kadının lehine veya aleyhine hükmedecek bir şahıs göndermek caizdir. Nesa! bu konu için eserinde bir başlık kullanmıştır. 11. Hüküm isteyen davacı, dava konusu olayda neler yaşanmışsa tümünü dile getirmelidir. Çünkü müftü veya hakim anlatılanlardan o mesele ile ilgili hükmü verecek bir takım ipuçları elde edebilir.

Zira Nebi s.a.v.'e gelen kişi "Benim oğlum bu adamın yanında ücretli çalışıyordu" demiştir. Çocuğun babası zinanın hükmünü sormak üzere gelmişti. Bunun arkasında yatan sır şuydu: Baba oğlu için herhangi bir bahane ve mazaret ortaya koymak istiyordu. Oğlunun zina yapmakla meşhur olmadığını, mesela kadına saldırmadığını, onu zinaya zorlamadığını, bunun daha fazla kaynaşma ve nazlanma sonucunu doğuran uzun süre birlikte bulunma neticesinde meydana geldiğini ileri sürmek istiyordu.

Buradan yabancı bir erkekle kadının mümkün mertebe birbirlerinden uzak tutulmalarına teşvik olduğu anlaşılmaktadır. Zira birlikte bulunmak bazen fesada götürür ve şeytan kadını kullanarak kişiyi fesada düşürür. 12. Daha üstün pozisyonda olan varken böyle olmayanın fetva istemesi caizdir. Bu hadis mesela sahabi varken tabiOndan birisinin fetva veremeyeceğini söyleyen kimseye de açık bir redtir.

13. Sahabiler Nebi s.a.v.'in döneminde ve onun bulunduğu beldede fetva veriyorlardı. 14. Had cezası fidye kabul etmez. Bu hüküm zina, hırsızlık, hirabe ve sarhoşluk verici madde içme açısından bilginlerin üzerinde görüş birliğine vardıkları husustur. İHete iftira (kazf) suçunda ihtilaf edilmişti( Ancak sahih olanı bu suçun da diğer had suçları gibi olduğudur. Fidye kısasen öldürme ve zarar verilen organa karşılık organı kısas etme suçlarında olduğu gibi bedensel cezalarda geçerlidir.

15. Gayri meşru bir temele dayanan sulh reddedilir ve bu konuda alınan mal geri iade edilir. İbn Dakik el-Id şöyle demiştir: Böylece bazı fıkıh bilginlerinin fasid olan bazı akitler açısından ileri sürdükleri mazeretIerin zayıf olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu bilginlere göre ihtilafa düşen iki kişi razı oldukları takdirde ve her biri diğerine tasarruf izni verdiğinde fasid akitler geçerlidir demişlerdir.

Oysa gerçek şudur: Tasarrufa izin, sahih akitlerle kayıtlıdır. 16. Had cezasını uygulamada hakimin kendi yerine başka birisini geçirmesi caizdir. 17. Hür olan bir kimseyi kiralamak (ücret mukabili çalıştırmak) caizdir. Bir babanın buna ihtiyaç duyduğu takdirde küçük çocuğunu çalıştırmak isteyen bir kimsenin yanında ücret mukabili çalıştırması caizdir.

18. Zina eden kişilerin durumları birbirinden farklı olduğu halde her birine kendisine uygun olan ceza verilir. Çünkü hadiste ücretli çalışan hizmetçiye sopa cezası verilirken kadın recm edilmiştir. Zina edenlerden birisi hür, diğeri köle olduğunda da hüküm böyledir. Aynı şekilde ergenlik yaşına ermiş bir erkek, bir kız çocuğuyla veya akıllı bir erkek, akıl hastası bir kadınla zina ettiği takdirde ergenlik çağına ermiş erkekle, aklı başında kişiye had cezası uygulanırken, çocuğa ve akıl hastasına uygulanmaz. Bunun aksi durumda da hüküm böyledir

6830Ibn AbbasSahih

حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ صَالِحٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ بْنِ مَسْعُودٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ

قَالَ كُنْتُ أُقْرِئُ رِجَالاً مِنَ الْمُهَاجِرِينَ مِنْهُمْ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَوْفٍ، فَبَيْنَمَا أَنَا فِي مَنْزِلِهِ بِمِنًى، وَهْوَ عِنْدَ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ فِي آخِرِ حَجَّةٍ حَجَّهَا، إِذْ رَجَعَ إِلَىَّ عَبْدُ الرَّحْمَنِ فَقَالَ لَوْ رَأَيْتَ رَجُلاً أَتَى أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ الْيَوْمَ فَقَالَ: يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ هَلْ لَكَ فِي فُلَانٍ يَقُولُ لَوْ قَدْ مَاتَ عُمَرُ لَقَدْ بَايَعْتُ فُلَانًا، فَوَاللَّهِ مَا كَانَتْ بَيْعَةُ أَبِي بَكْرٍ إِلاَّ فَلْتَةً، فَتَمَّتْ.

فَغَضِبَ عُمَرُ ثُمَّ قَالَ إِنِّي إِنْ شَاءَ اللَّهُ لَقَائِمٌ الْعَشِيَّةَ فِي النَّاسِ، فَمُحَذِّرُهُمْ هَؤُلَاءِ الَّذِينَ يُرِيدُونَ أَنْ يَغْصِبُوهُمْ أُمُورَهُمْ. …

قَالَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ فَقُلْتُ: يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ لَا تَفْعَلْ فَإِنَّ الْمَوْسِمَ يَجْمَعُ رَعَاعَ النَّاسِ وَغَوْغَاءَهُمْ، فَإِنَّهُمْ هُمُ الَّذِينَ يَغْلِبُونَ عَلَى قُرْبِكَ حِينَ تَقُومُ فِي النَّاسِ، وَأَنَا أَخْشَى أَنْ تَقُومَ فَتَقُولَ مَقَالَةً يُطَيِّرُهَا عَنْكَ كُلُّ مُطَيِّرٍ، وَأَنْ لَا يَعُوهَا، وَأَنْ لَا يَضَعُوهَا عَلَى مَوَاضِعِهَا، فَأَمْهِلْ حَتَّى تَقْدَمَ الْمَدِينَةَ فَإِنَّهَا دَارُ الْهِجْرَةِ وَالسُّنَّةِ، فَتَخْلُصَ بِأَهْلِ الْفِقْهِ وَأَشْرَافِ النَّاسِ، فَتَقُولَ: مَا قُلْتَ مُتَمَكِّنًا، فَيَعِي أَهْلُ الْعِلْمِ مَقَالَتَكَ، وَيَضَعُونَهَا عَلَى مَوَاضِعِهَا.

فَقَالَ عُمَرُ أَمَا وَاللَّهِ إِنْ شَاءَ اللَّهُ لأَقُومَنَّ بِذَلِكَ أَوَّلَ مَقَامٍ أَقُومُهُ بِالْمَدِينَةِ. قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ فَقَدِمْنَا الْمَدِينَةَ فِي عَقِبِ ذِي الْحَجَّةِ، فَلَمَّا كَانَ يَوْمُ الْجُمُعَةِ عَجَّلْنَا الرَّوَاحَ حِينَ زَاغَتِ الشَّمْسُ، حَتَّى أَجِدَ سَعِيدَ بْنَ زَيْدِ بْنِ عَمْرِو بْنِ نُفَيْلٍ جَالِسًا إِلَى رُكْنِ الْمِنْبَرِ، فَجَلَسْتُ حَوْلَهُ تَمَسُّ رُكْبَتِي رُكْبَتَهُ، فَلَمْ أَنْشَبْ أَنْ خَرَجَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ، فَلَمَّا رَأَيْتُهُ مُقْبِلاً قُلْتُ لِسَعِيدِ بْنِ زَيْدِ بْنِ عَمْرِو بْنِ نُفَيْلٍ، لَيَقُولَنَّ الْعَشِيَّةَ مَقَالَةً لَمْ يَقُلْهَا مُنْذُ اسْتُخْلِفَ، فَأَنْكَرَ عَلَىَّ وَقَالَ: مَا عَسَيْتَ أَنْ يَقُولَ: مَا لَمْ يَقُلْ.

قَبْلَهُ فَجَلَسَ عُمَرُ عَلَى الْمِنْبَرِ، فَلَمَّا سَكَتَ الْمُؤَذِّنُونَ قَامَ فَأَثْنَى عَلَى اللَّهِ بِمَا هُوَ أَهْلُهُ قَالَ: أَمَّا بَعْدُ فَإِنِّي قَائِلٌ لَكُمْ مَقَالَةً قَدْ قُدِّرَ لِي أَنْ أَقُولَهَا، لَا أَدْرِي لَعَلَّهَا بَيْنَ يَدَىْ أَجَلِي، فَمَنْ عَقَلَهَا وَوَعَاهَا فَلْيُحَدِّثْ بِهَا حَيْثُ انْتَهَتْ بِهِ رَاحِلَتُهُ،

وَمَنْ خَشِيَ أَنْ لَا يَعْقِلَهَا فَلَا أُحِلُّ لأَحَدٍ أَنْ يَكْذِبَ عَلَىَّ، إِنَّ اللَّهَ بَعَثَ مُحَمَّدًا صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِالْحَقِّ وَأَنْزَلَ عَلَيْهِ الْكِتَابَ فَكَانَ مِمَّا أَنْزَلَ اللَّهُ آيَةُ الرَّجْمِ، فَقَرَأْنَاهَا وَعَقَلْنَاهَا وَوَعَيْنَاهَا،

رَجَمَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَرَجَمْنَا بَعْدَهُ، فَأَخْشَى إِنْ طَالَ بِالنَّاسِ زَمَانٌ أَنْ يَقُولَ قَائِلٌ وَاللَّهِ مَا نَجِدُ آيَةَ الرَّجْمِ فِي كِتَابِ اللَّهِ، فَيَضِلُّوا بِتَرْكِ فَرِيضَةٍ أَنْزَلَهَا اللَّهُ، وَالرَّجْمُ فِي كِتَابِ اللَّهِ حَقٌّ عَلَى مَنْ زَنَى إِذَا أُحْصِنَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَاءِ،

إِذَا قَامَتِ الْبَيِّنَةُ أَوْ كَانَ الْحَبَلُ أَوْ الاِعْتِرَافُ، ثُمَّ إِنَّا كُنَّا نَقْرَأُ فِيمَا نَقْرَأُ مِنْ كِتَابِ اللَّهِ أَنْ لَا تَرْغَبُوا عَنْ آبَائِكُمْ، فَإِنَّهُ كُفْرٌ بِكُمْ أَنْ تَرْغَبُوا عَنْ آبَائِكُمْ، أَوْ إِنَّ كُفْرًا بِكُمْ أَنْ تَرْغَبُوا عَنْ آبَائِكُمْ، أَلَا ثُمَّ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «لَا تُطْرُونِي كَمَا أُطْرِيَ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ وَقُولُوا عَبْدُ اللَّهِ وَرَسُولُهُ».

ثُمَّ إِنَّهُ بَلَغَنِي أَنَّ قَائِلاً مِنْكُمْ يَقُولُ: وَاللَّهِ لَوْ مَاتَ عُمَرُ بَايَعْتُ فُلَانًا. فَلَا يَغْتَرَّنَّ امْرُؤٌ أَنْ يَقُولَ: إِنَّمَا كَانَتْ بَيْعَةُ أَبِي بَكْرٍ فَلْتَةً وَتَمَّتْ أَلَا وَإِنَّهَا قَدْ كَانَتْ كَذَلِكَ وَلَكِنَّ اللَّهَ وَقَى شَرَّهَا، وَلَيْسَ مِنْكُمْ مَنْ تُقْطَعُ الأَعْنَاقُ إِلَيْهِ مِثْلُ أَبِي بَكْرٍ، مَنْ بَايَعَ رَجُلاً عَنْ غَيْرِ مَشُورَةٍ مِنَ الْمُسْلِمِينَ فَلَا يُبَايَعُ هُوَ وَلَا الَّذِي بَايَعَهُ تَغِرَّةً أَنْ يُقْتَلَا،

وَإِنَّهُ قَدْ كَانَ مِنْ خَبَرِنَا حِينَ تَوَفَّى اللَّهُ نَبِيَّهُ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِلاَّ أَنَّ الأَنْصَارَ خَالَفُونَا وَاجْتَمَعُوا بِأَسْرِهِمْ فِي سَقِيفَةِ بَنِي سَاعِدَةَ، وَخَالَفَ عَنَّا عَلِيٌّ وَالزُّبَيْرُ وَمَنْ مَعَهُمَا، وَاجْتَمَعَ الْمُهَاجِرُونَ إِلَى أَبِي بَكْرٍ فَقُلْتُ لأَبِي بَكْرٍ يَا أَبَا بَكْرٍ انْطَلِقْ بِنَا إِلَى إِخْوَانِنَا هَؤُلَاءِ مِنَ الأَنْصَارِ.

فَانْطَلَقْنَا نُرِيدُهُمْ فَلَمَّا دَنَوْنَا مِنْهُمْ لَقِيَنَا مِنْهُمْ رَجُلَانِ صَالِحَانِ، فَذَكَرَا مَا تَمَالَى عَلَيْهِ الْقَوْمُ فَقَالَا: أَيْنَ تُرِيدُونَ يَا مَعْشَرَ الْمُهَاجِرِينَ فَقُلْنَا نُرِيدُ إِخْوَانَنَا هَؤُلَاءِ مِنَ الأَنْصَارِ.

فَقَالَا: لَا عَلَيْكُمْ أَنْ لَا تَقْرَبُوهُمُ اقْضُوا أَمْرَكُمْ. فَقُلْتُ: وَاللَّهِ لَنَأْتِيَنَّهُمْ. فَانْطَلَقْنَا حَتَّى أَتَيْنَاهُمْ فِي سَقِيفَةِ بَنِي سَاعِدَةَ، فَإِذَا رَجُلٌ مُزَمَّلٌ بَيْنَ ظَهْرَانَيْهِمْ فَقُلْتُ: مَنْ هَذَا فَقَالُوا هَذَا سَعْدُ بْنُ عُبَادَةَ.

فَقُلْتُ: مَا لَهُ قَالُوا يُوعَكُ. فَلَمَّا جَلَسْنَا قَلِيلاً تَشَهَّدَ خَطِيبُهُمْ، فَأَثْنَى عَلَى اللَّهِ بِمَا هُوَ أَهْلُهُ ثُمَّ قَالَ: أَمَّا بَعْدُ فَنَحْنُ أَنْصَارُ اللَّهِ وَكَتِيبَةُ الإِسْلَامِ، وَأَنْتُمْ مَعْشَرَ الْمُهَاجِرِينَ رَهْطٌ، وَقَدْ دَفَّتْ دَافَّةٌ مِنْ قَوْمِكُمْ، فَإِذَا هُمْ يُرِيدُونَ أَنْ يَخْتَزِلُونَا مِنْ أَصْلِنَا وَأَنْ يَحْضُنُونَا مِنَ الأَمْرِ.

فَلَمَّا سَكَتَ أَرَدْتُ أَنْ أَتَكَلَّمَ وَكُنْتُ زَوَّرْتُ مَقَالَةً أَعْجَبَتْنِي أُرِيدُ أَنْ أُقَدِّمَهَا بَيْنَ يَدَىْ أَبِي بَكْرٍ، وَكُنْتُ أُدَارِي مِنْهُ بَعْضَ الْحَدِّ، فَلَمَّا أَرَدْتُ أَنْ أَتَكَلَّمَ قَالَ أَبُو بَكْرٍ عَلَى رِسْلِكَ. فَكَرِهْتُ أَنْ أُغْضِبَهُ، فَتَكَلَّمَ أَبُو بَكْرٍ فَكَانَ هُوَ أَحْلَمَ مِنِّي وَأَوْقَرَ، وَاللَّهِ مَا تَرَكَ مِنْ كَلِمَةٍ أَعْجَبَتْنِي فِي تَزْوِيرِي إِلاَّ قَالَ فِي بَدِيهَتِهِ مِثْلَهَا أَوْ أَفْضَلَ مِنْهَا حَتَّى سَكَتَ فَقَالَ: مَا ذَكَرْتُمْ فِيكُمْ مِنْ خَيْرٍ فَأَنْتُمْ لَهُ أَهْلٌ، وَلَنْ يُعْرَفَ هَذَا الأَمْرُ إِلاَّ لِهَذَا الْحَىِّ مِنْ قُرَيْشٍ، هُمْ أَوْسَطُ الْعَرَبِ نَسَبًا وَدَارًا، وَقَدْ رَضِيتُ لَكُمْ أَحَدَ هَذَيْنِ الرَّجُلَيْنِ، فَبَايِعُوا أَيَّهُمَا شِئْتُمْ.

فَأَخَذَ بِيَدِي وَبِيَدِ أَبِي عُبَيْدَةَ بْنِ الْجَرَّاحِ وَهْوَ جَالِسٌ بَيْنَنَا، فَلَمْ أَكْرَهْ مِمَّا قَالَ غَيْرَهَا، كَانَ وَاللَّهِ أَنْ أُقَدَّمَ فَتُضْرَبَ عُنُقِي لَا يُقَرِّبُنِي ذَلِكَ مِنْ إِثْمٍ، أَحَبَّ إِلَىَّ مِنْ أَنْ أَتَأَمَّرَ عَلَى قَوْمٍ فِيهِمْ أَبُو بَكْرٍ، اللَّهُمَّ إِلاَّ أَنْ تُسَوِّلَ إِلَىَّ نَفْسِي عِنْدَ الْمَوْتِ شَيْئًا لَا أَجِدُهُ الآنَ.

فَقَالَ قَائِلٌ مِنَ الأَنْصَارِ أَنَا جُذَيْلُهَا الْمُحَكَّكُ، وَعُذَيْقُهَا الْمُرَجَّبُ، مِنَّا أَمِيرٌ، وَمِنْكُمْ أَمِيرٌ، يَا مَعْشَرَ قُرَيْشٍ. فَكَثُرَ اللَّغَطُ، وَارْتَفَعَتِ الأَصْوَاتُ حَتَّى فَرِقْتُ مِنَ الاِخْتِلَافِ.

فَقُلْتُ ابْسُطْ يَدَكَ يَا أَبَا بَكْرٍ. فَبَسَطَ يَدَهُ فَبَايَعْتُهُ، وَبَايَعَهُ الْمُهَاجِرُونَ، ثُمَّ بَايَعَتْهُ الأَنْصَارُ، وَنَزَوْنَا عَلَى سَعْدِ بْنِ عُبَادَةَ فَقَالَ قَائِلٌ مِنْهُمْ قَتَلْتُمْ سَعْدَ بْنَ عُبَادَةَ.

فَقُلْتُ قَتَلَ اللَّهُ سَعْدَ بْنَ عُبَادَةَ. قَالَ عُمَرُ وَإِنَّا وَاللَّهِ مَا وَجَدْنَا فِيمَا حَضَرْنَا مِنْ أَمْرٍ أَقْوَى مِنْ مُبَايَعَةِ أَبِي بَكْرٍ خَشِينَا إِنْ فَارَقْنَا الْقَوْمَ وَلَمْ تَكُنْ بَيْعَةٌ أَنْ يُبَايِعُوا رَجُلاً مِنْهُمْ بَعْدَنَا، فَإِمَّا بَايَعْنَاهُمْ عَلَى مَا لَا نَرْضَى، وَإِمَّا نُخَالِفُهُمْ فَيَكُونُ فَسَادٌ، فَمَنْ بَايَعَ رَجُلاً عَلَى غَيْرِ مَشُورَةٍ مِنَ الْمُسْلِمِينَ فَلَا يُتَابَعُ هُوَ وَلَا الَّذِي بَايَعَهُ تَغِرَّةً أَنْ يُقْتَلَا

I used to teach (the Qur’an to) some people of the Muhajirln (emigrants), among whom there was Abdur Rahman ibn Auf. While I was in his house at Mina, and he was with Umar ibn al-Khattab during Umar’s last Hajj, Abdur-Rahman came to me and said, “Would that you had seen the man who came today to the Chief of the Believers (Umar), saying, ‘O Chief of the Believers!

What do you think about so-and-so who says, ‘If Umar should die, I will give the pledge of allegiance to such-andsuch person, as by Allah, the pledge of allegiance to Abu Bakr was nothing but a prompt sudden action which got established afterwards.’ …

Umar became angry and then said, ‘Allah willing, I will stand before the people tonight and warn them against those people who want to deprive the others of their rights (the question of rulership).

Abdur-Rahman said, ‘I said, ‘O Chief of the believers! Do not do that, for the season of Hajj gathers the riff-raff and the rubble, and it will be they who will gather around you when you stand to address the people. And I am afraid that you will get up and say something, and some people will spread your statement and may not say what you have actually said and may not understand its meaning, and may interpret it incorrectly, so you should wait till you reach Medina, as it is the place of emigration and the place of Prophet’s Traditions, and there you can come in touch with the learned and noble people, and tell them your ideas with confidence; and the learned people will understand your statement and put it in its proper place.’

On that, Umar said, ‘By Allah! Allah willing, I will do this in the first speech I will deliver before the people in Medina.’ Ibn Abbas added: We reached Medina by the end of the month of Dhul-Hijja, and when it was Friday, we went quickly (to the mosque) as soon as the sun had declined, and I saw Said ibn Zayd ibn Amr ibn Nufail sitting at the corner of the pulpit, and I too sat close to him so that my knee was touching his knee, and after a short while Umar ibn al-Khattab came out, and when I saw him coming towards us, I said to Said ibn Zayd ibn Amr ibn Nufail ‘Today Umar will say such a thing as he has never said since he was chosen as Caliph.’

Said denied my statement with astonishment and said, ‘What thing do you expect Umar to say the like of which he has never said before?’ In the meantime, Umar sat on the pulpit and when the callmakers for the prayer had finished their call, Umar stood up, and having glorified and praised Allah as He deserved, he said, ‘Now then, I am going to tell you something which (Allah) has written for me to say.

I do not know; perhaps it portends my death, so whoever understands and remembers it, must narrate it to the others wherever his mount takes him, but if somebody is afraid that he does not understand it, then it is unlawful for him to tell lies about me. Allah sent Muhammad with the Truth and revealed the Holy Book to him, and among what Allah revealed, was the Verse of the Rajam (the stoning of married person (male & female) who commits illegal sexual intercourse, and we did recite this Verse and understood and memorized it. The Messenger of Allah (sallallahu alayhi wa sallam) did carry out the punishment of stoning and so did we after him.

I am afraid that after a long time has passed, somebody will say, ‘By Allah, we do not find the Verse of the Rajam in Allah’s Book,’ and thus they will go astray by leaving an obligation which Allah has revealed. And the punishment of the Rajam is to be inflicted to any married person (male & female), who commits illegal sexual intercourse, if the required evidence is available or there is conception or confession.

And then we used to recite among the Verses in Allah’s Book: ‘O people! Do not claim to be the offspring of other than your fathers, as it is disbelief (unthankfulness) on your part that you claim to be the offspring of other than your real father.’ Then the Messenger of Allah (sallallahu alayhi wa sallam) said, ‘Do not praise me excessively as Jesus, son of Marry was praised, but call me Allah’s Slave and His Messengers.’

(O people!) I have been informed that a speaker amongst you says, ‘By Allah, if Umar should die, I will give the pledge of allegiance to such-and-such person.’ One should not deceive oneself by saying that the pledge of allegiance given to Abu Bakr was given suddenly and it was successful. No doubt, it was like that, but Allah saved (the people) from its evil, and there is none among you who has the qualities of Abu Bakr.

Remember that whoever gives the pledge of allegiance to anybody among you without consulting the other Muslims, neither that person, nor the person to whom the pledge of allegiance was given, are to be supported, lest they both should be killed. And no doubt after the death of the Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) we were informed that the Ansar disagreed with us and gathered in the shed of Bani Sada.

Ali and Zubair and whoever was with them, opposed us, while the emigrants gathered with Abu Bakr. I said to Abu Bakr, ‘Let’s go to these Ansari brothers of ours.’ So we set out seeking them, and when we approached them, two pious men of theirs met us and informed us of the final decision of the Ansar, and said, ‘O group of Muhajirin (emigrants)!

Where are you going?’ We replied, ‘We are going to these Ansari brothers of ours.’ They said to us, ‘You shouldn’t go near them. Carry out whatever we have already decided.’

I said, ‘By Allah, we will go to them.’ And so we proceeded until we reached them at the shed of Bani Sada. Behold! There was a man sitting amongst them and wrapped in something.

I asked, ‘Who is that man?’ They said, ‘He is Sad ibn Ubada.’ I asked, ‘What is wrong with him?’ They said, ‘He is sick.’ After we sat for a while, the Ansar’s speaker said, ‘None has the right to be worshipped but Allah,’ and praising Allah as He deserved, he added, ‘To proceed, we are Allah’s Ansar (helpers) and the majority of the Muslim army, while you, the emigrants, are a small group and some people among you came with the intention of preventing us from practicing this matter (of caliphate) and depriving us of it.’

When the speaker had finished, I intended to speak as I had prepared a speech which I liked and which I wanted to deliver in the presence of Abu Bakr, and I used to avoid provoking him.

So, when I wanted to speak, Abu Bakr said, ‘Wait a while.’ I disliked to make him angry. So Abu Bakr himself gave a speech, and he was wiser and more patient than I. By Allah, he never missed a sentence that I liked in my own prepared speech, but he said the like of it or better than it spontaneously.

After a pause he said, ‘O Ansar! You deserve all (the qualities that you have attributed to yourselves, but this question (of Caliphate) is only for the Quraish as they are the best of the Arabs as regards descent and home, and I am pleased to suggest that you choose either of these two men, so take the oath of allegiance to either of them as you wish.

And then Abu Bakr held my hand and Abu Ubaida bin al-Jarrah’s hand who was sitting amongst us. I hated nothing of what he had said except that proposal, for by Allah, I would rather have my neck chopped off as expiator for a sin than become the ruler of a nation, one of whose members is Abu Bakr, unless at the time of my death my own-self suggests something I don’t feel at present.’

And then one of the Ansar said, ‘I am the pillar on which the camel with a skin disease (eczema) rubs itself to satisfy the itching (i.e., I am a noble), and I am as a high class palm tree! O Quraish. There should be one ruler from us and one from you.’ Then there was a hue and cry among the gathering and their voices rose so that I was afraid there might be great disagreement, so I said, ‘O Abu Bakr!

Hold your hand out.’ He held his hand out and I pledged allegiance to him, and then all the emigrants gave the Pledge of allegiance and so did the Ansar afterwards. And so we became victorious over Sad ibn Ubada (whom Al-Ansar wanted to make a ruler).

One of the Ansar said, ‘You have killed Sad ibn Ubada.’ I replied, ‘Allah has killed Sad ibn Ubada.’ Umar added, ‘By Allah, apart from the great tragedy that had happened to us (i.e. the death of the Prophet (sallallahu alayhi wa sallam)), there was no greater problem than the allegiance pledged to Abu Bakr because we were afraid that if we left the people, they might give the Pledge of allegiance after us to one of their men, in which case we would have given them our consent for something against our real wish, or would have opposed them and caused great trouble.

So if any person gives the Pledge of allegiance to somebody (to become a Caliph) without consulting the other Muslims, then the one he has selected should not be granted allegiance, lest both of them should be killed.’’’’’”

ইবনু ‘আব্বাস (রাঃ) হতে বর্ণিত। তিনি বলেন, আমি মুহাজিরদের কতক লোককে পড়াতাম। তাঁদের মধ্যে ‘আবদুর রহমান ইবনু ‘আওফ (রাঃ) অন্যতম ছিলেন। একবার আমি তাঁর মিনার বাড়িতে ছিলাম। তখন তিনি ‘উমার ইবনু খাত্তাব (রাঃ)-এর সঙ্গে তাঁর সর্বশেষ হাজ্জে রয়েছেন।

এমন সময় ‘আবদুর রহমান (রাঃ) আমার কাছে ফিরে এসে বললেন, যদি আপনি ঐ লোকটিকে দেখতেন, যে লোকটি আজ আমীরুল মু’মিনীন-এর কাছে এসেছিল এবং বলেছিল, হে আমীরুল মু’মিনীন! অমুক ব্যক্তির ব্যাপারে আপনার কিছু করার আছে কি যে লোকটি বলে থাকে যে, যদি ‘উমার মারা যান তাহলে অবশ্যই অমুকের হাতে বায়‘আত করব। আল্লাহর কসম! আবূ বাকরের বায়‘আত আকস্মিক ব্যাপার-ই ছিল। …

ফলে তা হয়ে যায়। এ কথা শুনে তিনি ভীষণভাবে রাগান্বিত হলেন। তারপর বললেন, ইনশা আল্লাহ্ সন্ধ্যায় আমি অবশ্যই লোকদের মধ্যে দাঁড়াব আর তাদেরকে ঐসব লোক থেকে সতর্ক করে দিব, যারা তাদের বিষয়াদি আত্মসাৎ করতে চায়।

‘আবদুর রহমান (রাঃ) বলেন, তখন আমি বললাম, হে আমীরুল মু’মিনীন! আপনি এমনটা করবেন না। কারণ, হাজ্জের মওসুম নিম্নস্তরের ও নির্বোধ লোকদেরকে একত্রিত করে। আর এরাই আপনার নৈকট্যের সুযোগে প্রাধান্য বিস্তার করে ফেলবে, যখন আপনি লোকদের মধ্যে দাঁড়াবেন। আমার ভয় হচ্ছে, আপনি যখন দাঁড়িয়ে কোন কথা বলবেন তখন তা সব জায়গায় তাড়াতাড়ি ছড়িয়ে পড়বে।

আর তারা তা ঠিকভাবে বুঝে উঠতে পারবে না। আর সঠিক রাখতেও পারবে না। সুতরাং মদিনা পৌঁছা পর্যন্ত অপেক্ষা করুন। আর তা হল হিজরাত ও সুন্নাতের কেন্দ্রস্থল। ফলে সেখানে জ্ঞানী ও সুধীবর্গের সঙ্গে মিলিত হবেন। আর যা বলার তা দৃঢ়তার সঙ্গে বলতে পারবেন। জ্ঞানী ব্যক্তিরা আপনার কথাকে সঠিকভাবে বুঝতে পারবে ও সঠিক ব্যবহার করবে।

তখন ‘উমার (রাঃ) বললেন, জেনে রেখো! আল্লাহর কসম! ইনশাআল্লাহ্ আমি মদিনা পৌঁছার পর সর্বপ্রথম এ কাজটি নিয়ে ভাষণের জন্য দাঁড়াব। ইবনু ‘আব্বাস (রাঃ) বলেন, আমরা যিলহাজ্জ মাসের শেষ দিকে মদিনা্য় ফিরলাম। যখন জুমু‘আহর দিন এল সূর্য অস্ত যাওয়ার উপক্রমের সঙ্গে সঙ্গে আমি মসজিদে গেলাম। পৌঁছে দেখি, সা‘ঈদ ইবনু যায়দ ইবনু ‘আমর ইবনু নুফাইল (রাঃ) মিম্বরের গোড়ায় বসে আছেন, আমিও তার পাশে এমনভাবে বসলাম যেন আমার হাঁটু তার হাঁটু স্পর্শ করছে।

অল্পক্ষণের মধ্যে ‘উমার ইবনু খাত্তাব (রাঃ) বেরিয়ে আসলেন। আমি যখন তাঁকে সামনের দিকে আসতে দেখলাম তখন সা‘ঈদ ইবনু যায়দ ইবনু ‘আমর ইবনু নুফায়লকে বললাম, আজ সন্ধ্যায় অবশ্যই তিনি এমন কিছু কথা বলবেন যা তিনি খলীফা হওয়া থেকে আজ পর্যন্ত বলেননি।

কিন্তু তিনি আমার কথাটি উড়িয়ে দিলেন এবং বললেন, আমার মনে হয় না যে, তিনি এমন কোন কথা বলবেন, যা এর আগে বলেননি। এরপর উমর (রাঃ) মিম্বরের উপরে বসলেন। যখন মুয়ায্যিনগণ আযান থেকে ফারিগ হয়ে গেলেন তখন তিনি দাঁড়ালেন। আর আল্লাহর যথোপযুক্ত প্রশংসা করলেন।

তারপর বললেন, আম্মাবা‘দ! আজ আমি তোমাদেরকে এমন কথা বলতে চাই, যা আমারই বলা কর্তব্য। হয়তবা কথাটি আমার মৃত্যুর সন্নিকট সময়ে হচ্ছে। তাই যে ব্যক্তি কথাগুলো ঠিকভাবে বুঝে সংরক্ষণ করবে সে যেন কথাগুলো ঐসব স্থানে পৌঁছে দেয় যেখানে তার সওয়ারী পৌঁছবে। আর যে ব্যক্তি কথাগুলো ঠিকভাবে বুঝতে আশংকাবোধ করছে আমি তার জন্য আমার ওপর মিথ্যা আরোপ করা ঠিক মনে করছি না।

নিশ্চয় আল্লাহ্ মুহাম্মাদ সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম-কে সত্য সহকারে পাঠিয়েছেন। আর তাঁর উপর কিতাব অবতীর্ণ করেছেন। এবং আল্লাহর অবতীর্ণ বিষয়াদির একটি ছিল রজমের আয়াত। আমরা সে আয়াত পড়েছি, বুঝেছি, আয়ত্ত করেছি।[1] আল্লাহর রাসূল সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম পাথর মেরে হত্যা করেছেন। আমরাও তাঁর পরে পাথর মেরে হত্যা করেছি।

আমি আশংকা করছি যে, দীর্ঘকাল অতিবাহিত হবার পর কোন লোক এ কথা বলে ফেলতে পারে যে, আল্লাহর কসম! আমরা আল্লাহর কিতাবে পাথর মেরে হত্যার আয়াত পাচ্ছি না। ফলে তারা এমন একটি ফরজ ত্যাগের কারণে পথভ্রষ্ট হবে, যা আল্লাহ্ অবতীর্ণ করেছেন। আল্লাহর কিতাব অনুযায়ী ঐ ব্যক্তির উপর পাথর মেরে হত্যা অবধারিত, যে বিবাহিত হবার পর যিনা করবে, সে পুরুষ হোক বা নারী।

যখন সুস্পষ্ট প্রমাণ পাওয়া যাবে অথবা গর্ভ বা স্বীকারোক্তি পাওয়া যাবে। তেমনি আমরা আল্লাহর কিতাবে এও পড়তাম যে, তোমরা তোমাদের বাপ-দাদা থেকে মুখ ফিরিয়ে নিও না। এটি তোমাদের জন্য কুফরী যে, তোমরা স্বীয় বাপ-দাদা থেকে বিমুখ হবে। অথবা বলেছেন, এটি তোমাদের জন্য কুফরী যে, স্বীয় বাবা-দাদা থেকে বিমুখ হবে। জেনে রেখো!

রাসূলুল্লাহ্ সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম বলেছেন: তোমরা সীমা ছাড়িয়ে আমার প্রশংসা করো না, যেভাবে ঈসা ইবনু মরিয়ামের সীমা ছাড়িয়ে প্রশংসা করা হয়েছে। তোমরা বল, আল্লাহর বান্দা ও তাঁর রাসূল। এরপর আমার কাছে এ কথা পৌঁছেছে যে, তোমাদের কেউ এ কথা বলছে যে, আল্লাহর কসম! যদি ‘উমার মারা যায় তাহলে আমি অমুকের হাতে বাই‘আত করব।

কেউ যেন এ কথা বলে ধোঁকায় না পড়ে যে আবূ বকর-এর বায়‘আত ছিল আকস্মিক ঘটনা। ফলে তা সংঘটিত হয়ে যায়। জেনে রেখো! তা অবশ্যই এমন ছিল। তবে আল্লাহ আকস্মিক বায়আতের ক্ষতি প্রতিহত করেছেন। সফর করে সওয়ারীগুলোর ঘাড় ভেঙ্গে যায়-- এমন স্থান পর্যন্ত মানুষের মাঝে আবূ বকরের মত কে আছে? যে কেউ মুসলিমদের পরামর্শ ছাড়া কোন লোকের হাতে বায়‘আত করবে, তার অনুসরণ করা যাবে না এবং ঐ লোকেরও না, যে তার অনুসরণ করবে।

কেননা, উভয়েরই হত্যার শিকার হবার আশংকা রয়েছে। যখন আল্লাহ্ তাঁর নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম-কে ওফাত দিলেন, তখন আবূ বাকর (রাঃ) ছিলেন আমাদের মধ্যে সবচেয়ে শ্রেষ্ঠ ব্যক্তি। অবশ্য আনসারগণ আমাদের বিরোধিতা করেছেন। তারা সকলে বানী সা‘ঈদার চত্বরে মিলিত হয়েছেন। আমাদের থেকে বিমুখ হয়ে ‘আলী, যুবায়র ও তাঁদের সাথীরাও বিরোধিতা করেছেন।

অপরদিকে মুহাজিরগণ আবূ বকরের কাছে সমবেত হলেন। তখন আমি আবূ বকরকে বললাম, হে আবূ বকর! আমাদেরকে নিয়ে আমাদের ঐ আনসার ভাইদের কাছে চলুন। আমরা তাদের উদ্দেশে রওনা হলাম। যখন আমরা তাদের নিকটবর্তী হলাম তখন আমাদের সঙ্গে তাদের দু’জন পুণ্যবান ব্যক্তির সাক্ষাৎ হল। তারা উভয়েই এ বিষয়ে আলোচনা করলেন, যে বিষয়ে লোকেরা ঐকমত্য করছিল।

এরপর তারা বললেন, হে মুহাজির দল! আপনারা কোথায় যাচ্ছেন? তখন আমরা বললাম, আমরা আমাদের ঐ আনসার ভাইদের উদ্দেশে রওনা হয়েছি। তারা বললেন, না, আপনাদের তাদের নিকট না যাওয়াই উচিত। আপনারা আপনাদের বিষয় সমাপ্ত করে নিন।

তখন আমি বললাম, আল্লাহর কসম! আমরা অবশ্যই তাদের কাছে যাব। আমরা চললাম। অবশেষে বানী সা‘ঈদার চত্বরে তাদের কাছে এলাম। আমরা দেখতে পেলাম তাদের মাঝখানে এক লোক বস্ত্রাবৃত অবস্থায় রয়েছেন।

আমি জিজ্ঞেস করলাম, ঐ লোক কে? তারা জবাব দিল ইনি সা’দ ইবনু ‘উবাদাহ। আমি জিজ্ঞেস করলাম, তার কী হয়েছে? তারা বলল, তিনি জ্বরে আক্রান্ত। আমরা কিছুক্ষণ বসার পরই তাদের খতীব উঠে দাঁড়িয়ে কালিমায়ে শাহাদাত পড়লেন এবং আল্লাহর যথোপযুক্ত প্রশংসা করলেন।

তারপর বললেন, আম্মাবা‘দ। আমরা আল্লাহর (দ্বীনের) সাহায্যকারী ও ইসলামের সেনাদল এবং তোমরা হে মুহাজির দল! একটি ছোট দল মাত্র, যে দলটি তোমাদের গোত্র থেকে আলাদা হয়ে আমাদের কাছে পৌঁছেছে। অথচ এরা এখন আমাদেরকে মূল থেকে সরিয়ে দিতে এবং খিলাফত থেকে বঞ্চিত করে দিতে চাচ্ছে। যখন তিনি নিশ্চুপ হলেন তখন আমি কিছু বলার ইচ্ছে করলাম।

আর আমি আগে থেকেই কিছু কথা সাজিয়ে রেখেছিলাম, যা আমার কাছে ভাল লাগছিল। আমি ইচ্ছে করলাম যে, আবূ বাকর (রাঃ)-এর সামনে কথাটি পেশ করব। আমি তার ভাষণ থেকে সৃষ্ট রাগকে কিছুটা ঠান্ডা করতে চাইলাম।

আমি যখন কথা বলতে চাইলাম তখন আবূ বাকর (রাঃ) বললেন, তুমি থাম। আমি তাঁকে রাগান্বিত করাটা পছন্দ করলাম না। তাই আবূ বকর (রাঃ) কথা বললেন, আর তিনি ছিলেন আমার চেয়ে সহনশীল ও গম্ভীর। আল্লাহর কসম! তিনি এমন কোন কথা বাদ দেননি যা আমি সাজিয়ে রেখেছিলাম।

অথচ তিনি তারক্ষণিকভাবে ঐরকম বরং তার থেকেও উত্তম কথা বললেন। অবশেষে তিনি কথা বন্ধ করে দিলেন। এরপর আবার বললেন, তোমরা তোমাদের ব্যাপারে যেসব উত্তম কাজের কথা বলেছ আসলে তোমরা এর উপযুক্ত। তবে খিলাফাতের ব্যাপারটি কেবল এই কুরাইশ বংশের জন্য নির্দিষ্ট। তারা হচ্ছে বংশ ও আবাসভূমির দিক দিয়ে সর্বোত্তম আরব। আর আমি এ দু’জন হতে যে-কোন একজনকে তোমাদের জন্য নির্ধারিত করলাম।

তোমরা যে-কোন একজনের হাতে ইচ্ছা বায়‘আত করে নাও। এরপর তিনি আমার ও আবূ ‘উবাইদাহ ইবনু জাররাহ্ (রাঃ)-এর হাত ধরলেন। তিনি আমাদের মাঝখানেই বসা ছিলেন। আমি তাঁর এ কথা ব্যতীত যত কথা বলেছেন কোনটাকে অপছন্দ করিনি। আল্লাহর কসম! আবূ বাকর যে জাতির মধ্যে বর্তমান আছেন সে জাতির উপর আমি শাসক নিযুক্ত হবার চেয়ে এটাই শ্রেয় যে, আমাকে পেশ করে আমার ঘাড় ভেঙ্গে দেয়া হবে, ফলে তা আমাকে কোন গুনাহের কাছে আর নিয়ে যেতে পারবে না।

হে আল্লাহ্! হয়ত আমার আত্মা আমার মৃত্যুর সময় এমন কিছু আকাঙ্ক্ষা করতে পারে, যা এখন আমি পাচ্ছি না। তখন আনসারদের এক ব্যক্তি বলে উঠল, আমি এ জাতির অভিজ্ঞ ও বংশগত সম্ভ্রান্ত। হে কুরাইশগণ! আমাদের হতে হবে এক আমীর আর তোমাদের হতে হবে এক আমীর। এ সময় অনেক কথা ও হৈ চৈ শুরু হয়ে গেল। আমি এ মতবিরোধের দরুন শংকিত হয়ে পড়লাম।

তাই আমি বললাম, হে আবূ বকর! আপনি হাত বাড়ান। তিনি হাত বাড়ালেন। আমি তাঁর হাতে বায়‘আত করলাম। মুহাজিরগণও তাঁর হাতে বায়‘আত করলেন। অতঃপর আনসারগণও তাঁর হাতে বায়‘আত করলেন। আর আমরা সা‘দ ইবনু ‘উবাদাহ (রাঃ)-এর দিকে এগোলাম। তখন তাদের এক লোক বলে উঠল, তোমরা সা’দ ইবনু উবাদাকে জানে মেরে ফেলেছ।

তখন আমি বললাম, আল্লাহ্ সা‘দ ইবনু ওবাদাকে হত্যা করেছেন। ‘উমার (রাঃ) বলেন, আল্লাহর কসম! আমরা সে সময়ের জরুরী বিষয়ের মধ্যে আবূ বকরের বায়আতের চেয়ে গুরুত্বপূর্ণ কোন কিছুকে মনে করিনি। আমাদের ভয় ছিল যে, যদি বায়আতের কাজ অসম্পন্ন থাকে, আর এ জাতি থেকে আলাদা হয়ে যাই তাহলে তারা আমাদের পরে তাদের কারো হাতে বায়আত করে নিতে পারে।

তারপর হয়ত আমাদেরকে নিজ ইচ্ছার বিরুদ্ধে তাদের অনুসরণ করতে হত, না হয় তাদের বিরোধিতা করতে হত, ফলে তা মারাত্মক বিপর্যয়ের কারণ হয়ে দাঁড়াত। অতএব যে ব্যক্তি মুসলিমদের পরামর্শ ছাড়া কোন ব্যক্তির হাতে বায়‘আত করবে তার অনুসরণ করা যাবে না। আর ঐ লোকেরও না, যে তার অনুসরণ করবে। কেননা, উভয়েরই নিহত হওয়ার আশংকা আছে। [২৪৬২]

ہم سے عبدالعزیز بن عبداللہ اویسی نے بیان کیا، کہا ہم سے ابراہیم بن سعد نے بیان کیا، ان سے صالح بن کیسان نے، ان سے ابن شہاب نے، ان سے عبیداللہ بن عبداللہ بن عتبہ بن مسعود نے اور ان سے ابن عباس رضی اللہ عنہما نے بیان کیا کہ میں کئی مہاجرین کو ( قرآن مجید ) پڑھایا کرتا تھا۔

عبدالرحمٰن بن عوف رضی اللہ عنہ بھی ان میں سے ایک تھے۔ ابھی میں منیٰ میں ان کے مکان پر تھا اور وہ عمر رضی اللہ عنہ کے آخری حج میں ( سنہ 23 ھ ) ان کے ساتھ تھے کہ وہ میرے پاس لوٹ کر آئے اور کہا کہ کاش تم اس شخص کو دیکھتے جو آج امیرالمؤمنین کے پاس آیا تھا۔ …

اس نے کہا کہ اے امیرالمؤمنین! کیا آپ فلاں صاحب سے یہ پوچھ گچھ کریں گے جو یہ کہتے ہیں کہ اگر عمر کا انتقال ہو گیا تو میں صلاح صاحب طلحہ بن عبیداللہ سے بیعت کروں گا کیونکہ واللہ ابوبکر رضی اللہ عنہ کی بغیر سوچے سمجھے بیعت تو اچانک ہو گئی اور پھر وہ مکمل ہو گئی تھی۔

اس پر عمر رضی اللہ عنہ بہت غصہ ہوئے اور کہا میں ان شاءاللہ شام کے وقت لوگوں سے خطاب کروں گا اور انہیں ان لوگوں سے ڈراؤں گا جو زبردستی سے دخل درمعقولات کرنا چاہتے ہیں۔

عبدالرحمٰن بن عوف رضی اللہ عنہ نے کہا کہ اس پر میں نے عرض کیا: یا امیرالمؤمنین! ایسا نہ کیجئے۔ حج کے موسم میں کم سمجھی اور برے بھلے ہر ہی قسم کے لوگ جمع ہیں اور جب آپ خطاب کے لیے کھڑے ہوں گے تو آپ کے قریب یہی لوگ زیادہ ہوں گے اور مجھے ڈر ہے کہ آپ کھڑے ہو کر کوئی بات کہیں اور وہ چاروں طرف پھیل جائے، لیکن پھیلانے والے اسے صحیح طور پر یاد نہ رکھ سکیں گے اور اس کے غلط معانی پھیلانے لگیں گے، اس لیے مدینہ منورہ پہنچنے تک کا انتظار کر لیجئے کیونکہ وہ ہجرت اور سنت کا مقام ہے۔

وہاں آپ کو خالص دینی سمجھ بوجھ رکھنے والے اور شریف لوگ ملیں گے، وہاں آپ جو کچھ کہنا چاہتے ہیں اعتماد کے ساتھ ہی فرما سکیں گے اور علم والے آپ کی باتوں کو یاد بھی رکھیں گے اور جو صحیح مطلب ہے وہی بیان کریں گے۔

عمر رضی اللہ عنہ نے کہا ہاں اچھا اللہ کی قسم میں مدینہ منورہ پہنچتے ہی سب سے پہلے لوگوں کو اسی مضمون کا خطبہ دوں گا۔ ابن عباس رضی اللہ عنہما نے بیان کیا کہ پھر ہم ذی الحجہ کے مہینہ کے آخر میں مدینہ منورہ پہنچے۔ جمعہ کے دن سورج ڈھلتے ہی ہم نے ( مسجد نبوی ) پہنچنے میں جلدی کی اور میں نے دیکھا کہ سعید بن زید بن عمرو بن نفیل ممبر کی جڑ کے پاس بیٹھے ہوئے تھے۔

میں بھی ان کے پاس بیٹھ گیا۔ میرا ٹخنہ ان کے ٹخنے سے لگا ہوا تھا۔ تھوڑی ہی دیر میں عمر رضی اللہ عنہ بھی باہر نکلے، جب میں نے انہیں آتے دیکھا تو سعید بن زید بن عمرو بن نفیل رضی اللہ عنہ سے میں نے کہا کہ آج عمر رضی اللہ عنہ ایسی بات کہیں گے جو انہوں نے اس سے پہلے خلیفہ بنائے جانے کے بعد کبھی نہیں کہی تھی۔

لیکن انہوں نے اس کو نہ مانا اور کہا کہ میں تو نہیں سمجھتا کہ آپ کوئی ایسی بات کہیں گے جو پہلے کبھی نہیں کہی تھی۔ پھر عمر رضی اللہ عنہ ممبر پر بیٹھے اور جب مؤذن اذان دے کر خاموش ہوا تو آپ کھڑے ہوئے اور اللہ تعالیٰ کی ثنا اس کی شان کے مطابق بیان کرنے کے بعد فرمایا: امابعد!

آج میں تم سے ایک ایسی بات کہوں گا جس کا کہنا میری تقدیر میں لکھا ہوا تھا، مجھ کو نہیں معلوم کہ شاید میری یہ گفتگو موت کے قریب کی آخری گفتگو ہو۔ پس جو کوئی اسے سمجھے اور محفوظ رکھے اسے چاہئے کہ اس بات کو اس جگہ تک پہنچا دے جہاں تک اس کی سواری اسے لے جا سکتی ہے اور جسے خوف ہو کہ اس نے بات نہیں سمجھی ہے تو اس کے لیے جائز نہیں ہے کہ میری طرف غلط بات منسوب کرے۔

بلاشبہ اللہ تعالیٰ نے محمد صلی اللہ علیہ وسلم کو حق کے ساتھ مبعوث کیا اور آپ پر کتاب نازل کی، کتاب اللہ کی صورت میں جو کچھ آپ پر نازل ہوا، ان میں آیت رجم بھی تھی۔ ہم نے اسے پڑھا تھا سمجھا تھا اور یاد رکھا تھا۔ رسول اللہ صلی اللہ علیہ وسلم نے خود ( اپنے زمانہ میں ) رجم کرایا۔

پھر آپ کے بعد ہم نے بھی رجم کیا لیکن مجھے ڈر ہے کہ اگر وقت یوں ہی آگے بڑھتا رہا تو کہیں کوئی یہ نہ دعویٰ کر بیٹھے کہ رجم کی آیت ہم کتاب اللہ میں نہیں پاتے اور اس طرح وہ اس فریضہ کو چھوڑ کر گمراہ ہوں جسے اللہ تعالیٰ نے نازل کیا تھا۔ یقیناً رجم کا حکم کتاب اللہ سے اس شخص کے لیے ثابت ہے جس نے شادی ہونے کے بعد زنا کیا ہو۔

خواہ مرد ہوں یا عورتیں، بشرطیکہ گواہی مکمل ہو جائے یا حمل ظاہر ہو یا وہ خود اقرار کر لے پھر کتاب اللہ کی آیتوں میں ہم یہ بھی پڑھتے تھے کہ اپنے حقیقی باپ دادوں کے سوا دوسروں کی طرف اپنے آپ کو منسوب نہ کرو۔ کیونکہ یہ تمہارا کفر اور انکار ہے کہ تم اپنے اصل باپ دادوں کے سوا دوسروں کی طرف اپنی نسبت کرو۔

ہاں اور سن لو کہ رسول اللہ صلی اللہ علیہ وسلم نے یہ بھی فرمایا تھا کہ میری تعریف حد سے بڑھا کر نہ کرنا جس طرح عیسیٰ ابن مریم عیلہما السلام کی حد سے بڑھا کر تعریفیں کی گئیں ( ان کو اللہ کو بیٹا بنا دیا گیا ) بلکہ ( میرے لیے صرف یہ کہو کہ ) میں اللہ کا بندہ اور اس کا رسول ہوں اور مجھے یہ بھی معلوم ہوا ہے کہ تم میں سے کسی نے یوں کہا ہے کہ واللہ اگر عمر کا انتقال ہو گیا تو میں فلاں سے بیعت کروں گا دیکھو تم میں سے کسی کو یہ دھوکا نہ ہو کہ ابوبکر رضی اللہ عنہ کی بیعت ناگاہ ہوئی اور اللہ نے ناگہانی بیعت میں جو برائی ہوئی ہے اس سے تم کو بچائے رکھا اس کی وجہ یہ ہوئی کہ تم کو اللہ تعالیٰ نے اس کے شر سے محفوظ رکھا اور تم میں کوئی شخص ایسا نہیں جو ابوبکر رضی اللہ عنہ جیسا متقی،

خدا ترس ہو۔ تم میں کون ہے جس سے ملنے کے لیے اونٹ چلائے جاتے ہوں۔ دیکھو خیال رکھو کوئی شخص کسی سے بغیر مسلمانوں کے صلاح مشورہ اور اتفاق اور غلبہ آراء کے بغیر بیعت نہ کرے جو کوئی ایسا کرے گا اس کا نتیجہ یہی ہو گا کہ بیعت کرنے والا اور بیعت لینے والا دونوں اپنی جان گنوا دیں گے اور سن لو بلاشبہ جس وقت نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم کی وفات ہوی تو ابوبکر رضی اللہ عنہ ہم سب سے بہتر تھے البتہ انصار نے ہماری مخالفت کی تھی اور وہ سب لوگ سقیفہ بن ساعدہ میں جمع ہو گئے تھے۔

اسی طرح علی اور زبیر رضی اللہ عنہما اور ان کے ساتھیوں نے بھی ہماری مخالفت کی تھی اور باقی مہاجرین ابوبکر رضی اللہ عنہ کے پاس جمع ہو گئے تھے۔

اس وقت میں نے ابوبکر رضی اللہ عنہ سے کہا: اے ابوبکر! ہمیں اپنے ان انصاری بھائیوں کے پاس لے چلئے۔ چنانچہ ہم ان سے ملاقات کے ارادہ سے چل پڑے۔ جب ہم ان کے قریب پہنچے تو ہماری، انہیں کے دو نیک لوگوں سے ملاقات ہوئی اور انہوں نے ہم سے بیان کیا کہ انصاری آدمیوں نے یہ بات ٹھہرائی ہے کہ ( سعد بن عبادہ کو خلیفہ بنائیں ) اور انہوں نے پوچھا۔

حضرات مہاجرین آپ لوگ کہاں جا رہے ہیں۔ ہم نے کہا کہ ہم اپنے ان انصاری بھائیوں کے پاس جا رہے ہیں۔ انہوں نے کہا کہ آپ لوگ ہرگز وہاں نہ جائیں بلکہ خود جو کرنا ہے کر ڈالو لیکن میں نے کہا کہ بخدا ہم ضرور جائیں گے۔ چنانچہ ہم آگے بڑھے اور انصار کے پاس سقیفہ بنی ساعدہ میں پہنچے مجلس میں ایک صاحب ( سردار خزرج ) چادر اپنے سارے جسم پر لپیٹے درمیان میں بیٹھے تھے۔

میں نے پوچھا کہ یہ کون صاحب ہیں تو لوگوں نے بتایا کہ سعد بن عبادہ رضی اللہ عنہ ہیں۔ میں نے پوچھا کہ انہیں کیا ہو گیا ہے؟ لوگوں نے بتایا کہ بخار آ رہا ہے۔ پھر ہمارے تھوڑی دیر تک بیٹھنے کے بعد ان کے خطیب نے کلمہ شہادت پڑھا اور اللہ تعالیٰ کی اس کی شان کے مطابق تعریف کی۔

پھر کہا: امابعد! ہم اللہ کے دین کے مددگار ( انصار ) اور اسلام کے لشکر ہیں اور تم اے گروہ مہاجرین! کم تعداد میں ہو۔ تمہاری یہ تھوڑی سی تعداد اپنی قوم قریش سے نکل کر ہم لوگوں میں آ رہے ہو۔ تم لوگ یہ چاہتے ہو کہ ہماری بیخ کنی کرو اور ہم کو خلافت سے محروم کر کے آپ خلیفہ بن بیٹھو یہ کبھی نہیں ہو سکتا۔

جب وہ خطبہ پورا کر چکے تو میں نے بولنا چاہا۔ میں نے ایک عمدہ تقریر اپنے ذہن میں ترتیب دے رکھی تھی۔ میری بڑی خواہش تھی کہ ابوبکر رضی اللہ عنہ کے بات کرنے سے پہلے ہی میں اس کو شروع کر دوں اور انصار کی تقریر سے جو ابوبکر رضی اللہ عنہ کو غصہ پیدا ہوا ہے اس کو دور کر دوں جب میں نے بات کرنی چاہی تو ابوبکر رضی اللہ عنہ نے کہا ذرا ٹھہرو میں نے ان کو ناراض کرنا برا جانا۔

آخر انہوں نے ہی تقریر شروع کی اور اللہ کی قسم! وہ مجھ سے زیادہ عقلمند اور مجھ سے زیادہ سنجیدہ اور متین تھے۔ میں نے جو تقریر اپنے دل میں سوچ لی تھی اس میں سے انہوں نے کوئی بات نہیں چھوڑی۔ فی البدیہہ وہی کہی بلکہ اس سے بھی بہتر پھر وہ خاموش ہو گئے۔

ابوبکر رضی اللہ عنہ کی تقریر کا خلاصہ یہ تھا کہ انصاری بھائیو! تم نے جو اپنی فضیلت اور بزرگی بیان کی ہے وہ سب درست ہے اور تم بیشک اس کے لیے سزاوار ہو مگر خلافت قریش کے سوا اور کسی خاندان والوں کے لیے نہیں ہو سکتی۔ کیونکہ قریش ازروئے نسب اور ازروئے خاندان تمام عرب قوموں میں بڑھ چڑھ کر ہیں اب تم لوگ ایسا کرو کہ ان دو آدمیوں میں سے کسی سے بیعت کر لو۔

ابوبکر رضی اللہ عنہ نے میرا اور ابوعبیدہ بن جراح کا ہاتھ تھاما وہ ہمارے بیچ میں بیٹھے ہوئے تھے، ان ساری گفتگو میں صرف یہی ایک بات مجھ سے میرے سوا ہوئی۔ واللہ میں آگے کر دیا جاتا اور بےگناہ میری گردن مار دی جاتی تو یہ مجھے اس سے زیادہ پسند تھا کہ مجھے ایک ایسی قوم کا امیر بنایا جاتا جس میں ابوبکر رضی اللہ عنہ خود موجود ہوں۔

میرا اب تک یہی خیال ہے یہ اور بات ہے کہ وقت پر نفس مجھے بہکا دے اور میں کوئی دوسرا خیال کروں جو اب نہیں کرنا۔ پھر انصار میں سے ایک کہنے والا حباب بن منذر یوں کہنے لگا سنو سنو میں ایک لکڑی ہوں کہ جس سے اونٹ اپنا بدن رگڑ کر کھجلی کی تکلیف رفع کرتے ہیں اور میں وہ باڑ ہوں جو درختوں کے اردگرد حفاظت کے لیے لگائی جاتی ہے۔

میں ایک عمدہ تدبیر بتاتا ہوں ایسا کرو دو خلیفہ رہیں ( دونوں مل کر کام کریں ) ایک ہماری قوم کا اور ایک قریش والوں کا۔ مہاجرین قوم کا اب خوب شورغل ہونے لگا کوئی کچھ کہتا کوئی کچھ کہتا۔ میں ڈر گیا کہ کہیں مسلمانوں میں پھوٹ نہ پڑ جائے آخر میں کہہ اٹھا ابوبکر!

اپنا ہاتھ بڑھاؤ، انہوں نے ہاتھ بڑھایا میں نے ان سے بیعت کی اور مہاجرین جتنے وہاں موجود تھے انہوں نے بھی بیعت کر لی پھر انصاریوں نے بھی بیعت کر لی ( چلو جھگڑا تمام ہوا جو منظور الٰہی تھا وہی ظاہر ہوا ) اس کے بعد ہم سعد بن عبادہ کی طرف بڑھے ( انہوں نے بیعت نہیں کی ) ایک شخص انصار میں سے کہنے لگا: بھائیو!

بیچارے سعد بن عبادہ کا تم نے خون کر ڈالا۔ میں نے کہا اللہ اس کا خون کرے گا۔ عمر رضی اللہ عنہ نے اس خطبے میں یہ بھی فرمایا اس وقت ہم کو ابوبکر رضی اللہ عنہ کی خلافت سے زیادہ کوئی چیز ضروری معلوم نہیں ہوتی کیونکہ ہم کو ڈر پیدا ہوا کہیں ایسا نہ ہو ہم لوگوں سے جدا رہیں اور ابھی انہوں نے کسی سے بیعت نہ کی ہو وہ کسی اور شخص سے بیعت کر بیٹھیں تب دو صورتوں سے خالی نہیں ہوتا یا تو ہم بھی جبراً و قہراً اسی سے بیعت کر لیتے یا لوگوں کی مخالفت کرتے تو آپس میں فساد پیدا ہوتا ( پھوٹ پڑ جاتی ) دیکھو پھر یہی کہتا ہوں جو شخص کسی سے بن سوچے سمجھے،

بن صلاح و مشورہ بیعت کر لے تو دوسرے لوگ بیعت کرنے والے کی پیروی نہ کرے، نہ اس کی جس سے بیعت کی گئی ہے کیونکہ وہ دونوں اپنی جان گنوائیں گے۔

Telah menceritakan kepada kami ['Abdul 'Aziz bin Abdullah] telah menceritakan kepadaku [Ibrahim bin Sa'd] dari [Shalih] dari [Ibnu Syihab] dari ['Ubaidullah bin Abdullah bin 'Utbah bin Mas'ud] dari [Ibnu 'Abbas] mengatakan; aku menyampaikan petuah-petuah untuk beberapa orang muhajirin yang diantara mereka adalah 'Abdurrahman bin Auf, ketika aku berada di persinggahannya di Mina dan dia bersama [Umar bin Khattab], di akhir haji yang dilakukannya.

Tiba-tiba Abdurrahman bin Auf kembali kepadaku dan mengatakan; 'sekiranya engkau melihat seseorang yang menemui amirul mukminin hari ini, orang itu mengatakan; 'Wahai amirul mukminin, apakah engkau sudah tahu berita si fulan yang mengatakan; 'sekiranya Umar telah meninggal, aku akan berbaiat kepada fulan, pembaiatan Abu Bakar ash Shiddiq tidak lain hanyalah sebuah kekeliruan dan sekarang telah berakhir.' …

Umar serta merta marah dan berujar; 'Sungguh sore nanti aku akan berdiri menghadapi orang-orang dan memperingatkan mereka, yaitu orang-orang yang hendak mengambil alih wewenang perkara-perkara mereka.'

Abdurrahman berkata; maka aku berkata; 'Wahai amirul mukminin, jangan kau lakukan sekarang, sebab musim haji sekarang tengah menghimpun orang-orang jahil dan orang-orang bodoh, merekalah yang lebih dominan didekatmu sehingga aku khawatir engkau menyampaikan sebuah petuah hingga para musafir yang suka menyebarkan berita burung yang menyebarluaskan berita,

padahal mereka tidak jeli menerima berita dan tidak pula meletakkannya pada tempatnya, maka tangguhkanlah hingga engkau tiba di Madinah, sebab madinah adalah darul hijrah dan darus sunnah yang sarat dengan ahli fikih para pemuka manusia, sehingga engkau bisa menyampaikan petuah sesukamu secara leluasa dan ahlul ilmi memperhatikan petuah-petuahmu dan meletakkannya pada tempatnya.'

Umar menjawab; 'Demi Allah, insya Allah akan aku lakukan hal itu diawal kebijakan yang kulakukan di Madinah.' Kata ibnu Abbas, Maka kami tiba di Madinah setelah bulan Dzulhijjah, begitu hari jumat kami segera berangkat ketika matahari condong hingga kutemui Sa'id bin Zaid bin 'Amru bin Nufail yang duduk ke tiang minbar, aku duduk di sekitarnya yang lututku menyentuh lututnya, tak lama aku menunggu hingga datanglah Umar bin Khattab, begitu aku melihat dia datang, saya katakan kepada Sa'id bin Zaid dan Amru bin Nufail; 'Sore ini sungguh Umar akan menyampaikan sebuah pesan yang belum pernah ia sampaikan sebelumnya semenjak dia diangkat menjadi khalifah,.'

Namun Sa'id mengingkariku dengan mengatakan; 'Semoga kamu tidak kecela, Umar menyampaikan pidato yang belum pernah ia sampaikan sebelumnya.' Kemudian Umar duduk diatas minbar. Ketika juru-juru pengumuman telah diam, Umar berdiri memanjatkan pujian yang semestinya bagi-NYA, kemudian dia berkata; 'Amma ba'du, saya sampaikan maklumat kepada kalian yang telah ditakdirkan bagiku untuk menyampaikannya, saya tidak tahu mungkin pidato ini adalah menjelang kematianku, maka barangsiapa mencermatinya dan memperhatikannya dengan baik-baik, hendaklah ia menyampaikannya hingga ke tempat-tempat hewan tunggangannya pergi, dan barangsiapa yang khawatir tidak bisa memahaminya, tidak aku halalkan kepada seorang pun untuk berdusta kepadaku.

Sesungguhnya Allah telah mengutus Muhammad Shallallahu'alaihiwasallam dengan membawa kebenaran, dan telah Allah turunkan al Qur`an kepadanya, yang diantara yang Allah turunkan adalah ayat rajam sehingga bisa kita baca, kita pahami dan kita cermati, Rasulullah Shallallahu'alaihiwasallam pernah melaksanakan hukum rajam, maka kita pun harus melakukan hukuman rajam sepeninggal beliau,

aku sedemikian khawatir jika zaman sekian lama berlalu bagi manusia, ada seseorang yang berkata; 'Demi Allah, kami tidak menemukan ayat rajam dalam kitabullah, ' kemudian mereka tersesat dengan meninggalkan kewajiban yang Allah turunkan, padahal rajam menurut kitabullah adalah hak (benar) bagi orang yang berzina dan ia telah menikah baik laki-laki maupun perempuan dan bukti telah jelas,

atau hamil atau ada pengakuan, kemudian kita juga membaca yang kita baca dari kitabullah, janganlah kalian membenci ayah-ayah kalian, sebab membenci ayah kalian adalah kekufuran -atau Umar mengatakan dengan redaksi; 'Sesungguhnya ada pada kalian kekufuran jika membenci ayah-ayah kalian- kemudian Rasulullah Shallallahu'alaihiwasallam bersabda: "janganlah kalian memujiku berlebihan sebagaimana Isa bin maryam dipuji,

katakanlah bahwa aku hanyalah hamba Allah dan rasul-NYA, " kemudian sampai berita kepadaku bahwa seseorang diantara kalian berkata; 'Sekiranya Umar telah meninggal maka aku akan berbaiat kepada fulan, janganlah seseorang tertipu dengan yang mengatakan; 'hanyasanya pembaiatan Abu Bakar kebetulan dan sudah selesai, ' ketahuilah, pembaiatan itu memang telah berlalu,

namun Allah menjaga keburukannya, ketahuilah bahwa orang yang mempunyai kelebihan diantara kalian, yang tak mungkin terkejar kelebihannya, ia tak akan bisa menyamai kelebihan Abu Bakar, barangsiapa berbaiat kepada seseorang tanpa musyawarah kaum muslimin, berarti ia tidak dianggap dibaiat begitu juga yang membaiatnya, yang demikian karena dikhawatirkan keduanya akan dibunuh.

Diantara berita yang beresar di tengah kita adalah, ketika Allah mewafatkan Nabi shallallahu 'alaihi wasallam Shallallahu'alaihiwasallam, orang-orang anshar menyelisihi kami dan mereka semua berkumpul di Saqifah bani Sa'idah, dan Ali serta Zubair menyelisihi kami serta siapa saja yang bersama keduanya, dan orang-orang muhajirin berkumpul kepada Abu Bakar, maka aku katakan kepada Abu Bakar; 'Wahai Abu Bakar, mari kita temui kawan-kawan kita dari Anshar, ' maka kami berangkat untuk menemui mereka, tatkala kami telah mendekati mereka, dua orang shalih diantara mereka menemui kami dan mengutarakan kesepakatan orang-orang, keduanya berkata; 'Kalian mau kemana wahai orang-orang muhajirin?

' kami menjawab; 'Kami akan menemui ikhwan-ikhwan kami dari anshar.' Keduanya berkata; 'Jangan, jangan kalian dekati mereka, putuskanlah urusan kalian.' namun aku katakan; 'Demi Allah, kami harus mendatangi mereka', maka kami pun berangkat hingga mendatangi mereka di Saqifah bani Sa'idah, ternyata disana seorang laki-laki yang berselimut kain ditengah-tengah mereka, saya pun bertanya; 'Siapakah ini?

' Mereka menjawab; 'Ini Sa'd bin Ubadah.' Saya bertanya; 'kenapa dengannya? ' Mereka menjawab; 'Dia tengah sakit dan mengalami demam yang serius.' Tatkala kami duduk sebentar, juru pidato mereka bersaksi dan memanjatkan pujian kepada Allah dengan pujian yang semestinya bagi-NYA, kemudian mengatakan; "Amma ba'd. Kami adalah penolong-penolong Allah (ansharullah) dan laskar Islam, sedang kalian wahai segenap muhajirin hanyalah sekelompok manusia biasa dan golongan minoritas dari bangsa kalian, namun anehnya tiba-tiba kalian ingin mencongkel wewenang kami dan menyingkirkan kami dari akar-akarnya."

Tatkala juru pidato itu diam, aku ingin berbicara dan telah aku perindah sebuah ungkapan kata yang menjadikanku terkagum-kagum dan ingin aku ungkapkan di hadapan Abu Bakar, yang dalam beberapa batasan aku sekedar menyindirnya. Tatkala aku ingin bicara, Abu Bakar menegur; 'Sebentar! ' Maka aku tidak suka jika niatku menjadikannya marah!

Maka Abu Bakar berbicara yang dia lembut daripadaku dan lebih bersahaja. Demi Allah, tidaklah dia meninggalkan sebuah kata yang aku kagumi dalam susunan yang kubuat indah selain ia ucapkan dalam pidato dadakannya yang semisalnya atau bahkan lebih baik hingga dia diam. Kemudian dia mengatakan; 'Kebaikan yang kalian sebut-sebutkan memang kalian penyandangnya dan sesungguhnya masalah kekhilafahan ini tidak diperuntukkan selain untuk penduduk quraisy ini yang mereka adalah pertengahan dikalangan bangsa arab yang nasab dan keluarganya, dan aku telah meridhai salah satu dari dua orang ini untuk kalian, maka baiatlah salah seorang diantara keduanya yang kalian kehendaki.'

Kemudian Abu Bakar menggandeng tanganku dan tangan Abu Ubaidah bin Al Jarrah, dan dia duduk ditengah-tengah kami. Dan tidak ada yang aku benci dari perkataannya selainnya. Demi Allah, kalaulah saya digiring kemudian leherku dipenggal dan itu tidak mendekatkan diriku kepada dosa, itu lebih aku sukai daripada aku memimpin suatu kaum padahal disana masih ada Abu Bakar ash Shiddiq, Ya Allah, kalaulah bukan karena jiwaku membujukku terhadap sesuatu pada saat kematian yang tidak aku dapatkan sekarang, rupanya ada seorang berujar; 'Aku adalah kepercayaan anshar, berpengalaman, cerdas dan tetua yang dihormati, kami punya amir dan kalian juga punya amir tersendiri, wahai segenap quraisy!

' Spontan kegaduhan terjadi seru, suara sangat membisingkan, hingga aku memisahkan diri dari perselisihan dan kukatakan; "Julurkan tanganmu hai Abu Bakar! ' Lantas Abu Bakar menjulurkan tangannya, dan aku berbaiat kepadanya, dan orang-orang muhajirinpun secara bergilir berbaiat, kemudian orang anshar juga berbaiat kepadanya, lantas kami melompat kearah Sa'd bin Ubadah sehingga salah seorang diantara mereka berujar; 'Kalian telah membunuh Sa'd bin Ubadah?

' Kujawab 'Allah yang membunuh Sa'ad bin Ubadah.' Umar melanjutkan; 'Demi Allah, tidaklah kami dapatkan urusan yang kami temui yang jauh lebih kuat daripada pembaiatan Abu Bakar, kami sangat khawatir jika kami tinggalkan suatu kaum sedang mereka belum ada baiat, kemudian mereka membaiat seseorang sepeninggal kami sehingga kami membaiat mereka diatas suatu hal yang tidak kami ridhai, atau kita menyelisihi mereka sehingga terjadi kerusakan, maka barangsiapa yang membaiat seseorang dengan tanpa musyawarah kaum muslimin, janganlah diikuti, begitu juga orang yang di baiatnya, karena dikhawatirkan keduanya terbunuh

İbn Abbas r.a. şöyle anlatmıştır: Muhacirlerden birtakım kimselere Kur'an okutuyordum. Bunlardan biri Abdurrahman b. Avf idi. Hz. Ömer'in yaptığı son haccında Mina'da Abdurrahman b. Avf'ın evinde bulunduğum sırada Abdurrahman, Ömer'in yanında imiş.

Oradan evine benim yanıma döndü ve şöyle dedi: Bugün mu'minlerin emirinin yanına gelen adamı keşke görseydin! Adam şöyle dedi: Ey mu'minlerin emiri! Filan şahıs hakkında ne düşünürsün? Adam "Eğer Ömer ölürse ben muhakkak filan kimseye bey'at ederim. Vallahi Ebu Bekir'e yapılan bey'at, ansızın birden bire yapılıp tamam oldu!" …

dedi. Ömer bu söze çok öfkelendi, sonra şöyle dedi: "İnşallah akşamüstü cemaate bir konuşma yapacağım ve milletin mukadderatını gasp etmek isteyenlere karşı onları sakındıracağım." Abdurrahman şöyle devam etti: Ben "Ey mu'minlerin emiri! Böyle yapma! Çünkü hac mevsimi şerde hızlı ve ayak takımı kimseleri bir araya toplar. Cemaate konuşma yapmak üzere ayağa kalktığında bu kimseler sana yakın bir yerde çoğunluğu ele geçirirler.

Ben senin kalkıp bu konuda bir konuşma yapmandan ve bunu laf taşıyanların senden alıp, etrafa uçurmasından, duyanların da onu belleyememeleri ve manasını anlamamalarından ve o konuşmayı yakışmayacak birtakım manalara çekmelerinden endişe ederim. Onun için acele etme, Medine'ye dönünceye kadar sabret. Çünkü Medine hicret ve sünnet yurdudur.

Orada fakihlerle ve insanların ileri gelenleriyle bir araya gelip söylemek istediğin şeyleri o topluluğa sağlam olaraksöylersin, ilim ehli olanlar senin konuşmanı iyi belleyip kavrarlar ve onu gerektiği şekilde anlarlar. Bunun üzerine Hz.

Ömer şöyle dedi: Valiahi inşallah Medine'ye varıp, yapacağım ilk konuşmada bu meseleyi mutlaka ele alacağım! dedi. İbn Abbas şöyle devam etti: Bizler zilhicce ayının sonunda Medine'ye geldik. Cuma günü olunca güneş tam tepe noktasından kaydığı zaman mescide gitmek için acele davrandım. Nihayet Said b. Zeyd b. Amr b. Nufeyl'i minberin köşesinin yanında oturmuşken ben de yanına varıp oturdum.

Dizim onun dizine dokunuyordu. Çok geçmeden Hz. Ömer çıkageldi. Onun gelmekte olduğunu görünce Said b. Zeyd b. Amr b. Nufeyl'e "Ömer bugün öğleden sonra öyle bir konuşma yapacak ki halifeliğe getirildiği günden beri böyle bir konuşma yapmamıştı!" dedim. Said b. Zeyd benim bu dediklerimi bir anda doğrulamadı ve "Ömer'in şimdiye kadar bundan önce söylemediği bir konuşma yapacağını nereden çıkarıyorsun!"

dedi. Ömer minber üzerine oturup, müezzinler de ezanları okuyup sükut ettikleri zaman ayağa kalktı. Allah'a hamd edip onu layık olduğu yüce sıfatlarla övdükten sonra "Sadede gelince ...

" deyip şunları söyledi: "Sizlere Allah'ın takdir etmiş olduğu bir konuşma yapacağım. Bilmiyorum belki de bu konuşmam benim ecelimden hemen öncedir! Bu konuşmam i kavrayıp, anlayan ve iyi belleyen kimse binitinin ulaştığı her yerde bunu söyleyip yaysın. Akledip, kavramayamayacağından endişe eden kimseye gelince, hiçbir kimseye benim üzerime yalan söylemesini helal etmiyorum.

Şüphesiz ki Allah Muhammed'i hak Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem olarak gönderdi ve ona kitabı indirdi. Allah'ın indirdiği şeyler içinde recm ayeti de vardı. Bizler o ayeti okuduk, akledip anladık ve iyice belledik. Bundan dolayı Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem zina edenlere recm uyguladı, ondan sonra biz de zina edenleri recm ettik.

Ben aradan uzun zaman geçtikten sonra birisinin çıkıp "Biz Allah'ın kitabında recm ayetini bulmuyoruz" demesinden ve Allah'ın indirmiş olduğu bir farizayı terk etmek suretiyle insanların sapıklığa düşmelerinden endişe ediyorum. Recm, Allah'ın kitabında sabit bir haktır. Bu, erkeklerden ve kadınlardan meşru bir evlilik yapıp (muhsan), zina eden, zinası da beyyine ile veya gebelikle ya da itiraf sebebiyle sabit olan kimselere uygulanır.

Sonra bizler Allah'ın kitabından okumakta olduğumuz şeyler için de "Babalarınızdan yüz çevirmeyiniz! Çünkü sizin onlardan yüz çevirmeniz nankörlüktür -veya sizin babalarınızdan yüz çevirmeniz, muhakkak sizin için bir küfürdür" sözleri de vardı. Dikkat edin! Sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şunu da buyurmuştur: "Sizler beni, Meryem oğlu İsa'nın övüldüğü gibi övmeyiniz.

Benim için 'Allah'ın kulu ve Resulü' deyiniz." Sonra içinizden birisi çıkıp, "Valiahi Ömer ölürse ben muhakkak filan kimseye bey'at ederim" demiştir. Sakın hiçbir kimse onun "Ebu Bekir'e yapılan bey' at ancak istişaresiz birden bire yapılıp tamam oldu" demesine aldanmasın. Dikkat ediniz! Gerçekten o iş böyle çabuk olmuştur. Fakat Allah o işin kötülüğünden ümmeti korumuştur.

İçinizden hiçbir kimse, kendisine hızla gidilmek amacıyla develerin telef edilmesine Ebu Bekir' den daha layık değildir. Bundan sonra kim millete danışmadan Müslümanlardan bir adama bey'at ederse onun bey'ati kabul edilmez. O bey' at eden de, bey'at edilen de kendilerini öldürülme tehlikesine atmış olurlar! Şu da bir gerçektir ki Allah, Nebiini vefat ettirdiği zaman bizler Ensarın bize muhalefet ettiği ve tümünün Saide oğulları gölgeliğinde toplandıklarını haber almıştık Ali'yle ZUbeyr ve onların beraberinde bulunanlar da bize muhalefet ettiler.

Muhacirler, Ebu Bekir'in yanında toplandılar. Ben Ebu Bekir'e "Ey Ebu Bekir! Haydi şu Ensar kardeşlerimizin yanına gidelim!" dedim. Bundan sonra onlara ulaşmak maksadıyla yola koyuldukOniara yaklaştığımızda bizleri aralarından iki salih kişi karşıladı ve toplananların benimseyip, üzerinde ittifak ettikleri görüşü bize bildirdiler ve "Ey Muhacirler topluluğu!

Nereye gitmek istiyorsunuz?" dediler. Biz de onlara "Şu Ensar kardeşlerimizin yanına gitmek istiyoruz" dedik. Bize "Ensar topluluğuna yaklaşmayınız, siz kendi işinizin hükmünü kendiniz veriniz!" dediler. Ben de onlara "Valiahi bizler muhakkak onların yanına gideceğiz!" dedim ve yola Çıktık, nihayet Saide oğullarının danışmalarda bulundukları gölgelikte Ensar topluluğunun yanına vardık Bir de ne görelim onların arasında bir örtüye bürünmüş bir adam var!

Ben "Bu kimdir?" dedim. Onlar "Bu Sa'd b. Ubade'dir" dediler. Ben "Onun nesi var?" dedim. Bana "Sıtma nöbeti var!" dediler. Birazcık oturduktan sonra onların hatibi şehadet kelimelerini söyledi ve Allahu Teala'ılayık olduğu yüce sıfatlarla övdü. Bundan sonra "İmdi, sadede gelince ...

" dedikten sonra şöyle devam etti: "Bizler Allah'ın Ensarın ve İslamın büyük ordusuyuz. Sizler -ey Muhacirler topluluğu!- Mekke'deki kavminizden bize gelmiş olan az bir topluluksunuz. Hal böyle iken şimdi bu azınlık, bizi aslımızdan koparmak ve bu görevi üstlenmemize mani olmak istiyorlar. Ömer şöyle devam etti: Ensarın hatibi susunca, ben söz almak istedim.

Daha önce beğendiğim ve Ebu Bekir'in önünde yapmayı istediğim bir konuşma hazırlamıştım. Ebu Bekir' e gelen öfkenin bir kısmını yatıştırmaya uğraşıyordum. Ben konuşmak istediğim zaman Ebu Bekir bana "Yavaş ol" dedi. Ebu Bekir'i öfkelendirmek istemedim. Ebu Bekir kendisi konuşmaya başladı. O öfke sırasında benden daha ağır başlı, daha sakin ve daha vakarlı idi.

Vallahi Ebu Bekir benim hazırlamış olduğum konuşmada hoşuma giden her şeyi söyledi. Marifeti sayesinde hazırladığım konuşmanın benzeri veya ondan daha üstün olan bir konuşmayı yaptı ve sonra sustu. Bu konuşmasında şunları söyledi: Kendinizde bulunduğunu ifade ettiğiniz hayra sizler ehilsiniz. Fakat şu halifelik işi Kureyş'ten olan şu Muhacirler topluluğundan başkasına asla tanınmayacaktır.

Onlar nesep ve yurt bakımıarından Arapların en ortasıdır. Ben sizler için şu iki kişiden birisine razıyım, bunlardan dilediğiniz birisine bey'at edebilirsiniz. Ömer şöyle devam etti: Bundan sonra Ebu Bekir kendisi aramızda oturmakta bulunduğu halde benim elimi ve Ebu Ubeyde b. Cerrah'ın elini tuttu. Ben onun bu söylediklerinden rahatsız olduğum kadar başka bir sözden utanmamıştı.

Vallahi öne geçirilip, boynumun -herhangi bir günahtan dolayı değil- vurulması bana aralarında Ebu Bekir'in bulunduğu bir kavme emirlik yapmaktan daha sevimlidir. Ancak ölümüm esnasında şeytan ın telkini ile nefsimin bunu bana süsleyip güzel göstermesi hali müstesnadır ki ben şu saatte onu vicdanımda hissetmiyar ve bulmuyorum!

Bu sırada Ensardan birisi şöyle dedi: Bizler emirlik ağacının faydanılacak olan aslıyız, köküyüz. Yine bizler meyveleri düşmesin diye yapraklarla, dallarla bağlanmış yüklü hurma salkımlarıyız. Bir emir bizden, bir emir sizden olsun ey Kureyş topluluğu!

dedi. Bunun üzerine karışık sözler çoğaldı ve sesler yükseldi. Hatta ben bir ihtilaf çıkmasından korktum ve hemen "Uzat elini ey Ebu Bekir" dedim. O da elini uzattı. Ben de ona bey' at ettim. Benden sonra Muhacirler ve Ensar Ebu Bekir'e bey' at ettiler. Biz böylece Sa'd b. Ubade'ye karşı çabuk davranıp, galebe sağlamış olduk. Onlardan birisi sizler Sa'd b.

Ubade'yi öldürdünüz dedi. Hz. Ömer şöyle devam etti: Bu kişiye karşı ben "Sa'd b. Ubade'yi Allah öldürdü" dedim. Bundan sonra Hz. Ömer o Cuma konuşmasının sonunda şunları söyledi: Bizler o zaman Allah'a yemin ederim ki karşı karşıya olduğumuz sorunlar içinde Ebu Bekir'e bey' at etmeden daha güçlü başka bir iş bulmadık. Ensar topluluğundan ayrıldığımızda bir bey'at yapılmadığı için onların bizden sonra kendilerinden bir kişiye bey'at etmelerinden korktuk.

Bu takdirde ya bizler razı olmamamıza rağmen onlara bey' at edecek ya da onlara muhalefet edecektik. Bu durumda büyük bir fesat meydana gelecekti. Artık bundan böyle Müslümanlarla istişare olmaksızın kim bir kişiye bey' at edecek olursa, öldürülecekleri korkusundan ne ona ve ne de bey' at ettiği kişiye tabi olunmayacaktır. Fethu'l-Bari Açıklaması: Başlıktaki "muhsan olup ...

" ifadesi evli ise demektir. İsmam şöyle demiştir: İmam Buhari attığı bu başlıkla kadının evli iken zinadan gebe kalıp, sonra çocuğunu doğurmasını kastetmektedir. Buna karşılık kadın hamile ise çocuğunu dünyaya getirinceye kadar recm edilmez. İbn Battal şöyle demiştir: Atılan başlığın manası zinadan gebe kalmış bir kadına recin cezası uygulamak gerekli midir yoksa değil midir demektir.

Bilginler arasında hamile kadının çocuğunu dünyaya getirinceye kadar recm edilemeyeceği noktasında icma oluşmuştur. Nevevi şöyle demiştir: Hamile kadının cezası sopa ise de hüküm böyledir, çocuğunu dünyaya getirinceye kadar bu ceza uygulanmaz. Kısas edilmesi gerekli olan hamile bir kadının durumu da böyledir. Yani o da çocuğunu dünyaya getirinceye kadar kısas edilemez.

Bütün bunlarda bilginlerin icmaı vardır. Hz. Ömer hamile olan kadını recm etmek isteyince, Muaz ona "Karnındakini dünyc;ya getirinceye kadar ona ilişemezsin" demiştir. Hadisi İbn Ebi Şeybe rivayet etmiştir, ravileri sikadır.(İbn Ebi Şeybe, Musannef, V, 543) Kadının çocuğunu doğurmasından sonra ne yapılacağı konusunda bilginler arasında ihtilaf vardır.

İmam Malik, çocuğunu doğurduğunda recm edilir, çocuğunu büyütüneeye kadar beklenmez demiştir. KOfe fıkıh bilginleri ise "çocuğunu dünyaya getirdiğinde ona bakacak birini buluncaya kadar recm edilmez" kanaatini benimsemişlerdir. İmam Şafil'nin görüşü de bu doğrultudadır. İmam Malik'ten de buna benzer bir görüş naklediimiştir. İmam Şafiı şu hükmü de eklemiştir: Kadın doğumun ardından gelen ilk sütü vermedikçe recm edilemez.

Müslim'in nakline göre Büreyde şöyle anlatmıştır: Gamid kabilesinden kadının biri gelerek Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e "Ya Resulallah! Beni temizle!" dedi. (Kadın zinadan hamile olduğunu söylemişti.) Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona "Doğumunu yapıncaya kadar bekle" buyurdu. Kadın doğumunu yapınca, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Onu recm edip de çocuğunu küçük yaşta emzirecek birisi bulunmaz halde bzrakamayzz" dedi.

Bunun üzerine adamın biri ayağa kalktı ve "Ya Resulallah! Onun emzirilmesi bana ait olsun" dedi. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kadını recm ettirdi.(Müslim, Hudud) Büreyde'nin bir başka rivayetine göre bu olay şöyle cereyan etmiştir: "Kadın çocuğunu sütten kesilinceye kadar emzirdi. Sonra onu Müslümanlardan birisine teslim etti ve Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendisini recm ettirdi."

Büreyde'nin bu iki rivayetini şu şekilde cem ve telif etmek mümkündür: İkinci rivayette birincide olmayan bir fazlalık vardır. Dolayısıyla birinci rivayette yer alan "ileyye irdauhu=onun emzirilmesi bana ait olsun" cümlesini, onun bakımı bana ait olsun şeklinde yorumlamak mümkündür.

"İbn Abbas'ın nakline göre" İbnü't-Tın'in nakline göre Davudı şöyle demiştir: İbn Abbas'ın "......... küntü ukriu ricalen" cümlesinin manası ben bazı kimselerden Kur'an öğreniyordum demektir. Çünkü İbn Abbas, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem vefat ettiğinde Muhacir ve Ensardan sadece mufassal grubu sureleri ezberlemişti. İbnü't-Tin şöyle der: Davudl'nin bu ifadesi, İbn Abbas'ın cümlesinin zahirinin dışına çıkmak hatta ifadeden uzaklaşmaktır.

Çünkü "ukriu" öğretiyorum manasınadır. İbn İshak'ın, Abdullah b. Ebu Bekir vasıtasıyla Zührl' den yaptığı şu rivayet de bu tenkidi teyit etmektedir: "Mina' da Hz. Ömer'le birlikte bulunduğumuz sırada zaman zaman Abdurrahman b. Avf'ın yanına gelip, ona Kur'an öğretiyordum." Bu haberi İbn Ebi Şeybe nakletmiştir.(İbn Ebi Şeybe, Musannef, VII, 431) İbn Abbas zeki ve hızlı ezber yapabilme yeteneğine sahip birisi idi.

Birçok sahabe cihadla meşguloldukları için Kur'an'ı ezberleyememişlerdi. Nasibi olanlar, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in vefatından sonra Medine'de yerleşmelerinin ardından bu eksikliklerini giderdiler. Sahabe asil çocuklara güveniyorIardı. Buçocuklar kendilerine ezberleme telkin i yapmak için Kur'an okutuyordu.

"Filan kimseye" yani Talha b. UbeyduIlah'a "bey' at ettim." "ValIahi Ebu Bekir'e yapılan bey'at" "felteten" yani ansızın birden bire yapılıp tamam oldu! Hadiste geçen "er-rua" ayak takımı kimseler demektir. Kötülük işlerinde eli çabuk, ayak takımı kimselere Arapçada "rua" denilmektedir.

"Yağlibune ala kurbike" yani onlar sana yakın bir yerde çoğunluğu ele geçirirler. "Fetahlusu" yani orada fakihlerle ve insanların ileri gelenleriyle bir araya gelirsin.

"Allah'ın kulu deyiniz." İmam Malik'in rivayetine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ben ancakAllah'ın kuluyum. Benim için Allah'ın kulu ve Resulü deyiniz" buyurmuştur. İbnü'I-Cevzl şöyle der: Bir şeyin yasaklanmasından onun vuku bulmuş olduğu sonucu çıkmaz. Çünkü biz Nebiimiz hakkında Hıristiyanların Hz. İsa hakkındaki iddiaları gibi iddiada bulunan olduğunu bilmiyoruz.

Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in getirdiği yasaklık öyle anlaşılıyor ki Muaz b. Cebel hadisinde belirtilen olaydan dolayıdır. Çünkü o secde etmek için izin isteyince, 'Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bundan kaçınmış ve ona yasak getirmiştir. Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem adeta başkasının onun da ötesinde abartıya gideceği endişesine kapılmış ve emri teyid etmek için derhal yasaklama getirmiştir.

İbnü'tTın şöyle demiştir: "La tutTuni" yani beni Meryem oğlu İsa'nın cvülmesi gibi övmeyiniz. Çünkü onların bir kısmı onun hakkında ileri gidip, kendisini Allah'ın yanında bir ilah kabul ettiler. Bazıları ise onun Allah olduğunu iddia ederken, bir kısmı Allah'ın oğludur dediler. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem getirdiği yasaklama ardından "Ben Allah'ın kuluyum" dedi.

İbnü't-Tin şöyledevam eder: Hz. Ömer'in bu olayı burada zikretmesinin ardında yatan incelik, kendisinin Müslümanlar hakkında aşırılığa kaçma endişesi duymasındandır. Yani Hz. Ömer anlama yeteneği olmayan bir kimsenin yanlış bir zanna kapılacağından ve herhangi bir kişinin halifeliğe layık olduğunu ve layık olmadığı halde bu görevi üst1enmeye kalkacağı düşüneceğinden korkmuştur.

Yanlış zanna kapılan kişi ise onda olmayan şeylerle kendisini övüp, hadiste getirilen yasaklık kapsamına düşebilir. Hz. Ömer'in bu olayı nakletmesinin sebebi şu da olabilir: Ebu Bekir'i metheden kişinin ağzından çıkanlar yasaklanmış övgü türünden değildir. Bundan dolayı Hz. Ömer "İçinizden hiçbir kimse ... Ebu Bekir' den daha layık değildir" demiştir.

Hz. Ömer'in recm olayıyla anne ve babalardan yüz çevirmeyi yasaklaması, konuşma yapmasına sebep olan olaydan dolayıdır. Bu olayaradan birisinin "Eğer Ömer ölürse ben muhakkak filan kimseye bey' at ederim" şeklindeki ifadesidir. Hz. Ömer recm olayıyla "Şer'ı ahkam konusunda ancak Kur'an'da bulduğu m şeylerle amel ederim. Kur'an'da ise halife öldüğünde danışmalarda bulunma şartı açıkça getirilmemiştir.

Tam tersine bu hüküm sünnetten alınmıştır. Nitekim recm de okunan Kur'an'da mevcut değildir. Bu hüküm sünnetten alınmıştır" diyen kimsenin bundan vazgeçirilmesi gerektiğine işaret etmiştir. Anne ve babalardan yüz çevirmenin yasaklığına gelince; Hz. Ömer sanki halifenin toplum açısından baba mesabesinde olduğuna işaret etmektedir.

Dolayısıyla toplumun halifeyi bırakıp, başka birisini isteme hakları yoktur. Tam tersine babaya itaat etmek nasıl gerekli ise, halifeye de itaat -şartlarını taşıması şartıylaöyle gereklidir. Hz. Ömer'in değindiği konuların birbiriyle ilgisi bizim anladığımız kadarıyla bundan ibarettir. Gerçek ilim Allahu Teala'ın katındadır.

"Dikkat ediniz! Gerçekten o iş" yani Ebu Bekir'e yapılan bey'at" "Fakat Allah o işin kötülüğünden ümmeti korumuştur." Yani Allahu Teala genellikle acelede olan kötülükten onları korumuştur. Çünkü aniden yaptığı işteki hikmeti bilmeyen bir kimsenin genellikle ondan hoşnut olmaması normal bir durumdur. Hz. Ömer, Hz. Ebu Bekir'e bey'atta acele edilmesinin sebebini Ensarın Sa'd b.

Ubade'ye bey' at etmelerinden korkması şeklinde açıklamıştır. Ebu Ubeyd "Ebu Bekir'e bey'atta acele ettiler. Çünkü bu mesele yayılır ve layık olmayan kimseler bu işe kafalarını takar ve kötülük meydana gelir diye korktular" demiştir. Davudl'nin bu konudaki görüşü şöyledir: Hz. Ömer'in "Ebu Bekir'e yapılan bey'at birdenbire olmuş ve tamamlanmıştır" sözünün manası, bu bey'at görüşünü almak gereken herkes mevcut olduğu halde hiç kimseye danışılmaksızın yapılmıştır demektir.

İmam Şafil'nin talebesi Kerabısı bu açıklamaya tepki göstermiş ve şöyle demiştir: Tam tersine maksat, Hz. Ebu Bekir ve beraberinde olanların Ensara gitmekte muhalif davranmaları ve onların huzurunda Ebu Bekir' e bey' at etmeleridir. Oysa Ensarın arasında Ebu Bekir' e bey' at etmesi gerektiğini bilmeyen kimseler de vardı. Bunlar "Biz Ensar topluluğundan bir emir, sizlerden de bir emir olsun ey Kureyş topluluğu!"

demiştir. Hadiste geçen "el-felte"den maksat Ensara ve onların Sa'd b. Ubade'ye bey'at etme isteklerine karşı muha1efettir. İbn Hibban şöyle der: "hü ..:..jlS Kanet felteten" ifadesinin manası, bey'at ilk başlarda çok az kişi tarafından yapıldı demektir. Bir şey böyle olduğunda ona "U4.l1 el-felte" denilir. Böyle bir durumda genellikle muhalif olanların muhalefeti dolayısıyla bir kötülük meydana geleceği tahmin edilir.

Allahu Teala ise Ebu Bekir'e ,bey'atta kötülük olduğundan değil, genellikle böyle bir durumda olabilecek kötülüğe karşı Müslümanları korumuştur. "İçinizden hiçbir kimse, kendisine hızla gidilmek amacıyla develerin telef edilmesine EbU Bekir'den daha layık değildir." Hattabi'ye göre Hz. Ömer'in demek istediği şudur: İçinizden fazilet açısından kendisine erişilemeyecek derecede yol almış bir kimse, Ebu Bekir'in derecesine erişemez.

Hiç kimse Ebu Bekir'in eriştiği bey' ata erişeceğini ummasın. Ebu Bekir önce dar çerçevede bu bey'atı almış, sonra insanlar ona bey' at etmekte ittifak etmişler ve kendisi hakkında ihtilafa düşmemişlerdir. Zira onun halifeliğe layık olduğunu anlamışlar ve onun halifeliği konusunda düşünmeye, danışmalarda bulunmaya ihtiyaç duymamışlardır.

Ondan başkası bu konumda değildir. Hz. Ömer'in bu sözü, Ebu Bekir'in halifeliğinde yapıldığı gibi bir konuda acele davranmaktan kaçınmak gerektiğine işaret etmektedir. Zira ortada Ebu Bekir gibi bir aday yoktur. Çünkü Ebu Bekir birçok güzel nitelikleri kendisinde toplamış bir kişidir. O Allah'ın emrine uyan, Müslümanlara alçakgönüllü davranan, güzel ahlak sahibi, siyaseti bilen ve tam bir takvaya sahip olan kişidir.

Başka hiç kimse ondaki bu nitelikleri taşımamaktadır. Dolayısıyla onun dışında bir kimseye danışmlarda bulunmaksızın bey'at edildiğinde kötülük kaynağı olan ihtilafın doğmayacağından hiç kimse emin olamaz.

"Tağirreten en yuktela" yani bey' at eden de, bey'at edilen de kendilerini öldürülme tehlikesine atmış olmamaları için. "...... Yuakü" yani ona va'k gelir. ....... titremeyle birlikte yüksek ateştir. Zaten bundan dolayı örtüye bürünmüştür.

"Onların hatibi şehadet kelimelerini söyledi." Onların konuşmacılarının ismine vakıf olamadım. Sabit b. Kays b. Şemmas, Ensarın hatibi olarak çağrılıyordu. Öyle anlaşılıyor ki Ensarın hatibi Sabit'ti.

"......... Ketibetü'l-İslam= İslamın büyük ordusu" Hadiste geçen ketıbe'nin çoğulu ''....... ketaib"dir. Bu, bir araya toplanmış, büyük bir ordudur. Hz. Ömer'in onlara bu şekilde hitap etmesi, abartı içindir. Hz. Ömer onlara sanki sizler İslamın toplumusunuz, demiş olmaktadır. ...... Rehtun", az bir topluluk demektir. On veya daha az bir gruba reht denildiği daha önce geçmişti.

"Ve kad deffet daffetun min kavmikum" yani sizin topluluğunuzdan az bir grup geldi demektir. Kelimenin aslı "deff" kökünden türemedir. Bu kök, grup halinde yavaş yol alma ve yürüme anlamın'adır, "Yahtezihlna" yani bu azınlık, bizi bu işten koparmak vedışlayıp tek başına kalmak istiyorlar.

"........ Ve en yahdununa" Ebu Ubeyd'in ifadesine göre bu kelime elMüstemll'de "yuhricuna" şeklindedir. "Hadanahu" ve "ihtedanehu ani'l-emri" demek onu bir kenara çıkardı, o konuda tek başına kaldı veya karşısındaki kişiye mani oldu demektir.

"...... kl; Felemma sekete" yani Ensarın hatibi susunca demektir. Onun ifadesinden anlaşılan şudur: Ensarın hatibi, Muhacirlerden bir grubun Ensara kendilerinin daha layık olduklarına inandıkları bir görev konusunda engelolmak istediklerini haber vermiştir. Ve böylece üstü kapalı olarak Ebu Bekir, Ömer ve onlarla gelenleri kastetmiştir.

"............ Ve küntu kad zewertu makaleten" yani bir konuşma hazırlamış ve onu güzel yapmıştım. ".............. Fe kale kailü'l-Ensari." Bu sırada Ensardan birisi şöyle dedi: Süfyan, Bezzar'da yer alan rivayetinde bu hatibin ismini Hubab b. el-Münzir olarak vermektedir. İbn Şihab şöyle demiştir: Said b. el-Müseyyeb bana "ene cüzeylüha'l-muhakkeku" diyen kişinin Hubab b.

el-Münzir olduğunu haber verdi. Daha önce Hz. Aişe radıyal\ahu anha hadisinde mevsul olarak şöyle geçmişti: Ebu Bekir "Bizler emiriz, sizler vezirsiniz" dedi. Bunun üzerine Hubab b. el-Münzir şöyle cevap verdi: "Hayır, vallahi bunu yapamayız!

Bir emir bizden, bir emir sizden olsun" dedi. "el-Murecceb" ve "el-muhakkek" kelimelerinin açıklaması o hadisin açıklaması yapılırken geçmişti. Ebu Bekir' e yapılan bu bey' at1a ilgili diğer hususlar da orada açıklanmıştı. İshak b. et-Tabba' burada şöyle bir ilave açıklamada bulunmuştur. İmam Malik' e bunun manasının ne olduğunu sordum.

Bana şöyle dedi: Sanki Hubab b. el-Münzir ben Ensarın dahisiyim demek istiyor. Bu, mana itibariyle bir tefsirdir. O buradaki rivayetine "iki kılıç" kelimesini eklemiştir. Söz konusu "ivayetin devamı şöyledir: "Aksi takdirde bir hile olarak aramızda savaş hazırlarız." Bunun üzerine ben de "İki kılıç bir kına girmez" dedim. Ma'mer'in nakline göre bunu rivayet eden Katade'dir.

Ma'mer şöyle demiştir: Katade'nin nakline göre Hz. Ömr dedi ki: İki kılıç bir kına girmez. Fakat emirler bizden, vezirler sizden olsun." İbn Sa'd da sahih bir isnadla el-Kasım b. Muhammed'in mürseli şöyledir: Ensar, Sa'd b. Ubade'nin etrafında toplandı. Ebu Bekir, Ömer ve Ebu Ubeyde onların yanına geldi. Hubab b. el-Münzir ayağa kalktı.

Hubab Bedir'e katılmış sahabelerdendi. "Bir emir bizden, bir emir sizden olsun. Biz vallahi bu konuda sizi kıskanmıyoruz. Fakat babalarını ve kardeşlerini öldürdüğümüz birtakım kimselerin geleceğinden korkuyoruz" dedi. Hz. Ömer "Böyle bir şeyolduğunda gücün yeterse öl!"

dedi. Hattabı "Bir emir bizden, bir emir sizden olsun" diyen kişiyi buna sevk eden Arapların anlayışıdır. Onlara göre bir topluluğun başına lider olacak kişi, ancak kendilerinden olur. Bu sözü söyleyen kişi, İslamın devlet başkanlığı konusundaki hükmünü ve bu görevin Kureyş'e ait olduğunu duymamış gibidir. Ancak bundan haberdar olunca konuşmasını kesmiş, kendisi ve kavmi Hz.

Ebu Bekir'e bey'at etmiştir. "Hatta feriktu mine'l-ihtilaf" Bu fiil "el-ferak" kökünden türemedir. Manası korkmaktır. İmam Malik'in rivayetinde bu kelimenin yerine "hatta hıftu" ifadesi geçerken, Cüveyriye'nin rivayetinde "hatta eşfakne'l-ihtilaf" ifadesi geçmektedir.

"Ve nezevna" sıçradık, galebe sağlamış olduk. Hadisten Çıkan Sonuçlar 1. İlmi verenin yaşı alandan daha küçük, toplum içindeki mertebesi ondan daha aşağı olsa bile yine de onu ehlinden almak gerekir. 2. İlim ehil olmayan kimselere verilmez ve onu kavramayacak kimseye açılmaz. 3.Anlayışı az olan bir kimseye tahammül edemeyeceği şey söylenmez.

4. Devlet başkanına toplumu fesada sürükleyecek bir faaliyet yapmasından endişe edilen bir kişinin konuştuğu şeyleri ihbar etmek caizdir ve bu, kınanmış olan söz taşımadan (nemıme) sayılmaz. Ancak iki maslahatı sağlamak ve ilgili kişiyi korumak için uyarının üstü kapalı yapılması gerekir. Her halde bu olayda gerçekleşen de böyle idi.

Hz. Ömer bundan kaçındırmakla yetinmiş ve o görüşü dile getireni cezalandırmadığı gibi, söylediği iddia edilen kişiyi de cezalandırmamıştır. Mühelleb kendi iddiası üzerine maksadın Ensardan bir şahsa bey' at etmek olduğu sonucunu dayandırmış ve şöyle demiştir: Bunda Ebu Bekir'in sözüne muhalefet vardır: Çünkü o "Fakat Araplar şu halifelik işini Kureyş'ten olan şu Muhacirler topluluğundan başkasına asla tanınmayacaktır" demiştir.

Bilinen, aksine davranmanın caiz olmadığı şeydir. Bizim kanaatimiz ise şu yöndedir: Yukarıdaki olayın ifade akışından ortaya çıkan şudur: Hz. Ömer'in tepkisi Müslümanlara danışmaksızın herhangi bir şahsa bey' at etmek isteyen kimseyedir. O, ilgili şahsın Kureyşli veya başka bir kabileden olmasına değinmemiştir. 5. Bir toplumun önde gelen büyüğü hakkında mubah olan öyle şeylere tahammül edilir ki bunlara başkası hakkında asla katlanılamaz.

Çünkü Hz. Ömer "İçinizden hiçbir kimse, kendisine boyunların uzatılmasına Ebu Bekir' den daha layık değildir" demiştir. Genel bir danışma olmaksızın Ebu Bekir' e beyate girişilmesine tahammül edilmiş olmasından onun sıfatını taşımayan herkes için bunun mubah olduğu sonucu çıkarılamaz. Mühelleb şöyle demiştir: Hadisten halifeliğin sadece Kureyş içinden birine verileceği anlaşılmaktadır.

Bunun delilleri çoktur. Budelillerden birisi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Müslümanların emirliğini Ensara tavsiye etmiş olmasıdır. Bu tavsiye, onların halifeliğe haklarının olmadığına açık bir delildir. Ancak Mühelleb'in bu görüşü tartışılır. Bunun açıklaması ileride Ahkam bölümünde "Emirlerin Kureyş'ten olması" bölümünde gelecektir.

6. Bir kadın kocası ve efendisi olmadığı halde hamile olduğu takdirde kendisine had cezası uygulanır. Ancak hamileliğine bir delil getirir veya zorla tecavüze uğradığını ispat ederse cezadan kurtulur. İbn Abdilberr şöyle der: Hz. Ömer'in birçok davada zorlama olduğu vb. iddialarla had cezasını düşürdüğüne dair haberler gelmektedir.

İbn Abdilberr bundan sonra Şu'be, Abdulmelik b. Meysara isnadıyla en-Nezzal b. Sebre'nin şu ifadesini nakleder: Mina'da Hz. Ömer'le birlikte bulunuyorduk. Birden karnı burnunda hamile bir kadın ağlayarak çıkageldi. Hz. Ömer kadına bunun sebebini sorunca, şöyle cevap verdi: Ben uykusu ağır bir kadınım. Bir gece namaza kalkmıştım.

Sonra tekrar uyudum. Uyandığımda adamın birisi üstüme çıkmış bana tecavüz ediyordu. Sonra işini bitirince çekip gitti. Kim olduğunu bilmiyorum. Bu ifadenin ardından Hz. Ömer kadına had cezasını düşürdü. Bazı bilginler devlet başkanı (yetkili makam) kadının zorla tecavüze uğradığı iddiasında doğru söylediğine dair belirtiler görürse bunu kabul eder demişlerdir.

Ancak memleketinde dindarlığıyla ve doğruluğuyla meşhur olmamış, zorla tecavüze uğradığına dair elinde bir karinesi bulunmayan kadının tecavüze uğradığı iddiası -özellikle de kadın şaibeli ise- kabul edilmez. İbn Abdilberr Medine halkının Abdurrahman b. Avf ve Hz. Ömer'in bu konuda ittifakları nedeniyle ilim ve anlayış sahibi kimseler olduklarını bu haberden çıkarmıştır.

İbn Battal'ın naklettiği ve kabul ettiği üzere Mühelleb de böyle söylemiştir. Bu hüküm o dönemin insanları hakkında isabetlidir. Bu konuda onlara benzeyenler de kendileri kategorisindedirler. Bundan sözkonusu durumun her asırda, hatta her kişide bu şekilde sürüp gideceği sonucu çıkarılamaz. 7. İlmi belleyip, anlama yeteneği olan kimseye onu tebliğ etmeli, anlamayana ise bildirmemelidir.

Ancak kişi duyduğu haberi harfi harfine nakledebiliyor ve üzerinde herhangi bir değişiklik yapmıyorsa ona da ilmi tebliğ etmede herhangi bir sakınca yoktur. Mühelleb Hz. Ömer'in "Babalarından yüz çevirmeyiniz" hadisi ile recm hadisine yer vermesinin ilişkisine şöyle işaret etmektedir: Hz. Ömer, bununla hiç kimsenin elinde Kur'an veya hadisten nass bulunmayan bir konuda kesin konuşmasının isabetli olmayacağını ve hiç kimsenin kendi görüşüne başvurmak suretiyle nefsinin kendisine hoş gösterdiği şeyi söyleyip, yapmasının uygun ofmay.acağına işaret etmiştir.

Nitekim "Ömer ölürse filan kimseye bey' at ederim" diyen kişi işte böyle kesin konuşmuştur. Çünkü o kişi halifeliğe elverişli olan kimsenin taşıması gereken şartın Kur'an'da yazılı olduğunu görmemiştir ve halife olmasını istediği kişiyi Ebu Bekir'in halife seçilmesi olayına kıyaslamış, arada fark olduğu için kıyasında yanlışlık yapmıştır.

Oysa yapması gereken, ilim ehli kimselere Kitap ve sünnetin hükmünü sorması ve onların gösterdiği şeklinde hareket etmesi idi. Hz. Ömer recm olayıyla anne ve babalardan yüz çevirmenin yasaklığı hadisesine yer vermiştir. Oysa bu iki olay, -her ne kadar Allahu Teala'ın hakkında hüküm indirdiği, hükmünün devam ettiği ve okunmasının nesh edildiği şeylerden ise de- okuduğumuz Kur'an'da ayet olarak mevcut değildir.

Ancak bu hükmü anlamak sözkonusu gerçeği anlayabilecek kapasitedeki ilim ehli kimselere mahsustur. 8. Bir topluluğun fitneye düşeceği ve gerçeği kabul etmeyeceği endişesini taşıyan bir kimsenin onlara gitmesi, kendileriyle tartışması ve onlara gereken delili sunması gerekir. NesaS'nin nakline göre Salim b. Ubeydullah şöyle demiştir: "Muhacirler halifelik konusunu görüşmek üzere biraraya geldiler ve sonra 'Buyrun Ensar kardeşlerimize gidelim!'

dediler. Oraya varınca Ensara 'Bizden bir emir, sizden bir emir olsun' dediler. "(Nesai es-Sünenu'l-Kübra, ıV, 263) Bunun üzerine Hz. Ömer şöyle dedi: "Bir emir bizden, bir de sizden olursa bu, bir kında iki kılıç demektir. Bu da uygun olmaz." Sonra Hz. Ömer, Ebu Bekir'in elini tutarak "Arkadaşına "Üzülme! Çünkü Alla1-. bizimle beraberdir"(Tevbe 40) derken üçüncüleri Allah olan kimdi?

Onlar mağarada iken kimdi onun arkadaşı? Kimdi o iki arkadaş? Hz. Ömer bundan sonra Ebu Bekir'e bey' at etti. Ardından insanlar da ona en güzel ve en şık bir biatla bey' at ettiler. 9. Mertebesi yüksek bir kişi edepli olmak ve kendi nefsini temize çıkarmaktan kaçınmak amacıyla kendi seviyesinden daha aşağıda olan birisine alçak gönüllü davranıp, onu kendine tercih edebilir.

Nitekim Hz. Ömer'in uzat elini dediğinde Hz. Ebu Bekir'in bundan kaçınmaması bu gerçeği göstermektedir. 10. Müslümanların birden daha fazla devlet başkanları olması mümkün değildir. 11. Fitneye devam edeceği endişesi söz konusu olan kimseye beddua etmek caizdir. 12. Devlet başkanının huzurunda bir başka kişiye iftira atan kimseye mağdur talep etmedikçe devlet başkanının iftira cezası uygulaması gerekmez.

Çünkü iftiraya uğrayan kişi bunu atanı affedebilir veya onun suçunun örtülmesini isteyebilir. 13. Devlet başkanı bir topluluğun yasak olan bir fiili işleme endişesi taşıyorsa onlara gitmesi, Öğüt vermesi ve o fiili işlemeden önce kendilerini uyarması gerekir

6832Zayd ibn KhalidSahih

حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ شِهَابٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ، عَنْ زَيْدِ بْنِ خَالِدٍ الْجُهَنِيِّ

قَالَ: سَمِعْتُ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَأْمُرُ فِيمَنْ زَنَى وَلَمْ يُحْصَنْ جَلْدَ مِائَةٍ وَتَغْرِيبَ عَامٍ قَالَ ابْنُ شِهَابٍ وَأَخْبَرَنِي عُرْوَةَ بْنُ الزُّبَيْرِ، أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، غَرَّبَ، ثُمَّ لَمْ تَزَلْ تِلْكَ السُّنَّةَ

I heard the Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) ordering that an unmarried person guilty of illegal sexual intercourse be flogged one-hundred stripes and be exiled for one year. Umar ibn al-Khattab also exiled such a person, and this tradition is still valid.

ইবনু শিহাব (রহ.) বলেন, আমাকে ‘উরওয়াহ ইবনু যুবায়র (র.) বলেছেন যে, ‘উমার ইবনু খাত্তাব (রাঃ) নির্বাসিত করতেন। অতঃপর সব সময় এ সুন্নাত চালু আছে।

Telah menceritakan kepada kami [Malik bin Isma'il] telah menceritakan kepada kami ['Abdul 'Aziz] telah mengabarkan kepada kami [Ibnu Syihab] dari ['Ubaidullah bin "Abdillah bin 'Utbah] dari [Zaid bin Khalid Al Juhani] mengatakan; 'Aku mendengar Nabi shallallahu 'alaihi wasallam menyuruh menghukum orang yang berzina dan dia belum menikah dengan dera seratus kali dan diasingkan selama setahun.'

Kata [Ibnu Syihab], dan telah mengabarkan kepadaku ' ['Urwah bin Zubair] bahwa [Umar bin Khattab] pernah mengasingkan (pelaku zina), dan yang demikian menjadi sunnah

Zeyd b. Halid el-Cüheni şöyle demiştir: Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den işittim, evlenmemiş olarak zina eden muhsan olmayan (evli yada dul) kimseler hakkında yüz sapa vurmayı ve bir yıl sürgüne göndermeyi emrediyordu

6833Abu HurayrahSahih

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضى الله عنه

أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَضَى فِيمَنْ زَنَى وَلَمْ يُحْصَنْ بِنَفْىِ عَامٍ بِإِقَامَةِ الْحَدِّ عَلَيْهِ

The Messenger of Allah (sallallahu alayhi wa sallam) judged that the unmarried person who was guilty of illegal sexual intercourse be exiled for one year and receive the legal punishment (i.e., be flogged with one-hundred stripes).

আবূ হুরাইরাহ (রাঃ) হতে বর্ণিত যে, যে যিনা করেছে অথচ সে অবিবাহিত রাসূলুল্লাহ্ সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম ঐ ব্যক্তি সম্বন্ধে ‘হদ’ প্রয়োগসহ এক বছরের নির্বাসনের সিদ্ধান্ত দিয়েছেন। [২৩১৫]

ہم سے یحییٰ بن بکیر نے بیان کیا، کہا ہم سے لیث بن سعد نے بیان کیا، ان سے عقیل نے، ان سے ابن شہاب نے، ان سے سعید بن مسیب نے اور ان سے ابوہریرہ رضی اللہ عنہ نے کہ رسول اللہ صلی اللہ علیہ وسلم نے ایسے شخص کے بارے میں جس نے زنا کیا تھا اور وہ غیر شادی شدہ تھا، حد قائم کرنے کے ساتھ ایک سال تک شہر باہر کرنے کا فیصلہ کیا تھا۔

Telah menceritakan kepada kami [Yahya bin Bukair] telah menceritakan kepada kami [Al Laits] dari ['Uqail] dari [Ibnu Syihab] dari [Sa'id bin Musayyab] dari [Abu Hurairah] radliallahu 'anhu, bahwasanya Rasulullah shallallahu 'alaihi wasallam memutuskan orang yang berzina dan dia belum menikah dengan mengasingkan selama setahun dan menegakkan hukuman had baginya

Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem evlenmemiş olarak zina eden muhsan olmayan kimseler hakkında had cezasıyla birlikte (yüz sapa) bir yıl sürgüne gönderme hükmünü vermiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: Muhammed b.Nasr, Kitabu'l-İcma isimli eserinde zina eden erkeğin sürgüne gönderileceği konusunda -Kufeli bilginler hariç- görüş birliği olduğunu nakletmiştir.

Aralarında İbn Ebi Leyla ve Ebu Yusuf olmak üzere onlardan bazı bilginler, çoğunluğa katılmışlardır. Tahavi bu hükmün mensuh olduğunu iddia etmiştir. Biz bunu Cariyeye Sürgün Cezası Uygulanmayacağı başlığı altında ele alacağız. Zina eden bekarın sürgüne gönderilmesi gerektiği hükmünü veren bilginler, kendi aralarında ihtilaf etmişlerdir.

İmam Şafii, Sevri, Davud, Taberi bu hükmün genelolduğunu söylemişlerdir. İmam Şafii' den nakledilen bir başka görüşe göre köle olup, zina eden be karlar sürgüne gönderilmez. Evzai sürgün cezasının erkeklere mahsus olduğunu ifade etmiştir. İmam Malik'in görüşü de bu doğrultudadır. O sürgün cezasını hürriyetle kayıtlamıştır. İshak'ın görüşü de bu yöndedir.

Ahmed b. Hanbel'den bu konuda iki görüş rivayet edilmiştir. Sürgüne gönderilecek kişinin hür olması şartını getiren bilginlerin bakış açısı şudur: Köleyi sürgüne göndermek onun sahibini cezalandırmak anlamına gelir. Zira bu durumda efendi kölesi sürgünde olduğu müddetçe ondan yararlanamamış olur. Şeriatın tutumu, suçludan başkasını cezalandırmamayı gerektirmektedir.

Bu prensipten hareketle köleden hac ve cihad farizası düşmüştür. İbnü'lMünzir şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, ev sahibinin eşiyle zina eden ücretli alayında Allah'ınkitabına göre hükmedeceğine dair yemin etmiş ve sonra "Oğluna da yüz değnek vurulacak ve bir yıl sürgüne gönderilecek" demiştir. Gerçekten Kur'an'da açıklanan hüküm de budur.

Hz. Ömer bunu herkesin huzurunda yaptığı konuşmada dile getirmiş, Raşid Halifeler buna göre amel et• mişlerdir. Hiç kimse Hz. Ömer' e karşı tepki koymamıştır. Dolayısıyla bu, icma haline gelmiştir. Bilginler sürgüne gönderilecek kölenin ne kadaruzak mesafeye gönderileceği konusunda ihtilaf etmişlerdir. Bazı bilginler bu, devlet başkanının (yetkili makamın) görüşüne bırakılmıştır derken, bazıları namazı kısa kılma mesafesi kadar göndermek şarttır demişlerdir.

Bazı bilginler ise üç günlük mesafeye gönderilmesi gerekir demişlerdir. Malikiler kölenin sürgün olduğu yerde hapse konulmasının şart olduğunu söylemişlerdir. "Zina eden kadın ve zina eden erkekten herbirine yüz sapa vurun; Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah'ın dininde (hükümlerini uygularken) onlara acıyacağınız tutmasın."

Bu ayete yer verilmesinden maksat, sapa cezasının Allah'ın kitabıyla sabit olduğunu vurgulamaktır. Görüşüne itimat edilen bilginler sapa cezasının bekar olup, muhsan olmayanlara mahsus olduğunda görüş birliği etmişlerdir. Bilginler sapa cezasının nasıl uygulanacağı konusunda da ihtilaf etmişlerdir. İmam Malik'ten gelen bir görüşe göre bu ceza sadece sırta vurulmak suretiyle yerine getirilir.

Çünkü liandan söz eden hadiste "Delil getireceksin. Aksi takdirde sırtına sapa vurulur" denilmektedir. Başka bilginler ise şöyle demişlerdir: Sapa organlara dağıtılır. Bu ceza uygulanırken yüze ve başa vurulmaz. Zina, içki içme ve tazir cezalarında kişi elbisesinden soyunmuş olarak sapa cezasıyla ayakta cezalandırılırken, kadın oturduğu yerden cezalandırılır.

İHete iftirada ise kişi giyin ik olarak sapa cezasını alır. Ahmed b. Hanbel, İshak, Ebu Sevr had cezaları uygulanırken hiç kimse elbisesinden soyundurulmaz demişlerdir

6834Ibn AbbasSahih

حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ رضى الله عنهما

قَالَ لَعَنَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ الْمُخَنَّثِينَ مِنَ الرِّجَالِ، وَالْمُتَرَجِّلَاتِ مِنَ النِّسَاءِ، وَقَالَ: «أَخْرِجُوهُمْ مِنْ بُيُوتِكُمْ». وَأَخْرَجَ فُلَانًا، وَأَخْرَجَ عُمَرُ فُلَانًا

The Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) cursed the effeminate men and those women who assume the similitude (manners) of men. He also said, “Turn them out of your houses.” He turned such-and-such person out, and Umar also turned out such-and-such person.

ইবনু ‘আব্বাস (রাঃ) হতে বর্ণিত। তিনি বলেন, নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম লা‘নত করেছেন নারীরূপী পুরুষ ও পুরুষরূপী নারীদের উপর এবং বলেছেনঃ তাদেরকে বের করে দাও তোমাদের ঘর হতে এবং তিনি অমুক অমুককে বের করে দিয়েছেন।

ہم سے مسلم بن ابراہیم نے بیان کیا، کہا ہم سے ہشام دستوائی نے بیان کیا، کہا ہم سے یحییٰ بن ابی کثیر نے بیان کیا، ان سے عکرمہ نے اور ان سے ابن عباس رضی اللہ عنہما نے بیان کیا کہ نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے ان مردوں پر لعنت کی ہے جو مخنث بنتے ہیں اور ان عورتوں پر لعنت کی ہے جو مرد بنیں اور آپ صلی اللہ علیہ وسلم نے فرمایا کہ انہیں اپنے گھروں سے نکال دو۔

اور نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے فلاں کو گھر سے نکالا تھا اور عمر رضی اللہ عنہ نے فلاں کو نکالا تھا۔

Telah menceritakan kepada kami [Muslim bin Ibrahim] telah menceritakan kepada kami [Hisyam] telah menceritakan kepada kami [Yahya] dari [Ikrimah] dari [Ibnu Abbas] radliallahu 'anhuma mengatakan, Nabi Shallallahu'alaihiwasallam melaknat laki-laki yang menyerupai wanita (waria) dan perempuan yang menyerupai laki-laki, dan beliau mengatakan: "Usirlah mereka dari rumah-rumah kalian, " lalu beliau mengusir si fulan dan Umar mengusir fulan

İbn Abbas r.a. şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kadınlığa özenen erkeklerle, erkekliğe özenen kadınlara lanet etti ve "Bu gibi insanları evlerinizden çıkarıp kovunuz!"

buyurdu. İbn Abbas şöyle dedi: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem filanı, Hz. Ömer de filanı çıkardı. Fethu'l-Bari Açıklaması: AÇIKLAMA SONRASI BİR BAB VE BİR HADİS DAHA VAR İmam Buhari attığı bu başlıkla hirabe (soygunculuk, eşkiyalık, yol kesme) suçu işlemiş kimselerden başkalarına sürgün cezası vermeyi kabul etmeyen kimselere cevap vermiş olmakta ve hirabe suçu işlememiş kimselere sürgün cezası vermenin, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ve ardından gelen halifelerin uygu1amasıyla sabit olduğunu açıklamaktadır.

Büyük günah işlemeyen bir kimse hakkında sürgün cezası sabit olunca, büyük günah işleyen kişi hakkında evleviyetle sabit olur. İbn Battal şöyle demiştir: İmam Buhari, zina başlığından sonra bu başlığı atmak suretiyle karşılığı had cezası olmayan bir günahı işleyen kimseye sürgün cezası getirildiğine göre karşılığı had cezası olan bir fiili işleyen kimseye evleviyetle getirileceğine işaret etmiş olmaktadır.

Netice olarak sabit olan sünnet, kıyasla güç kazanmaktadır. Böylece o kıyas yoluyla sünnete karşı geleni reddetmektedir. İki kıyas hükmü birbiriyle çeliştiğinde sünnet herhangi bir karşı delil bulunmaksızın sabit olmaktadır. Bilginler bu hadisten yola çıkarak hadiste geçen " muhannesin" kelimesinden maksadın erkeklerle homoseksüel ilişki kuranlar değil, kadınlığa özenenler olduğunu söylemişlerdir.

Çünkü homoseksüel ilişkinin cezası re cmdir. Hakkında recm cezası gereken bir kimse de sürgüne gönderilmez. Bu tip bir ilişkinin cezası ihtilaflıdır denilerek bu görüş tenkide uğramıştır. Bilginlerin çoğunluğuna göre homoseksüel ilişkinin hükmü -bunu yapan kişi hakkında sopa cezası ile sürgün sabit olsa bile- zina hükmüdür. Çünkü böyle bir kimse açısından evlilik (ihsan) tasavvur edilemez.

Bir erkek kadınlara sadece benzemekle kalmışsa, sadece sürgün edilir. Bazı bilginlere göre Buharl'nin yukarıda attığı başlık, homoseksüel ilişkinin aktif ve pasif tarafına recm cezası uygulanmak.gerektiğini ifade eden görüşün zayıflığınaişaret içindir. Çünkü bu sahih hadiste böyle bir kişi hakkında sürgün hükmü getirilmemiştir. Ancak bu görüş tartışılmaya açıktır.

Zira Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in evlerinden çıkardığı kimselerden hiçbirinin pasif olarak homoseksüel ilişki içinde olduğu sabit değildir. Ebu Davud'un Ebu Haşim vasıtasıyla Ebu Hureyre' den nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ellerine ve ayaklarına kına yakmış, kadınlığa özenen bir kişi getirilir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Bunun durumu nedir?"

diye sorunca, orada bulunanlar "Ya Resulallah! Adam kadınlara benzemeye çalışıyor" derler. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem O kişiyi Medine'nin en-Naki ismindeki yöresine sürgüne gönderir.(Ebu Davud, Edeb)

6836Abu HurayrahSahih

حَدَّثَنَا عَاصِمُ بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي ذِئْبٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، وَزَيْدِ بْنِ خَالِدٍ

أَنَّ رَجُلاً، مِنَ الأَعْرَابِ جَاءَ إِلَى النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَهْوَ جَالِسٌ فَقَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ اقْضِ بِكِتَابِ اللَّهِ. فَقَامَ خَصْمُهُ فَقَالَ صَدَقَ اقْضِ لَهُ يَا رَسُولَ اللَّهِ بِكِتَابِ اللَّهِ، إِنَّ ابْنِي كَانَ عَسِيفًا عَلَى هَذَا فَزَنَى بِامْرَأَتِهِ فَأَخْبَرُونِي أَنَّ عَلَى ابْنِي الرَّجْمَ، فَافْتَدَيْتُ بِمِائَةٍ مِنَ الْغَنَمِ وَوَلِيدَةٍ، ثُمَّ سَأَلْتُ أَهْلَ الْعِلْمِ، فَزَعَمُوا أَنَّ مَا عَلَى ابْنِي جَلْدُ مِائَةٍ وَتَغْرِيبُ عَامٍ.

فَقَالَ: «وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لأَقْضِيَنَّ بَيْنَكُمَا بِكِتَابِ اللَّهِ، أَمَّا الْغَنَمُ وَالْوَلِيدَةُ فَرَدٌّ عَلَيْكَ، وَعَلَى ابْنِكَ جَلْدُ مِائَةٍ وَتَغْرِيبُ عَامٍ، وَأَمَّا أَنْتَ يَا أُنَيْسُ فَاغْدُ عَلَى امْرَأَةِ هَذَا فَارْجُمْهَا». فَغَدَا أُنَيْسٌ فَرَجَمَهَا

A bedouin came to the Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) while he (the Prophet (sallallahu alayhi wa sallam)) was sitting, and said, “O Messenger of Allah (sallallahu alayhi wa sallam)! Give your verdict according to Allah’s Laws (in our case).”

Then his opponent got up and said, “He has told the truth, O Messenger of Allah (sallallahu alayhi wa sallam)! Decide his case according to Allah’s Laws. My son was a laborer working for this person, and he committed illegal sexual intercourse with his wife, and the people told me that my son should be stoned to death, but I offered one-hundred sheep and a slave girl as a ransom for him. …

Then I asked the religious learned people, and they told me that my son should be flogged with one-hundred stripes and be exiled for one year.” The Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) said, “By Him in Whose Hand my soul is, I will judge you according to Allah’s Laws. The sheep and the slave girl will be returned to you and your son will be flogged one-hundred stripes and be exiled for one year.

And you, O Unais! Go to the wife of this man (and if she confesses), stone her to death.” So Unais went in the morning and stoned her to death (after she had confessed).

আবূ হুরাইরাহ ও যায়দ ইবনু খালিদ (রাঃ) হতে বর্ণিত যে, এক বেদুঈন নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম-এর নিকট এল। এ সময় তিনি উপবিষ্ট ছিলেন। সে বলল, হে আল্লাহর রাসূল! আমাদের মধ্যে আল্লাহর কিতাব মুতাবিক ফায়সালা করে দিন।

এরপর তার প্রতিপক্ষ দাঁড়াল এবং বলল, এ সত্যই বলেছে হে আল্লাহর রাসূল! আল্লাহর কিতাব মুতাবিক আমাদের ফায়সালা করে দিন। আমার ছেলে তার অধীনে চাকর ছিল, সে তার স্ত্রীর সাথে যিনা করে ফেলে। তখন লোকেরা আমাকে জানাল যে, আমার ছেলের উপর পাথর মেরে হত্যার হুকুম হবে। ফলে আমি একশ’ ছাগল ও একজন দাসী দিয়ে আপোস করে নেই। …

এরপর আমি আলিমদেরকে জিজ্ঞেস করি, তখন তাঁরা বললেন যে, আমার ছেলের দন্ড হল একশ’ বেত্রাঘাত ও এক বছরের নির্বাসন। তা শুনে তিনি বললেন, কসম ঐ সত্তার যাঁর হাতে আমার প্রাণ! আমি অবশ্যই তোমাদের উভয়ের মধ্যে আল্লাহর কিতাব অনুযায়ী ফায়সালা করে দেব। ঐ ছাগল ও দাসীটি তোমার কাছে ফিরিয়ে দেয়া হবে আর তোমার ছেলের জন্য সাব্যস্ত হবে একশ’ বেত্রাঘাত ও এক বছরের নির্বাসন।

হে উনাইস! তুমি সকালে ঐ নারীর কাছে যাও এবং তাকে পাথর মেরে হত্যা কর। উনাইস সকালে গেলেন ও তাকে পাথর মেরে হত্যা করলেন। [২৩১৪, ২৩১৫]

Telah menceritakan kepada kami ['Ashim bin 'Ali] telah menceritakan kepada kami [Ibnu Abi dzi'b] dari [Az Zuhri] dari [Ubaidullah] dari [Abu Hurairah] dan [Zaid bin Khalid]; ada seorang laki-laki dari arab badui menemui Nabi shallallahu 'alaihi wasallam yang ketika itu beliau sedang duduk, ia berseru; 'Ya Rasulullah, Putuskanlah dengan kitabullah!

' berdirilah lawan sengketanya dan berujar; 'Ia benar, putuskanlah baginya ya Rasulullah dengan kitabullah. Anakku menjadi pekerja laki-laki ini, ia kemudian berzina dengan isterinya, orang-orang mengabariku bahwa anakku harus dirajam, maka aku menebusnya dengan seratus ekor kambing dan satu hamba sahaya, kemudian aku bertanya kepada para ahlu ilmu dan mereka nyatakan bahwa anakku harus didera seratus kali dan diasingkan selama setahun.' …

Maka Nabi bersabda: "Demi Dzat yang jiwaku berada di tangan-NYA, aku akan memutuskan perkara diantara kalian berdua dengan kitabullah, adapun kambing dan hamba sahaya itu, dikembalikan kepadamu, sedang anakmu harus didera seratus kali dan diasingkan selama setahun, adapun engkau hai Unais, datanglah ke istri lelaki ini, dan rajamlah dia." Maka Unais mendatangi (istri lelaki tersebut) dan merajamnya

Ebu Hureyre ile Zeyd b. Halid'in nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem mescidde otururken bedevilerden biri çıkageldi ve "Ya Resulallah! Allah'ın kitabına göre hüküm ver" dedi. Adamın hasmı ayağa kalktı ve "(Evet) o doğru söyledi, onun hakkında Allah'ın kitabıyla hüküm ver" deyip, şöyle devam etti: Benim oğlum bu kişinin yanında ücretli idi.

Onun hanımı ile zina etmiş. Birileri bana oğlumun recm edilmesi gerektiğini söylediler. Ben de bu kişiye yüz koyun ile bir cariye fidye verip, oğlumu kurtardım. Sonra ben bunu ilim sahibi kimselere sordum. Onlar oğluma yüz sopa cezası ile bir yıl sürgüne gönderme cezası gerektiğini söylediler! …

dedi. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle cevap verdi: "Kudreti sayesinde yaşadığım Allah'a yemin ederim ki, aranızda elbette Allah'ın kitabı ile hüküm vereceğim! Koyunlara ve cariyeyegelince; bunlar sana geri verilecek ve oğluna da yüz değnek vurulacak ve bir yıl sürgüne gönderilecek! Sana gelince ey Uneys! Kalk bu adarriın karısına git (zina suçunu itiraf ederse) onu recm et!"

buyurdu. Uneys kuşluk vakti gitti. (Kadının itirafı üzerine) ona recm cezası uyguladı. Bu hadis açıklamasıyla birlikte daha önce geçmişti

6838Abu HurayrahSahih

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، وَزَيْدِ بْنِ خَالِدٍ

رضى الله عنهما أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ سُئِلَ عَنِ الأَمَةِ إِذَا زَنَتْ وَلَمْ تُحْصَنْ قَالَ: «إِذَا زَنَتْ فَاجْلِدُوهَا، ثُمَّ إِنْ زَنَتْ فَاجْلِدُوهَا، ثُمَّ إِنْ زَنَتْ فَاجْلِدُوهَا، ثُمَّ بِيعُوهَا وَلَوْ بِضَفِيرٍ». قَالَ ابْنُ شِهَابٍ لَا أَدْرِي بَعْدَ الثَّالِثَةِ أَوِ الرَّابِعَةِ

The verdict of the Messenger of Allah (sallallahu alayhi wa sallam) was sought about an unmarried slave girl guilty of illegal intercourse. He replied, “If she commits illegal sexual intercourse, then flog her (fifty stripes), and if she commits illegal sexual intercourse (after that for the second time), then flog her (fifty stripes), and if she commits illegal sexual intercourse (for the third time), then flog her (fifty stripes) and sell her for even a hair rope.”

Ibn Shihab said, “I am not sure whether the Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) ordered that she be sold after the third or fourth time of committing illegal intercourse.”

আবূ হুরাইরাহ ও যায়দ ইবনু খালিদ (রাঃ) হতে বর্ণিত যে, অবিবাহিতা দাসী যিনা করলে তার হুকুম সম্পর্কে রাসূলুল্লাহ্ সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম-কে জিজ্ঞেস করা হল।

তিনি বললেনঃ সে যদি যিনা করে তাকে তোমরা বেত্রাঘাত করবে। আবার যদি যিনা করে তাহলেও বেত্রাঘাত করবে। তারপর যদি যিনা করে তাহলেও বেত্রাঘাত করবে। এরপর তাকে একগুচ্ছ চুলের বিনিময়ে হলেও বিক্রি করে ফেলবে।

ইবনু শিহাব (রহ.) বলেন, আমি জানি না যে, (বিক্রির কথা) তৃতীয়বারের পর না চতুর্থবারের পর। [২১৫২, ২১৫৩]

Telah menceritakan kepada kami [Abdullah bin Yusuf] Telah mengabarkan kepada kami [Malik] dari [Ibnu Syihab] dari [Ubaidullah bin Abdullah bin Utbah] dari [Abu Hurairah] dan [Zaid bin Khalid] radliallahu 'anhuma, bahwasanya Rasulullah Shallallahu'alaihiwasallam ditanya tentang hamba sahaya yang berzina dan belum menikah.

Maka Nabi menjawab: "Jika ia berzina maka deralah, jika berzina lagi deralah, kemudian jika berzina lagi maka juallah sekalipun seharga seutas tali." Ibnu Syihab mengatakan; 'Saya tidak tahu setelah kali ketiga atau keempat

{Ebu Hureyre ile Zeyd b. Halid r.a.'in nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem' e evlenmemiş bir cariyenin zina durumu sorulunca, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle cevap verdi: "Bir cariye zina ettiği takdirde ona sapa cezası uygulayın. Sonra yine zina ederse ona yine sapa cezası uygulayın. Ardından yine zina ederse ona yine sapa cezası uygulayın.

Sonra onu kıldan örülmüş bir ip karşılığında bile olsa satın. " Fethu'l-Bari Açıklaması: "Cariye zina ettiğinde" yani cariye zina ettiğinde bunun hükmünün ne olduğu.

"Bir cariye zina ettiği takdirde ona sapa cezası uygulayın." Denildi ki: Nebi s.a.v.'in hüküm verirken zina kelimesini "ihsan" kelimesiyle kayıtlamaksızın tekrarlaması, bunun hükme herhangi bir etkisi olmadığına ve cariyede had cezası gerektiren fiilin mutlak zina olduğuna dikkat çekmek içindir........... ona ayette belirtilen uygun cezayı veriniz demektir ki bu, hür kadına verilen sapa cezasının yarısıdır.

Ebu Hureyre'den nakledilen bir başka rivayete göre Nebi s.a.v. .......... buyurmuştur ki manası ona had cezasını uygulasın demektir. .............fecliduha" emrinde hitap, cariyeye malik olan kimseyedir. Dolayısıyla buradan efendinin mülkiyeti altında olan cariye ve kölelere had cezası uygulamasının mümkün olduğu sonucu çıkarılmıştır.

Cariyenin cezası nassa dayanırken köle cariye gibi değerlendirilmiştir. Selef bilginleri köle ve cariyelere had cezasını kimin uygulayacağı konusunda ihtilaf etmişlerdir. Bazı bilginler bu cezayı ancak devlet başkanı veya onun yetki verdiği bir kişi uygulayabilir demişlerdir. Hanemerin görüşü bu doğrultudadır. Evza! ve Sevrl'nin bir efendi ancak zina cezasını uygulayabilir dedikleri nakledilmiştir.

Tahav! görüşüne delil olarak Müslim b. Yesar'dan naklettiği şu ifadeyi göstermiştir: Sahabeden birisi olan Ebu Abdullah derdi ki: "Zekatı toplamak, şer'! cezaları uygulamak, ganimet almak ve Cuma namazını kıldırmak sultanın yetkisindedir." Tahav! bu hükme sahabe içinden muhalif birisi bulunduğunu bilmiyoruz demiştir. İbn Hazm ise onu tenkit ederek "Tam tersine bu görüşe oniki sahabe muhalefette bulunmuştur" demiştir.

Başka bilginler ise had cezasını -devlet başkanı buna izin vermese bile- efendilerin uygulayabileceğini söylemişlerdir. İmam Şafil'nin görüş)} bu doğrultudadır. Abdurrezzak'ın sahih bir isnadla nakline göre İbn Ömer şöyle demiştir: "Bir cariye zina ettiğinde kocası yoksa efendisi ona had cezasını uygular. Evli olduğu takdirde ona ceza uygulama yetkisi devlet başkanına aittir."(Abdurrezzak, Musannef, VII, 395) İmam Malik'in görüşü de bu doğrultudadır.

Ancak cariyenin kocası, kendi efendisinin kölesi ise o zaman ona ceza uygulamak efendiye aittir. İbnü'l-Arabl'nin ifadesine göre İmam Malik'in cariye evli ise cezasını devlet başkanı uygulamaz demiştir. Bunun sebebi kocanın cariyenin kadınlığına onu gayri meşru çocuktan ve fasid sudan (sperm) koruma açısından ilişkisinin olmasından dolayıdır.

Fakat Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hadisi uyulmaya daha önceliklidir. Bununla evli ve evli olmayan bütün cariyelere genellik ifade eden sözü geçen hadisi kastetmekteyiz. Hadisin bazı rivayet yollarında "Onlardan muhsan olan ve olmayanlar dahil" şeklinde bir ifade geçmektedir. Hadisten Çıkan Sonuçlar 1. Zina fiili bir kusurdur ve köle zina ettiği takdirde kıymetinden indirilme yapılması yolundaki emir gereği sahibine geri iade edilir.

Nevev!, başkalarına tabi olarak bu şekilde hüküm vermiştir. 2. Fasık kimselerle haşir neşir olmak ve düşüp kalkmak yasaktır

6839Abu HurayrahSahih

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ

أَنَّهُ سَمِعَهُ يَقُولُ: قَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «إِذَا زَنَتِ الأَمَةُ فَتَبَيَّنَ زِنَاهَا فَلْيَجْلِدْهَا وَلَا يُثَرِّبْ، ثُمَّ إِنْ زَنَتْ فَلْيَجْلِدْهَا وَلَا يُثَرِّبْ، ثُمَّ إِنْ زَنَتِ الثَّالِثَةَ فَلْيَبِعْهَا وَلَوْ بِحَبْلٍ مِنْ شَعَرٍ». تَابَعَهُ إِسْمَاعِيلُ بْنُ أُمَيَّةَ عَنْ سَعِيدٍ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ

The Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) said, “If a lady slave commits illegal sexual intercourse and she is proved guilty of illegal sexual intercourse, then she should be flogged (fifty stripes) but she should not be admonished; and if she commits illegal sexual intercourse again, then she should be flogged again but should not be admonished; and if she commits illegal sexual intercourse for the third time, then she should be sold even for a hair rope.”

আবূ হুরাইরাহ (রাঃ) হতে বর্ণিত। তিনি বলেন, নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম বলেছেন, দাসী যখন যিনা করে আর প্রমাণিত হয়ে যায়, তখন যেন তাকে বেত্রাঘাত করে এবং তিরস্কার না করে। আবার যদি যিনা করে তাহলেও যেন বেত্রাঘাত করে, তিরস্কার না করে। যদি তৃতীয়বারও যিনা করে তাহলে যেন চুলের একটি রশির বিনিময়ে হলেও তাকে বিক্রি করে দেয়। ইসমাঈল ইবনু উমাইয়াহ (রহ.) সা‘ঈদ ..... আবূ হুরাইরাহ (রাঃ) সূত্রে নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম থেকে লায়স (রহ.) এর অনুসরণ করেছেন।

ہم سے عبداللہ بن یوسف نے بیان کیا، کہا ہم سے لیث بن سعد نے بیان کیا، ان سے سعید مقبری نے، ان سے ان کے والد نے اور ان سے ابوہریرہ رضی اللہ عنہ نے، انہوں نے ابوہریرہ رضی اللہ عنہ کو یہ کہتے ہوئے سنا کہ نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے فرمایا کہ اگر کنیز زنا کرائے اور اس کا زنا کھل جائے تو اسے کوڑے مارنے چاہئیں لیکن لعنت ملامت نہ کرنی چاہئے پھر اگر وہ دوبارہ زنا کرے تو پھر چاہئے کہ کوڑے مارے لیکن ملامت نہ کرے پھر اگر تیسری مرتبہ زنا کرائے تو بیچ دے خواہ بالوں کی ایک رسی ہی قیمت پر ہو۔

اس روایت کی متابعت اسماعیل بن امیہ نے سعید سے کی، ان سے ابوہریرہ رضی اللہ عنہ نے اور ان سے نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے۔

Telah menceritakan kepada kami [Abdullah bin Yusuf] telah menceritakan kepada kami [Al Laits] dari [Sa'id Al Maqburi] dari [ayahnya] dari [Abu Hurairah] bahwasanya ia mendengarnya mengatakan; Nabi Shallallahu'alaihiwasallam bersabda: "Jika seorang hamba sahaya berzina dan jelas-jelas perzinahannya, maka jilidlah, dan jangan diperolok-olok, kemudian jika berzina lagi deralah dan jangan diperolok-olok, kemudian jika berzina untuk ketiga kalinya juallah sekalipun seharga seutas tali yang terbuat dari rambut."

hadits ini diperkuat oleh [Isma'il bin Umayyah] dari [Sa'id] dari [Abu Hurairah] dari Nabi shallallahu 'alaihi wasallam

Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Bir cariye zina eder de zina ettiği ortaya çıkarsa efendisi ona sapa cezası uygulasın fakat onu sözle kınayıp ayıplamasın. Sonra yine zina ederse efendisi ona yine sapa cezası uygulasın fakat ayıbını yüzüne vurup eziyet etmesin. Sonra üçüncÜ kez yine zina ederse efendi onu kıldan dokunmuş bir ip karşılığında bile olsa satsın.

" Fethu'l-Bari Açıklaması: Hadiste geçen "'-:--:..?" çıkışma ve azarlama demektir. Sürgüne göndermeye gelince, bilginler bunu "onu satsın" ifadesinden çıkarmışlardır. Zira sürgünden maksat kişinin günahı işlediği yerden uzaklaştırması demektir. Bu da cariyeyi satmak suretiyle hasılalmaktadır. İbn Battal şöyle demiştir: Hadisin buna delaleti Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in "efendisi ona sapa cezası uygulasın" ve "onu satsın" ifadeleridir.

Bu ifade sürgüne gönderme cezasının düştüğünü göstermektedir. Çünkü sürgüne gönderilen köleyi efendisi sattığı kişiye ancak bir süre sonra teslim edebilir. Sürgüne gönderilmiş olan köle veya cariye bu açıdan kaçan köleye benzer. Bizim kanaatimiz bu yönde değildir. Bizce bu açıklama tartışmaya açıktır. Zira müşteri o köleyi sürgünde olduğu sürece kendisinden yararlanmaksızın satın alabilir ya da kölenin sürgün edildiği yere giden bir kişiye tesadüfen satılmış olabilir.

İbnü'l-Arabı şöyle demiştir: Cariyeler bu hükümden müstesnadır. Zira onlarda efendinin hakkı vardır. Dolayısıyla efendinin hakkı Allah hakkından önceliklidir. Had cezasının düşmemesi ise onun asıl, sürgüne göndermenin onun uzantısı (fer'i) olmasındandır. Bizce şöyle demek daha uygundur: Recm cezasını terk etmek suretiyle de efendinin hakkı gözetiimiş olmaktadır.

Zira recm cezası -sapa cezasının aksine- menfaati kökünden yok eder. Kölenin sürgüne gönderilmesinde ise bu hak zedelenmiş olmaz. Çünkü efendinin kölenin bedeninden yararlanma gibi bir hakkı yoktur.

"Zina eden bekar kadınla erkeğe sapa ve sürgün cezası verileceği" başlığı altında geçtiği üzere kadınlara mutlak olarak sürgün cezası vermek meşru değildir diyenler bu hadisi delil olarak almışlardır. Köleye sürgün cezası uygulanır diyen bilginler kendi aralarında ihtilaf etmişlerdir. Sahih olan görüşe göre bu cezanın süresi yarım yıldır.

Şafiilerde zayıf bir görüşe göre tam bir yıldır. Bir üçüncü görüşe göre ise köleye sürgüne gönderme cezası diye bir şey yoktur. Mezhep imamıyla çoğunluğu oluşturan bilginlerin görüşü bu doğrultudadır.

"Bir cariye zina eder de zina ettiği ortaya çıkarsa" yani zina ettiği zuhur ederse demektir. "Efendisi ona sapa cezası uygulasın" yani "Onlara hür kadınların cezasının yarısı {uygulanır)"(Nisa 25) ayetinden anlaşılan gerekli cezayı uygulayın demektir.

"La yuserrib" hem sapa cezası uygulanıp, hem de ayıplama ve kınama yapılmasın demektir. Bazı bilginlere göre bu fiilden maksat, sapa cezasını uygulamayarak azarlama ve kınama ile yetinmesin demektir. İbn Battal şöyle demiştir: Bu hadisten had cezası uygulanmış kimselere kınama, azarlama ve çıkışma şeklinde tazir yapılmayacağı hükmü anlaşılmaktadır.

Çıkışma ve paylama, korkutma ve kaçındırma amacıyla suçlunun devlet başkanına (yetkili makama) havale edilmesinden önce uygundur. Suçlu yetkili makama havale edilip, had cezası uygulandığında bu yeterlidir. Biz de şunu hatırlatalım: Bundan önce Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in içki içme cezası uygulanan bir kimseye kötü söz söylemeyi yasakladığı ve "Kardeşinizin aleyhinde şeytan ın yardımcıları almayınız" buyurduğu geçmişti

6840Ash-ShaibaniSahih

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ، حَدَّثَنَا الشَّيْبَانِيُّ، سَأَلْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ أَبِي أَوْفَى عَنِ الرَّجْمِ

فَقَالَ رَجَمَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ. فَقُلْتُ أَقَبْلَ النُّورِ أَمْ بَعْدَهُ قَالَ: لَا أَدْرِي. تَابَعَهُ عَلِيُّ بْنُ مُسْهِرٍ وَخَالِدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ وَالْمُحَارِبِيُّ وَعَبِيدَةُ بْنُ حُمَيْدٍ عَنِ الشَّيْبَانِيِّ. وَقَالَ بَعْضُهُمُ الْمَائِدَةُ. وَالأَوَّلُ أَصَحُّ

I asked Abdullah ibn Abi Aufa about the Rajam (stoning somebody to death for committing illegal sexual intercourse). He replied, “The Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) carried out the penalty of Rajam,” I asked, “Was that before or after the revelation of Surat-an-Nur?” He replied, “I do not know.”

শায়বানী (রহ.) হতে বর্ণিত। তিনি বলেন, আমি ‘আবদুল্লাহ্ ইবনু আবূ ‘আওফা (রাঃ)-কে পাথর মেরে হত্যা সম্বন্ধে জিজ্ঞেস করলাম। তখন তিনি বললেন, নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম পাথর মেরে হত্যা করেছেন। আমি বললাম, সূরায়ে নূরের (আয়াত নাযিলের) আগে না পরে? তিনি বললেন, তা আমি জানি না। [৬৮১৩] ‘আলী ইবনু মুসহির, খালিদ ইবনু ‘আবদুল্লাহ্ মুহারিবী ও আবিদা ইবনু হুমায়দ (রহ.) আশ-শায়বানী (রহ.) থেকে আবদুল ওয়াহিদ এর অনুসরণ করেছেন।

ہم سے موسیٰ بن اسماعیل نے بیان کیا، کہا ہم سے عبدالواحد بن زیاد نے بیان کیا، کہا ہم سے شیبانی نے بیان کیا میں نے عبداللہ بن ابی اوفی رضی اللہ عنہ سے رجم کے بارے میں پوچھا تو انہوں نے بتلایا کہ نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے رجم کیا تھا، میں نے پوچھا سورۃ النور سے پہلے یا اس کے بعد، انہوں نے بتلایا کہ مجھے معلوم نہیں۔

اس روایت کی متابعت علی بن مسہر، خالد بن عبداللہ المحاربی اور عبیدہ بن حمید نے شیبانی سے کی ہے اور بعض نے ( سورۃ النور کے بجائے ) سورۃ المائدہ کا ذکر کیا ہے لیکن پہلی روایت صحیح ہے۔

Telah menceritakan kepada kami [Musa bin Isma'il] telah menceritakan kepada kami [Abdul Wahid] telah menceritakan kepada kami [Asy Syaibani], aku bertanya kepada ['Abdullah bin bin Abi Awfa] tentang rajam, ia menjawab; Nabi shallallahu 'alaihi wasallam pernah merajam.

Kemudian saya bertanya lagi; 'Itu terjadi sebelum diturunkan surat An Nur ataukah sesudahnya? ' Ia menjawab; 'Saya tidak tahu'. hadits ini diperkuat oleh ['Ali bin Mushir], [Khalid bin Abdullah], [Al Muharibi], [Abidah bin Humaid] dari [Asy Syaibani] dan mengatakan; 'Sebagian mereka mengatakan surat almaidah, dan yang pertama (surat An nur) lebih sahih

Şeyban! şöyle anlatır: Abdullah b. Ebu Evfa'ya recm cezasını sordum. Bana "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem recm cezası uyguladı" dedi. Ben "Nur suresinden önce mi yoksa sonra mı uyguladı?" diye sordum. Bana "Bunu bilmiyorum" dedi

6841Abdullah ibn UmarSahih

حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ رضى الله عنهما

أَنَّهُ قَالَ: إِنَّ الْيَهُودَ جَاءُوا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَذَكَرُوا لَهُ أَنَّ رَجُلاً مِنْهُمْ وَامْرَأَةً زَنَيَا فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «مَا تَجِدُونَ فِي التَّوْرَاةِ فِي شَأْنِ الرَّجْمِ».

فَقَالُوا نَفْضَحُهُمْ وَيُجْلَدُونَ. قَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَلَامٍ كَذَبْتُمْ إِنَّ فِيهَا الرَّجْمَ. فَأَتَوْا بِالتَّوْرَاةِ فَنَشَرُوهَا، فَوَضَعَ أَحَدُهُمْ يَدَهُ عَلَى آيَةِ الرَّجْمِ فَقَرَأَ مَا قَبْلَهَا وَمَا بَعْدَهَا. …

فَقَالَ لَهُ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَلَامٍ ارْفَعْ يَدَكَ. فَرَفَعَ يَدَهُ فَإِذَا فِيهَا آيَةُ الرَّجْمِ. قَالُوا صَدَقَ يَا مُحَمَّدُ فِيهَا آيَةُ الرَّجْمِ. فَأَمَرَ بِهِمَا رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَرُجِمَا، فَرَأَيْتُ الرَّجُلَ يَحْنِي عَلَى الْمَرْأَةِ يَقِيهَا الْحِجَارَةَ

The jews came to the Messenger of Allah (sallallahu alayhi wa sallam) and mentioned to him that a man and a lady among them had committed illegal sexual intercourse.

The Messenger of Allah (sallallahu alayhi wa sallam) said to them, “What do you find in the Torah regarding the Rajam?” They replied, “We only disgrace and flog them with stripes.” …

Abdullah ibn Salam said to them, ‘You have told a lie the penalty of Rajam is in the Torah.’ They brought the Torah and opened it. One of them put his hand over the verse of the Rajam and read what was before and after it.

Abdullah ibn Salam said to him, “Lift up your hand.” Where he lifted it there appeared the verse of the Rajam. So they said, “O Muhammad! He has said the truth, the verse of the Rajam is in it (Torah).” Then the Messenger of Allah (sallallahu alayhi wa sallam) ordered that the two persons (guilty of illegal sexual intercourse) be stoned to death, and so they were stoned, and I saw the man bending over the woman so as to protect her from the stones.

‘আবদুল্লাহ্ ইবনু ‘উমার (রাঃ) হতে বর্ণিত। তিনি বলেন, ইয়াহূদীরা রাসূলুল্লাহ্ সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম-এর কাছে এসে জানাল তাদের একজন পুরুষ ও একজন নারী যিনা করেছে।

তখন রাসূলুল্লাহ্ সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম তাদেরকে জিজ্ঞেস করলেন যে, তোমরা তাওরাতে রজম সম্পর্কে কী পাচ্ছ? তারা বলল, তাদেরকে অপমান ও বেত্রাঘাত করা হয়। …

‘আবদুল্লাহ্ ইবনু সালাম (রাঃ) বললেন, তোমরা মিথ্যে বলেছ। তাওরাতে অবশ্যই রজমের কথা আছে। তারা তাওরাত নিয়ে এল এবং তা খুলল। আর তাদের একজন রজমের আয়াতের ওপর হাত রেখে দিয়ে তার অগ্র পশ্চাৎ পাঠ করল।

তখন ‘আবদুল্লাহ্ ইবনু সালাম (রাঃ) বললেন, তোমার হাত উঠাও। সে হাত উঠালে দেখা গেল তাতে রজমের আয়াত ঠিকই আছে।[1] তারা বলল, ‘আবদুল্লাহ্ ইবনু সালাম সত্যই বলেছেন। হে মুহাম্মাদ! তাতে রজমের আয়াত রয়েছে। তখন রাসূলুল্লাহ্ সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম তাদের উভয়ের ব্যাপারে আদেশ করলেন এবং তাদের উভয়কে রজম করা হল। আমি দেখলাম, পুরুষটি নারীটির ওপর উপুড় হয়ে আছে। সে তাকে পাথরের আঘাত হতে রক্ষা করছে। [১৩২৯]

ہم سے اسماعیل بن عبداللہ نے بیان کیا، کہا ہم سے امام مالک نے بیان کیا، ان سے نافع نے اور ان سے عبداللہ بن عمر رضی اللہ عنہما نے کہ یہودی رسول اللہ صلی اللہ علیہ وسلم کے پاس آئے اور کہا کہ ان میں سے ایک مرد اور ایک عورت نے زناکاری کی ہے۔

نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے ان سے پوچھا کہ تورات میں رجم کے متعلق کیا حکم ہے؟ انہوں نے کہا کہ ہم انہیں رسوا کرتے ہیں اور کوڑے لگاتے ہیں۔ …

عبداللہ بن سلام رضی اللہ عنہ نے اس پر کہا کہ تم جھوٹے ہو اس میں رجم کا حکم موجود ہے۔ چنانچہ وہ تورات لائے اور کھولا۔ لیکن ان کے ایک شخص نے اپنا ہاتھ آیت رجم پر رکھ دیا اور اس سے پہلے اور بعد کا حصہ پڑھ دیا۔

عبداللہ بن سلام رضی اللہ عنہ نے اس سے کہا کہ اپنا ہاتھ اٹھاؤ۔ اس نے اپنا ہاتھ اٹھایا تو اس کے نیچے رجم کی آیت موجود تھی۔

پھر انہوں نے کہا: اے محمد! آپ نے سچ فرمایا کہ اس میں رجم کی آیت موجود ہے۔ چنانچہ نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے حکم دیا اور دونوں رجم کئے گئے۔ میں نے دیکھا کہ مرد عورت کو پتھروں سے بچانے کی کوشش میں اس پر جھکا رہا تھا۔

Telah menceritakan kepada kami [Isma'il bin Abdullah] telah menceritakan kepadaku [Malik] dari [Nafi'] dari [Abdullah bin umar] radliallahu 'anhuma, bahwasanya ia menuturkan; orang-orang yahudi mendatangi Rasulullah Shallallahu'alaihiwasallam dan mengisahkan bahwa ada seorang laki-laki dari mereka dan seorang wanita melakukan perzinahan.

Rasulullah bertanya: "Bagaimana yang kalian dapatkan dalam Taurat tentang hukuman rajam?" Mereka menjawab; 'Kami sekedar membongkar kejahatannya di depan umum dan mereka didera.' Serta merta Abdullah bin Salam berdiri dan mengatakan; 'Kalian semua bohong, dalam (Taurat) ada hukuman rajam.' Maka mereka membawa taurat dan membagikannya diantara hadirin. …

Salah seorang diantara mereka berusaha menutup-nutupi ayat rajam dengan tangannya sehingga ia baca sebelum dan sesudahnya. Dengan tegas Abdullah bin Salam menegur; 'angkat tanganmu! ' Ia pun mengangkat tangannya. Ternyata di sana terdapat ayat hukum rajam.

Mereka menjawab; 'Benar engkau Ya Muhammad, sungguh dalam isinya terdapat hukum rajam! ' Maka Rasulullah memerintahkan keduanya untuk dirajam, dan diberlakukanlah hukuman tersebut. Dan kulihat si laki-laki berusaha membungkuk kearah si wanita untuk melindunginya dari lemparan batu

Abdullah b. Ömer şöyle demiştir: Yahudiler Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e geldiler ve ona kendilerinden bir adamla bir kadının zina ettiğinden söz ettiler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara "Siz recm hakkında Teurat'ta ne buluyorsunuz?"

diye sordu. Onlar, "Biz zina edenleri teşhir ederiz, bunlar bir sopayla dövülürler" dediler. Abdullah b. Selam bunlara, "Yalan söylüyorsunuz. Tevrat'ta recm (ayeti) vardır" dedi. Bunun üzerine Yahudiler Tevrat'ı getirdiler ve açtılar. İçlerinden birisi elini recm ayeti üzerine koydu, ondan önceki ve sonraki ayetleri okumaya başladı. …

Abdullah b. Selam ona "kaldır elini" dedi. Bir de baktılar ki recm ayeti elinin altındadır. Yahudiler "Ya Muhammedl Abdullah b. Selam doğru söyledi, gerçekten Tevrat'ta recm ayeti vardır" dediler. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu iki kişinin recm edilmesini emretti, onlar da recm olundular. Abdullah b. Ömer "Ben, recm edilirken erkek yahudinin kadını taşlardan korumak için üzerine kapandığını gördüm" demiştir.

Fethu'l-Bari Açıklaması: "Zimmllerin ahkamı" yani Yahudi, Hıristiyan ve bunların dışında kendilerinden cizye alınan diğer kimselere uygulanacak hükümler. "Zina ettiklerinde muhsan olmaları." Yani muhsan olmanın şartlarından birisi de İslamdır diyenlerin aksine zina ettiklerinde muhsan olmaları.

"Yetkili makama havale edildiklerinde." Yani haklarında hüküm versin diye Müslümanların hakimine ister kendileri gelsinler, isterse haddi aşmak suretiyle başkaları onları bu hakime hava le etsin hiç farketmez. Ancak bunu -Hanefiler gibi- Müslümanların hakimine onların gelmesi şeklinde kayıtlayan bilginler bu hükme muhalefet etmişlerdir.

"Abdullah b. Ebu Evfa'ya recm cezasını sordum." Yani muhsan olduğu halde zina ettiği sabit olan kimsenin recm hükmünü sordum. "en-Nursuresinden önce mi?" Yani en-Nur surenin inmesinden önce demektir.

"Bunu bilmiyorum." Buradan anlaşılıyor ki büyük bir sahabi bazı açık meseleleri bilmeyebilir ve faziletli bir kimsenin bunu bilmiyorum demesi onun açısından ayıp ve kusur değildir. Tam tersine onun bu konuyu araştırdığını gösterir ki bu övülecek bir durumdur.

"Birinci rivayet daha sahihtir." Yani "en-Nur suresinden önce mi?" şeklindeki soru daha sahihtir. Bizim kanaatimiz ise şudur: Herhalde bunu zikreden kişi, Yahudi erkek ve kadından söz edilmesinden dolayı maksadın el-Maide suresi olduğunu zannetti. Çünkü bu surede Yahudilerin içlerinden zina eden kadınla erkeğe uygulanacak hükmü sormaları sebebiyle inmiş ayet bulunmaktadır.

"Siz recm hakkında Teurat'ta ne buluyorsunuz?" el-Bad şöyle der: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in recm hükmünün Tevrat'ta mevcut olduğunu ve değiştirilmediğini vahiy yoluyla öğrenmiş olması muhtemeldir. Bunu, -Abdullah b. Selam ve başkaları gibi- Yahudi iken Müslüman olanlardan öğrenmiş olması da mümkündür. Çünkü bunların nakilleri, doğru olduğu için bilgi kaynağı olabilir.

Bir başka ihtimal de Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bunu bu konudaki hükmün onların nezdinde ne olduğunu öğrenmek maksadıyla sormuş, sonra bunun doğruluğunu Allahu Teala'tan öğrenmiş olmasıdır.

"Bunlar bir sopayla dövüıürler." İleride Tevhid bölümünde Eyyub'un Nafi'den yaptığı rivayette " fadıha" kelimesi "yüzlerine kara çalıp, onları teşhir ederiz" şeklinde açıklanacaktır. Abdullah b. Ömer rivayetine göre "Yahudiler, yüzlerine kara çalar, bir hayvana sırt sırta bindirerek onları dolaştıtırız dediler." Abdullah b. Dinar'ın rivayetine göre "Bizim bilginlerimiz yüzü karartma ve hayvana bindirip teşhir etme cezası uydurdular" dediler.

Ebu Hureyre hadisine göre ise "Yüzüne kara çalınır, sırt sırta oturtulup, değnek cezası uygulanır" dediler. Burada geçen "tecbiye" zina eden kadınla erkeğin bir eşeğe bindirilerek sırt sırta oturtulup, teşhir maksadıyla dolaştırılmalarıdır. el-Bad şöyle demiştir: Bu meseleden anlaşılan onlar verdikleri cevapta Tevrat'ın hükmünü tahrif etmeye ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e yalan söylemeye kalkışmışlardır.

Bunu ya Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem aralarında Allah'ın indirdiğinden başka bir şeyle hükmeder ümidiyle yapmışlar ya da onun hükmüne başvurmakla zina edenlere hafif bir ceza verilmesiniamaçlamışlar ve bu uygulamanın kendilerini uygulamaları gereken hükmün dışına çıkaracağına inanmışlardır ya da Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i denemeye kalkmışlardır.

Çünkü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem olan bir kimsenin batıl olan bir şeyi kabul etmeyeceği yerleşmiş olan kaidelerdendir. Buradan, Allahu Teala'ın Nebiini başarılı kılması sayesinde -hamdolsun Allah'a- onların yalan, Nebi s.a.v.'in doğru söylediği ortaya çıkmıştır.

"Yakıha = onu korurken" .fiili, "yahnı= üzerine kapanıyor" fiilinin tefsiridir. Hadistan Çıkan Sonuıar 1. Zimmı bir kafir zina ettiğinde kendisine had cezası uygulamak gereklidir. Çoğunluğun görüşü bu doğrultudadır. Bu konuda Şamlerin muhalefeti sözkonusudur. İbn Abdilben yanılmış ve recm cezasını gerektiren muhsanlığın şartının "Müslüman olmak" olduğu noktasında bilginler arasında ittifak bulunduğunu nakletmiştir.

Şafillerle, Ahmed b. Hanbel'in bunun için Müslüman olmanın şart olmadığını söyledikleri ileri sürülerek kendisine itiraz edilmiştir. Şafiilerle Ahmed b. Hanbel'in görüşünü "Recm edilen Yahudi kadınla erkek muhsan idiler" şeklindeki açık ifade teyid etmektedir. Nitekim bu daha önce geçmişti. Malikilerle, Hanefıierin büyük bir kısmı ve İmam Malik'in hocası Rebl'a, muhsan olmanın şartı Müslüman olmaktır demişlerdir.

Onlar yukarıda zikredilen hadise şöyle cevap vermişlerdir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem O Yahudi erkek ve kadını Tevrat'ın hükmüne göre recm etmiştir ve bu hükmün İslamın hükmüyle hiçbir alakası yoktur. Yapılan, sadece kitaplarındaki hükmün kendilerine uygulanmasından ibarettir. Çünkü Tevrat'ta muhsan olanla olmayana recm cezası öngörülmektedir.

Bu bilginler ayrıca sözkonusu uygulamanın Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Medine'ye girdiği ilk günlerde olduğunu söylemişler ve onun kendi şeriatında neshedilinceye kadar Tevrat'ın hükmüne uymak ve ona göre amel etmekle yükümlü olduğunu söylemişlerdir. Dolayısıyla Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem O Yahudi erkekle kadını Tevrat'ın hükmÜne göre recm etti.

Sonra bu hükmün "Kadınlarınızdan fuhuş yapanlara karşı aranızdan dört şahit getirin. Eğer şahitlik ederlerse, o kadınlan ölüm alıp götürünceye yahut Allah onlara bir yol açıncaya kadar evlerde hapsedin"(Nisa 15) ayetiyle nesh edildiğini ifade etmişlerdir. Öte yandan bu hüküm, -daha önce geçtiği üzere- muhsan olanla olmayanın cezasının birbirinden ayrılması ile nesh edilmiştir.

Muhsan olmayan bir kimsenin recm edilmesi hükmü, Taberi ve başkalarının daha önce zikrettiğimiz rivayetlerinden dolayı tartışmalıdır. Hadisten Çıkan Diğer Sonuçlar 1. Zimmllerin birbirleri aleyhine yapacakları şahitlik kabul edilir. İbnü'I-Arabl, Cabir hadisindeki " ....... = şahitleri çağırdı" ifadesinin manasının zinalarını itiraflarına İslamın şal1iHerini çağırdı şeklinde olduğunu ileri sürmüştür.

"Onları şahitlerin şehadetiyle recm etti" ifadesi, suçlarını itiraflarına beyyine bulunması dolayısıyla recm etti demektir. Bu tevil, aynı hadisteki "Erkeğin organını kadının organı içinde sürme çubuğunun sürmedanlıktaki hali gibi gördüler "(Ebu Davud, Hudud) hadisiyle reddedilmiştir. Bu hadis şahitliğin itirafla değil, bizzat müşahede ile olduğunu apaçık göstermektedir.

Kurtubi şöyle demiştir: Fıkıh bilginlerinin çoğunluğuna göre bir kafirin bir Müslümanın veya bir kafirin aleyhine had suçu veya başka bir konuda yapacağı şahitlik kabul edilmez. Bu konuda seferi olmakla, mukim bulunmak arasında fark yoktur. Tabiun alimlerinden bir grupla, bazı fıkıh bilginleri şahitlik edecek bir Müslüman bulunmadığı takdirde kafirlerin şehadetini kabul etmiştir.

Ahmed b. Hanbel bu hükümden -şahitlik edecek bir Müslüman bulunmadığında hükmünden- seferilik halini istisna etmiştir. Nevevi şöyle der: Doğru olanı Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in O Yahudi erkekle kadını itirafları üzerine recm ettiğidir. Cabir hadisi sabit olsa bile her halde şahiHer Müslümandılar. Aksi takdirde MüslÜman olmayanların şehadetine itibar edilmez.

Buradan anlaşılıyor ki o Yahudi erkek ve kadın zinalarını kendilerini ikrar etmişlerdi. 2. Kafirlerin nikahları sahihtir. Çünkü muhsanlığın sabit olması, sahih bir nikahın sabit olmasına bağlıdır

6843Abu HurayrahSahih

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ بْنِ مَسْعُودٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، وَزَيْدِ بْنِ خَالِدٍ

أَنَّهُمَا أَخْبَرَاهُ أَنَّ رَجُلَيْنِ اخْتَصَمَا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ أَحَدُهُمَا اقْضِ بَيْنَنَا بِكِتَابِ اللَّهِ.

وَقَالَ الآخَرُ وَهْوَ أَفْقَهُهُمَا أَجَلْ يَا رَسُولَ اللَّهِ فَاقْضِ بَيْنَنَا بِكِتَابِ اللَّهِ، وَأْذَنْ لِي أَنْ أَتَكَلَّمَ. قَالَ: «تَكَلَّمْ». …

قَالَ: إِنَّ ابْنِي كَانَ عَسِيفًا عَلَى هَذَا قَالَ مَالِكٌ وَالْعَسِيفُ الأَجِيرُ فَزَنَى بِامْرَأَتِهِ، فَأَخْبَرُونِي أَنَّ عَلَى ابْنِي الرَّجْمَ، فَافْتَدَيْتُ مِنْهُ بِمِائَةِ شَاةٍ وَبِجَارِيَةٍ لِي، ثُمَّ إِنِّي سَأَلْتُ أَهْلَ الْعِلْمِ فَأَخْبَرُونِي أَنَّ مَا عَلَى ابْنِي جَلْدُ مِائَةٍ وَتَغْرِيبُ عَامٍ، وَإِنَّمَا الرَّجْمُ عَلَى امْرَأَتِهِ.

فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «أَمَا وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لأَقْضِيَنَّ بَيْنَكُمَا بِكِتَابِ اللَّهِ، أَمَّا غَنَمُكَ وَجَارِيَتُكَ فَرَدٌّ عَلَيْكَ». وَجَلَدَ ابْنَهُ مِائَةً وَغَرَّبَهُ عَامًا، وَأَمَرَ أُنَيْسًا الأَسْلَمِيَّ أَنْ يَأْتِيَ امْرَأَةَ الآخَرِ، فَإِنِ اعْتَرَفَتْ فَارْجُمْهَا، فَاعْتَرَفَتْ فَرَجَمَهَا

Two men had a dispute in the presence of the Messenger of Allah (sallallahu alayhi wa sallam). One of them said, “Judge us according to Allah’s Laws.” The other who was more wise said, “Yes, the Messenger of Allah (sallallahu alayhi wa sallam), judge us according to Allah’s Laws and allow me to speak (first)” The Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) said to him, ‘Speak ‘ He said, ‘My son was a laborer for this man, and he committed illegal sexual intercourse with his wife, and the people told me that my son should be stoned to death, but I have given one-hundred sheep and a slave girl as a ransom (expiation) for my son’s sin.

Then I asked the religious learned people (about It), and they told me that my son should he flogged one-hundred stripes and should be exiled for one year, and only the wife of this man should be stoned to death ‘ The Messenger of Allah (sallallahu alayhi wa sallam) said, ‘By Him in Whose Hand my soul is, I will judge you according to Allah’s Laws: O man, as for your sheep and slave girl, they are to be returned to you.’ …

Then the Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) had the man’s son flogged one hundred stripes and exiled for one year, and ordered Unais Al-Aslami to go to the wife of the other man, and if she confessed, stone her to death. She confessed and was stoned to death.’’’’

আবূ হুরাইরাহ (রাঃ) ও যায়দ ইবনু খালিদ (রাঃ) হতে বর্ণিত। দু’জন লোক রাসূলুল্লাহ্ সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম-এর নিকট তাদের বিবাদ নিয়ে আসল। তাদের একজন বলল, আমাদের মধ্যে আল্লাহর কিতাব মুতাবিক ফায়সালা করে দিন।

অন্যজন বলল- আর সে ছিল দু’জনের মাঝে অধিক বিজ্ঞ- হাঁ, হে আল্লাহর রাসূল! আল্লাহর কিতাব মুতাবিক আমাদের বিচার করে দিন। আর আমাকে কথা বলার অনুমতি দিন। তিনি বললেন, বল। …

সে বলল, আমার ছেলে তার মজুর ছিল। মালিক (রাবী) (রহ.) বলেন, ‘আসীফ’ অর্থ মজুর। সে তার স্ত্রীর সাথে যিনা করে ফেলে। লোকেরা আমাকে বলল যে, আমার ছেলের ওপর বর্তাবে রজম। আমি এর বিনিময়ে তাকে একশ’ ছাগল ও আমার একজন দাসী দিয়ে দেই।

তারপর আলিমদেরকে জিজ্ঞেস করি। তাঁরা আমাকে বললেন যে, আমার ছেলের শাস্তি একশ’ বেত্রাঘাত ও এক বছরের নির্বাসন। আর রজম তার স্ত্রীর ওপর-ই বর্তাবে। তখন রাসূলুল্লাহ্ সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম বললেনঃ জেনে রেখ! কসম ঐ সত্তার যাঁর হাতে আমার প্রাণ! অবশ্যই আমি আল্লাহর কিতাব মুতাবিক তোমাদের উভয়ের মাঝে ফায়সালা করব।

তোমার ছাগল ও দাসী তোমাকে ফেরত দেয়া হবে এবং তার ছেলেকে একশ’ বেত্রাঘাত করলেন ও এক বছরের জন্য নির্বাসিত করলেন। আর উনাইস আস্লামী (রাঃ)-কে আদেশ করলেন যেন সে অপর ব্যক্তির স্ত্রীর কাছে যায় এবং যদি সে স্বীকার করে তবে যেন তাকে রজম করে। সে স্বীকার করল। ফলে তাকে সে রজম করল।[1] [২৩১৪, ২৩১৫]

Telah menceritakan kepada kami [Abdullah bin Yusuf] Telah mengabarkan kepada kami [Malik] dari [Ibnu Syihab] dari [Ubaidullah bin Abdullah bin utbah bin Mas'ud] dari [Abu Hurairah] dan [Zaid bin Khalid], keduanya mengabarinya; dua orang laki-laki mengadukan sengketa kepada Rasulullah Shallallahu'alaihiwasallam. Salah satunya berujar; 'Putuskanlah diantara kami dengan kitabullah.'

Satunya lagi berujar -dia lebih faqih daripada laki-laki pertama- 'Benar Ya Rasulullah, putuskanlah diantara kami dengan kitabullah, dan izinkanlah aku berbicara.' Maka ia pun berbicara; 'anakku menjadi pekerja laki-laki ini.' -Malik mengatakan, makna 'asif adalah pekerja.- dan dia berzina dengan isterinya. Maka mereka mengabariku bahwa anakku harus dirajam, maka aku menebusnya dengan seratus kambing dan seorang hamba sahaya. …

Kemudian aku bertanya kepada ahlu ilmu dan mereka mengabariku bahwa anakku harus dicambuk seratus kali dan diasingkan selama setahun, dan rajam bagi isterinya.' Maka Rasulullah shallallahu 'alaihi wasallam bersabda; "Demi Dzat yang jiwaku berada di tangan-NYA, saya akan memutuskan kalian berdua dengan kitabullah, kambingmu dan hamba shayamu dikembali kepadamu."

dan dia menjilid anaknya seratus kali dan asingkan selama setahun. Dan beliau menyuruh Unais Al Aslami untuk mendatangi si wanita. Jika dia mengaku, "maka rajamlah" dan dia mengaku, maka Unais merajamnya

Ebu Hureyre ile Zeyd b. Halid'in nakillerine göre iki kişi anlaşmazlıklarını Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e arzettiler. Bunlardan birisi "Aramızda Allah'ın kitabı ile hükmet!"

dedi. Diğeri de ondan daha anlayışlı birisi olarak "evet Ya Resulallah! Aramızda Allah'ın kitabı ile hükmet ve konuşmam için bana izin ver!" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona "Konuş!" …

buyurdu. O da şöyle dedi: "Benim oğlum bu adamın yanında ücretli idi. -İmam Malik hadiste geçen "asıf" ücretle çalışan demektir demiştir.- Bunun üzerine yanında çalıştığı adamın hanımı ile zina etmiş. İnsanlar bana oğlum için recm cezası gerektiğini söylediler. Ben de bu adama yüz koyun ile bir de kendime ait olan bir cariyeyi vererek oğlumu kurtardım.

Sonra bu meseleyi bilenlere sordum. Onlar bana henüz bekar olan oğluma yüz değnekle bir yıl sürgüne gönderme cezası, bunun hanımına da recm cezası gerektiğini haber verdiler!"

dedi. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Dikkat edin! Kudreti sayesinde yaşadığım Allah'a yemin ederim ki ben sizin aranızda elbette Allah'ın kitabı ile hüküm vereceğim: Senin koyunlarına ve cariyene gelince, bunlar sana geri verilecektir" buyurdu ve zina eden adamı yüz sopa cezasıyla cezalandırıp, bir yıl sürgüne gönderdi.

Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Üneys el-Esleml'ye de diğer adamın karısına gitmesini emretti ve "Eğer zina suçunu itiraf ederse onu recm et" buyurdu. Kadın zina suçunu itiraf etti ve o da kadını recm etti. Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buhari bu konuda ev sahibinin eşiyle zina eden ücretli olayına yer vermiştir. Bu hadisin açıklaması geniş bir şekilde daha önce yapılmıştı.

Yukarıdaki başlıkta değinilen hüküm, başkasının karısına zina isnadında bulunan kimse açısından açık ve nettir. Kendi karısına bu suçlamayı yöneiten kimseye gelince, İmam Buhari bu hükmü kadının kocasının orada mevcut olup, yapılan suçlamayı inkar etmemiş olmasından almış gibidir. İmam Buhari, "Hakimin o kadına tahkikatçı gönderip kendisine isnad edilen suçun sormasının gerekip gerekmediği" ifadesi ile bu konudaki ihtilafa işaret etmektedir.

Çoğunluk, bunun devlet başkanının (hakimin) görüşüne kalmış bir iş olduğu kanaatindedir. Nevevi şöyle demiştir: Bizce en sahih olanı hakimin bu durumda bir tahkikat çı göndermesinin gerekli olduğudur. Bu görüşün delili Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem' in Uneys' i o kadına göndermiş olmasıdır. Ancak Nevevi'nin ileri sürdüğü görüş, şu mülahazalarla tenkide uğramıştır.

Bu, özel bir olayla ilgili uygulamadır. Bu uygulamada vacipliğe delalet eden bir husus yoktur. Çünkü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Üneys'i O kadına göndermesi kocasıyla ücretli kişinin babası arasında meydana gelen çekişme ve had cezası yerine yaptıkları anlaşma ve bu olayın yayılıp duyulması ihtimaline dayanabilir. Sözkonusu olayda ücretli kişinin babası, durumu açıkça ortaya koymuş, kadının kocası da ona tepki göstermemiştir.

Kadına tahkikatçı göndermek, sözkonusu olaydaki kadın gibi güçlü bir zina şaibesi altında bulunan kadınlara mahsustur. Nebi saJlaJlahu aleyhi ve seJlem'in sözkonusu cezayı kadının itirafına bağlaması, zina cezasının o gibi kadınlar açısından -buna beyyine getirmek imkansız olduğu için- ikrarla sabit olmasından dolayıdır. İmam Malik'in Muvatta'ında yer alan bir habere göre adamın biri Hz.

Ömer' e gelir. Ona karısıyla birlikte bir kişiyi yakaladığını haber verir. Hz. Ömer o kadına Ebu Vakıd'ı gönderir. Ebu Vakıd, kadına kocasının ileri sürdüğü iddiayı sorar ve ona halifenin kocasının ifadesine göre hareket etmeyeceğini bildirir. Kadın da suçunu itiraf edince, Hz. Ömer recm edilmesini emreder ve kadına recm cezası uygulanır.

İbn Battal şöyle demiştir: Bilginler, karısına veya bir başkasının karısına zina isnadında bulunup da buna delil getiremeyen kimseye -suç isnad edilen kişi bunu ikrar etmezse- iffete iftira CeZgSI (hadd-i kazif) uygulanacağı konusunda görüş birliği etmişlerdir. Bundan dolayı devlet başkanının (hakimin) kadına bir tahkikatçı gÖndermesi gerekir.

Kadın zina eden ücretli alayında zina ettiğini itiraf etmeyecek olsaydı, o ücretlinin babasına iffete iftira cezası vermek gerekeeekti. Bu hükmü n uzantısı mahiyetinde olmak üzere şunu belirtelim: Bir erkek muayyen bir kadınla zina ettiğini itiraf, kadın da bunu inkar etse kendisine hem zina ve hem de iffete iftira cezası mı uygulanır yoksa sadece iffete iftira cezası mı uygulanır?

İmam Malik birinci görüşü savunurken, İmam Ebu Hanife ikinci görüşü benimsemiştir. Şafii ve Ebu Hanife'nin iki öğrencisi ise şöyle demişlerdir: Bu iki kişiden hangisi suçunu itiraf edecek olursa sadece ona zina cezası uygulanır. Bu görüşün delili şudur: Erkek, gerçekten doğru söylüyorsa kadına bu suçu isnad eden kimseye had cezası uygulanmaz.

Yalan söylüyorsa erkek zina etmiş değildir. Böyle bir kişiye zina cezası vermenin gerekmesi şu kurala dayanır: Kendisi ve başkası aleyhine herhangi bir suç ikrarında bulunan kimseyi yaptığı ikrar bağlar. Bu kişi başkası açısından ikrarında ise iddia eden pozisyonundadır. Dolayısıyla başkası için değil, kendi açısından yaptığı ikrar onu bağlar

6844Aishah bint Abi BakrSahih

حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْقَاسِمِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ

قَالَتْ جَاءَ أَبُو بَكْرِ رضى الله عنه وَرَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَاضِعٌ رَأْسَهُ عَلَى فَخِذِي فَقَالَ حَبَسْتِ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَالنَّاسَ، وَلَيْسُوا عَلَى مَاءٍ. فَعَاتَبَنِي، وَجَعَلَ يَطْعُنُ بِيَدِهِ فِي خَاصِرَتِي، وَلَا يَمْنَعُنِي مِنَ التَّحَرُّكِ إِلاَّ مَكَانُ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَأَنْزَلَ اللَّهُ آيَةَ التَّيَمُّمِ

Abu Bakr came to me while the Messenger of Allah (sallallahu alayhi wa sallam) was sleeping with his head on my thigh. Abu Bakr said (to me), “You have detained the Messenger of Allah (sallallahu alayhi wa sallam) and the people, and there is no water in this place.” So he admonished me and struck my flanks with his hand, and nothing could stop me from moving except the reclining of the Messenger of Allah (sallallahu alayhi wa sallam) (on my thigh), and then Allah revealed the Divine Verse of Tayammum.

‘আয়িশাহ (রাঃ) হতে বর্ণিত। তিনি বলেন, একবার আবূ বাকর (রাঃ) এলেন। এ সময় রাসূলুল্লাহ্ সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম স্বীয় মাথা আমার ঊরুর ওপর রেখে আছেন। তখন তিনি বললেন, তুমি রাসূলুল্লাহ্ সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম ও লোকদেরকে আটকে রেখেছ, এদিকে তাদের পানির কোন ব্যবস্থা নেই। তিনি আমাকে তিরস্কার করলেন ও নিজ হাত দ্বারা আমার কোমরে আঘাত করতে লাগলেন।

আর রাসূলুল্লাহ্ সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম-এর অবস্থানই আমাকে নড়াচড়া হতে বিরত রেখেছিল। তখন আল্লাহ্ তায়াম্মুমের আয়াত অবতীর্ণ করলেন।[1] [৩৩৪]

ہم سے اسماعیل نے بیان کیا، انہوں نے کہا مجھ سے امام مالک نے بیان کیا، ان سے عبدالرحمٰن بن القاسم نے بیان کیا، ان سے ان کے والد (قاسم بن محمد) نے بیان کیا اور ان سے عائشہ رضی اللہ عنہا نے بیان کیا کہ ابوبکر رضی اللہ عنہ نے کہا تمہاری وجہ سے نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم اور سب لوگوں کو رکنا پڑا جبکہ یہاں پانی بھی نہیں ہے۔

چنانچہ وہ مجھ پر سخت ناراض ہوئے اور اپنے ہاتھ سے میری کوکھ میں مکا مارنے لگے مگر میں نے اپنے جسم میں کسی قسم کی حرکت اس لیے نہیں ہونے دی کہ نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم آرام فرما رہے تھے۔ پھر اللہ تعالیٰ نے تیمم کی آیت نازل کی۔

Telah menceritakan kepada kami [Isma'il] telah menceritakan kepada kami [Malik] dari ['Abdurrahman bin Al Qasim] dari [ayahnya] dari ['Aisyah] mengatakan, Abu Bakar radliallahu 'anhu datang ketika Rasulullah shallallahu 'alaihi wasallam meletakkan kepalanya di pahaku, Abu Bakar berujar; 'Engkau telah menghalangi Rasulullah Shallallahu'alaihiwasallam padahal manusia tidak mendapatkan air untuk tayammum.'

Abu Bakar mencelaku dan mencubit lambungku dengan tangannya dan tak ada yang menghalangiku untuk bergerak selain posisi Rasulullah Shallallahu'alaihiwasallam, maka Allah kemudian menurunkan ayat tayammum

Aişe r.anha şöyle demiştir: Ebu Bekir benim yanıma geldi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem O sırada başını dizimin üzerine koymuş vaziyette idi. Ebu Bekir "Sen Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i de insanları da yollarından alıkoydun.

Halbuki onlar su başında değiller" dedi ve beni azarladı. İki eliyle de böğrümü dürtmeye başladı. Kıpırdamama Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in dizim üzerinde bulunmasından başka bir şey mani olmuyordu. Bu olay üzerine Allahu Teala, teyemmüm ayetini indirdi

6845Aishah bint Abi BakrSahih

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سُلَيْمَانَ، حَدَّثَنِي ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي عَمْرٌو، أَنَّ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ الْقَاسِمِ، حَدَّثَهُ عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ

قَالَتْ أَقْبَلَ أَبُو بَكْرٍ فَلَكَزَنِي لَكْزَةً شَدِيدَةً وَقَالَ حَبَسْتِ النَّاسَ فِي قِلَادَةٍ. فَبِي الْمَوْتُ لِمَكَانِ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَقَدْ أَوْجَعَنِي. نَحْوَهُ. لَكَزَ وَوَكَزَ وَاحِدٌ

Abu Bakr came to towards me and struck me violently with his fist and said, “You have detained the people because of your necklace.” But I remained motionless as if I was dead lest I should awake the Messenger of Allah (sallallahu alayhi wa sallam) although that hit was very painful.

‘আয়িশাহ (রাঃ) হতে বর্ণিত। তিনি বলেন, একবার আবূ বাকর (রাঃ) এলেন ও আমাকে খুব জোরে ঘুষি মারলেন আর বললেন, তুমি লোকজনকে একটি হারের জন্য আটকে রেখেছ। আমি রাসূলুল্লাহ্ সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম-এর অবস্থানের দরুন মরার মত ছিলাম। অথচ তা আমাকে খুবই কষ্ট দিয়েছে। সামনে অনুরূপ হাদীস বর্ণনা করেছেন। لَكَزَ- وَوَكَزَ একই অর্থের। [৪৪৩]

ہم سے یحییٰ بن سلیمان نے بیان کیا، کہا ہم سے ابن وہب نے بیان کیا، انہیں عمرو نے خبر دی، ان سے عبدالرحمٰن بن قاسم نے بیان کیا، ان سے ان کے والد نے اور ان سے عائشہ رضی اللہ عنہا نے بیان کیا کہ ابوبکر رضی اللہ عنہ آئے اور زور سے میرے ایک سخت گھونسا لگایا اور کہا تو نے ایک ہار کے لیے سب لوگوں کو روک دیا۔

میں اس سے مرنے کے قریب ہو گئی اس قدر مجھ کو درد ہوا لیکن کیا کر سکتی تھی کیونکہ نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم کا سر مبارک میری ران پر تھا۔ «لكز» اور «وكز» کے ایک ہی معنی ہیں۔

Telah menceritakan kepada kami [Yahya bin Sulaiman] telah menceritakan kepadaku [Ibnu Wahab] telah mengabarkan kepadaku ['Amru] bahwasanya [Abdurrahman bin Al Qasim] pernah menceritakan kepadanya dari [ayahnya] dari ['Aisyah] mengatakan; 'Abu Bakar datang dengan tiba-tiba kemudian mendorong dadaku dengan sekuatnya seraya mengatakan; 'Engkau telah menahan orang-orang berangkat karena kalung!

' Maka aku seolah-olah terkena kematian karena kedudukan Rasulullah shallallahu 'alaihi wasallam yang juga telah menjadikanku tersakiti semisalnya.' Sedang istilah wakaza dan lakaza maknanya sama, yaitu menggencet dengan kuat

Aişe r.anha şöyle demiştir: (Gerdanlığım kaybolup da insanlar susuz bir yerde ikamet ettikleri zaman) Ebu Bekir benim yanıma geldi, bana şiddetli bir şekilde vurdu ve "Sen insanları bir gerdanlık sebebiyle yollarından alıkoydun!"

dedi. Hadiste geçen ...... lekeze" ..... vekeze= vurdu" fiiliyle aynı manayadır. Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buharl'nin yukarıda kullandığı başlık, bu konudaki ihtilafı beyan etmek için atılmıştır. Had cezası uygulamak gereken bir köle konusunda onun efendisinin sözkonusu cezayı uygulamak için devlet başkanından (yetkili makamdan) izin istemesi gerekir mi?

Yoksa ona hiç danışmadan bu cezayı uygulayabilir mi? Bu konunun açıklaması "Cariye zina ettiğinde ... " başlığında geçmişti. İbn Battal şöyle demiştir: Bu iki hadis, bir kimsenin kendi ailesini ve onlardan başkalarını haklı olduğu takdirde -sultan buna izin vermese bile- onun huzurunda te'dib etmesinin caiz olduğunu göstermektedir.

Köleyi te'dib insanın kendi ailesini tedib etme niteliklidir. Buna "Cariye zina ettiğinde ... " başlığı altında daha önce işaret edilmişti

6846Al-Mughirah ibn ShubahSahih

حَدَّثَنَا مُوسَى، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْمَلِكِ، عَنْ وَرَّادٍ، كَاتِبِ الْمُغِيرَةِ عَنِ الْمُغِيرَةِ

قَالَ: قَالَ سَعْدُ بْنُ عُبَادَةَ لَوْ رَأَيْتُ رَجُلاً مَعَ امْرَأَتِي لَضَرَبْتُهُ بِالسَّيْفِ غَيْرَ مُصْفَحٍ. فَبَلَغَ ذَلِكَ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ: «أَتَعْجَبُونَ مِنْ غَيْرَةِ سَعْدٍ، لأَنَا أَغْيَرُ مِنْهُ، وَاللَّهُ أَغْيَرُ مِنِّي»

Sad ibn Ubada said, “If I found a man with my wife, I would kill him with the sharp side of my sword.” When the Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) heard that he said, “Do you wonder at Sad’s sense of ghira (self-respect)? Verily, I have more sense of ghira than Sad, and Allah has more sense of ghira than I.”

মুগীরাহ (রাঃ) হতে বর্ণিত। তিনি বলেন, সা‘দ ইবনু ‘উবাদাহ (রাঃ) বলেছেন, যদি আমি আমার স্ত্রীর সঙ্গে কোন পরপুরুষকে দেখি তবে আমি তাকে তরবারীর ধারালো দিক দিয়ে আঘাত করব। তার এ উক্তি রাসূলুল্লাহ্ সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম-এর কাছে পৌঁছল। তখন তিনি বললেনঃ তোমরা কি সা‘দ এর আত্মমর্যাদাবোধে আশ্চর্য হচ্ছ? আমি ওর থেকে অধিক আত্মসম্মানী। আর আল্লাহ্ আমার থেকেও অধিক আত্মসম্মানের অধিকারী। [৭৪১৬]

ہم سے موسیٰ نے بیان کیا، ان سے ابوعوانہ نے بیان کیا، کہا ہم سے عبدالملک نے بیان کیا، ان سے مغیرہ کے کاتب وراد نے، ان سے مغیرہ رضی اللہ عنہ نے بیان کیا کہ سعد بن عبادہ رضی اللہ عنہ نے کہا کہ اگر میں اپنی بیوی کے ساتھ کسی غیر مرد کو دیکھ لوں تو سیدھی تلوار کی دھار سے اسے مار ڈالوں۔

یہ بات نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم تک پہنچی تو آپ صلی اللہ علیہ وسلم نے فرمایا کہ کیا تمہیں سعد کی غیرت پر حیرت ہے۔ میں ان سے بھی بڑھ کر غیرت مند ہوں اور اللہ مجھ سے بھی زیادہ غیرت مند ہے۔

Telah menceritakan kepada kami [Musa] Telah menceritakan kepada kami [Abu 'Awanah] Telah menceritakan kepada kami [Abdul Malik] dari [Warrad] juru tulis Almughirah, dari [Al Mughirah] mengatakan; Sa'd bin Ubadah mengatakan; 'Kalau kulihat ada seorang laki-laki bersama isteriku niscaya kusabet dengan pedang tepat dengan mata besinya.

Berita ini sampai kepada Nabi shallallahu 'alaihi wasallam sehingga Nabi bertanya: "Apakah kalian merasa heran dari kecemburan Sa'd, sungguh aku lebih cemburu daripadanya, dan Allah lebih cemburu daripadaku

Muğire b. Şu'be şöyle demiştir: Sa'd b. Ubade "Bir erkeği karımla birlikte yakalasam onu kılıcımın keskin ağzıyla vurur öldürürdüm" demişti. Onun bu sözü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kulağına gidince yanında bulunanlara "Sizler Sa'd'ın bu kıskançlığına şaşıyor musunuz? Emin olunuz ki ben ondan daha kıskancım.

Allah da muhakkak benden daha kıskançtır" buyurdu. Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buhari burada attığı başlıkta mutlak bir ifade kullanmış ve hükmü beyan etmemiştir. Bu konuda bilginler ihtilaf etmişlerdir. Çoğunluk fıkıh bilginlerine göre karısının yanında yakaladığı kişiyi öldüren kocaya kısas cezası uygulanır. Ahmed b. Hanbel ve İshak şöyle demişlerdir: Koca bu erkeği karısıyla birlikte yakaladığına delil getirebilirse kısas edilmez.

(Öldürülen kişinin kanı heder olur.) İmam Şafiı şöyle demiştir: Bir kimsenin karısının yatağında yakaladığı erkek, muhsan olup karısıyla boy abdesti almak gerekecek derecede ilişkiye girdiğini bilecek olursa Allah katında o kişiyi öldürebilir. Fakat yargı açısından kısas cezası sakıt olmaz. Abdurrezzak'ın sahih bir isnadla nakline göre Hanı b.

Hizam şöyle demiştir: "Adamın biri bir erkeği karısıyla aynı yatakta yakaladı ve her ikisini de öldürdü. Bunun üzerine Hz. Ömer aşikare yazdığı mektupta o kişiyi kısas etmelerini emrederken, gizli yazdığı mektupta kendisine diyet yardımında bulunmalarını emretti."(Abdurrezzak, Musannef, iX, 435) İbnü'l-Münzir şöyle demiştir: Hz.

Ömer'den bu konuda değişik haberler gelmiştir. Bu haberlerin tümünün isnadları munkatıdır. Hz. Ali'ye karısıyla yakaladığı erkeği öldüren kocanın durumu sorulduğunda şöyle cevap vermiştir: Koca dört erkek şahit getirebilirse ne ala! Aksi takdirde bu olayı tamamıyla kapatıp gizlesin. İmam Şafil "Biz bu hükmü alıyoruz. Bu konuda Hz.

Ali'ye muhalif birisi bulunduğunu bilmiyoruz" demiştir. Hadiste soruyu soran Sa'd Ensardan olup, Hazrec'in ileri gelenlerindendi. Hadisten şer', hükümlere reyle karşı gelinemeyeceği hükmü anlaşılmaktadır

6847Abu HurayrahSahih

حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضى الله عنه

أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ جَاءَهُ أَعْرَابِيٌّ فَقَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ امْرَأَتِي وَلَدَتْ غُلَامًا أَسْوَدَ. فَقَالَ: «هَلْ لَكَ مِنْ إِبِلٍ». قَالَ: نَعَمْ. قَالَ: «مَا أَلْوَانُهَا». قَالَ حُمْرٌ. قَالَ: «فِيهَا مِنْ أَوْرَقَ». قَالَ: نَعَمْ. قَالَ: «فَأَنَّى كَانَ ذَلِكَ». قَالَ أُرَاهُ عِرْقٌ نَزَعَهُ. قَالَ: «فَلَعَلَّ ابْنَكَ هَذَا نَزَعَهُ عِرْقٌ»

A bedouin came to the Messenger of Allah (sallallahu alayhi wa sallam) and said, “My wife has delivered a black child.” The Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) said to him, “Have you camels?”

He replied, “Yes.” The Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) said, “What color are they?” He replied, “They are red.” The Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) further asked, “Are any of them gray in color?”

He replied, “Yes.” The Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) asked him, “Whence did that grayness come?” He said, “I thing it descended from the camel’s ancestors.” Then the Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) said (to him), “Therefore, this child of yours has most probably inherited the color from his ancestors.”

আবূ হুরাইরাহ (রাঃ) হতে বর্ণিত যে, এক বেদুঈন রাসূলুল্লাহ্ সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম-এর নিকট এসে বলল, হে আল্লাহর রাসূল! আমার স্ত্রী একটি কালো ছেলে জন্ম দিয়েছে।

তখন তিনি বললেনঃ তোমার কোন উট আছে কি? সে বলল, হ্যাঁ আছে। তিনি বললেনঃ সেগুলোর রং কী? সে বলল, লাল। তিনি বললেনঃ সেগুলোর মধ্যে কি ছাই রং-এর কোন উট আছে? সে বলল, হ্যাঁ আছে।

তিনি বললেন, এটা কোত্থেকে হল? সে বলল, আমার ধারণা যে, কোন শিরা (বংশমূল) একে টেনে এনেছে। তিনি বললেন, তাহলে হয়ত তোমার এ পুত্রকে কোন শিরা (বংশমূল) টেনে এনেছে। [৫৩০৫]

ہم سے اسماعیل نے بیان کیا، کہا ہم سے امام مالک نے بیان کیا، ان سے شہاب نے، ان سے سعید بن مسیب نے اور ان سے ابوہریرہ رضی اللہ عنہ نے بیان کیا کہ رسول اللہ صلی اللہ علیہ وسلم کے پاس ایک دیہاتی آیا اور کہا کہ یا رسول اللہ! میری بیوی نے کالا لڑکا جنا ہے۔

نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے پوچھا، تمہارے پاس اونٹ ہیں؟ انہوں نے کہا کہ جی ہاں۔ آپ صلی اللہ علیہ وسلم نے پوچھا ان کے رنگ کیسے ہیں؟

انہوں نے کہا کہ سرخ۔ نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے پوچھا ان میں کوئی خاکی رنگ کا بھی ہے؟ انہوں نے کہا کہ ہاں۔ نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے پوچھا پھر یہ کہاں سے آ گیا؟

انہوں نے کہا میرا خیال ہے کہ کسی رگ نے یہ رنگ کھینچ لیا جس کی وجہ سے ایسا اونٹ پیدا ہوا۔ نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے فرمایا کہ پھر ایسا بھی ممکن ہے کہ تیرے بیٹے کا رنگ بھی کسی رگ نے کھینچ لیا ہو۔

Telah menceritakan kepada kami [Isma'il] telah mengabarkan kepadaku [Malik] dari [Ibnu Syihab] dari [Sa'id bin Musayyab] dari [Abu Hurairah] radliallahu 'anhu, bahwasanya Rasulullah shallallahu 'alaihi wasallam pernah kedatangan seorang arab badui dan berujar; 'Wahai Rasulullah, istriku melahirkan bayi hitam.'

Nabi bertanya; "Apakah kamu punya unta?" 'ya' jawabnya. Nabi bertanya lagi: "Apa warnanya?" 'Merah' Jawabnya. Nabi bertanya lagi: "apakah disana ada warna kecoklat-coklatan?" 'ya' jawabnya.

Nabi bertanya lagi; "darimana warna itu ada?" 'pendapat saya, warna itu diturunkan karena akar keturunan.' Nabi bersabda: "warna anakmu bisa jadi juga karena akar keturunan

Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bir bedevi geldi ve "Ya Resulallah! Benim karım siyah bir oğlan doğurdu" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona "Senin develerin var mı?"

diye sordu. Bedevi "evet vardır" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Hangi renkteler?" diye sordu. Bedevi "kızıl" diye cevap verdi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "İçlerinde hiç boz olanı var mı?"

dedi. Bedevi "evet vardır" diye cevap verdi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Sence bunlar nasıl boz renkli oldu?" diye sordu. Bedevi "Herhalde bir damara çekti" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Herhalde senin çocuğun da bir damara çekti" buyurdu. Fethu'l-Bari Açıklaması: Rağıb el-Isfehanı ta'rizi, şöyle tarif eder: Ta'riz, bir zahiri ve bir de batıni yönü olan ifade biçimidir.

Bu sözü söyleyen kimse sözün batını manasını kastederken, zahiri manayı kastettiği görüntüsünü verir. Ta'rizle ilgili olarak lian bölümünae "Ta'riz yoluyla çocuğun nesebini reddetme" başlığı altında Ebu Hureyre'nin rivayet ettiği "karım siyah bir oğlan doğurdu" diyen bedevi olayının açıklaması yapılırken bir parça üzerinde durmuştuk.

Orada bu bedevinin adı hakkında söylenenlerden söz etmiş ve ta'rizin hükmü konusunda bilginler arasında var olan ihtilafı belirtmiştik. Aynı şekilde İmam ŞafiI' nin bu hadise dayanarak ta'riz yoluyla iffete iftiraya açıktan iffete iftira hükmü verilemeyeceği sonucunu çıkardığından bahsetmiştik. Bu konuda Buhari de Şafil'ye uymuştur.

Çünkü o, bu hadisi iki yerde zikretmektedir. Orada işaret etmiş olduğum Ma'mer rivayetinin sonunda "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem çocuğunu kabul etmemesine izin vermedi" cümlesi yer almaktadır. Zührı ise şöyle der: Karı-koca arasında lanetleşme (lian) ancak koca ben zinayı gördüm dediği takdirde yapılır. İbnü't-Tın ise şu açıklamayı yapmıştır: Malikiler yukarıda zikrettiğimiz hadisten bedevi Nebi s.a.v.'e fetva sormak üzere gelmişti.

O ta'rizi ile karısına iftira atmayı kastetmiyordu diyerek ayrılmışlardır. Kısaca belirtmek gerekirse ta' riz yoluyla iftira, ancak iftira atmak istediği bilinen kimse için geçerlidir. Bu da ta'rizde kişinin iradesine vakıf olmak imkansız olduğu için had cezası olmadığı görüşünü güçlendirmektedir. Doğruyu en iyi Allahu Teala bilir

6848Hani ibn NiyarSahih

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، حَدَّثَنِي يَزِيدُ بْنُ أَبِي حَبِيبٍ، عَنْ بُكَيْرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ أَبِي بُرْدَةَ رضى الله عنه

قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: «لَا يُجْلَدُ فَوْقَ عَشْرِ جَلَدَاتٍ إِلاَّ فِي حَدٍّ مِنْ حُدُودِ اللَّهِ»

The Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) used to say, “Nobody should be flogged more than ten stripes except if he is guilty of a crime, the legal punishment of which is assigned by Allah.”

আবূ বুরদা (রাঃ) হতে বর্ণিত। তিনি বলেন, নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম বলতেনঃ আল্লাহর নির্দিষ্ট হদসমূহের কোন হদ ছাড়া অন্য ক্ষেত্রে দশ বেত্রাঘাতের বেশি দন্ড দেয়া যাবে না। [৬৮৪৯, ৬৮৫০; মুসলিম ২৯/৯, হাঃ ১৭০৮, আহমাদ ১৬৪৮৬]

ہم سے عبداللہ بن یوسف نے بیان کیا، انہوں نے کہا ہم سے لیث بن سعد نے بیان کیا، ان سے یزید بن ابی حبیب نے بیان کیا، ان سے بکیر بن عبداللہ نے بیان کیا، ان سے سلیمان بن یسار نے بیان کیا، ان سے عبدالرحمٰن بن جابر بن عبداللہ نے بیان کیا اور ان سے ابوہریرہ رضی اللہ عنہ نے بیان کیا کہ نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے فرمایا ”حدود اللہ میں کسی مقررہ حد کے سوا کسی اور سزا میں دس کوڑے سے زیادہ بطور تعزیر و سزا نہ مارے جائیں۔“

Telah menceritakan kepada kami ['Abdullah bin Yusuf] telah menceritakan kepada kami [Al Laits] telah menceritakan kepadaku [Yazid bin Abu Hubaib] dari [Bukair bin Abdullah] dari [Sulaiman bin Yasar] dari ['Abdurrahman bin Jabir bin Abdullah] dari [Abu Burdah] radliallahu 'anhu, mengatakan; Nabi Shallallahu'alaihi wasallam bersabda: "Tak boleh menjilid melebihi sepuluh kali selain dalam salah hukuman had (yang) Allah (tetapkan)

Ebu Büreyde'nin nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Allah'ın tayin ettiği hadlerden birinde olmadıkça hiçbir kimseye on sopadan daha fazla vurulamaz" buyurmuştur

6849Abd ar-Rahman ibn JabirSahih

حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا فُضَيْلُ بْنُ سُلَيْمَانَ، حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ أَبِي مَرْيَمَ، حَدَّثَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ جَابِرٍ، عَمَّنْ سَمِعَ

النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «لَا عُقُوبَةَ فَوْقَ عَشْرِ ضَرَبَاتٍ إِلاَّ فِي حَدٍّ مِنْ حُدُودِ اللَّهِ»

On the authority of others, that the Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) said, “No Punishment exceeds the flogging of the ten stripes, except if one is guilty of a crime necessitating a legal punishment prescribed by Allah.”

‘আবদুর রহমান ইবনু জাবির (রহ.) হতে বর্ণিত। তিনি এমন একজন থেকে বর্ণনা করেছেন যিনি নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম-কে বলতে শুনেছেন যে, আল্লাহর নির্দিষ্ট হদসমূহের কোন হদ ছাড়া অন্য ক্ষেত্রে দশ প্রহারের অধিক কোন শাস্তি নেই। [৬৮৪৮]

ہم سے عمرو بن علی نے بیان کیا، انہوں نے کہا ہم سے فضیل بن سلیمان نے بیان کیا، انہوں نے کہا ہم سے مسلم بن ابی مریم نے بیان کیا، کہا مجھ سے عبدالرحمٰن بن جابر نے ان صحابی سے بیان کیا جنہوں نے نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم سے سنا تھا کہ آپ صلی اللہ علیہ وسلم نے فرمایا ”اللہ تعالیٰ کی حدود میں سے کسی حد کے سوا مجرم کو دس کوڑے سے زیادہ کی سزا نہ دی جائے۔“

Telah menceritakan kepada kami ['Amru bin Ali] telah menceritakan kepada kami [Fudhail bin Sulaiman] telah menceritakan kepada kami [Muslim bin Abu Maryam] telah mengabarkan kepadaku [Abdurrahman bin Jabir], dari [seseorang] yang mendengar Nabi shallallahu 'alaihi wasallam bersabda: "tidak boleh ada hukuman melebihi sepuluh kali pukulan selain dalam salah satu hukuman had Allah

Abdurrahman b. Cabir'in Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den işiten bir kimseden nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Allah'ın tayin ettiği hadlerden birinde olmadıkça on sopadan daha fazla ceza yoktur" buyurmuştur

6850Amr ibn al-HarithSahih

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سُلَيْمَانَ، حَدَّثَنِي ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي عَمْرٌو

أَنَّ بُكَيْرًا، حَدَّثَهُ قَالَ بَيْنَمَا أَنَا جَالِسٌ، عِنْدَ سُلَيْمَانَ بْنِ يَسَارٍ إِذْ جَاءَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ جَابِرٍ فَحَدَّثَ سُلَيْمَانَ بْنَ يَسَارٍ، ثُمَّ أَقْبَلَ عَلَيْنَا سُلَيْمَانُ بْنُ يَسَارٍ فَقَالَ: حَدَّثَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ جَابِرٍ، أَنَّ أَبَاهُ، حَدَّثَهُ أَنَّهُ، سَمِعَ أَبَا بُرْدَةَ الأَنْصَارِيَّ، قَالَ: سَمِعْتُ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: «لَا تَجْلِدُوا فَوْقَ عَشْرَةِ أَسْوَاطٍ إِلاَّ فِي حَدٍّ مِنْ حُدُودِ اللَّهِ»

I heard the Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) saying, “Do not flog anyone more than ten stripes except if he is involved in a crime necessitating Allah’s legal Punishment.”

আবূ বুরদা আনসারী (রাঃ) হতে বর্ণিত। তিনি বলেন, আমি নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম-কে বলতে শুনেছি যে, আল্লাহর নির্দিষ্ট হদসমূহের কোন হদ ছাড়া অন্য ক্ষেত্রে দশ বেত্রাঘাতের অধিক মারা যাবে না। [৬৮৪৮; মুসলিম ২৯/৯, হাঃ ১৭০৮, আহমাদ ১৬৪৮৬]

ہم سے یحییٰ بن سلیمان نے بیان کیا، انہوں نے کہا مجھ سے ابن وہب نے بیان کیا، انہوں نے کہا مجھ کو عمرو نے خبر دی، ان سے بکیر نے بیان کیا کہ میں سلیمان بن یسار کے پاس بیٹھا ہوا تھا کہ عبدالرحمٰن بن جابر آئے اور سلیمان بن یسار سے بیان کیا پھر سلیمان بن یسار ہماری طرف متوجہ ہوئے اور انہوں نے کہا کہ مجھ سے عبدالرحمٰن بن جابر نے بیان کیا ہے کہ ان سے ان کے والد نے بیان کیا اور انہوں نے ابوبردہ انصاری رضی اللہ عنہ سے سنا۔

انہوں نے بیان کیا کہ میں نے نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم سے سنا، نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے فرمایا کہ حدود اللہ میں سے کسی حد کے سوا کسی سزا میں دس کوڑے سے زیادہ کی سزا نہ دو۔

Telah menceritakan kepada kami [Yahya bin Sulaiman] telah menceritakan kepadaku [Ibnu Wahb] telah mengabarkan kepadaku [Amru] bahwa [Bukair] menceritakan kepadanya, dia berkata; ketika kami sedang duduk-duduk di dekat [Sulaiman bin Yasar] datanglah [Abdurrahman bin Jabir], dan dia menceritakan kepada Sulaiman bin Yasar, kemudian Sulaiman bin Yasar menghadap ke kami dan berkata; Abdurrahman bin Jabir telah menceritakan kepadaku; bahwa [bapaknya] telah menceritakan kepadanya, bahwasanya dia telah mendengar [Abu Burdah Al Anshari] berkata; aku mendengar Nabi shallallahu 'alaihi wasallam bersabda: "janganlah kalian menjilid diatas sepuluh cambukan, kecuali dalam salah satu hukuman had Allah

Ebu Burde el-Ensari'nin nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Allah'ın tayin ettiği hallerden birinde olmadıkça hiçbir kimseye on kamçıdan fazla vurmayınız" buyurmuştur

6851Abu HurayrahSahih

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، حَدَّثَنَا أَبُو سَلَمَةَ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ رضى الله عنه

قَالَ نَهَى رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عَنِ الْوِصَالِ فَقَالَ لَهُ رِجَالٌ مِنَ الْمُسْلِمِينَ فَإِنَّكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ تُوَاصِلُ.

فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «أَيُّكُمْ مِثْلِي إِنِّي أَبِيتُ يُطْعِمُنِي رَبِّي وَيَسْقِينِ». فَلَمَّا أَبَوْا أَنْ يَنْتَهُوا عَنِ الْوِصَالِ وَاصَلَ بِهِمْ يَوْمًا ثُمَّ يَوْمًا ثُمَّ رَأَوُا الْهِلَالَ فَقَالَ: «لَوْ تَأَخَّرَ لَزِدْتُكُمْ». كَالْمُنَكِّلِ بِهِمْ حِينَ أَبَوْا.

تَابَعَهُ شُعَيْبٌ وَيَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ وَيُونُسُ عَنِ الزُّهْرِيِّ. وَقَالَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ خَالِدٍ عَنِ ابْنِ شِهَابٍ عَنْ سَعِيدٍ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ

The Messenger of Allah (sallallahu alayhi wa sallam) forbade Al-Wisal (fasting continuously for more than one day without taking any meals). A man from the Muslims said, “But you do Al-Wisal, O Messenger of Allah (sallallahu alayhi wa sallam)!”

The Messenger of Allah (sallallahu alayhi wa sallam) said, “Who among you is similar to me? I sleep and my Lord makes me eat and drink.” When the people refused to give up Al-Wisal, the Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) fasted along with them for one day, and did not break his fast but continued his fast for another day, and when they saw the crescent, the Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) said, “If the crescent had not appeared, I would have made you continue your fast (for a third day),” as if he wanted to punish them for they had refused to give up Al-Wisal.

আবূ হুরাইরাহ (রাঃ) হতে বর্ণিত। তিনি বলেন যে, রাসূলূল্লাহ্ সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম এক নাগাড়ে সিয়াম পালন থেকে নিষেধ করেছেন। তখন মুসলিমদের থেকে এক ব্যক্তি বলল, হে আল্লাহর রাসূল! আপনি তো এক নাগাড়ে সিয়াম পালন করেন।

এ সময় রাসূলুল্লাহ্ সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম বললেনঃ আমার মত তোমাদের মাঝে কে আছে? আমি তো রাত্রি যাপন করি এমন হালাতে যে, আমার রব আমাকে পানাহার করান। যখন তারা এক নাগাড়ে সিয়াম পালন থেকে বিরত থাকল না তখন তিনি একদিন তাদের সঙ্গে এক নাগাড়ে (দিনের পর দিন) সিয়াম পালন করতে থাকলেন।

এরপর যখন তারা নতুন চাঁদ দেখল তখন তিনি বললেনঃ যদি তা আরো দেরি হতো তাহলে আমি তোমাদের আরো বাড়িয়ে দিতাম। কথাটি যেন শাসন হিসেবে বললেন, যখন তারা বিরত থাকল না। শু‘আয়ব, ইয়াহইয়া ইবনু সা‘ঈদ ও ইউনুস (রহ.) যুহরী (রহ.) থেকে উকায়ল (রহ.) এর অনুসরণ করেছেন।

‘আবদুর রহমান ইবনু খালিদ (রহ.)......আবূ হুরাইরাহ (রাঃ) সূত্রে নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম থেকে বর্ণনা করেছেন। [১৯৬৫]

ہم سے یحییٰ بن بکیر نے بیان کیا، کہا ہم سے لیث بن سعد نے بیان کیا، ان سے عقیل نے، ان سے ابن شہاب نے، ان سے ابوسلمہ نے بیان کیا اور ان سے ابوہریرہ رضی اللہ عنہ نے کہ رسول اللہ صلی اللہ علیہ وسلم نے وصال ( مسلسل افطار کے بغیر کئی دن کے روزے رکھنے ) سے منع فرمایا تو بعض صحابہ نے عرض کیا: یا رسول اللہ!

آپ خود تو وصال کرتے ہیں۔ نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے فرمایا کہ تم میں سے کون مجھ جیسا ہے؟ میرا تو حال یہ ہے کہ مجھے میرا رب کھلاتا ہے اور پلاتا ہے لیکن وصال کرنے سے صحابہ نہیں رکے تو نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے ان کے ساتھ ایک دن کے بعد دوسرے دن کا وصال کیا پھر اس کے بعد لوگوں نے چاند دیکھ لیا۔

نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے فرمایا کہ اگر ( عید کا ) چاند نہ دکھائی دیتا تو میں اور وصال کرتا۔ یہ آپ نے تنبیہاً فرمایا تھا کیونکہ وہ وصال کرنے پر مصر تھے۔ اس روایت کی متابعت شعیب، یحییٰ بن سعید اور یونس نے زہری سے کی ہے اور عبدالرحمٰن بن خالد فہمی نے بیان کیا، ان سے ابن شہاب نے، ان سے سعید بن مسیب نے اور ان سے ابوہریرہ رضی اللہ عنہ نے نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم سے بیان کیا۔

Telah menceritakan kepada kami [Yahya bin Bukair] telah menceritakan kepada kami [Al Laits] dari [Uqail] dari [Ibnu Syihab] telah menceritakan kepada kami [Abu Salamah] bahwasanya [Abu Hurairah] radliallahu 'anhu mengatakan; Rasulullah Shallallahu'alaihiwasallam melarang puasa wishal.

Maka beberapa orang kaum muslimin bertanya; 'engkau sendiri ya Rasulullah melakukan puasa wishal.' Rasulullah Shallallahu'alaihiwasallam menjawab; "Siapa diantara kalian sanggup seperti aku, Rabbiku memberiku makan dan minum." Tatkala mereka masih enggan menyudahi puasa wishal, Nabi terus melakukan wishal bersama mereka hari demi hari, lantas mereka melihat bulan sabit muncul, maka Nabi bersabda: "Kalaulah bulan sabit itu terlambat, niscaya kutambah untuk kalian!"

Seolah-olah beliau hendak menghukum mereka tatkala mereka enggan. hadits ini diperkuat oleh [Syu'aib] dan [Yahya bin Sa'id] dan [Yunus] dari [Az Zuhri], dan [Abdurrahman bin Khalid] mengatakan dari [Ibnu Syihab] dari [Sa'id] dari [Abu Hurairah] dari Nabi shallallahu 'alaihi wasallam

Ebu Hureyre şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem (sahur yemeden) orucu birbirine eklemeyi (savm-i visal) yasaklamıştı. Müslümanlardan bazıları ona "Ya Resulallah! Sen bir günün orucunu öbür güne ekliyorsun" dediler. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Sizin hanginiz bana benzer? Ben, Rabbim beni doyurur ve içirir bir halde gecelerim" buyurdu.

Fakat sahabiler (sahursuz) oruç tutmaktan vazgeçmemekte ısrar edince, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara bir gün visal orucu tutturdu. Sonra (üçüncü günü) hilali gördüler. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onların visalorucundan vazgeçmediklerini görünce, ceza verici bir tavırla "Eğer ay geri kalsaydı, ben sizlere dahafazla visal orucu tuttururdum" buyurdu

6852Abdullah ibn UmarSahih

حَدَّثَنِي عَيَّاشُ بْنُ الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الأَعْلَى، حَدَّثَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَالِمٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ

أَنَّهُمْ كَانُوا يُضْرَبُونَ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: إِذَا اشْتَرَوْا طَعَامًا جِزَافًا أَنْ يَبِيعُوهُ فِي مَكَانِهِمْ حَتَّى يُئْوُوهُ إِلَى رِحَالِهِمْ

Those people who used to buy foodstuff at random (without weighing or measuring it) were beaten in the lifetime of the Messenger of Allah (sallallahu alayhi wa sallam) if they sold it at the very place where they had bought it, till they carried it to their dwelling places.

‘আবদুল্লাহ্ ইবনু ‘উমার (রাঃ) হতে বর্ণিত যে, তাদেরকে রাসূলুল্লাহ্ সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম-এর যামানায় প্রহার করা হত যখন তারা অনুমানের ভিত্তিতে খাদ্যদ্রব্য কেনা বেচা করত। তারা তা যেন তাদের জায়গায় বিক্রি না করে যে পর্যন্ত না তারা তা আপন বিক্রয়ের জায়গায় ওঠায়। [২১২৩]

مجھ سے عیاش بن الولید نے بیان کیا، کہا ہم سے عبدالاعلیٰ نے بیان کیا، کہا ہم سے معمر نے بیان کیا، ان سے زہری نے، ان سے سالم نے، ان سے عبداللہ بن عمر رضی اللہ عنہما نے کہ رسول اللہ صلی اللہ علیہ وسلم کے زمانہ میں اس پر مار پڑتی کہ جب غلہ کے ڈھیر یوں ہی خریدیں، بن ناپے اور تولے اس کو اسی جگہ دوسرے کے ہاتھ بیچ ڈالیں ہاں وہ غلہ اٹھا کر اپنے ٹھکانے لے جائیں پھر بیچیں تو کچھ سزا نہ ہوتی۔

Telah menceritakan kepadaku ['Ayyasy bin Al Walid] telah menceritakan kepada kami ['Abdul A'la] telah menceritakan kepada kami [Ma'mar] dari [Az Zuhri] dari [Salim] dari [Abdullah bin Umar]; Di masa Rasulullah Shallallahu' alaihi wa sallam, jika para sahabat membeli makanan yang tak jelas takaran dan timbangannya, mereka dilarang menjualnya ditempat mereka membeli (tempat yang sama) hingga mereka memindahkannya ke kendaraan angkut mereka

Abdullah b. Ömer'in nakline göre sahabiler Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in zamanında (ölçüp tartmaksızın) göz kararı pazarlıkla yiyecek maddesi satın aldıklarında onları bulundukları yerden teslim alıp da kendi evlerine taşıyıncaya kadar satmaktan men eder, böyle yapmayanlar dövüıürmüş

6853Aishah bint Abi BakrSahih

حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا يُونُسُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ، عَنْ عَائِشَةَ رضى الله عنها

قَالَتْ: مَا انْتَقَمَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لِنَفْسِهِ فِي شَىْءٍ يُؤْتَى إِلَيْهِ حَتَّى تُنْتَهَكَ مِنْ حُرُمَاتِ اللَّهِ فَيَنْتَقِمَ لِلَّهِ

The Messenger of Allah (sallallahu alayhi wa sallam) never took revenge for his own self in any matter presented to him till Allah’s limits were exceeded, in which case he would take revenge for Allah’s sake.

‘আয়িশাহ (রাঃ) হতে বর্ণিত। তিনি বলেন, রাসূলুল্লাহ্ সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম নিজের ব্যক্তিগত বিষয়ের কোন প্রতিশোধ গ্রহণ করেননি, যে পর্যন্ত না আল্লাহর অলঙ্ঘনীয় সীমা অতিক্রম করা হয়। এমন হলে তিনি আল্লাহর জন্য প্রতিশোধ গ্রহণ করতেন। [৩৫৬০]

ہم سے عبدان نے بیان کیا، انہوں نے کہا ہم کو عبداللہ بن مبارک نے خبر دی، انہوں نے کہا ہم کو یونس نے خبر دی، انہیں زہری نے، انہیں عروہ نے خبر دی اور ان سے عائشہ رضی اللہ عنہا نے بیان کیا کہ رسول اللہ صلی اللہ علیہ وسلم نے اپنے ذاتی معاملہ میں کبھی کسی سے بدلہ نہیں لیا ہاں جب اللہ کی قائم کی ہوئی حد کو توڑا جاتا تو آپ پھر بدلہ لیتے تھے۔

Telah menceritakan kepada kami [Abdan] Telah mengabarkan kepada kami [Abdullah] telah mengabarkan kepada kami [Yunus] dari [Az Zuhri] telah mengabarkan kepadaku ['Urwah] dari ['Aisyah] radliallahu 'anha mengatakan; Rasulullah Shallallahu'alaihiwasallam tidak pernah marah terhadap seseorang untuk dirinya sendiri karena suatu kasus yang berkaitan pribadinya, hingga jika kehormatan Allah dilecehkan, maka beliau marah karena Allah

Aişe r.anha "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendisine arz edilen hiçbir şey hakkında Allah'ın haramlarından biri çiğnenilmediği müddetçe kendi nefsi için intikam almamıştır. Haramlardan biri çiğnendiğinde de Allah için intikam alırdı" demiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: ......Ta'zir ....... azere" kökünden türemedir. Bu kökün anlamı engelleme ve geri çevirme demektir.

Ta'zir bir şahsı kaçındırmak demektir. Tıpkı düşmanlarını kendisinden savuşturup, ona zarar vermelerini önlemek gibi. "Ve amentum bi'r-rusuli ve azzertümuhum =Nebilerime inanır, onları desteklerseniz"(Maide 12) ayetinde kelime bu anlamda kullanılmıştır. Bu bir kimsenin çirkin bir fiili işlemesine engelolmak gibidir. '\'r':'\.4.l1 •.Jr" tabiri de buna bir başka örnektir.

Bu cümlenin anlamı hakim sanık bir kez daha çirkin fiili işlemesin diye onu te'dib etti demektir. Ta'zir, kişinin durumuna uygun olarak sözle olabildiği gibi, fiille de olur. Buharl'nin attığı başlıktaki "Edeb" kelimesinden maksat, te'dib etmektir. Bu kelimenin ta'zir kelimesine atfedilmesinin sebebi şudur: Ta'zir masiyet sebebiyle yapılırken, te'dib bundan daha geneldir.

çocuğu te'dib, öğretmenin te'dibi bu kavrama dahildir. İmam Buhari ta'zir ve te'dibin miktarını soru işaretiyle belirterek -biraz sonra açıklayacağımız üzere- bu konudaki ihtilafa işaret etmektedir.

"Allah 'zn tayin ettiği hallerden birinde olmadıkça ... " Bu ifadenin zahirinden anlaşılan "had"den maksadın, şari (Allah) tarafından hakkında belli sayıda sopa veya vurma ya da belli bir ukubet tayin edilen ceza olduğudur. Bunlardan üzerinde ittifak edilenler, zina, hırsızlık, sarhoş verici madde içmek, hirabe (yol kesme, eşkiyalık), zina iftirası, adam öldürme, kısasen öldürme ve organlara kısasen zarar verme, dinden dönme sebebiyle katı cezalarıdır.

Bu cezalardan son ikisine "had" denilip, denilmeyeceği konusunda bilginler arasında ihtilaf vardır. İşleyen kimsenin cezayı hak ettiği birçok suça "had" veya başka bir şey denilip denilmeyeceği konusunda ihtilaf edilmiştir. Bunlar bırakılan emaneti inkar, homoseksüel ilişki (livata), hayvanlarla cinsel ilişki, bir kadının erkek bir hayvanla ilişkisi, kadın kadına sevicilik (lezbiyenlik), darda kalmayan bir kimsenin ölmüş bir hayvanın etini yiyip kanını içmesi, domuz eti yeme bu suçlardan bazılarıdır.

Sihir yapma, içki içme iftirasında bulunma, tembellik ederek namaz kılmama, Ramazan orucunu yeme ve üstü kapalı sözcüklerle (ta'riz) zina iftirasında bulunma da böyledir. Bazı bilginler yukarıda zikrettiğimiz hadislerde geçen "had" kelimesinden maksadın Allah hakkı olduğu kanaatine varmışlardır. Selef bilginleri bu hadisin anlamı üzerinde ihtilaf etmişlerdir.

Leys, kendisinden nakledilen meşhur rivayete göre Ahmed b. Hanbel, İshak, bazı Şafiı bilginleri bu hadisin zahirini almışlarqır. İmam Malik, Şafii ve İmam Ebu Hanıfe'nin iki öğrencisi, hadiste ifade edilen On sayısının üzerine çıkmak caizdir dedikten sonra ihtilaf etmişlerdir. İmam Şafii hiçe bir zaman had cezalarının en alt sınırına varılmaz demiştir.

Ancak burada itibar edilecek olan hür bir kimseye uygulanacak had midir, yoksa köleye uygulanacak had midir? Bu konuda iki görüş vardır. Bir görüşe veya biryaklaşıma göre her ta'zir cezası kendi cinsinin had cezasından belirlenir ve o miktarı aşmaz.

"Bu konuda, had cezasına ulaşılmaz" diyen Evzaı'nin görüşünün zorunlu sonucu da budur. Evzaı bu konuda ayrıntıya gitmemiştir. Diğer fıkıh bilginleri ise şöyle demişlerdir: Ta'zirde cezanın tayini hangi miktara çıkarsa çıksın devlet başkanına (hakime) kalmıştır. Ebu Sevr'in tercihi de bu yöndedir: Hz. Ömer'in, Ebu Musa'ya bir mektup yazarak "ta'zir cezasında yirmiden daha fazla vurulamaz" dediği nakledilmiştir.

Hz. Osman'ın otuzdan daha fazla vurulamaz dediği rivayet edilirken, Hz. Ömer yüz kamçıya kadar çıkılabilir demiştir. İbn Mesud'dan da bu doğrultuda bir görüş nakledilmiştir. İmam Malik, Ebu Sevr ve Ata şöyle demişlerdir: Ta'zir cezası ancak bir suçu tekrar tekrar işleyen kimseye verilir. Bir kez günah işleyen kimseye had cezası verilemeyeceği gibi, ta'zir de uygulanmaz.

Ebu Hanife'nin ta'zirde kırk sopaya çıkılmaz dediği nakledilmiştir. İbn Ebi Leyla ve Ebu Yusuf ise doksanbeş sopanın üstüne çıkılmaz demişlerdir. İmam Malik ve Ebu Yusuf'tan gelen bir nakle göre seksenin üzerine çıkılmaz. Bu bilginler yukarıdaki hadise birçok cevap vermişlerdir. Bunların içinden bazıları yukarıda geçti. Bu cevaplardan birisi de ta'zir cezasının sadece sopa vurularak uygulanacağıdır.

Mesela bastonla veya elle vurmaya gelince, burada hadiste belirtilen rakamın üstüne çıkmak mümkündür. Fakat had cezalarının en düşük miktarının üzerine çıkılamaz. Hadise verilen cevaplardan birisi de onun mensuh olduğudur. Hadisin nesh edildiğini sahabenin icmaı göstermektedir. Buna bu görüşü bazı tabiun alimleri ifade etmişlerdir denilerek itiraz edilmiştir.

Leys b. Sa' d' ın görüşü bu doğrultuda olup, İslam beldesinin belli başlı merkezlerinde bulunan fıkıh bilginleri de (fukahau'l-emsar) bu görüşü benimsemişlerdir. Hadise verilen cevaplardan bir diğeri de hadisin kendisinden daha güçlü olan bir delille çeliştiğidir. Bu güçlü delil, ta'zir cezasının had cezalarından farklı olacağına dair yapılmış icmadır.

Yukarıda zikrettiğimiz hadis, ta'zirin on veya daha az bir sayıyla belirlenmesini gerektirmektedir. Dolayısıyla bu, had cezası gibi olmaktadır. Hadis bir de ta'zir cezası devlet başkanının (hakimin) görüşüne bırakılmıştır. Ağırlaştırmak ve hafifleştirmek onun görevidir şeklindeki icma ile çelişmektedir. ikinci hadis visal orucunu yasaklama hadisidir.

Hadise bu başlık altında yer verilmesinden maksat, "ceza verici bir tavırla onlara visal orucu tutturdu". cümlesidir. ibn Battal'ın nakline göre Mühelleb şöyle demiştir: Bu hadisten anlaşılan ta'zir cezası devlet başkanının (hakimin) takdirine bırakılmıştır. Çünkü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "eğer ay geri kalsaydı, ben sizlere daha fazla visal orucu tuttururdum" buyurmuştur.

Bu ifade devlet başkanının (hakimin) ta'ziri uygun gördüğü kadar arttırmaya yetkisi olduğunu göstermektedir. Durum Mühelleb'in dediği gibidir. Fakat bu, yukarıda zikredilen hadisle çelişmez. Çünkü hadis belli bir sayıda vurma veya sopalama hakkında gelmiştir. Dolayısıyla belli bir şeyle ilgilidir. Bu visal orucu ise terk edilen bir şeyle ilgilidir.

O da orucu bozan şeylerden kişinin kendini tutmasıdır. Burada çekilen acı aç ve susuz bırakma sebebi iledir. Açlığın ve susuzluğun şahıslardaki etkisi gerçekten birbirinden çok farklıdır. ifadeden öyle -anlaşılıyor ki Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in visal orucu tutturdu ğu kişiler, genelde bunu başarabilecek güçte olankimselerdi.

Nebi s.a.v., visal orucu onların aciz kalmalarıyla sonuçlanmış olsaydı, bunun onları vazgeçirmekte daha etkili olacağına işaret etmektedir. Hadisten anlaşılan ta'zirden maksadın caydırmayı sağlayan bir ceza olduğudur. Bu da değneğin veya vurmanın daha hafif veya daha ağır olması şeklinde çeşitli uygulamalar yapmak suretiyle on sopayla mümkün olur.

Doğruyu en iyi Allahu Teala bilir. Bu hadisten aç bırakma veya benzeri manevi şeylerle ta'zir uygulamanın caiz olduğu da anlaşılmaktadır. "Nebi s.a.v.'in zamanında (ölçüp tartmaksızın) göz kararı pazarlıkla yiyecek maddesi satın aldıklarında ...

" Bu hadisin açıklaması büyu' bölümünde geniş geniş yapılmıştı. Hadisten şer'! emre muhalif olan ve fasid akidere başvuran kimselere vurma suretiyle te'dib cezası uygulanabileceği, çarşı ve pazarlara muhtesib görevlendirmenin meşru olduğu anlaşılmaktadır. Hadiste zikredilen dövme dördüncü hadisten anlaşıldığı üzere emrekarşı gelen kimse içindir şeklinde açıklanmıştır. Bu hadisin geniş bir açıklaması, Nebi s.a.v.'in Sıfatı Bölümünde ge.çmlşti

6854Sahl ibn Sad as-SaidiSahih

حَدَّثَنَا عَلِيٌّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ الزُّهْرِيُّ عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ

قَالَ شَهِدْتُ الْمُتَلَاعِنَيْنِ وَأَنَا ابْنُ خَمْسَ، عَشْرَةَ، فَرَّقَ بَيْنَهُمَا فَقَالَ زَوْجُهَا كَذَبْتُ عَلَيْهَا إِنْ أَمْسَكْتُهَا. قَالَ فَحَفِظْتُ ذَاكَ مِنَ الزُّهْرِيِّ «إِنْ جَاءَتْ بِهِ كَذَا وَكَذَا فَهْوَ، وَإِنْ جَاءَتْ بِهِ كَذَا وَكَذَا كَأَنَّهُ وَحَرَةٌ فَهُوَ». وَسَمِعْتُ الزُّهْرِيَّ يَقُولُ جَاءَتْ بِهِ لِلَّذِي يُكْرَهُ

I witnessed the case of Lian (the case of a man who charged his wife for committing illegal sexual intercourse when I was fifteen years old. The Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) ordered that they be divorced, and the husband said, “If I kept her, I would be a liar.”

I remember that Az-Zubayr also said, “(It was said) that if that woman brought forth the child with such-and-such description, her husband would prove truthful, but if she brought it with such-and-such description looking like a Wahra (a red insect), he would prove untruthful.” I heard Az-Zubayr also saying, “Finally she gave birth to a child of description which her husband disliked.”

সাহল ইবনু সা‘দ (রাঃ) হতে বর্ণিত। তিনি বলেন, আমি দু’জন লি‘আনকারীর ক্ষেত্রে দেখেছি যে, তাদের উভয়ের মাঝে বিচ্ছেদ ঘটানো হয়েছে। আমি তখন পনের বছরের যুবক ছিলাম।

এরপর তার স্বামী বলল, আমি যদি তাকে রেখে দেই তাহলে তার উপর আমি মিথ্যা আরোপ করেছি। বর্ণনাকারী বলেন, আমি যুহরী (রহ.) থেকে তা স্মরণ রেখেছি যে, যদি সে এমন এমন গঠনের সন্তান জন্ম দেয় তাহলে সে সত্যবাদী। আর যদি এমন এমন গঠনের সন্তান জন্ম দেয় যেন টিকটিকির মত লাল, তাহলে সে মিথ্যাচারী। আমি যুহরী (রহ.)-কে বলতে শুনেছি যে, সে সন্তানটি ঘৃণ্য আকৃতির জন্ম নেয়। [৪২৩]

ہم سے علی نے بیان کیا، کہا ہم سے سفیان ثوری نے بیان کیا، ان سے زہری نے بیان کیا اور ان سے سہل بن سعد رضی اللہ عنہ نے بیان کیا کہ میں نے دو لعان کرنے والے میاں بیوی کو دیکھا تھا۔ اس وقت میری عمر پندرہ سال تھی۔ نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے دونوں کے درمیان جدائی کرا دی تھی۔

شوہر نے کہا تھا کہ اگر اب بھی میں ( اپنی بیوی کو ) اپنے ساتھ رکھوں تو اس کا مطلب یہ ہے کہ میں جھوٹا ہوں۔ سفیان نے بیان کیا کہ میں نے زہری سے یہ روایت محفوظ رکھی ہے کہ ”اگر اس عورت کے ایسا بچہ پیدا ہوا تو شوہر سچا ہے اور اگر اس کے ایسا ایسا بچہ پیدا ہوا جیسے چھپکلی ہوتی ہے تو شوہر جھوٹا ہے۔“ اور میں نے زہری سے سنا، انہوں نے بیان کیا کہ اس عورت نے اس آدمی کے ہم شکل بچہ جنا جو میری طرح کا تھا۔

Telah menceritakan kepada kami [Ali bin Abdullah] telah menceritakan kepada kami [Sufyan], [Az Zuhri] mengatakan dari [Sahal bin Sa'd] mengatakan, pernah aku menyaksikan dua orang yang saling meli'an, ketika itu umurku baru lima belas tahun, keduanya sama-sama mengajak berpisah, si suami mengatakan; 'berarti aku bohong terhadap dirinya jika aku terus mempertahankan dia sebagai isteri.'

Kata Sahal, dan aku menghapal hadits yang serupa dari Az Zuhri yang redaksinya; 'Jika isteriku melahirkan bayi dengan ciri-ciri demikian maka,,,,, sebaliknya jika melahirkan bayi yang ciri-ciri kulitnya seperti tokek, maka demikian. Dan aku mendengar Az Zuhri mengatakan; Lantas wanita tersebut melahirkan bayi yang tidak di sukainya

Sehl b. Sa'd şöyle demiştir: Ben onbeş yaşında ikenbir karı-kocanın karşılıklı lian uygulamalarına şahit oldum. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onların lianlarından sonra aralarını ayırdı ve boşandılar. Kadının kocası "Ya Resulallah! Ben bu kadını nikahımda tutarsam ona iftira etmiş olurum" dedi. Süfyan, ben ez-Zührl'den bundan sonrasını şöyle ezberledim dedi: "Eğer kadın şöyle şöyle sıfatta bir çocuk doğurursa adam kadın aleyhinde doğru söylemektedir.

Eğer kadın şöyle şöyle nitelikte kızılca keler gibi kırmızı bir çocuk doğurursa adam iddiasında yalancıdır" dedi. Süfyan şöyle dedi: Ben ez-Zührl'nin "Bu kadın, sevilmeyen sıfatta bir çocuk doğuıdu" dediğini işittim

6855Al-Qasim ibn MuhammadSahih

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ مُحَمَّدٍ

قَالَ ذَكَرَ ابْنُ عَبَّاسٍ الْمُتَلَاعِنَيْنِ فَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ شَدَّادٍ هِيَ الَّتِي قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «لَوْ كُنْتُ رَاجِمًا امْرَأَةً عَنْ غَيْرِ بَيِّنَةٍ». قَالَ لَا، تِلْكَ امْرَأَةٌ أَعْلَنَتْ

Ibn Abbas mentioned the couple who had taken the oath of Lian. Abdullah ibn Shaddad said (to him), “Was this woman about whom the Messenger of Allah (sallallahu alayhi wa sallam) said, ‘If I were ever to stone to death any woman without witnesses. (I would have stoned that woman to death)?’ Ibn Abbas replied,” No, that lady exposed herself (by her suspicious behavior).

কাসিম ইবনু মুহাম্মাদ (রহ.) হতে বর্ণিত। তিনি বলেন যে, ইবনু ‘আব্বাস (রাঃ) দু’জন লি‘আনকারীর ব্যাপারে আলোচনা করলেন। তখন ‘আবদুল্লাহ্ ইবনু সাদ্দাদ (রহ.) বললেন, এ কি সে মহিলা যার সম্বন্ধে রাসূলুল্লাহ্ সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম বলেছেনঃ আমি যদি কোন মহিলাকে বিনা প্রমাণে পাথর মেরে হত্যা করতাম.....? তিনি বললেন, না। ওটা ঐ নারী যে প্রকাশ্যে অন্যায় কাজ করত। [৫৩১০]

ہم سے علی بن عبداللہ نے بیان کیا، کہا ہم سے سفیان نے بیان کیا، کہا ہم سے ابوالزناد نے بیان کیا، ان سے قائم بن محمد نے بیان کیا کہ ابن عباس رضی اللہ عنہما نے دو لعان کرنے والوں کا ذکر کیا تو عبداللہ بن شداد رضی اللہ عنہما نے کہا کہ یہ وہی تھی جس کے متعلق رسول اللہ صلی اللہ علیہ وسلم نے فرمایا تھا کہ اگر میں کسی عورت کو بلا گواہی رجم کر سکتا ( تو اسے ضرور کرتا ) ابن عباس رضی اللہ عنہما نے کہا کہ نہیں یہ وہ عورت تھی جو ( فسق و فجور ) ظاہر کیا کرتی تھی۔

Telah menceritakan kepada kami ['Ali bin Abdullah] telah menceritakan kepada kami [Sufyan] telah menceritakan kepada kami [Abu Az Zanad] dari [Al Qasim bin Muhammad] mengatakan; [Ibnu Abbas] menceritakan tentang dua orang yang saling meli'an.

Lantas Abdullah bin Syaddad bertanya; 'Itukah wanita yang Rasulullah Shallallahu'alaihiwasallam mengomentarinya dengan sabdanya: "Jika aku merajam wanita tanpa bukti (niscaya aku merajam orang ini) "? ' Ibnu Abbas menjawab; "Tidak, itu adalah wanita yang terang-terangan

Kasım b. Muhammed şöyle demiştir: İbn Abbas lian yapan iki kişiden söz etti. Abdullah İbn Şeddad işte o kadın, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in "Eğer ben bir kadını beyyinesiz olarak recm etseydim bunu recm ederdim" buyurduğu kadındır dedi. İbn Abbas hayır, bu, çirkinliği ve fücuru açıktan yapan kadındır dedi

6856Ibn AbbasSahih

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْقَاسِمَ، عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ مُحَمَّدٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ رضى الله عنهما

ذُكِرَ التَّلَاعُنُ عِنْدَ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ عَاصِمُ بْنُ عَدِيٍّ فِي ذَلِكَ قَوْلاً، ثُمَّ انْصَرَفَ وَأَتَاهُ رَجُلٌ مِنْ قَوْمِهِ يَشْكُو أَنَّهُ وَجَدَ مَعَ أَهْلِهِ فَقَالَ عَاصِمٌ مَا ابْتُلِيتُ بِهَذَا إِلاَّ لِقَوْلِي فَذَهَبَ بِهِ إِلَى النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَأَخْبَرَهُ بِالَّذِي وَجَدَ عَلَيْهِ امْرَأَتَهُ،

وَكَانَ ذَلِكَ الرَّجُلُ مُصْفَرًّا، قَلِيلَ اللَّحْمِ، سَبِطَ الشَّعَرِ، وَكَانَ الَّذِي ادَّعَى عَلَيْهِ أَنَّهُ وَجَدَهُ عِنْدَ أَهْلِهِ آدَمَ، خَدْلاً، كَثِيرَ اللَّحْمِ، فَقَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «اللَّهُمَّ بَيِّنْ». فَوَضَعَتْ شَبِيهًا بِالرَّجُلِ الَّذِي ذَكَرَ زَوْجُهَا أَنَّهُ وَجَدَهُ عِنْدَهَا فَلَاعَنَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بَيْنَهُمَا فَقَالَ رَجُلٌ لاِبْنِ عَبَّاسٍ فِي الْمَجْلِسِ هِيَ الَّتِي قَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «لَوْ رَجَمْتُ أَحَدًا بِغَيْرِ بَيِّنَةٍ رَجَمْتُ هَذِهِ». فَقَالَ لَا، تِلْكَ امْرَأَةٌ كَانَتْ تُظْهِرُ فِي الإِسْلَامِ السُّوءَ

Lian was mentioned in the presence of the Prophet (sallallahu alayhi wa sallam), Asim ibn Adi said a statement about it, and when he left, a man from his tribe came to him complaining that he had seen a man with his wife.

Asim said, “I have been put to trial only because of my statement.” So he took the man to the Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) and the man told him about the incident. The man (husband) was of yellow complexion, thin, and of lank hair, while the man whom he had accused of having been with his wife, was reddish brown with fat thick legs and fat body. …

The Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) said, “O Allah! Reveal the truth.” Later on the lady delivered a child resembling the man whom the husband had accused of having been with her. So the Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) made them take the oath of Lian.

A man said to Ibn Abbas in the gathering, “Was that the same lady about whom the Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) said, ‘If I were to stone any lady (for committing illegal sexual intercourse) to death without witnesses, I would have stoned that lade to death?’

Ibn Abbas said, ‘No, that was another lady who used to behave in such a suspicious way among the Muslims that one might accuse her of committing illegal sexual intercourse.’”

ইবনু ‘আব্বাস (রাঃ) হতে বর্ণিত। নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম-এর নিকট লি‘আনকারীদের ব্যাপারে আলোচনা করা হল। তখন আসিম ইবনু আদী (রাঃ) তার সম্পর্কে কিছু কটূক্তি করলেন। তারপর তিনি ফিরে গেলেন। তখন তার স্বগোত্রের এক ব্যক্তি তার কাছে এসে অভিযোগ করল যে, সে তার স্ত্রীর কাছে অন্য এক লোককে পেয়েছে।

আসিম (রাঃ) বলেন, আমি আমার এ উক্তির দরুনই এ পরীক্ষায় পড়েছি। এরপর তিনি তাকে নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম-এর কাছে নিয়ে গেলেন। আর সে তাঁকে ঐ লোক সম্পর্কে জানাল যার সঙ্গে তার স্ত্রীকে পেয়েছে। এ লোকটি গৌর বর্ণ, হাল্কা-পাতলা, সোজা চুলবিশিষ্ট ছিল। আর যে লোক সম্পর্কে দাবি করেছে যে, সে তাকে তার স্ত্রীর কাছে পেয়েছে সে ছিল মেটে বর্ণের, মোটা গোড়ালি, মোটা গোশ্তবিশিষ্ট। …

তখন নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম বললেনঃ হে আল্লাহ্! স্পষ্ট করে দিন। ফলে সে মহিলাটি ঐ লোকের মত সন্তান জন্ম দিল যার কথা তার স্বামী উল্লেখ করেছিল যে, তাকে তার স্ত্রীর সঙ্গে পেয়েছে। তখন নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম উভয়ের মধ্যে লি‘আন কার্যকর করলেন।

তখন এক লোক এ মজলিসেই ইবনু ‘আব্বাস (রাঃ)-কে বলল, এটা কি সেই নারী যার সম্পর্কে নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম বলেছেনঃ যদি আমি কাউকে বিনা প্রমাণে রজম করতাম তাহলে একে রজম করতাম? তিনি বলেন, না। ওটা ঐ নারী যে ইসলামে থাকা অবস্থায় প্রকাশ্যে অন্যায় কাজ করত। [৫৩১০]

ہم سے عبداللہ بن یوسف نے بیان کیا، انہوں نے کہا ہم سے لیث بن سعد نے بیان کیا، انہوں نے کہا ہم سے یحییٰ بن سعید نے بیان کیا، ان سے عبدالرحمٰن بن قاسم نے بیان کیا، ان سے قاسم بن محمد نے اور ان سے ابن عباس رضی اللہ عنہما نے کہ نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم کی مجلس میں لعان کا ذکر آیا تو عاصم بن عدی رضی اللہ عنہ نے اس پر ایک بات کہی پھر وہ واپس آئے۔

اس کے بعد ان کی قوم کے ایک صاحب یہ شکایت لے کر ان کے پاس آئے کہ انہوں نے اپنی بیوی کے ساتھ غیر مرد کو دیکھا ہے۔ عاصم رضی اللہ عنہ نے اس پر کہا کہ میں اپنی اس بات کی وجہ سے آزمائش میں ڈالا گیا ہوں۔ پھر آپ ان صاحب کو لے کر نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم کی مجلس میں تشریف لائے اور نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم کو اس کی اطلاع دی جس حالت میں انہوں نے اپنی بیوی کو پایا۔ …

وہ صاحب زرد رنگ، کم گوشت، سیدھے بالوں والے تھے۔ پھر نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے فرمایا کہ اے اللہ! اس معاملہ کو ظاہر کر دے۔ چنانچہ اس عورت کے یہاں اسی شخص کی شکل کا بچہ پیدا ہوا جس کے متعلق شوہر نے کہا تھا کہ اسے انہوں نے اپنی بیوی کے ساتھ دیکھا ہے پھر نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے دونوں کے درمیان لعان کرایا۔

ابن عباس رضی اللہ عنہما سے مجلس میں ایک صاحب نے کہا کہ یہ وہی تھا جس کے متعلق نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے فرمایا تھا کہ اگر میں کسی کو بلا گواہی کے رجم کر سکتا تو اسے رجم کرتا۔

ابن عباس رضی اللہ عنہما نے کہا کہ نہیں یہ تو وہ عورت تھی جو اسلام لانے کے بعد برائیاں اعلانیہ کرتی تھی۔

Telah menceritakan kepada kami [Abdullah bin Yusuf] telah menceritakan kepada kami [Al Laits] telah menceritakan kepada kami [Yahya bin Sa'id] dari [Abdurrahman bin Al Qasim] dari [Al Qasim bin Muhammad] dari [Ibnu 'Abbas] radliallahu 'anhuma, Di majlis Nabi shallallahu 'alaihi wasallam dibicarakan masalah li'an. Lantas 'Ashim bin 'Adi mengucapkan satu perkataan kemudian pulang.

selanjutnya dia didatangi sereorang dari kaumnya yang mengadukan keluh kesahnya bahwa dirinya menemukan isterinya sedang bersama laki-laki lain yang bukan suaminya. Maka 'Ashim bin Adi berujar; 'aku tidak diuji dengan kasus ini selain karena ucapanku sendiri! ' Lalu ia bawa orang tadi menemui Nabi shallallahu 'alaihi wasallam dan memberitahukan kepada beliau tentang kejadian bahwa dia menemukan isterinya bersama laki-laki lai nyang ciri-cirinya berkulit kuning, dagingnya sedikit, rambutnya lurus, sedang laki-laki yang mengaku bahwa dia menemukan isterinya bersama orang lain berwarna coklat, gemuk, dan berbadan gempal berisi. …

Nabi shallallahu 'alaihi wasallam kemudian berdoa; "Ya allah, berilah kejelasan masalah ini." kemudian si wanita melahirkan bayi yang mirip dengan laki-laki yang dituduhkan suaminya bersama isterinya. Lantas Nabi shallallahu 'alaihi wasallam meli'an keduanya.

Ada seseorang bertanya kepada Ibn 'Abbas; 'Wanita itukah yang dimaksud oleh ucapan Nabi: "Sekiranya aku merajam wanita dengan tanpa bukti, niscaya kurajam wanita ini!"? ' Ibn Abbas menjawab; ' bukan! Itu adalah wanita yang menampakkan keburukan (zina) di dalam Islam

İbn Abbas r.a. şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzurunda liandan söz edildi. Asım b. Adiy bu konuda bir söz söylemiş, sonra evine gitmişti. Bundan sonra ona kendi kavminden olan bir kişi geldi ve kendi karısının yanında bir adamı yakaladığını söyleyip şikayette bulundu. Bunun üzerine Asım "Ben bu belaya ancak kendi sözümden dolayı uğramışımdır" dedi ve o adamı Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına götürdü.

Adam Efendimize karısını birlikte yakaladığı kişiyi haber verdi. Şikayetçi olan kişi sarı benizli, az etli, düz saçlı idi. Karısıyla birlikte yakaladığını iddia ettiği kişi ise esmer, kalın ve dolgun bacaklı, çok etli, şişman bir kimse idi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Allahümme beyyin= Allah'ım beyan buyur" dedi. Sonunda kadın kocasının yanında yakaladığını söylediği adama benzer bir çocuk doğurdu. …

Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu karı koca arasında lian yaphrdl. Abdullah b. Şeddad bulundukları mecliste Abdullah b. Abbas'a hitaben "İşte o kadın Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in "Eğer ben beyyinesiz olarak recm etseydim, işte bu kadını recm ederdim" buyurduğu kadındır deyince, İbn Abbas "hayır, o kadın, İslamda kötülüğü açıktan açığa işleyen bir kadındı" dedi.

Fethu'l-Bari Açıklaması: "Genelde çirkin fiile delalet eden bir şey yapmak" Bu başlıktan maksat, söz konusu fiilin hükmünün ne olduğudur. "Çirkin fiile delalet eden bir şey yapmak" tabirinden maksat, elde herhangi bir beyyine veya kişinin ikrarı olmaksızın genelde fuhşa delalet eden bir şey yapmak demektir. Başlıkta geçen ."lath", kötülük iftirasında bulunmaktır.

"Lataha fulanun bi keza" birisi birisine şöyle bir kötülük attı demektir. ......... ona bir kötülük attı ve töhmette bulundu demektir. Töhmet, bu fiil ile suçlanan kimseye normal yoldan bile olsa tahkik etmeksizin suçlamada bulunmak demektir. İmam Buhari bu konuda iki hadise yer vermektedir. Bunlardan birisi, Sehl b. Sa'd'ın karşılıklı !ian yapan karı-koca olayı hakkında naklettiği hadistir.

Bu hadis muhtasar olarak nakledilmiştir. Hadisin geniş bir açıklaması lian bölümünde geçmişti. Mühelleb şöyle demiştir: Hadisten bir kimse zina ile itham edilse bile elde beyyine veya kişinin ikrarı olmaksızın ona had cezası uygulanamayacağı anlaşılmaktadır. Nevevi şöyle demiştir: "Kötü bir şeyi ortaya koyma" kişinin o kötülükle meşhur olması, bunun yaygın hale gelmesi ancak ispat için bir beyyinenin bulunmaması ve o kişinin de suçunu itiraf etmemesi demektir.

Hadis bir kişinin işlediği suçun halk arasında yaygın hale gelmesi dolayısıyla ona had cezası uygulamanın gerekmediğine delildir

6857Abu HurayrahSahih

حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ، عَنْ ثَوْرِ بْنِ زَيْدٍ، عَنْ أَبِي الْغَيْثِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ

عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «اجْتَنِبُوا السَّبْعَ الْمُوبِقَاتِ». قَالُوا: يَا رَسُولَ اللَّهِ وَمَا هُنَّ قَالَ: «الشِّرْكُ بِاللَّهِ، وَالسِّحْرُ، وَقَتْلُ النَّفْسِ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ إِلاَّ بِالْحَقِّ، وَأَكْلُ الرِّبَا، وَأَكْلُ مَالِ الْيَتِيمِ، وَالتَّوَلِّي يَوْمَ الزَّحْفِ، وَقَذْفُ الْمُحْصَنَاتِ الْمُؤْمِنَاتِ الْغَافِلَاتِ»

The Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) said, “Avoid the seven great destructive sins.” They (the people!) asked, “O Messenger of Allah! What are they?” He said, “To join partners in worship with Allah; to practice sorcery; to kill the life which Allah has forbidden except for a just cause (according to Islamic law); to eat up usury (Riba), to eat up the property of an orphan; to give one’s back to the enemy and fleeing from the battle-field at the time of fighting and to accuse chaste women who never even think of anything touching chastity and are good believers.”

আবূ হুরাইরাহ (রাঃ) সূত্রে নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম হতে বর্ণিত। তিনি বলেছেনঃ তোমরা সাতটি ধ্বংসকারী বিষয় হতে বেঁচে থাক। তারা বললেন, হে আল্লাহর রাসূল! সেগুলো কী? তিনি বললেনঃ আল্লাহর সঙ্গে শরীক করা, জাদু, যথার্থ কারণ ছাড়া কাউকে হত্যা করা যা আল্লাহ্ হারাম করেছেন, সুদ খাওয়া, ইয়াতীমের মাল খাওয়া, জিহাদের ময়দান থেকে পিঠ ফিরিয়ে নেয়া, সাধ্বী বিশ্বাসী সরলমনা নারীদের প্রতি অপবাদ দেয়া।[1] [২৭৬৬]

ہم سے عبدالعزیز بن عبداللہ نے بیان کیا، انہوں نے کہا ہم سے سلیمان بن بلال نے بیان کیا، ان سے ثور بن زید نے بیان کیا، ان سے ابوالغیث سالم نے بیان کیا، اور ان سے ابوہریرہ رضی اللہ عنہ نے بیان کیا کہ نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے فرمایا ”سات مہلک گناہوں سے بچو۔

صحابہ نے عرض کیا: یا رسول اللہ! وہ کیا کیا ہیں؟ نبی کریم صلی اللہ علیہ وسلم نے فرمایا کہ اللہ کے ساتھ شرک کرنا، جادو کرنا، ناحق کسی کی جان لینا جو اللہ نے حرام کیا ہے، سود کھانا، یتیم کا مال کھانا، جنگ کے دن پیٹھ پھیرنا اور پاک دامن غافل مومن عورتوں کو تہمت لگانا۔“

Telah menceritakan kepada kami ['Abdul 'Aziz bin Abdullah] telah menceritakan kepada kami [Sulaiman] dari [Tsaur bin Zaid] dari [Abul Ghaits] dari [Abu Hurairah] dari Nabi shallallahu 'alaihi wasallam bersabda; "Jauhilah tujuh dosa besar yang membinasakan."

Para sahabat bertanya; 'Ya Rasulullah, apa saja tujuh dosa besar yang membinasakan itu? ' Nabi menjawab; "menyekutukan Allah, sihir, membunuh jiwa yang Allah haramkan tanpa alasan yang benar, makan riba, makan harta anak yatim, lari dari medan perang, dan menuduh wanita mukmin baik-baik melakukan perzinahan

Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir keresinde "Helak edici yedi şeyden sakınınız!" buyurdu. Sahabiler "Ya ResulaIlah! Nedir onlar?" diye sordular.

Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Allah'a ortak koşmak, sihir yapmak, Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymak, faiz kazancı yemek, yetim malı yemek, düşmana hücum sırasında savaştan kaçmak, namuslu, kötülüklerden habersiz mu'min kadınlara zina isnadında bulunmaktır.

" Fethu'l-Bari Açıklaması: "İffetii kadınlara zina iftirası atmak" onlara iftirada bulunmak demektir. Burada "el-muhsanat" kelimesinden maksat, iffetli ve hür kadınlar demektir. Bu, sadece evli kadınlar demek değildir. Tam tersine bakire olan kadına zina iftirasının cezası da bilginlerin icmaı ile aynıdır. Yukarıda zikredilen birinci ayet, iffete iftira suçunun cezasını açıklarken, ikincisi bunun büyük günahlardan olduğunu ifade etmektedir.

Karşılığında lanet veya azap tehdidi bulunan ya da had cezası getirilmiş olan bütün fiiller büyük günahtırlar. Bu konuda esas alınması gereken tanım budur. Böyle bir açıklamayla bu bölümde zikredilen hadisle iki ayet birbiriyle uyumlu hale gelmektedir. İffetli erkeklere zina iftirası atmanın hükmünün, iffetli kadınlara zina iftirasında bulunmayla aynı olduğu noktasında bilginlerin icmaı vardır.

Bundan sonraki bölümde açıklayacağımız üzere kölelere zina isnadında bulunmanın hükmü ihtilaflıdır. "Helak edici yedi şeyden sakınınız." Mühelleb şöyle demiştir: Büyük günahlara bu ismin verilmesi, onların bunları işleyen kimseleri helak etmesi sebebiyledir. Bizce burada"r-ll" kelimesi, büyük günah anlamındadır. Nesai ve Taberanl'nin rivayet ettikleri İbn Hibban ve Hakim'in sahih olarak degerlendirdikleri ve Ebu Hureyre ile Ebu Said'in naklettikleri bir hadise göre Nebi s.a.v."Beş namazı kılıp, yedi büyük günahtan kaçman hiçbir 'kul yoktur ki ona cennetin kapılan açılmasın" buyurmuştur.

(Nesai, Zekat; İbn Hibban, Sahih, V, 43; Hakim, el-Müstedrek, I, 316; Taberani, el-Mu'cemu'l-Kebir, IV, 128) İbn Abdusselam şöyle demiştir: Büyük günahın hiçbir itirazIa karşılaşmayacağı tanımına rastlamadım. Bence en uygun tarifi şudur: Büyük günah, işleyenin dinini hafife aldığını nasla bildirilen büyük günahların en küçüğünün gösterdiği kadar gösteren günahtır.

İbn Abdusselam bir de şunu der: Bazıları büyük günahı, işleyene tehdit veya lanet getirilen her türlü günahtır şeklinde tanımlamışlardır. Bizce bu son tanım diğerinden daha kapsamlıdır. Bu tanıma "ihlal edilmesi had cezası gerektirir" şeklinde bir ilave yapmak gerekir şeklinde bir itiraza yer yoktur. Çünkü hakkında had cezası uygun görülen her fiil, onu yapan kişiye yönelik tehditten hali değildir.

Kurtubl'nin el-Müfhim isimli eserinde yaptığı tarif büyük günah tanımlarının içinde en güzellerinden biridir: Kitap veya sünnetin ya da icmanın hakkında "büyük günah" deyimini kullandığı ya da karşılığında şiddetli bir ceza olduğu bildirilen veya had cezası konulan ya da şiddetli bir kınama yapılan fiiller büyük günahtır. Buna göre hakkında tehdit veya lanet ya da fısk terimlerinin kullanıldığı fiilleri Kur'an ya da sahih ve hasen hadislerden araştırmak ve gerek Kur'an, gerek sahih ve hasen hadislerde büyük günah olduğu bildirilen fiillere bunları eklemek uygun olur.

Bu fiillerin toplamı kaça ulaşırsa ulaşsın bundan o fiilleri bir bir sıralamayı öğrenmek mümkündür. Ben bunları biraraya toplamaya başladım. Allahu Teala'tan lütfu ve inayetiyle bunları yazmaya yardımcı olmasını dilerim. Hallmı, el-Minhac isimli eserinde şöyle der: Büyük ve küçüğü olmayan hiçbir günah yoktur. Bazen küçük günah belli bir karine dolayısıyla büyük günaha dönüşebilirken, bazen büyük günah aynı şekilde çirkin bir fiile dönüşebilir.

Bundan Allah'ı inkar etmek müstesnadır. Çünkü bu büyük günahların en çirkinlerindendir. Allah'ı inkar etme günahının küçüğü yoktur. Biz de şunu ekleyelim: Bununla birlikte bu günah da çirkin ve daha çirkin şeklinde iki kısma ayrılır. Halımı bundan sonra söylediklerine örnekler getirir. İkincisi ise haksız yere bir cana kıymak gibi bir fiildir.

Bu büyük günahtır. Bir kimse kendi usulünü (babası, babasının babası. .. ) veya füruunu (oğlu, oğlunun oğlu ... ) ya da kan bağı olan yakın akrabasını öldürse veya Harem' de veya haram olan ayda katı fiilini işlese bu bir çirkin fiildir (fahişe). Zina büyük bir günahtır. Bir kimse komşusunun hanımıyla veya kan bağı olan akrabasıyla ya da Ramazan ayında veya Harem bölgesinde bu fiili işleyecek olursa, bunun adı fahişedir.

içki içmek büyük günahtır ama Ramazan ayında gündüz içilirse veya Harem-i Şerif'te ya da açıktan açığa içilecek olursa bu da fahişedir. Nisab miktarından daha az bir değerde mal çalmak küçük günahtır. Malı çalınan kişinin bundan başka malı yoksa ve malı olmaması zaafa yol açıyorsa bu büyük günahtır. Halimi bu konuda daha bir çok örnek verir: Bu örneklerin çoğunda tenkit edilecek noktalar bulunmaktadır.

Fakat bu onun alametidir. Yapılan bu ayırım güzel bir metod olup, dikkate almakta herhangi bir sakınca yoktur. Büyük ve küçük günah ayırımının dayanağı mefsedetin ağırlığı veya hafifliğidir. Doğruyu en iyi Allahu Teala bilir

6858Abu HurayrahSahih

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ فُضَيْلِ بْنِ غَزْوَانَ، عَنِ ابْنِ أَبِي نُعْمٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضى الله عنه قَالَ: سَمِعْتُ أَبَا الْقَاسِمِ

صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: «مَنْ قَذَفَ مَمْلُوكَهُ وَهْوَ بَرِيءٌ مِمَّا قَالَ، جُلِدَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، إِلاَّ أَنْ يَكُونَ كَمَا قَالَ»

I heard Abu-l-Qasim (the Prophet (sallallahu alayhi wa sallam)) saying, “If somebody slanders his slave and the slave is free from what he says, he will be flogged on the Day of Resurrection unless the slave is really as he has described him.”

আবূ হুরাইরাহ (রাঃ) হতে বর্ণিত। তিনি বলেন, আমি আবুল কাসিম সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম-কে বলতে শুনেছি, যে কেউ আপন ক্রীতদাসের প্রতি অপবাদ আরোপ করল- অথচ সে তা থেকে পবিত্র যা সে বলেছে- ক্বিয়ামাত (কিয়ামত) দিবসে তাকে কশাঘাত করা হবে। তবে যদি এমনই হয় যেমন সে বলেছে (সে ক্ষেত্রে কশাঘাত করা হবে না)। [মুসলিম ২৭/৯, হাঃ ১৬৬০, আহমাদ ৯৫৭২]

ہم سے مسدد نے بیان کیا، کہا ہم سے یحییٰ بن سعید قطان نے بیان کیا، ان سے فضیل بن غزوان نے، ان سے عبدالرحمٰن بن ابی نعم نے اور ان سے ابوہریرہ رضی اللہ عنہ نے بیان کیا کہ میں نے ابوالقاسم صلی اللہ علیہ وسلم سے سنا، آپ نے فرمایا کہ جس نے اپنے غلام پر تہمت لگائی حالانکہ غلام اس تہمت سے بَری تھا تو قیامت کے دن اسے کوڑے لگائے جائیں گے، سوا اس کے کہ اس کی بات صحیح ہو۔

Telah menceritakan kepada kami [Musaddad] telah menceritakan kepada kami [Yahya bin Sa'id] dari [Fudhail bin Ghazawan] dari [Ibnu Abi Nu'm] dari [Abu Hurairah] radliallahu 'anhu mengatakan; aku mendengar Abul Qasim Shallallahu'alaihiwasallam bersabda; "Siapa yang menuduh budaknya berzina padahal ia tidak seperti yang diucapkannya, si penuduh akan didera pada hari kiamat terkecuali sebagaimana yang diucapkan (benar)

Ebu Hureyre r.a. şöyle demiştir: Ben Ebu'l-Kasım Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den işittim. Şöyle buyuruyordu: "Her kim maliki olduğu kölesine -söylediğinden berı olduğu halde- zina isnad ederse kıyamet gününde sapa ile dövülür. Ancak kölenin onun söylediği gibi olması müstesnadır." Fethu'l-Bari Açıklaması: imam Buhari yukarıya attığı başlıkta geçen "" kelimesini rivayette yer alan sözcüğe uyarak kullanmaktadır.

Yoksa bu konuda köle ile cariye arasında fark yoktur. Bu konudaki hüküm şöyledir: Bir köle iffete iftira suçu işlediğinde ister erkek, ister kadın olsun hürlere verilen cezanın yarısını alır. Çoğunluğu oluşturan fıkıh bilginlerinin görüşü bu doğrultudadır.

"Söylediğinden berı olduğu halde." Bu cümle, Arapça grameri açısından hal cümlesidir. "Ancak kölenin onun söylediği gibi olması hali müstesnadır." Yani bu durumda o kişiye iffete iftira cezası verilmez. Mühelleb şöyle demiştir: Bilginler, hür bir kimse bir köleye zina iftirasında bulunursa kendisine had cezası uygulamak gerekmediği konusunda görüş birliği etmişlerdir.

Bu hadis, sözkonusu hükmün isabetli olduğunu göstermektedir. Zira efendiye kölesine zina iftirası attı diye dünyada sopa cezası uygulamak gerekli olsaydı, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ahirette alacağı cezayı ifade ettiği gibi bunu da belirtirdi. Rasulullah'ın sözkonusu cezayı ahirete mahsus kılması, hür olan kimseleri kölelerden ayırmak içindir.

Ahirete gelince, efendilerin köle üzerindeki mülkiyetleri ortadan kalkmakta ve kölelerle hürler had cezası açısından birbirlerine eşit olmaktadırlar. Dolayısıyla bunlardan her biri, mağdur olan taraf affetmedikçe kısasen hakkını alır. Ahirette üstünlük sadece takva açısındandır. Biz de şunu ekleyelim: Mühelleb'in icma olduğu yolundaki nakli tartışılır.

Abdurrezzak'ın nakline göre İbn Ömer' e başkasına ait Ümmü Veled'e zina iftirası atan kimsenin durumu soruldu. Hz. Ömer şöyle cevap verdi: O kişiye hakir ve zelil kılıcı had cezası vurulur. Bu haber sahih bir isnadla rivayet edilmiştir. (Abdurrezzak, Musannef, VII, 439) Hasan-ı Basri ve Zahiriye alimlerinin görüşü bu doğrultudadır.

İbnü'l-Münzir şöyle demiştir: Bir ümm-ü velede zina iftirasında bulunan kimsenin hakkında bilginler ihtilaf etmişlerdir. İmam Malik ve bir grup bilgin, iftirayı atana had cezası uygulamak gereklidir demişlerdir. Efendinin ölümünden sonra yapılan iftira konusunda İmam Şafil'nin görüşüne yapılan kıyasın hükmü bu doğrultudadır. Efendinin ölümüyle ümm-ü veled hür olur diyen bütün görüşlerin mukayesesinden çıkan sonuç da budur.

Hasan-ı Basri'nin ümm-ü velede zina iftirasında bulunan kimseye had cezası uygulamak gerekmediği görüşünde olduğu nakledilmiştir. İmam Malik ve Şafii ise köle zannederek hür bir kimseye zina iftirasında bulunan kişiye had cezasını uygulamak gerekli olur demişlerdir

6860Abu HurayrahSahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا ابْنُ عُيَيْنَةَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، وَزَيْدِ بْنِ خَالِدٍ الْجُهَنِيِّ

قَالَا جَاءَ رَجُلٌ إِلَى النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ أَنْشُدُكَ اللَّهَ إِلاَّ قَضَيْتَ بَيْنَنَا بِكِتَابِ اللَّهِ. فَقَامَ خَصْمُهُ وَكَانَ أَفْقَهَ مِنْهُ فَقَالَ صَدَقَ، اقْضِ بَيْنَنَا بِكِتَابِ اللَّهِ، وَأْذَنْ لِي يَا رَسُولَ اللَّهِ.

فَقَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «قُلْ». فَقَالَ: إِنَّ ابْنِي كَانَ عَسِيفًا فِي أَهْلِ، هَذَا فَزَنَى بِامْرَأَتِهِ، فَافْتَدَيْتُ مِنْهُ بِمِائَةِ شَاةٍ وَخَادِمٍ وَإِنِّي سَأَلْتُ رِجَالاً مِنْ أَهْلِ الْعِلْمِ فَأَخْبَرُونِي أَنَّ عَلَى ابْنِي جَلْدَ مِائَةٍ وَتَغْرِيبَ عَامٍ، وَأَنَّ عَلَى امْرَأَةِ هَذَا الرَّجْمَ.

فَقَالَ: «وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لأَقْضِيَنَّ بَيْنَكُمَا بِكِتَابِ اللَّهِ، الْمِائَةُ وَالْخَادِمُ رَدٌّ عَلَيْكَ، وَعَلَى ابْنِكَ جَلْدُ مِائَةٍ وَتَغْرِيبُ عَامٍ، وَيَا أُنَيْسُ اغْدُ عَلَى امْرَأَةِ هَذَا فَسَلْهَا، فَإِنِ اعْتَرَفَتْ فَارْجُمْهَا». فَاعْتَرَفَتْ فَرَجَمَهَا

A man came to the Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) and said, “I beseech you to judge us according to Allah’s Laws.” Then his opponent who was wiser than he, got up and said, “He has spoken the truth. So judge us according to Allah’s Laws and please allow me (to speak), O Messenger of Allah (sallallahu alayhi wa sallam).”

The Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) said, “Speak.” He said, “My son was a laborer for the family of this man and he committed illegal sexual intercourse with his wife, and I gave one-hundred sheep and a slave as a ransom (for my son), but I asked the religious learned people (regarding this case), and they informed me that my son should be flogged onehundred stripes, and be exiled for one year, and the wife of this man should be stoned (to death).”The Prophet (sallallahu alayhi wa sallam) said, “By Him in Whose Hand my soul is, I will Judge you (in this case) according to Allah’s Laws.

The one-hundred (sheep) and the slave shall be returned to you and your son shall be flogged one-hundred stripes and be exiled for one year. And O Unais! Go in the morning to the wife of this man and ask her, and if she confesses, stone her to death.” She confessed and he stoned her to death.

আবূ হুরাইরাহ ও যায়দ ইবনু খালিদ জুহানী (রাঃ) হতে বর্ণিত। তারা বলল, এক লোক নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম-এর নিকট এসে বলল, আমি আপনাকে আল্লাহর কসম দিয়ে বলছি আপনি আমাদের মাঝে আল্লাহর কিতাব মুতাবিক ফায়সালা করবেন।

তখন তার প্রতিপক্ষ দাঁড়াল, সে ছিল তার চেয়ে বেশি বিজ্ঞ এবং বলল, সে ঠিকই বলেছে। আপনি আল্লাহর কিতাব মুতাবিক আমাদের মাঝে ফায়সালা করে দিন এবং আমাকে অনুমতি দিন, হে আল্লাহর রাসূল!

নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম তাকে বললেনঃ বল। তখন সে বলল, আমার ছেলে এই লোকের পরিবারে মজুর ছিল, সে তার স্ত্রীর সঙ্গে যিনা করে বসে। ফলে আমি একশ’ ছাগল ও একটি গোলামের বিনিময়ে তার সঙ্গে আপোস করে নেই।

তারপর ক’জন আলিমকে জিজ্ঞেস করি। তাঁরা আমাকে জানালেন যে, আমার ছেলের ওপর একশ’ বেত্রাঘাত ও এক বছরের নির্বাসন। আর এ ব্যক্তির স্ত্রীর উপর রজম। তখন নবী সাল্লাল্লাহু আলাইহি ওয়াসাল্লাম বললেনঃ ঐ সত্তার কসম যাঁর হাতে আমার প্রাণ! আমি অবশ্যই আল্লাহর কিতাব মুতাবিক তোমাদের মাঝে ফায়সালা করব। একশ’ (ছাগল) আর গোলাম তোমার কাছে ফেরত দেয়া হবে।

আর তোমার ছেলের উপর আসবে একশ’ বেত্রাঘাত ও এক বছরের নির্বাসন। হে উনাইস! তুমি সকালে মহিলার কাছে গিয়ে তাকে জিজ্ঞেস করবে। যদি সে স্বীকার করে তবে তাকে রজম করবে। সে স্বীকার করল। কাজেই তাকে সে রজম করল। [২৩১৪, ২৩১৫; মুসলিম ২৯/৫, হাঃ ১৬৯৭, ১৬৯৮]

Telah menceritakan kepada kami [Muhammad bin Yusuf] telah menceritakan kepada kami [Ibnu Uyainah] dari [Az Zuhri] dari [Ubaidullah bin Abdullah bin Utbah] dari [Abu Hurairah] dan [Zaid bin Khalid Al Juhani] mengatakan, Seorang laki-laki mendatangi Nabi shallallahu 'alaihi wasallam dan berujar; 'Saya bersumpah kepadamu dengan nama Allah, hendaknya engkau memutuskan diantara kami dengan kitabullah.'

Lantas lawan sengketanya yang lebih faqih darinya berdiri dan berkata; 'Ia benar, putuskanlah diantara kami dengan kitabullah, dan perkenankan saya ya Rasulullah untuk bicara!

' Nabi menjawab; "Silahkan bicara". Ia meneruskan; 'anak saya menjadi pekerja orang ini, kemudian dia berzina dengan isterinya, maka aku menebusnya dengan seratus ekor kambing dan satu pelayan.

Aku kemudian bertanya kepada beberapa orang ahlul ilmu dan mereka memberitahukan kepadaku bahwa anakku didera seratus kali dan diasingkan selama setahun dan wanita ini dirajam.'

Lantas Nabi bersabda: "Demi Dzat yang jiwaku berada di tangan-NYA, sungguh aku akan putuskan diantara kalian berdua, seratus ekor kambing dan pelayan dikembalikan kepadamu, kemudian anakmu didera seratus kali dan diasingkan selama setahun, dan engkau hai Unais Al Aslami, temuilah si wanita dan tanyailah, jika ia mengakui maka rajamlah!" Si Wanita akhirnya mengaku dan dia merajamnya

Ebu Hureyre ile Zeyd b. Halid el-Cühenı şöyle anlatmışlardır: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bir gün bir adam geldi ve "Ya Resulallah' Allah adına aramızda onun kitabıyla hüküm vermeni istiyorum" dedi. Bunun üzerine davalı olan şahıs da ayağa kalktı. Bu kişi ondan daha anlayışlı birisi olarak "(evet) o doğru söyledi, aramızda Allah'ın kitabı ile hükmet ve (davamı arzetmek üzere) bana izin ver Ya Resulallah!"

dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona "söyle!" buyurdu. O da şöyle anlattı: Benim oğlum bu adamın yanında ücretli çalışıyordu. Onun eşi ile zina etmiş. Ben bu adama yüz koyun ve bir de hizmetçi fidye verip oğlumu kurtardım. Sonra bu meseleyi ilim sahibi olan kimselere sordum. Onlar bana henüz bekar olan oğluma yüz değnekle bir yıl sürgüne gönderme cezası, bunun hanımına da recm cezası gerektiğini haber verdiler, dedi.

Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Kudreti sayesinde yaşadığım Allah'a yemin ederim ki sizin aranızda elbette aziz ve celil olan Allah 'm kitabı ile hüküm vereceğim. Yüz koyun ve hizmetçi sana geri verilecek, oğluna da yüz değnek vurulacak ve bir yıl sürgüne gönderilecek Ey Uneys! Bu adamın hanımma git, onu sorup bu konuyu araştır!

Eğer bu hanım zina suçunu (sabit olacak tarzda) itiraf ederse, onu recm et" buyurdu. Uneys kadına gitti. Tahkikat sırasında kadın zina ettiğini itiraf edince, ona recm cezası uyguladı

The Hadith and the Qur'an.
On your phone, offline.

Seventeen collections, the whole Qur'an and Identify, free in the app.